Çerçeve yasaya karşı Zafer Partisi, BTP, Kutlu Parti, Yeni Yol Partisi ve Adalet Partisi’nin oluşturduğu muhalefet bloğuna katılması beklenen İYİ Parti’den beklenmedik bir rest geldi.
Genel Başkan Müsavat Dervişoğlu’nun "Ben birilerinin dayatmasıyla ittifak yapmam" çıkışı, yasal düzenlemeye karşı ortak bir duruş koymak yerine bireysel siyasi kaygıların ve hesapların öne çıkarıldığı eleştirilerini beraberinde getirdi.
💥Turancı Dernekler Birliği Kayseri İl Başkanı Rabia Coşkun, ‘çerçeve yasa’yı protesto sırasında kullandığı ifadeler nedeniyle gözaltına alındı.
Coşkun’un gözaltına alınmasına sebep olan ifadeleri:
“•Abdullah Öcalan denen eşkıya İmralı'dan ancak tabutla çıkabilir. Çıktıktan sonra İmralı'ya ancak tabutla girebilir.
•Türk milleti bebek katili teröristbaşı için bir mermi ayırmıştır. Bu yetişen yiğitlerin her biri, İmralı'dan o bebek katili çıktığında o ayrılan mermiyi alnının ortasına sıkmak için gün beklemektedir.
•O bebek katilini çıkardığınız an bu vatanın bağrında yetişen yiğitler onu öldürecektir. Kimse şehitlerimizin katilinin özgürlüğünü isteyemez!
•Abdullah Öcalan'a bir mermi ayırdık, çıkarırsanız öldüreceğiz!"
OSMANLI'DA KUR'AN VE MEAL?
Önce şunu bileceğiz:
600 yıllık Osmanlı döneminde Kur'an-ı Kerim'in bir tek Türkçe meali yoktur, yazılmamıştır. Bırakınız Türkçe Meal yazmasını orijinal Arapça Kur'an basımı bile 1871'e kadar hem yoktu hem yasaktı!
1852'den itibaren Osmanlı topraklarına İran - Hindistan üzerinden, kaçak yollarla Kur'an (Türkçe meal değil) gelmeye başlamıştı ve bunları bulundurmak yasaklanmıştı. Arşivlerimize göre yasağın gerekçesi, Kur’an’ların sırf para kazanmak amacıyla yazılması ve baskılarda yeterli derecede hassasiyet ve hürmetin gösterilmemesiydi.
1873'e kadar Kur'an-ı Kerim ancak hattatlar tarafından yazılırdı. Haliyle hem adedi az hem maliyeti yüksekti. Orta halli bir müslümanın evinde Kur'an bulundurması neredeyse imkansızdı tabi.
29 Haziran 1873'te Osmanlı Maarif Nezareti’ne ilk defa "Beş yüz bin nüsha muhtelif ebatlarda Kur’an basılması" yetkisi verildi. (Matbaalı döneme geçiyoruz)
04 Ocak 1875'te Şekerzade Mehmed Efendi'nin yazdığı Kur’an, bir heyet tarafından gözden geçirilip onaylandıktan sonra ahaliye maliyetine satıldı ve bunun devamı geldi.
1875'e kadar Osmanlı İmparatorluğu vatandaşlarının Arapça Kur’an’la tanışmalarının özeti budur.
Türkçe Meal mi?
Yahu 1875'e kadar Arapça Kur'an bile yoktu ki Türkçe Meali olsun!
2. Abdulhamid (1876 -1909) döneminde kimi Türkçe Meal teşebbüsleri olmuşsa da bizzat Sultan emriyle bunlar da yasaklandı.
Abdülhamid Beylerbeyi Sarayı’nda ikamet ettirildiği dönemde bir gazetede Kur’an meali çıkarılacağına dair Tercüman gazetesinde bir haber okuduğunda:
“Tercüme nasıl olur, buna ne hacet? Kaldı ki tercüme caiz değildir. Mesela (Elif, Lam, Mim) nasıl tercüme edilecek kabil mi? Ayetteki meâni (anlamları) tercüme edilemez. Harfiyen tercüme edilse mana kaybolur. Bence böyle şeylere teşebbüs iyi değildir” görüşündeydi.
