“Gençler, bizim çektiklerimizi çekmemek ve bu halka çektirmemek için, siz de Atatürk'ü unutmayınız. Mustafa Kemal bizimdi, Atatürk sizindir."
Falih Rıfkı Atay...
#Atatürk
19 Mayıs'tan 1919'dan;
-19 gün sonra 8 Haziran'da, Savunma Bakanı geri çağırır.
-34 gün sonra 23 Haziran'da, İçişleri Bakanı yetkisini alır.
-44 gün sonra 2/3 Temuz'da, Padişah İstanbul'a çağırır.
-50 gün sonra 8/9 Temmuz'da, Padişah görevden alır.
-11 Mayıs 1920'de idam cezası verilir.
Ve Milli Mücadele'yi Padişah başlatmış öyle mi?
Nutuk’ta, “1919 yılı Mayıs'ının 19’uncu günü Samsun'a çıktım...” diye başlar…
Son sayfada, şu sözler yer alır:
“Bu sonucu, Türk gençliğine emanet ediyorum.”
Bu sözleri okurken, sesi titrer ve gözleri nemlenir…
Çünkü en büyük eseri Cumhuriyet’i, gençlere emanet ediyordu.
Atatürk, 19 Mayıs’ı, bayram olarak gençlere armağan eder.
14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü kutlu olsun.
1923’te Cumhuriyeti ilan edilirken Türkiye’de nüfusun % 85’i köylerde yaşıyordu. Halkın temel geçim kaynağı tarımdı. Ancak tarım ilkel yöntemlerle yapılıyor, pek çok arazi ekilmeden öylece boş duruyordu. Çiftçi topraksız, parasız ve bilgisizdi. Tarımsal üretim çok yetersizdi.
BAŞÇİFTÇİ
Atatürk, “Türkiye’nin gerçek sahibi ve efendisi, gerçek üreticisi olan köylüdür,” diyerek yola çıktı.
Atatürk’ün, 8 Nisan 1923 tarihli “9 Umde Beyanname”sinin 3. ve 5. maddeleri tarımla ilgiliydi.
1923’te İzmir İktisat Kongresi’nde tarımla ilgili ilk önemli kararlar alındı.
1924’te “Köy Kanunu” çıkarıldı.
1925’te köylüyü, çiftçiyi ezen “Aşar Vergisi” kaldırıldı.
1929’da “Tarım Kredi Kooperatifleri” kuruldu.
“Ziraat Bankası” çiftçiye en uygun şekilde kredi verecek biçimde yeninden yapılandırıldı.
Tarım eğitimi için yurt dışına öğrenci gönderildi. Örneğin, 1928’deki büyük kuraklık nedeniyle Cumhuriyeti kuranlar kuru tarıma yöneldi. Atatürk’ün isteği ile Numan Kıraç, kuru tarım eğitimi için ABD’ye gönderildi. Kıraç, 1931’de yurda dönünce Eskişehir’de “Dry Farming Deneme İstasyonu”nu kurdu.
Eğitimde başöğretmen olan Atatürk, tarımda da başçiftçi oldu. 1925’te Ankara’da “Atatürk Orman Çiftliği”ni kurdu. Başka yerlerde de başka çiftlikler kurdu. Atatürk’ün örnek çiftliklerinde modern tarım ve ileri hayvancılık teknikleri uygulandı. Ziraat Enstitüsü ve tarım okullarında okuyan öğrenciler buralarda staj yaptı.
1930’da Ankara’da kurulan “Yüksek Ziraat Mektebi,” 1933’te ziraat, orman, baytar, ziraat sanatları ve tabiat ilmi adlı 5 bölümden oluşan “Yüksek Ziraat Enstitüsü”ne dönüştürüldü. Bu enstitüye çok sayıda Alman profesör getirildi.
1930’da “Hayvan Sağlık Memurları Okulu”, Bursa, Eriklice, Antalya, Diyarbakır’da “İpek Böcekçiliği Okulları” açıldı. Bursa’daki okul 1939’da “İpek Böcekçiliği Enstitüsü” oldu.
Osmanlı’dan kalan 3 ziraat okulu iyileştirildi. Bunlara ek olarak Ankara, Kastamonu, Sivas, İzmir, Balıkesir, Bursa, Erzincan, Adana, Erzurum, Çorum’da “Uygulamalı Ziraat Okulları” açıldı. Ankara ve Adana’da da “Tarım Makinist Okulları” açıldı. 1943-1947 arasında 5 “Teknik Ziraat Okulu” ve 2 “Teknik Bahçıvanlık Okulu” açıldı.
