@NazirKapusuz Ölenlerin çoğu TC vatandaşı. Bizim ulaştırma bakanından ses yok. Sanki kaza Hindistan'da oldu. En az Kıbrıs kadar TC hükümeti de suçlu!!!
@Selcuk Kıbrıs kadar Türk Hükümeti de suçlu!!! Ölenlerin çoğu TC vatandaşı. Bizim ulaştırma bakanı kulaklarını tıkadı, hiç sesi çıkmıyor. Sanki kaza Hindistan'da oldu!!!!
'sanki kaza bizimle ilgili bir kaza değil.
Hindistan'da olmuş. Eee öyle bakıyorlar bizim Ulaştırma Bakanlığımız.'
Gazeteci Deniz Zeyrek;
"Bir de benim esas merak ettiğim şey yani sanki Türkiye'yi ilgilendirmeyen bir şey.
Tamam olay KKTC'de oldu. KKTC'de savcılar gereğini yapıyor. KKTC hükümeti gereğini yapıyor. Ama ya burada da bir Ulaştırma Bakanlığımız var değil mi?
Yani Mersin Limanında bu işleri organize eden bir resmi kurum var değil mi?
Bir kamu kurumu var.
Bunların hiç mi şeyi yok? Yani o feribotu asıl çıkış yeri burası.
Kayıpların neredeyse tamamı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı. Sanki kaza bizimle ilgili bir kaza değil.
Hindistan'da olmuş.
Eee öyle bakıyorlar yani bizim Ulaştırma Bakanlığımız.
Yani hiç buradaki liman müdürlüğünde ya da sorumlusu her kimse bu gemiyi bu Katamaranı denetleme görevi kimdeyse o işte kaptanların ürettebatın denetimini kim yapıyorsa bunlardan hiç ses seda yok.
Kimse bunu konuşmuyor yani. Yine yine hep birlikte kendi payımıza düşen kısmında kafamızı kuma gömdük bekliyoruz. Yani istersen bir Google'a sor. Ulaştırma bakanımız bu konuda ne demiş mesela? Evet.
Bizim Ulaştırma Bakanı işte KKTC ile ortak hareket ediyoruz ve işte kurtarma çalışmalarından falan bahsediyor ama işin eee şey boyutuyla bu kazanın, bu facianın göstere göstere gelişinin sorumluluğu konusunda ya da sorumluları konusunda hiçbir şeyleri yok. Yine her zaman olduğu gibi."
DUYDUN MU BAHÇELİ?
OKŞADIĞIN SÜREYYA ÖNDER
793 ASKER VE POLİSİMİZİN ÖLÜM EMRİNİ VERMİŞ.
Kandil’e Hendek saldırılarını başlatması emrini veren Öcalan, talimatı iletmesi için Sırrı Süreyya Önder görev vermiş.
Sonra da saldırı başlatılmış.
O hani sevgi sözcüklerine boğduğunuz ve devlet töreniyle uğurladığınız ‘sevimli’ adamın gönderdiği talimatla 793 asker ve polisimiz şehit olmuş.
Erdem Atay
4 kardeşi difteri ve kuş palazından öldü.
Askeri lisede öğrenciyken sıtma oldu. Hayatı boyunca sıtmanın etkileri devam etti.
Hasta hasta zindana atıldı.
Trablus'da gözünden, Çanakkale'de göğsünden yaralandı.
Bu fotoğrafın çekildiği anda üç kaburgası kırık, böbrek sancısı çekiyor.
1 sene sonra da kalp krizi geçirecek.
Tarihte mucize yoktur.
Mucize denilen şey, halk sevgisi, zeka ve inattır.
Zekasına, inadına ve sevgisine müteşekkiriz.
''Osmanlı torunuyum'' diyenlere gelsin.....;
Sen önce iki tane kitap oku da, dünyadan haberin olsun!!!!!
Nüfus 13 milyon civarıydı, 11 milyon kişi köyde yaşıyordu. 40 bin köy vardı, 38 bininde okul yoktu. Traktör sıfırdı, karasaban’dı. Beş bin köyde sığır vebası vardı. Hayvanlar kırılıyor, insanlar kırılıyordu.
İki milyon kişi sıtma, bir milyon kişi frengiydi, verem, tifüs, tifo salgını vardı, üç milyon kişi trahomluydu, bebek ölüm oranı binde 480’di, her doğan iki bebekten biri ölüyordu. Memlekette sadece 337 doktor vardı. Sadece
Reklamlar
60 eczacı vardı, sadece 8’i Türk’tü. Diş hekimi, sıfırdı. Dört hemşire vardı. 40 bin köy, sadece 136 ebe vardı. Ortalama ömür 40’tı.
Yanmış bina sayısı 115 bin, hasarlı bina sayısı 12 bindi. Ülkeyi yeniden inşa etmek gerekiyordu, kiremit bile ithaldi. Limanlar, madenler, demiryolları yabancıya aitti. Toplam sermayenin sadece yüzde 15’i Türk’tü.
