Depozito İade Sistemi DOA meselesinde 3 defa düşünmenizi öneriyorum;
- İade ederken,
- Satın alırken,
- ve de bu yazıyı okurken düşünmenizi.
Çünkü soygun çok büyük!
🔴DOA: Depozito Soygun Sistemi👇
https://t.co/6zMidBiIJk
Açlık grevinin 10. günü başladı. Annemiz, grev alanından tüm yetkililere seslendi.
Bugün bir arkadaşımız hastaneye kaldırıldı. Bir arkadaşımızda kas yıkımı belirtisi görülmesi üzerine arkadaşımız hastanede kontol altına alındı. Sağlık emekçileri sürekli yanımızda.
Bize hala serbest piyasacılık, siyaseten sektörün çıkarları anlatılıyor. Eğitim ve eğitim alanı umurlarında değil.
Eğitimi ve öğretmenliği yaşatacağız! Bizi destekleyin. Sesimiz olun. Bu abluka dağılsın.
#ÖğretmenlerAçlıkGrevinde
"Sen onların kim olduğunu biliyor musun?"
Akılları almıyor, yakıştıramıyorlar! Bu denli direngen bir mücadeleyi ancak "birileri" verebilir diye düşünüyorlar.
Pazar gününden bu yana büyük bir şaşkınlık içindeler. Toplumun geniş kesimlerini içine alan bir halk görüntüsü ve direniş: Anneler, çocuklar, öğretmenler...
Birliğimizi kırmak ve akılları karıştırmak için gözaltında sorulan sorular...
Cevap ise gurur verici:
"Biliyorum, onların ta kendisiyim!"
#AyşeGürcanKomisyonuTopla
@ProfDrAGurcan
NATO'ya Hayır Koordinasyonu bu ülkenin emekçilerini, kadınlarını, gençlerini, aydınlarını seslerini yükseltmeye; yurttaşları emperyalizme karşı durmaya, NATO’nun emperyalist savaş zirvesine ve temsilcilerine karşı istenmediklerini gösterecek tepkiyi örmeye çağırıyor:
NATO'su, Trump'ı, Barack'ı, askeri üsleri, Saray'ı ve tüm işbirlikçileri...
Hiçbiriniz bu topraklarda ve dünyanın hiçbir yerinde istenmiyorsunuz!
CHP İstanbul İl Başkanları:
2007-10 : Gürsel Tekin (butlancı)
2010-11 : Berhan Şimşek (butlancı)
2011-14 : Oğuz Kaan Salıcı (renksiz)
2014-15: Murat Karayalçın (görev yaptığı dönemde geçici Murat abi formülü)
2015-18 : Cemal Canpolat (butlancı)
2018-23 : Canan Kaftancıoğlu (renksiz)
2023 - günümüz : Özgür Çelik
2007-18: AKP İstanbul'da bütün genel seçimleri 16-19 puan farkla CHP'nin önünde bitirmiş. Bütün yerel seçimlerde Meclis çoğunluğunu, ilçelerin çoğunu ve İBB Başkanlığını kazanmış.
Özgür Çelik'in İstanbul il başkanı olduğu 2024 seçim sonucu ekteki görselde. Ekrem İmamoğlu 12 puan farkla %51 oy alarak İstanbul BB Başkanı.
Bugün kayyum yönetimi Özgür Çelik'i ihraç talebiyle görevden almaya kalkıyor.
Kayyumun niyeti ayan beyan belli değil mi?
BU TALANI DURDURUN!
Akbelen'de evlerimizin dibinde YK ENERJİ şirketi maden açmak için çalışmaya başladı. Yasa hukuk dinlemeden; yuvamıza, canımıza kast ederek yapılan bu çalışmayı acilen durdurun!
@tcmuglavaliligi@TCMilasKaymakam@TCEnerji@TCTarim
Uzun oldu, sabırla okuyanlara şimdiden müteşekkirim.
***
Aklıselim diye bir söz var, değil mi, bilinir. Ayırt etme yetisini, sağduyuyu anlatır, ben biraz daha yukarıya çıkararak, soyutlama yapabilme yetisi diyorum ona. Bu olmadan aklıselim olunmaz.
TİP Genel Başkanı Erkan Baş, oldukça önemli sözler edip yorumlar yaptığı (bütünü bu gözle okunursa yararlı olur) malum söyleşinin bir cümlesinde, “anadili Kürtçe olan bir adayı desteklemeyebileceklerini” söyledi.