1908’den itibaren -her ne kadar tercüme ismi kullanılmasa da- çeşitli dergilerde Kur’an ayetleri “tefsir” adı altında çevrilmeye başlandı.
1914 yılına gelindiğinde İbrahim Hilmi adlı bir yayınevi sahibi tarafından Kur’an-ı Kerim Tercüme ve Tefsiri adı altında Kur’an’ın bazı kısımlarının Türkçe çevirisini içeren bir baskı yapılmıştır. Fakat çevirmenin Suriyeli bir Hıristiyan Arap olduğunun anlaşılması üzerine Şeyhülislamlık bu baskının dağıtımını yasakladı.
Osmanlı Şeyhülislamlarından Mustafa Sabri Efendi, Kur'an tercümelerine, bu türden faaliyetlere şiddetle karşı çıkıyordu. Mustafa Sabri anlayışına karşı çıkan diğer kesim ise şöyle itiraz ediyorlardı:
"Sizler, Kur’an’ın herkesin fehmine takrip olunmasını, tercümeyi tecviz etmeyerek, imkânsız görerek, tercümeleri beğenmeyerek caiz görmeyen Müslümanlardansınız. Bizler ise Kuran’ın hitabı umumidir, her Müslüman onu anlamakla mükelleftir. Kim olursa olsun her Kur’an’ı anlayan, elinden geldiği dilinin döndüğü kadar o Kitab-ı Celil'i istediği lisana tercüme edecek, herkese anlatacaktır diyen Müslümanlardanız."
Tabi Türkçe Meal'i savunanlar her ne kadar böyle düşünse de ulemanın sert tepkisi karşısında hep geri adım atmak zorunda kaldılar.
Osmanlı ömrünü böyle tamamladı işte.
29 Ekim 1923'de Cumhuriyet’in ilanı ile birlikte bu alanda da ciddi bir kırılma yaşandı. Bizzat TBMM'nin desteği ile Kur'an’ın tercüme ve tefsiri işine girişildi.
Elmalılı Hamdi Yazır tarafından üstlenilen tefsir ve tercümeler 1935 ve 1938 yılları arasında basıldı ve müslüman ahali nihayet Kur'an'la birinci elden tanıştı...
●
Ne Osmanlı'yı toptan reddettiğim ne Cumhuriyet'i toptan kutsadığım için değil, lakin bir müslüman olarak insan sormadan geçemiyor:
"Kur'an-ı Kerim'in bir tek Türkçe mealini yazdırmamış/yazdıramamış 600 yıllık Osmanlı İmparatorluğu İslâm'ın hâmisi görülürken,100 yılda 200'den fazla Meal 30'dan fazla tefsir üretmiş, Kutsal Kitab'ımızı 27 ayrı dil ve lehçede tercüme ettirerek mesajını dünyaya duyurmaya çalışan Cumhuriyet dönemi kimilerince 'gavur' sayılıyor? Sizce de garip değil mi?"
Rabbimiz "Sana bu mübarek Kitab'ı âyetlerini düşünsünler ve aklı olanlar öğüt alsınlar diye indirdik" buyuruyor. (Sad 29)
Bizi Kitabullah ile buluşturan, mesajlarını düşünüp öğüt almamıza vesile olanlardan Allah razı olsun.
Hangi dönemde olurlarsa olsunlar, hepsinden...
📷 Mustafa TULUKCU
Yasa
Bazen bin yıllık devletlerin bile “kendi iradesi” tartışılır.
Devletlerin ne kadar hareket edebileceğini ekonomileri, orduları, ittifakları, enerji bağımlılıkları ve uluslararası güç dengeleri belirler. Yani koskoca devletlerin dahi mutlak bir hareket serbestisi yoktur.
Şimdi bunu akılda tutun.
Silahı bir yerden,
mühimmatı başka yerden,
parayı başka kanallardan,
erzağı ve lojistiği başka ağlardan,
siyasi desteği başka başkentlerden,
uluslararası meşruiyet veya diplomatik korumayı ise bambaşka güç odaklarından sağlayan silahlı bir yapıyı düşünün.