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e miras kalan sadece dört fabrika vardı, Hereke ipek, Feshane yün, Bakırköy bez, Beykoz deri… Elektrik sadece İstanbul, İzmir ve Tarsus’ta vardı. Otomobil sayısı bin 490’dı. Sadece dört şehirde özel otomobil vardı.
Kadın, insan değildi.
(Veremle boğuşan halk, ahırda yatarken… Bademlerin yere göğe sığdıramadığı Abdülhamid’in 16 tane eşi vardı. Nazikeda, Safinaz, Dilpesent, Peyveste, Nazlıyar, Bidar, Mezide, Emsalinur hanım filan, 16 tane… Yaş itibariyle, tamamı çocuktu. Abdülmecid’in 22 eşi vardı. Ahali ineğine verecek saman bulamazken, herif sarayında iki futbol takımı kadar kadınla yatıyordu.)
Tiyatro yok, müzik yok, resim yok, heykel yok, spor yoktu. Arkeolojik eserler, öyle gizli saklı değil, padişahların hediyesi olarak, trenlerle çalınmıştı.
Kimisi alaturka saat’i kullanıyor, güneşin battığı anı 12.00 kabul ediyordu, kimisi zevali saat’i kullanıyor, güneşin en tepede olduğu anı 12.00 kabul ediyordu. Kimisi güneş batarken grubi saat’i esas alıyordu, kimisi güneşin tamamen battığı ezani saat’i esas alıyordu. “Saat kaç birader?” diye sorduğunda, her kafadan bi ses çıkıyordu.
Kimisi hicri takvim kullanıyordu, kimisi rumi takvim kullanıyordu. Kimisinin şubat’ı kimisinin aralık’ına denk geliyordu. Herkes aynı zaman dilimindeydi ama, farklı aylarda yaşıyordu!
Dirhem, okka, çeki vardı. Arşın, kulaç, fersah vardı. Ne ağırlığımız dünyaya ayak uydurabiliyordu, ne uzunluğumuz… Ölçülerimiz ortaçağ’dı.
Erkeklerin sadece yüzde yedisi, kadınların sadece binde dördü okuma yazma biliyordu. Okur-yazar erkeklerin çoğunluğu, subay veya gayrimüslimdi. Okul yaşı gelen her dört çocuktan üçü okula gitmiyordu. Toplam, 4894 ilkokul, sadece 72 ortaokul, sadece 23 lise vardı.
Türkiye’nin tüm liselerinde sadece 230 kız öğrenci kayıtlıydı. Öğretmenlerin üçte birinin, öğretmenlik eğitimi yoktu. Tek üniversite vardı, darülfünun, medreseden halliceydi. Ülke bilim’den çoook uzaktı.
600 sene boyunca Türkçe’nin ırzına geçilmiş, Osmanlıca denilmişti. Arapça, Farsça, Fransızca, İtalyanca kelimeler, Levanten terimler dilimizi istila etmişti. Karşılıklı sesli-sessiz harfleri olmayan Arapça’yla Türkçe yazmaya çalışıyorlardı.
“Harf devrimi yapıldı, bir gecede cahilleştirildik, köpekleştirildik” falan deniyor ya… İbrahim Müteferrika’dan itibaren 150 sene boyunca basılan kitap sayısı kaçtı biliyor musunuz? Sadece 417’ydi. Bunların da çoğu gayrimüslimlerin matbaasından çıkmıştı. Ki zaten, Müteteferrika da devşirmeydi, Macar’dı.
Bu topraklara kitap gelene kadar, Avrupa’da 2.5 milyon farklı kitap basılmış, beş milyar adet satılmıştı. Voltaire, bir kitabında şu ağır tespiti yapmıştı: “İstanbul’da bir yılda yazılanlar, Paris’te bir günde yazılanlardan azdır!”
Neymiş efendim, mezar taşı okuyacakmış…
Sen önce iki tane kitap OKU da, dünyadan haberin olsun!
@_erdalisik_ Kürt sorunu yoktur! PKK bir terör örgütüdür! Halkın düşüncesi bu olunca, siyasilerin kürt sorunu var demesi yukarıda yazdıklarınızı düşündürüyor.
Türkiye'de Kürt sorunu yoktur pkk sorunu vardır.
Türkiye'de Kürt başbakan da olmuştur, Kürt Cumhurbaşkanı da olmuştur, Kürt bakanlar, Kürt bürokratlar da olmuştur.
Kimse sen Kürtsün olamazsın da dememiştir.
Kürt sorunu hikayelerini bir geçin artık.
İYİ Parti’yi kutluyorum. Atatürk’ün vasiyetine sahip çıkmıştır. İlkeli, tutarlı ve Cumhuriyetçi çizgide hareket etmiştir. Ettiği yemine bağlı kalmıştır.
-YENİ Parti ilk adımda, Atatürk’e ve Cumhuriyet’e sahip çıkmayacağını açıkça ilan etmiştir.
-Ama bu masum ve kahraman millet artık YENİ Parti ya da CHP’ye mecbur değil. Altı Ok’u yakasına takan ama çiğneyen bir zihniyete bu millet artık mecbur değil. Atatürk’ü yakanızdan çıkarın.