1930’da İstanbul, Bursa, İzmir, Adana’da “Orta Ziraat Okulları” açıldı.
1923-1938 arasında ülke genelinde çeşitli fidanlıklar kuruldu. 1938’de halka 3.022.960 fidan dağıtıldı.
Köylüye süne böceğine dayanıklı buğday tohumu, 6 çeşit çeltik tohumu ve pamuk tohumu dağıtıldı. Çiftçiye dağıtılan yabancı tohumlar gümrük vergisinden muaf tutuldu. Önceleri Avrupa’dan, Amerika’dan ve Kıbrıs’tan alınan tohumlar halka dağıtılırken, 1926’dan itibaren “tohum ıslah” çalışmalarına başlandı.
1926-1948 arasında İstanbul, Eskişehir, Adapazarı, Ankara, Kayseri, Antalya, Erzurum, Samsun’da “Tohum Islah İstasyonları”; Ordu, Çorum, Erzurum ve Atatürk’ün örnek çiftliklerinde “Deneme Tarlaları”; İstanbul, Adapazarı, Eskişehir, Ankara, Antalya, Samsun, Erzurum’da “Tohum Üretme Çiftlikleri” kuruldu.
1938’de “Köy ve Ziraat Kongresi” toplandı.
12 Şubat 1937’de “Zirai Kombinalar İdaresi” kuruldu. Atatürk, 11 Temmuz 1937’de örnek çiftliklerini hazineye bağışladı. Bu çiftlikleri y��netmek için 1 Ocak 1938’de “Devlet Ziraat İşletmeleri Kurumu” oluşturuldu. 1938’de “Toprak Mahsulleri Ofisi” kuruldu. 1940’ta Milli Korunma Kanunu’nun çıkarılmasından sonra boş devlet arazilerinde Tarım Bakanlığının devlet adına tarım yapmasına izin verildi. 1 Mart 1950’de “Zirai Kombinalar” ve “Devlet Ziraat İşletmeleri” birleştirilerek “Devlet Üretme Çiftlikleri” kuruldu.
1923'te ekmeklik un ithal eden Türkiye Cumhuriyeti, başarılı tarım politikaları sonunda 1938 yılında buğday ihraç etmeye başladı.
3 Mayıs 1918,
Atatürk'ün Fenerbahçe Kulübü'nü ziyareti ve hatıra defterine yazdıkları: “Fenerbahçe Kulübü'nün her tarafta takdir edilmiş çalışmalarını işitmiş ve bu gayreti gösterenleri tebrik etmeyi vazife edinmiştim... Takdir ve tebriklerimi buraya kaydetmekle övünüyorum.”
Atatürk’ün izinde yürüyen tüm spor kulüplerine selam olsun.
#Fenerbahce
Fikirleriyle ölümsüzdür. 👇
"Kaderini, KENDİNİ ZİNCİRE VURAN ŞAHISLARA terk eden milletler, O ŞAHISLARIN keyif ve emellerine oyuncak olmaya karar vermiş, razı olmuş sayılırlar. Bu türlü milletler, talihlerini ellerine bıraktığı insanlar başarılı oldukça, o insanların daha kuvvetli baskısı altında kalırlar. Başarılı olamazlarsa felaket, yıkım, yalnız o insanların değil, onlara tabi olan toplumun başına gelir. O halde her iki ihtimalde de böyle bir millet felakete maruz ve mahkûmdur.” (M.Kemal Atatürk)
25 Nisan 1915: I. Dünya Savaşı'nda Çanakkale Cephesinde Kara Savaşları başladı.
👉Çanakkale Savaşları 18 Mart 1915'de Deniz Zaferi'nin kazanılması ile bitmedi. 25 Nisan 1915'te 8 aydan fazla surecek Çanakkale Kara Savaşları başladı. Kara Zaferleri kazanıldı.
👉Düşman, 25 Nisan 1915 sabahı Arıburnu ve Seddülbahir'den Gelibolu Yarımadası'na çıkarma yaptı.