Bu cümleyi, öncesinden ve sonrasından ayırarak alırsanız, olumlu karşılamanız olanaksız. (Benim bu cümlemi de bir kez daha okumanızı isteyebilir miyim.)
Birkaç gündür, Erkan Baş’ın bu sözü, asıl olarak sosyal medya denen ve kolayca cehenneme dönüşebilen platformda, politik Kürt gençlerinin ve DEM Parti çevresinden siyaset insanlarının sayısız hakaretine uğradı.
Asıl hedef de Türkiye İşçi Partisi oldu.
Bu bahaneyle (bu sözcüğü düşünerek seçtim) TİP, seçimlerden HDP-DEM Parti ile ittifakına, solculuğuna sosyalistliğine varıncaya dek, –ayrıntılarından somut olarak söz etmeye gerek yok– adeta büyük bir hırsla ve kabul edelim ki düşmanca (bu sözcüğü de düşünerek seçiyorum) bir saldırıya uğratılıyor. Bunu yapanların duygusu kendi kendine öyle kışkırtılıyor ki, adeta yok edilmek isteniyor TİP.
Burada durup bir soluk alalım.
Öfkesini düpedüz kusanlar arasında tanıdığım DEM Parti milletvekili de var, yalnızca birkaç kişi ve onlar hakkında benim de düşüncelerim var – adlarına gerek yok. Adlarını hiç bilmediğim, –son elli beş yılını tepeden tırnağa politik bir insan olarak yaşadığım için mutlaka tanımam gerekirken– hiç tanımadığım birkaç DEM Parti milletvekili de var. Tanımadıklarımın kullandığı, burada anmayacağım sözcükler daha fena. Onları bugüne dek hiç görmemişsem bu ölçüsüz saldırganlıklarını olağan karşılıyorum.
Aradan çıkan kimileri de var, vaktiyle TİP’ten ayrılmış olanlar, kendi varlık nedenini anlatabilmek için KSH’ye bağlıymış gibi görünen gazeteciler, Ufuk Uras, Mehmet Metiner, Barış Yarkadaş gibi meczuplar… Durup onlara ayıracak vaktimiz yok.
Buraya kadar gördüklerimle tartışmak elbette olanaksız. Ben tartışmam.
Gelgelelim bir de KSH’nin parçası olarak HDP ve DEM Parti içinde üst düzeyde yönetici olan ve benim başından beri saygı duyduğum, değer verdiğim kişiler de var. Meral Danış Beştaş gibi. O konuştu. Belki bu düzeyde saydığım başkaları da vardır, görmedim. Peki onlar, koskoca bir halk hareketini bin türlü sorunun içinden çıkaracak deneyime ve basirete sahipken –ki öyledirler– Erkan Baş’ın o sözünün gerçek ve tam anlamını süzememiş olabilirler mi?
Benim o çok değer verdiğim DEM Parti yöneticisi, hem de karşısındaki –belli ki muzırlık yapmaya çalışan– gazeteciye, “D��nden beri çok tepki geliyor bize” derken niçin o tepkileri süzmüyor? “Bizim bir de ittifak partimiz” derken o “bir de” vurgusunu ben anlıyorum ama kendisi niçin yaptığının bilincinde miydi ve böylece Erkan Baş ile TİP’i öfkeli tabanının önüne mi atmak istemiştir? “Bu kabul edilemez” derken Erkan Baş, “Kürt bir adayı ret ediyoruz” mu dedi, ayrımcılık mı yaptı, “kabul edilemeyen” nedir? “Bu ayrımcılığın, ötekileştirmenin, Kürtleri tanımamanın, tarih boyunca gelen politikaların aslında bir devamı" sözleri düşünmeksizin edilmiş olmalı. Yani Erkan Baş’ın ve TİP’in “ayrımcı” olduğunu, “Kürtleri ötekileştirdiğini”, “Kürtleri tanımadığını”, “tarih boyunca Kürtlere karşı izlenen politikaları” izlediği mi söylenmiş oluyor? Bunları ciddi olarak soruyorum.
Peki ayırt etme, çözümleme yetisi, sağduyu, soyutlama yapabilme yetisi nerede kaldı? Bunlar olmadan aklıselim olunabilir mi?