Böyle bir yapının varlığının dahi dışarıdaki çok sayıda çıkar ve güç ilişkisine bağlı olduğunu kabul edip, sıra silah bırakmasına gelince:
“Tamamen kendi iradesiyle karar verdi.”
demek, açıklanmaya muhtaç bir varsayımdır.
Burada kimseye hakaret etmiyorum; bir siyasi ve jeopolitik iddianın mantıksal tutarlılığını sorguluyorum.
Devletlerin iradesini bile güç dengelerinden bağımsız okuyamıyorsanız, çok sayıda dış kaynağa bağımlı silahlı bir örgütün stratejik kararlarını da bu ilişkilerden bütünüyle bağımsızmış gibi okuyamazsınız.
Mesele “silah bırakıldı mı?” sorusundan ibaret değildir.
Asıl sorular şunlardır:
Kim istedi?
Kim ikna etti?
Kim garanti verdi?
Kim karşılığında ne aldı?
Hangi aktörün çıkarı değişti?
Ve silahın bırakılması, hangi daha büyük siyasi düzenlemenin parçasıdır?
Bunları sormak komplo teorisi değildir.
Bunları sormadan “kendileri karar verdiler” demek ise jeopolitiği, bir derneğin yönetim kurulu toplantısı zannetmektir.
BOZKURTUN ÇAĞRISI
Ey Türk!
Bu yurt yalnız üzerinde yürüdüğün basıp geçtiğin toprak değildir.
Senden öncekilerin sana bırakt��ğı, senin de senden sonrakilere bırakacağın emanettir.
Bir millet yalnız hudutlarında eksilmez.
Ocakları sönerken de eksilir.
Sofralarında çocuk sesi azalırken, kardeş kardeşe yabancılaşırken, aile kurmaktan korkar hâle gelirken de eksilir.
Ben Bozkurtum.
Size yalnız savaş meydanında(salgında) yol göstermedim.
Dar geçitlerden geçerken de, yurdun yolu kaybolduğunda da önden yürüdüm.
Şimdi önümüzde başka bir dar geçit var.
Evlenin.
Yuva kurun.
Birbirinize sahip çıkın.
Çocuklarınızı sevgiyle büyütün.
Onlara dilinizi, tarihinizi, merhametinizi ve cesaretinizi öğretin.
Çoğalmak yalnız sayı değildir.
Bir çocuğu vatana, insana ve adalete karşı sorumluluk sahibi yetiştirmek de yurdu korumaktır.
Çünkü yurt yalnız sınırda beklenmez.
Yurt bazen bir annenin ninnisinde,
bazen bir babanın omzunda,
bazen aynı sofraya oturan bir ailenin huzurunda korunur.
Dağların başında nöbet tutan asker kadar,
evinde iyi insan yetiştiren ana-baba da geleceğin nöbetindedir.
Ben Bozkurtum.
Size korkuyu değil yolu gösteriyorum:
Ocağınızı yakın.
Neslinizi yetiştirin.
Birbirinizi tüketmeyin.
Yurdunuzu boş bırakmayın.
Çünkü bir milletin en uzun yürüyüşü,
bir nesilden ötekine yaptığı yürüyüştür.
Yol uzun.
Yurt emanettir.
Ocak tütsün.
Türk yürüsün.
Heybeliada Ruhban Okulu’nu açmaya hazırlanıyor, muhafazakâr seçmenin gözünü okullarda mescit kararıyla boyamaya çalışıyorlar!
Özdağ:
İstanbul Valiliği, Millî Eğitim Bakanlığı’nın yetkisini aşarak tüm okullarda mescit açılacağını duyuruyor. Peki bu acele ve yetki gaspının arkasındaki asıl sebep ne?
Mesele açık: Heybeliada Ruhban Okulu’nu açmaya hazırlanıyor, muhafazakâr seçmenin gözünü okullarda mescit kararıyla boyamaya çalışıyorlar!
