Bütün Dünya ABD-İran anlaşmasına odaklanmış durumda. Özellikle ekonomistler bundan sonrası için bol bol yatırım tavsiyeleri veriyorlar. 19 Haziran’da İsviçre’de imzalanması beklenen bu anlaşma basında çıkan haberlere göre 14 maddeden oluşuyor. Bu anlaşma imzalandıktan ve uygulamaya geçtikten sonra nihai müzakereler başlayacak ve sürecin işleyişine ve gelişmelere göre son şeklini alacak.
Bu 14 maddede göze çarpan bazı önemli konular şöyle:
-Lübnan dahil tüm cephelerde kalıcı ateşkes sağlanacak,
-ABD İran’ın iç işlerine karışmayacak,
-ABD ve müttefikleri İran’ın yeniden inşası için en az 300 milyar dolar sağlayacak,
-İran petrolü ve enerji ürünlerine yönelik ambargolar kalkacak,
-ABD bölgedeki asker sayısını arttırmayacak ve yeni yaptırımlar uygulamayacak.
Ayrıca İran’ın Mehr haber ajansına göre “İran’ın dondurulmuş fonlarının yarısı serbest bırakılmadan, petrol yaptırımları askıya alınmadan ve deniz ablukası kaldırılmadan nihai müzakerelere başlanmayacak”.
Anlaşmada İran’ın nükleer silah geliştirmeyeceği konusuna değiniliyor ancak balistik füze ve İHA konusu geçmiyor. Anlaşılan o ki temel konularda anlaşıldıktan sonra detay konular daha sonra karara bağlanacak. İç ve dış politikada iyice sıkışan ve bir an önce anlaşmak isteyen ABD tarafı için balistik füze konusu mevcut durumda artık detay olarak görülüyor. Peki bu durumda kim kazançlı çıkıyor ve ne elde ediyor?
Benim değerlendirmem ABD İsrail’in kışkırtmasıyla dahil olduğu, aslında hiç girmemesi gereken bir macerayı kendince dünya kamuoyu nezdinde itibarını ve onurunu koruyarak mümkün olan en az kayıpla “Zararın neresinden dönersen kardır.” mantığıyla bir an önce sonlandırmaya çalışıyor. İran açısından baktığımızda ise esas kazananın onlar olduğu çok net. Yarım asırdır devam eden izolasyondan ve ambargolardan kurtuluyorlar. Kısıtlamalar kaldırılınca dünya ekonomik sistemine tekrar entegre olacaklar. Yakın bir gelecekte daha zengin ve uluslararası sistemde daha etkin bir ülke olarak karşımıza çıkacaklar. Aynı coğrafyada bölgesel güç olma mücadelesi veren iki kadim devletiz. Bölgemizde artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak ve sanırım İran’ı yakından takip etmek çıkarlarımızı korumak adına bizim için çok daha önem arz edecek.
Saygılarımla,
Ne mutlu Türk’üm diyene.
ABD ve İsrail, İran’a saldırırken açıkladıkları üç ana hedefleri vardı. Bunlar Molla rejimini değiştirmek, İran’ın nükleer kapasitesini kontrol altına almak, balistik füze geliştirme ve üretme kabiliyetini sonlandırmak şeklindeydi. Bugün savaşın 16. günü sona ererken geldiğimiz noktada bu hedeflerin hiçbirisine ulaşılamamıştır. Artık sınırlı kara operasyonuyla İran’ın Hark Adası’nı ele geçirmek, özel kuvvet operasyonlarıyla zenginleştirilmiş uranyum stoklarını yok etmek veya Hürmüz Boğazını kontrol altına almak gibi gerçekleştirilmesi çok zor ve riskli konular konuşuluyor.
İran, ABD ve İsrail yöneticilerinin beklentilerinin aksine oldukça hazırlıklı ve dirençli çıktı. Savaşın uzaması petrol fiyatlarının yükselmesine ve dünya genelinde ciddi ekonomik sorunlar yaşanmasına neden oluyor. Bu süreç küresel büyük bir ekonomik krizi tetiklemeye doğru gidiyor. Yaptığı hatanın farkına varan ABD yönetimi tükürdüğünü de geri yalayamadığından bu çıkmazdan kendince en az zararla bir çıkış yolu bulma arayışında. Bu amaçla etkileyebileceği ülkeleri elindeki kozlarla yanında durmaya zorluyor. Böylece dünya kamuoyu nezdinde tek başlarına hareket etmedikleri ve başka ülkelerin de İran’ı tehdit olarak algıladığı algısını yaratacaklar. Tabi bir de bellerini bükmeye başlayan savaşın maliyetini pay edecekler. Ancak kimse bu hataya gönüllü ortak olmak istemiyor.