Ben Türkiye İşçi Partiliyim, sanırım bilinir, dahası bu Parti’nin geçmiş yıllarına uzanırsak, elli iki yıldır Türkiye İşçi Partiliyim. Bunu şu iki şey için söylüyorum.
İlki, varsa yanlışımız, geçmişteki o yarım yüzyılın biriktirdiği akılla, asla yok demem.
İkincisi, şimdiki sorunla ilgili olarak, daha hiç kimse bir şey yazmadan, Erkan Baş’ın söyleşisini hemen başından sonuna okuduğumda, o cümlenin üstünde bir an durdum ama sonradan yaptığı ek açıklama olmadan da, o sözün, “yalnızca DEM Parti aday gösterdiği için o adayı koşulsuz ve düşünmeksizin kabul edemeyeceğimiz, çünkü bağımsız bir kimliği olan bir sosyalist parti olarak TİP’in, öyle bir politik durum olabilir ki kendine güvenle bir aday bile çıkarabileceği ya da gelecek o duruma göre bir aday seçimi yapabileceği” anlamını taşıdığını ben anlıyordum.
Kabul ediyorum, ben Partili olduğum için, Genel Başkan Erkan Baş’ı tanıdığım için bunu hemen böyle anlıyorum. Ama bir başkası benim gibi anlamayabilirdi, elbette. Onun için de Erkan Baş aynı mecraya bir ek açıklama yaptı, yanlış anlaşılabileceği için ne demek istediğini belirtti. Tamamdı, tamam olması gerekirdi.
Olmadı. Çünkü yukarıda anlattığım düşünme biçimi, tavır, dostluğu kolay harcayıp hasımlığı daha da kolay seçen davranış kültürünün sol, demokrat, devrimci dünyamıza egemen oluşu yüzünden.
Yani şimdi aklıselim sahibi Kürt demokratları, solcuları, devrimcileri Erkan Baş’ı milliyetçi, Kürt halkını umursamaz, barış ve demokratik toplum projesini görmez, Kürtçeyi Kürt halkının anadili olarak tanımaz… –uzatmak istemiyorum, anlaşılıyor– birisi olarak mı görüyor…
Biz sokağa, işçi sınıfının direnişlerine, yoksul halkın yaşadıklarına değil de sosyal medyaya bakarak mı politika yapıp önümüze bakacağız. Yok öyle.
Bu ülkede sosyalistler, tarihleri boyunca bir milim bile sapmadan Kürt halkının ve Kürt Siyasal Hareketinin dostu olmuştur. Bu ülkenin sosyalistleri enternasyonalisttir. Onların iradeleri 12 Mart’la, 12 Eylül’le sınanmıştır ve o sınavlardan yüzleri ak ve dipdiri çıkmışlardır, ölümlerle ve her türlü devlet şiddetiyle, ezalarla ve cefalarla karşılaşmışlardır. Bu ülkenin yüz akıdır sosyalistler. Bu ülkede onlarsız bir hayat olmaz. Bu ceberrutun da ceberrutu devlete karşı yenilgilerin içinden her zaman ayağa kalkarak çıkmışlardır. Bunları tek bir kişi bile yadsıyamaz.
Türkiye İşçi Partisi de geçmişinden gelen kültürü, sosyalizm anlayışı, mücadele biçimleriyle halkın sınıf partisi olmak için mücadele etmektedir ve Türkiye sosyalist hareketinin onurlu ve vazgeçilmez bir parçasıdır ve neyle karşılaşırsa karşılaşsın, nelerle karşılaşabileceğini de bilerek, her zaman önüne bakarak, hiç vazgeçmeden, arkasına dönmeden, hiç bıkmadan yolunda yürümeye devam ediyor. Bunu bilenler biliyor.
Şimdi eskilerde kalan o sözle, yolumuz dikenli, sarp ve uzun. Bunu da biz iyi biliyoruz.
Kişinin iç çamaşırına kadar soyunmasının istenmesi halinde, artık arama değil, beden muayenesi söz konusudur. Ceza infaz kurumuna girerken üst araması yapılır; ancak beden muayenesi yapılamaz! Yapılırsa şayet, bu durum salt görevi kötüye kullanma olarak değil, kamu gücü kullanılarak işlenmiş işkence olarak değerlendirilmelidir.