Yunanistan, Batı Trakya’daki soydaşlarımıza hâlâ "Türk" diyemezken ve kendi müftülerini seçmelerine izin vermezken; siz Heybeliada'da Türk Devleti'nden özerk, Vatikanlaşma sürecine hizmet edecek bir yapılanmaya çanak açıyorsunuz.
"Türk İstanbul üzerinde operasyon yaptırmayız" diyenlere soruyorum: Millî egemenliğimizi hiçe sayan bu adımlar operasyon değil de nedir?
Heybeliada Ruhban Okulu'nun özerk statüde açılmasına da, göz boyamaya yönelik bu hamlelere de geçit vermeyeceğiz!
#ZaferPartisi #ÜmitÖzdağ #İstanbul #HeybeliadaRuhbanOkulu
Partimizin aşağıda yer alan banka hesap numarasına bağışta bulunabilirsiniz. Zafer Partisi Genel Merkezi Banka Hesap Bilgileri
Banka: Ziraat Bankası Balgat Şubesi
Şube Kodu: 1395
Hesap Adı: Zafer Partisi
Hesap No: 97488685-5001
Ziraat Bankası Swift Kodu: TCZBTR2A
MK TV ekranlarında yayınlanan Manşet Ötesi programına katılan Zafer Partisi Sözcüsü Azmi Karamahmutoğlu, 'teröristleri şimdiden vatandaş yapan' Yeni Parti vekili Sezgin Tanrıkulu'na tepki gösterdi.
Karamahmutoğlu şu ifadeleri kullandı:
Kemal Bey'in CHP'sinde kalır diye bekliyordum. Fakat Özgür Özel bunu yeni partisine de almış. Parti meclisi üyesi de olmuş.
Bakınız, hem Özgür Özel için ve kurduğu parti için şunu söylüyorum. Hem Cumhuriyet Halk Partisi'nin devamı olma iddiasında bulunacaksınız.
Hem de yeni bir parti kurduğunuz iddiasını taşıyacaksınız.
Bu ikisi çelişir. Çünkü yeni parti, yeni kadrolar, yeni bir politik söylem, yeni bir siyasal dil demektir.
Biz bu zehirli dili, şimdi bu konuşan Sezgin Tanrıkulu'nun zehirli dilini Özgür Özel'in bıraktığı
CHP'den tanıyor ve biliyoruz.
Oradayken de rahatsızdık. Sen bu tümörü aldın, yeni kuracağın partiye, kadro olarak taşıdın ve bize yeni parti kurduğunu söylüyorsun.
Ama ortada yeni bir söylem, yeni bir politik dil yok.
Hiç durmayın verin destek!
Tarih herkesi yazar...
Sevr'e imza atanları, Mondros Müterakesine imza atanları, Kaymakam Kemal Bey'e idam kararı verenleri, cepheden kaçanları, Yunan Ordusu dininizi koruyacak diyenleri, Selanik teslimatçısı Kara Tahsin Paşa'yı, Damat Ferit'i, Esat Toptani'yi nasıl yazıyorsa pkk ile uzlaşı anlamına gelen "çerçeve yasa"ya destek verenleri de yazacaktır!
Merakla bekliyorum destek verecek olanları!
@umitozdag@zaferpartisi
https://t.co/CsJaFGZWN0
@drozcanyucel@TandoganHazar 4.Murat,2.Mahmut ve Mustafa Kemal üçü de aynı yöntemle (2 yıl boyunca her yemeğine eser miktarda civa katılarak)zehirlenip öldürülmüştür. Mustafa Kemal biraz fazla dayanıklı çıktığı için son 6 ayında bilinçli yanlış tedavi uygulanmış
"İstanbul Büy��kşehir Belediyesi (İBB), çok dilli belediyecilik anlayışı kapsamında önemli bir adım atarak ALO 153 Çözüm Merkezi'nde Kürtçe hizmet vermeye başladı. Bugünden itibaren hayata geçirilen uygulamayla, vatandaşların talep, öneri ve şikayetlerini ilettiği çağrı merkezinde Kürtçe'nin Kurmancî lehçesi de hizmet dilleri arasına eklendi."