👉Arıburnu'nda düşmanı ilk olarak Şefik Aker'in komutasındaki 27. Alay'ın kıyıdaki askerleri (2. Tabur askerleri)
karşılamış, bu kuvvetler aynı alay tarafından Eceabat'tan gelen kuvvetlerle takviye edilmesine karşın zaman ilerledikçe düşman karşısında erimeye başlamıştı. Bölgeyi savunmakla görevli bu alayın yardıma ihtiyacı vardı.
👉25 Nisan 1915 sabahı ordu ihtiyatı olarak Bigalı köyünde bulunan Yarbay Mustafa Kemal'in 19.Tümen'inden Arıburnu bölgesindeki çıkarmaya karşı BİR TABUR istendi.
Ancak 19.Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal, kendisine ulaşan raporları değerlendirdikten sonra inisiyatif kullanıp bölgeye BİR TABUR YERİNE BİR ALAY (57.ALAY), TOPÇU (DAĞ) BATARYASI ve SIHHİYYE TABURU ile gitmeye karar verdi.
İşte o sabah Yarbay Mustafa Kemal'in bu kararı ve başarılı uygulaması, tarihin akışını değiştirdi.
Yarbay Mustafa Kemal, saat 10.00 gibi emrindeki 57. Alay ile bölgeyi savunmakla görevli 27. Alay'ın yardımına yetişti. 57. Alay'ı, "Ben size taarruzu değil ölmeyi emrediyorum..." diyerek düşmanın üstüne gönderdi. Bütün gün boyu muharebeyi başarıyla yönetti.
👉25 Nisan 1915 sabahı 5 ayrı noktadan Seddülbahir'e çıkan düşmana ise Binbaşı Mahmut Sabri Bey'in komutasındaki 9. Tümenin 26. Alayı kahramanca direndi.
👉Yarbay Mustafa Kemal, 25 Nisan sabahı eğer inisiyatif kullanıp bir ALAY ve TOPÇU BATARYASI ile değil de kendisinden istendiği gibi sadece bir TABURLA bölgeye gitmiş olsaydı Arıburnu'nda yönelik Anzak çıkarması büyük olasılıkla başarılı olabilir ve Çanakkale Kara Savaşı başladığı ilk gün kaybedilebilirdi. Gerçek şu ki Yarbay Mustafa Kemal, tam gerekli olduğu anda 27.Alay'ın yardımına yetişerek, daha sonra 19. Tümen'in diğer adaylarını da muharebeye sokup başarıyla yöneterek düşmanının taarruzunu geri püskürttü.
Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere Çanakkale'yi geçilmez yapan kahraman komutanlarımızı ve fedakar Mehmetçiklerimizi saygı, minnet ve rahmetle anıyorum.
Atatürk'ün Mirası LAİK CUMHURİYET
Ne diyordu Medeniyetler Çatışması kitabında Samuel Huntington: "Atatürk'ün mirası laik Cumhuriyet'ten vazgeçin" diyordu.
Ne diyor ABD'nin Türkiye Büyükelçisi T. Barrack: "Osmanlı millet sistemine dönün" diyor. "Sizin için en iyisi monarşi veya meşrutiyet" diyor.
Ne diyor içimizdeki siyasal dinci: "Laikliği anayasa çıkaralım" diyor.
Biz ne diyoruz?
Türkiye’de düşünce ve vicdan özgürlüğünün, ulusal egemenliğin ve demokrasinin, çağdaş hukukun, kadın haklarının, sosyal hukuk devletinin, yurttaşların eşitliğinin, ulus bilincinin, ulusal birlik bütünlüğün, fırsat eşitliğinin, adaletin, liyakatin, bilimin, sanatın, akılcı ve bilimsel eğitimin, ekonomik kalkınmanın, tam bağımsızlığın, uygar yaşamın ve barışın güvencesi “Atatürk’ün Mirası Laik Cumhuriyet’tir. Türkiye’de Atatürkçü düşünceyi ve laik Cumhuriyet’i savunmak bütün bu değerleri savunmaktır; Atatürk’ün mirasına sahip çıkmaktır.
ABD emperyalizmine ve içerideki işbirlikçilerine karşı "Laik Cumhuriyeti" savunmaya devam edeceğiz. Türkiye Cumhuriyeti'nde laikliği savunmak değil, laikliği yıkmaya çalışmak suçtur.
Köy Enstitüleri, bilinçli bir tercih olan cehalet tarafından yıkıldı.
Köy Enstitüleri Kuvay-ı Milliye gibi millidir. Parlayan bir yıldızdı. Kapatıldı ve bugünlere gelindi.