Vize karaborsası skandalı ve eski bir siyasetçinin bu skandal ile bağlantıları bu kişi ile ilgili ilk iddialar değildi. Daha önce de Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinde bu kişi ile ilgili tüm Avrupa Basınına yansıyan başka bir skandal patlak vermişti. İddia oydu ki 230 bin Euro karşılığında o dönemki Ukrayna Cumhurbaşkanı Yanukovic lehine bu TC vatandaşı siyasetçi Avrupa Konseyinde propaganda ve lobi yapacak, karşılığında da 230 bin Euro alacaktı. Bir hacker Ukrayna Cumhurbaşkanının epostalarını kırınca bu konu ile ilgili epostalar Avrupa basınına düştü ve büyük bir skandal patlak verdi. Türkiye de bu şahsın üst düzey konumu nedeniyle tüm dünyaya rezil oldu. Ama tıpkı vize karaborsası skandalı gibi o skandal da ört bas edildi, bu iddiaların doğru olup olmadığı araştırılmadı. Benim 2012’de 3. çocuğuma hamile olduğum için sanki ayıpmış gibi boy boy fotoğraflarımı basan “Türk basını” bu önemli sakandal ile ilgili tek söz etmedi. Ben Türkiye ve Türk Milletini savunduğum için Avrupa Konseyindeki görevimden alınırken, bu şahıs Avrupa Konseyi’nde görevde kalmaya devam etti.
30 minutes of active mobility a day:
✅ Lower risk of heart disease
✅ Better mental health & reduced stress
✅ Improved fitness & weight
✅ Lower risk of diabetes-2
✅ Better sleep
✅ Better air quality
✅ Less congestion
✅ Stronger community
Good for you. Good for the planet.
Kültür sanat kurumlarına yüzde 5'lik vergi oranı yasalaşmalı, diyorum ya...
Bunu çeşitli kereler yazdım. Arkadaşlar bu gerçekten çok yakıcı bir talep.
Yayıncılar Birliği, meslek örgütümüz bu talebe artık sahip çıkmalı. Bütün kültür sanat kurumları bıkmadan bunu savunmalı. Bu bir çıkış yolu açabilir.
Denir ya, biz Kapalıçarşı'daki kuyumcudan çok vergi ödüyoruz. Bu kesinlikle doğru. Biz ayda ortalama 1,5 kitap yayımlayan küçük bir yayıneviyiz. Notos Kitap para kazanmıyor, ayakta durmaya çalışıyor. Kapalıçarşıdaki kuyumcudan çok vergi veriyoruz. Şaka değil bu.
Yüzde 5'lik vergi oranı çok daha yüksek sesle dile getirilmeli.
Suyu yetmediği halde, suyunu Düzce’den ve Trakya’dan sağladığı halde İstanbul’un son kalan içme suyu havzalarından birini daha bile isteye beton yığınlarının altında bıraktılar. Dünyada örneği yok ama rant uğruna yaptılar. Yazık ki ne kadar.
ÖZEL HABER
Dışişleri Teşkilatını Güçlendirme Vakfı e-vize şirketi kurdu: Yönetim Kurulu'nda tanıdık bir isim
Dışişleri Bakanı’nın doğal başkan olduğu Dışişleri Teşkilatını Güçlendirme Vakfı’nın yurt dışından Türkiye’ye ziyaretler için elektronik vize hizmeti veren bir danışmanlık şirketi kurduğu ortaya çıktı.
Şirketin yönetim kurulunda geçtiğimiz Kasım ayında yaşamını yitiren eski AKP milletvekili Cemal Öztürk’ün oğlu Kemal Haydar Öztürk bulunuyor.
Öztürk'ün adı daha önce eski Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun bir söyleşisinde geçmişti. Çavuşoğlu, Eylül 2018’de “Herhalde bugün siyasetçi olmasam, belki çiftçi olurdum. Herhalde bir de Türk Hava Yolları’nda çalışmak isterdim. Yönetim Kurulu Başkanı’nın asistanı olmak isterdim. Herhalde güçlü bir insan, bizim ne problem olsa arkadaşlar ‘Yönetim Kurulu Başkanı’nın asistanı Kemal’i arayalım diyor. Herhalde onun pozisyonu önemli bir pozisyon. Orada çalışmak isterdim” demişti.
O dönem Çavuşoğlu’nun yanıtında “Kemal” olarak geçen kişinin Kemal Haydar Öztürk olduğu belirtilmişti.