Önümüzdeki günlerin ne getireceğini hep birlikte göreceğiz. Benim düşüncem bu savaşta tarafların hepsi öyle ya da böyle kaybedecek. Bugün bu hukuksuzluğa sessiz kalan veya Trump’a destek olmayı düşünen dünya ülkeleri ise en çok kaybedenlerden olacaklar. Hukukun ve onu işletecek uluslararası kurumların olmadığı kaotik bir dünya düzeninde yarın kimin ne zaman ne ile karşılaşacağı hiç belli olmaz. Özellikle son yıllarda kendilerini savunma konusundaki zafiyetleri tüm çıplaklığıyla ayan olan Avrupa Ülkelerinin güce dayalı bu yeni dünya düzeninde yanlış ata oynamaları halinde geleceğin kaybedenlerinden olacaklarını bilmeleri gerek.
Saygılarımla,
Ne mutlu Türk’üm diyene.
@ABDisrailiran
Emekli Kurmay Albay Sn. Ümit Yalım, 27 Şubat günü Fener Rum Kilisesi hakkında suç duyurusunda bulundu.
Türk adaları ve kayalıklarını işgal eden, Ruhban Okulu’nu yasadışı faaliyetlerle yürüten Fener Rum Kilisesi topraklarımızı terk etmelidir!
Sn. Yalım’ın Basın Açıklaması:
“Değerli Basın Mensupları,
Ege Denizi’nde Türkiye Cumhuriyeti’ne ait 5 Türk Adası’nı Yunanistan ile birlikte işgal eden Fener Rum Kilisesi ve papazları hakkında bugün İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunduk. Savcılıktan, başta Başpapaz Bartholomeos olmak üzere toplam 267 papaz hakkında soruşturma açılmasını talep ettik.
Türkiye Cumhuriyeti’ne ait olan ve Aydın İl sınırları içinde bulunan Eşek (Agathonisi), Marathi, Nergizçik (Arkios) ve Bulamaç (Farmakonisi) adaları ile Muğla İl sınırları içinde bulunan Koçbaba (Levitha) Adası, Yunanistan ile birlikte Başpapaz Bartholomeos ve Fener Rum Kilisesi’nin işgali altındadır. Adalarımızda Yunan ve Bizans bayrakları dalgalanmaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin toprakları Yunanistan’ın egemenliği altına konulmuş, Türkiye’nin Ege Denizi’ndeki adalarının batısından geçen siyasi sınırları değiştirilmiştir.
Lozan Konferansı’nda, Fener Rum Kilisesi’nin siyasi ve idari faaliyetlerde bulunmamak şartıyla İstanbul’da ikamet etmesine müsaade edilmiştir. Fener Rum Kilisesi’nin Yunanistan ile birlikte Türk adalarını işgal etmesi, Türkiye’nin siyasi sınırlarını değiştirmesi, ekümeniklik faaliyetleri ve Ukrayna’ya Bağımsızlık Belgesi (Otosefali) vermesi siyasi ve idari faaliyetlerdir.
Mevcut durum itibarıyla Lozan’daki mutabakatı ihlal eden ve suç işleyen Fener Rum Kilisesi, İstanbul’da ikamet etme hakkını kaybetmiştir. Fener Rum Kilisesi Aynoroz’a taşınmalıdır. Heybeliada Ruhban Okulu, 2012’den beri kaçak olarak eğitim yapıyor. Ruhban Okulu’nda icra edilen Erasmus programına, değişik Yunan Üniversitelerinden gelen üniversite öğrencileri katılıyor. Ruhban Okulu, diğer özel okullar ile birlikte 1971’de Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmıştır. Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılan ve kaçak olarak çalışan Ruhban Okulu’nun resmi olarak açılması mümkün değildir.
Mevcut durum itibarıyla Ege Denizi’nde 20 Türk Adası ve 2 Türk Kayalığı Yunan işgali altındadır. Adalarımızda 15 Yunan Askeri Üssü mevcut olup adalarımıza 7 bin Yunan askeri ve 10 bin Yunan vatandaşı yerleştirilmiştir. Kanuni Sultan S��leyman ve IV. Mehmet döneminde fethedilen, Balkan Savaşında bile işgal edilmeyen, 1923 Lozan Antlaşması ile Türkiye’nin egemenliğinde kalan ve 500 yıldır Türk egemenliğinde olan adalar, Yunanistan tarafından işgal edilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti 2004’den beri tam 22 yıldır Yunan işgali altındadır. Son Yunan askeri adalarımızı terk edinceye kadar Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenlik haklarına sahip çıkmaya devam edeceğiz. Tüm Siyasi Partileri, Sivil Toplum Kuruluşlarını ve 86 milyonluk Türk Milletini Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenlik haklarına sahip çıkmaya davet ediyoruz.”
Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünmez bütünlüğü, Anayasamız ve Lozan tehlike altındadır!
Göz yumduğunuz ve hatta açıktan desteklediğiniz bu açıklamalar yıllardır tekrarlanmaktadır. Bu açıklamaların yapılmasına nasıl müsade ediyorsunuz?