Bunlar sizin Atatürkçü Cumhuriyetçi CHP/Yeni Parti'nin eseri!
Yarışım bakalım bölücülükte ama nereye kadar?
Türkiye Cumhuriyeti'nde resmi dil Türkçedir...
@umitozdag
@zaferpartisi
@turkdegs
https://t.co/VzvI7BgA3a
Çakırcalı Mehmet efe bir gün kızanları ile bir yolu tutmuş. İmam kıyafeti ile yaklaşan iki kişiyi kızanlar yakalayıp efeye getirmişler. Efeyi gören imamlar tir tir titriyormuş. Efe sormuş: "Siz kimsiniz? Nereden gelip nereye gidiyorsunuz?"
İmamlardan daha uyanık görüneni hemen cevap vermiş: "Biz Akhisarlıyız. İmamız. Karşı köylere gidip ramazanda imamlık yaptık. Şimdi geri dönüyoruz efem."
Efe tekrar sormuş: "Siz gerçek imam mısınız, yoksa kılık değiştiren casus mu?"
Uyanık imam bakmış ki papuç pahalı, başlamış anlatmaya: "Biz gerçek imamız. Ben şurada şu kadar yıl, burada bu kadar yıl eğitim gördüm. Çok bilgili ve iyi bir imamım. Hatta size bir muska yazarım, üzerinizde taşırsanız size kurşun işlemez."
Çakırcalı adama bakıp "Yaz o zaman..." demiş.
Adam hemen heybesinden kağıt kalem çıkarmış. Kağıda arap harfleri ile bir şeyler yazmış. Muska şeklinde katlayıp efeye uzatmış.
Efe "Bana vermene gerek yok, cebine koy ve şu ağacın yanına geç. Bakalım muska dediğin gibi kurşundan koruyacak mı?" demiş.
Adamın dizlerinin bağı çözülmüş. Yalvarmış, yakarmış ama efe dinlememiş. Kızanlar adamı tutup 50 metre ötedeki ağacın altına götürmüş. Efe silahını doğrultup nişan almış ve ateş etmiş. Tabi adam kanlar içinde yere yığılmış.
Bunun üzerine efe diğer imama sormuş: "Bunun muskası işe yaramadı. Senin eğitimin nasıl?"
Adam bağırmış "Ne eğitimi efem. Ben şu adamın yanında dolaşmaktan başka bir şey yapmadım. Ne öğrendimse ona bakıp öğrendim. Ama bana muska yazmayı öğretmedi." demiş. Bu olay canını kurtaran imamın Akhisar'a varınca anlattığı güvenlik güçleri ve halktan tanıdıkları sayesinde kayda geçmiş. Yani uydurma değil. Şimdi, Çakırcalı ve kızanlarının sık sık gelip geçtiği bir yerde yaşayan ve hatta yaptırdığı çeşmeden su içen biri olarak şunu teklif ediyorum. Tekbir getirirseniz yangın söner diyen efendileri çıkacak ilk orman yangınında götürüp yangının ortasına bıraksınlar. Dedikleri doğruysa tekbir çekip yangını söndürürler, yok yalansa ülkemiz sahtekarlardan kurtulmuş olur.
ÜMİT ÖZDAĞ'DAN MEHMET CENGİZ'E MESAJ:
LONDRA'DAN SOKAKLAR ALINDIĞINI GAYET İYİ BİLİYORUZ!
Ümit Özdağ:
- 64 milyar dolarlık özelleştirme yaptınız.
- Sonra Kur Korumalı Mevduat'a vermiş olduğunuz faizlerle bu paranın tamamını vergisiz rant baronlarına aktardınız.
- Yine aynı şey olacak. Bedeli fakir Türk halkı öderken yandaş sermaye grupları zenginleşecek ve Türkiye'den aldığını yurt dışına götürecek.
- 2005-2025 yılları arasında Türkiye'den dışarıya 80 milyar dolar çıkmış yatırım olarak.
- Bu 80 milyar doların çok büyük bir bölümü son yıllarda çıkan para.