@canancoskun un haberi
https://t.co/bAuWvY5AvB
• Bu ülkede "derin devlet" kavramı yeni değil, 90'lardan sonra da ortaya çıkmadı. Üstü örtülü biçimde görülürdü ama bunu ilk kez Genel Başkan Behice Boran'ın ağzından, İkinci Türkiye İşçi Partisi güçlü biçimde açığa çıkarmıştır. Nasıl? "İkili İktidar Odağı" kavramını ortaya atarak.
• TİP "İkili İktidar Odağı" kavramıyla çok önemli bir saptama yapıyor, böylece "derin devlet" olgusunu siyaset literatürüne kazandırıyordu.
• Bu kavram şimdi kullanılmamakla birlikte, doğrudan yasal iktidarın dışında, bir de gizli iktidar odağı olduğunu anlatıyordu. Bunu da ortaya atmakla kalmadı, sürekli savundu, üstüne epeyce yazdı.
• "Derin devlet" olgusu, iyi bilinir, NATO'nun kuruluşuyla birlikte, bütün NATO ülkelerinde gladio, kontrgerilla adlarıyla da anılan gizli iktidar oluşumlarını anlatır.
• NATO, savaştan sonra kapitalist-emperyalist blok karşısında ikinci bir kutup olarak ortaya çıkan sosyalist sisteme, yani sosyalizme karşı sözde kendini savunmak için ikinci bir gizli iktidar odağı yaratmaya koyulmuştu.
• Türkiye de bundan ayrı durmayacaktı.
• 1973'te 12 Mart döneminden çıkılırken birinci parti konumuna yükselen CHP'nin "Karaoğlan"ı Ecevit, yeri geldiğinde, kendisini de engelleyen, devlet içinde Özel Harp Dairesi adlı bir oluşum bulunduğunu açıklamıştı. ÖHD de derin devletin kendini açıkça gösterdiği bir örgütlenme biçimiydi.
• Sonra da kanlı 12 Eylül faşist darbesine kadar derin devletin aradan geçen altı yıl boyunca işlediği sayısız cinayet, gerçekleştirdiği provokasyon, 7 TİP üyesinin katledildiği Bahçelievler Katliamı, çok büyük Maraş katliamı ve pek çok suikast, katliam, yaklaşık 5 bin kişinin öldüğü bir tür iç savaş yaşandı. Sonunda 12 Eylül darbesinin koşulları hazırlanmış, Türkiye kapitalizminin sermaye ile devletin özdeşleştirilmesini de amaçlayan neoliberalizmin kurumlaştırılması sağlanmıştı.
• Şimdi "devlet aklı" denen meret "derin devlet"in aklıdır.
Türkiye'de çevrenin korunması adına umut verici bir gün. Bu yeni mahkeme kararının duyulmasına destek verirseniz sevinirim. Bizzat kendi adıma ve tüm memleket hayrına Aydın’daki yeni maden ocağı projesinin ruhsatının iptali için açtığım davada maden ruhsatı iptal edilmiştir.
Böylelikle, valiliğin “ÇED Gerekli Değildir” kararına karşı açtığım davada Aydın 2. Idare mahkemesinden aldığım iptal kararından sonra bu sefer de Aydın 1. İdare Mahkemesi tarafından ilgili müteahhit firmaya Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (“MAPEG”) tarafından verilen maden ruhsatı iptal edilmiştir.
Öyle orman gördüğünüz her yeri darmaduman edecek şekilde kazmayı vurup kazmaca yok. Memleketin doğasına sahip çıkan vatandaş var. Hukukçular var. Aydın'da hakimler var.
Bu kararın ilgili sayfalarını 290,000 takipçime iletiyorum. Memleketin nice yerlerindeki doğa katliamlarına karşı kullanılabilecek önemli bir karardır. Eğer duyurulmasına ve elden ele dolaşarak bilinmesine katkı verebilirseniz, koruma etkisi benim yetişebildiğim yerlerle sınırlı kalmamış ve yurt sathına yayılabilmiş olacaktır.
Burada vahim bir çıkar çatışması var, vize sorunu yaşayan vatandaşlarının sorununu çözmesi gerekirken, ödediği paranın beşte birini cebine atan Dışişleri Güçlendirme Vakfı yabancı ülke çıkarları tarafında gelir elde ettiği için bir "MİLLİ GÜVENLİK SORUNUDUR".