#köyenstitüleri
Atatürk: “Laiklik, sadece din ve dünya işlerinin ayrılması demek değil; vicdan, ibadet ve din özgürlüğü demektir.”
Türkiye; Irak, Suriye, Afganistan olmamışsa Laiklik sayesindedir. Değerini bilelim.
Büyük Atatürk’ü saygı ve minnetle analım.
Cehalet bilinçli bir tercih.
#ATATÜRK
NE OLDU BİZE...?
İnek Şaban mesela…
Neydi acaba mezhebi?
Alevi miydi Belgin Doruk, Sünni miydi Ayhan Işık?
Kürt kökenli miydi, yoksa Çerkez miydi Sadri Alışık?
Şakayla karışık sormuyorum bunları…
Kaçımız biliyordu veya doğrusu hiç merak eden olur muydu, Sami Hazinses'in Ermeni olduğunu?
Türkan Şoray, Fatma Girik, Filiz Akın, Hülya Koçyiğit, dört yapraklı yonca… İster türbanlı ol, ister çarşaflı, saçlarını örtmedikleri için sevmeyen var mıydı onları?
Ömercik'e kahrolmayan Musevi, Ayşecik'e gözyaşı dökmeyen Rum var mıydı?
Hulusi Kentmen gibi dedesi olmasını kim istemezdi ki… Peki, hiç kimse düşündü mü bugüne kadar, Hulusi Kentmen'in umreye gidip gitmediğini?
Bizans'ı haşat eden Cüneyt Arkın yabancı düşmanı mıydı?
Hem Karaoğlan, hem Tarkan, yani Kartal Tibet neciydi?
Kaptan Ediz Hun, subay İzzet Günay, savcı Fikret Hakan, polis Ekrem Bora, şafak bekçisi pilot Göksel Arsoy, Jön Türkler'imiz… Osmanlı aleyhtarı mıydı?
Mirasını komple Mehmetçik Vakfı'na bırakan Zeki Müren, darbeci miydi?
Milli duygularımızı doruğa çıkaran efsane film “Bir Millet Uyanıyor”un görüntü yönetmeni Kriton İlyadis, hangi milletin uyanışını anlattı o filmde, Japon milletinin mi?
Emel Sayın'la Tarık Akan'ın şarkılar söyleyerek el ele dolaşmasına sevinmeyen…
Bıraktık mezhebi kökeni filan, Adile Naşit'i Münir Özkul'u sevmeyen insan, insan mıdır?
Siyah beyaz ama, rengarenk değil miydik?
Gençler, sorun büyüklerinize…
Şu veya bu ayrımı var mıydı mahallede?
Elbette farklı farklıydık ama, hepimiz değil miydik?
Birlikte üzülür birlikte sevinir, birlikte güler birlikte ağlamaz mıydık?
Lefter'e milli takım kaptanlığını mesela, Niko'ya ay yıldızlı formayı Lozan Antlaşması gereğince mi vermiştik?
Var mı o günleri özlemle iç çekerek anmayan?
Paylaş ki herkes okusun.
Göçmen Kızı
İnsan olamadıktan sonra ne olduğunuzun pek bir önemi yok ...🍁🍂🙆♀️
Atatürk'ün aşama aşama inşa ettiği Laik Cumhuriyet, 3 Nisan 1930'da 1580 Sayılı Belediye Kanunu ile yerel yönetimlerde (belediyelerde) Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı tanıdı.
Atatürk'ün Mirası LAİK CUMHURİYET
Atatürk'ün, "en büyük eserim" dediği Cumhuriyet, sadece bir yönetim biçimi değil, her şeyden önce bir zihniyet devrimidir. Bu devrimin temelinde laiklik vardır.
Genelde sanıldığı gibi Türkiye'de Cumhuriyet bir günde kurulmuş değildir. Atatürk, 1923'te ilan edilen Cumhuriyeti, 1923-1938 yılları arasında sıralı devrimlerle aşama aşama inşa etmiştir. Bu inşa sürecinde Cumhuriyet laikleştirilmiştir. Ancak laik Cumhuriyet binasının inşası tamamlanmadan çeşitli saldırılara uğramaya başlamıştır.
Cumhuriyetin kuruluş felsefesi, kuruluş ayarları, Cumhuriyet birikimi, tartışılan tarihi olaylar, Cumhuriyet'in harcında emeği geçen kişiler ve daha fazlası...