- Ve bu 80 milyar doların da son yıllarda çıkan 12,5 milyar doları yurt dışında gayrimenkul alımına gitmiş.
- 12,5 milyar dolarlık gayrimenkul alınmış. Bu korkunç bir para.
- Bazıları Türkiye'de bir şey olursa diye yurt dışından oturma izni almak için gayrimenkul satın alıp yabancı ülkelerde oturma izni alıyorlar.
- Ama bazıları da Londra'da sokaklar, caddeler satın alıyor.
- Kimlerin satın aldığını ve bu alımların Türk halkının alın terinin Londra bankerlerine aktarılması olduğunu gayet iyi biliyoruz.
Türk tarihini tüm ihtişamıyla ve bilimsel gerçekliğiyle dünyaya anlatan Türk tarihçiliğinin kutup yıldızı, Prof. Dr. Halil İnalcık’ı vefatının 10. yıl dönümünde saygı ve rahmetle anıyorum.
Halil İnalcık Hocanın eserleri, Türk gençliğinin milli şuuruna rehber olmaya devam edecektir. Ruhu şad olsun.
Özgür ��zel "Söylediği gibi, “ülkenin kuruluş kodlarını” gerçekten sahipleniyor ve “Atatürk’le, Misak-ı Millî’yle, cumhuriyetle sorunu olmayanlarla Atatürk’ün gösterdiği yolda yürümeyi” hedefliyorsa; Özgür Özel’in, evvel emirde bu PKK sürecini artık desteklemeyeceklerini açıklaması da gerekmiyor mu?!"
Yoksa aşağıdaki sözleri söyleyen Dem Eş Başkanı Tuncer Bakırhan gibi mi düşünüyor?
"Kürtler Kasr-ı Şirin dönemindeki, Sykes-Picot dönemindeki Kürtler değil. O derenin altından çok sular aktı. 60 milyonla Orta Doğu’nun en dinamik, en örgütlü gücüdür. Onun için herkes aklını başına almalı.”
Çerçeve yasadan ne anladıklarını da şöyle açıkladı:
“Çerçeve yasa bir bitiş değil, esaslı bir başlangıçtır. Yeni bir döneme geçmek için kullanacağımız bir kapıdır. Bu kapıdan geçmek için çerçeve yasa hemen çıkarılmalı, uygulamaya başlanmalıdır."
Özgür Özel, Dem ile yeni dönem için kullanılacak kapıdan acaba birlikte mi, geçmek isteyecek?
Bence Türk Milleti bunu bilmelidir!
@umitozdag
@zaferpartisi
@MuyesserYildiz https://t.co/Oh48So20u5
@miralay10@AzmiKaramahmut Pek yakında bop eşbaşkanlığı sertifikası ve Yahudi üstün cesaret madalyasını takdirlerinize sunacak apopiçini de meclis kapısında karşılayacak
Zafer Partisi'nde siyaset yapmak istiyorsan göze alman gerekenler:
• Maaş yok. Gönüllülük var, fedakârlık var.
• Rant yok. Sadece memleket sevdası var.
• Makam yok. Bitmeyen sorumluluk ve mücadele var.
• İlçe teşkilatının yükünün büyük kısmının ilçe başkanının omuzlarında olduğunu bilmek var.
• Afişten pankarta, organizasyondan ulaşıma kadar çoğu zaman ilçe başkanının kendi imkânlarını seferber ettiğini görmek var.
• "Oy veririm ama üye olamam." cümlesini defalarca duymak var.
• Ana akım medyada yok sayılmayı kabullenmek var.
• Mülteci sorununu dile getirince türlü yaftalara maruz kalmak var.
• Sözde "Terörsüz Türkiye" sürecini eleştirince hedef gösterilmeyi göze almak var.
• Ailenden "Başka işin mi yok?" serzenişini düzenli duymak var.
Özetle: Omuzlarda ağır bir sorumluluk, yürekte Türk milletine duyulan büyük bir sevda var.
@zaferpartisi@umitozdag@AvEnderOuz1@zgrklz@AzmiKaramahmut@cezmi_polat@ErtuganMusa