@TC_Disisleri@TC_icisleri@tcistanbulfatih
AK Parti-MHP-DEM birlikte (Anayasa değişikliği dahil) yürüyeceklermiş. Salonu dolduran en inançlı AK Partililer bile bu ittifaktan hoşlanmadıklarını tavırları ile gösterdiler. @zaferpartisi
Bu fotoğrafta gördüğünüz kişinin ismi Işıl. Kendisi 18 Mayıs Pazar günü vefat etti. Şimdi Işıl’ın başına gelenleri sizlere anlatıyorum. Bu yaptığım paylaşım, vefat etmiş evladı için bir babanın yardım çığlığıdır.
17.03.1921. Kürt Aşiretlerin TBMM'ne telgrafı: - "Türk birliğinden ayrılmak zihniyetinde bulunanları Kürtler kendi milletlerinden addetmezler" (..) "TBMM Hükümeti dahilinde Kürtlüğün ayrı bir unsur olarak telakkisini hiç bir zaman işitmek istemediğimizi arzederiz."
9 Ocak Perşembe saat 14.00’de Karaman’da Mehmetçik Katline Af Yok mitingine bütün halkımız davetlidir. Önce Karaman sonra adım adım bütün Türkiye. Türk halkı Mehmetçik katillerini affetmeyecek. @zaferpartisi
FLAŞ...FLAŞ...
8 Aralık günü 2. Olağan Kongresini yapmaya hazırlanan Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, ARENA'ya konuk oluyor.
Emperyalizmin coğrafyamızla ilgili böl-parçala plânlarını en iyi bilen siyasetçilerden biri olan Prof Özdağ, hem partisinin hedeflerini, hem de Suriye ve Orta Doğu'da bundan böyle yaşanacakları anlatacak.
Prof.Özdağ'ın konuk olacağı Arena, 11 Aralık akşamı saat 20.10'dan itibaren @szctelevizyonu 'nda ekrana gelecek.
@Cemmozkeskin@GokmenUlu35@firatfstk@hazardost
Tüm yurttaşlarımızı Zafer Partisi 2. Olağan Kurultayı'nda aramızda görmekten büyük bir mutluluk duyarız.
Zafer Partisi Çankaya İlçe Başkanlığı
👇
https://t.co/YAFqQcX5EE
@umitozdag@zaferpartisi@HSerdarMermut
Bahçeli'e soruyorum, terörist başı Öcalan sizden PKK’yı dağıtmak için ne istedi, siz ne verdiniz?
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli bugün MHP Grup Toplantısında yaptığı konuşmada terör örgütü elebaşısı Abdullah Öcalan’ın umut hakkı çerçevesinde affını istemiş ve TBMM’de DEM grubuna hitap ederek PKK’nın lağv edilmesini istemesini tekrar gündeme getirmiştir.
Bahçeli, Abdullah Öcalan’ın serbest kalması için çalışmaktadır. Türkiye Yüzyılı, süper güç, gibi süslü lafların arkasına saklanarak terör örgütü elebaşısı Öcalan’ı İmralı’dan çıkarmak için mücadele etmektedir.
Bahçeli, ‘Tabular kalktıkça, ezberler bozuldukça statüko delindikçe, insanlar birbirine dürüst davrandıkça içlerinden geçeni özgürce söyledikçe bir anlaşma ve mutabakat noktasından diğerine küçük adımlar ile ilerlemek daha kolaydır.’ Diyerek açıkça Öcalan ve PKK terör örgütü ile müzakereleri savunmaktadır.
Öcalan’a umut hakkı vermek, Türk Milletinin gelecek umudunu elinden almaktır. Öcalan’a umut hakkı vermek binlerce asker, polis, jandarma, öğretmen, savcı, hakim, korucu şehidinin ailelerinin adalet umudunu ellerinden almaktır.
Öcalan’a umut hakkı vermek, bacağını, kolunu gözünü bazen hepsini kaybetmiş şehitlerimizin gazilerimizin adalet umutlarını ellerinden almaktır.
Bahçeli Türk Milletini Öcalan’ın serbest bırakılmasının ile terörün biteceği konusunda aldatmaktadır. Öcalan’ı ‘TBMM’ye gelse ve PKK’yı lağvettim, terörü lanetliyorum’ dese de PKK içinde birçok grup bu açıklamayı reddedecek, PYD Suriye’de, PJAK İran’da varlığını ve terör eylemlerini sürdürecek, Türkiye için tehdit olmaya devam edecektir.
Devlet Bahçeli, terörist başının ‘TBMM DEM parti grubuna gelmesine itiraz ediyor da İmralı’da kalmasına niye tepki göstermiyor? Bu ne yaman çelişkidir’ diyor. İnanılır gibi değil.
TBMM Gazi, İstiklal Harbi vermiş milli mabettir. İmralı ise Türk adaletinin terörist başını yolladığı hapishane. Nasıl bir akıl bahçelinin söylediğini söyleyebilir. Bunu Türk Milletinin sağ duyusuna bırakıyorum.
Öcalan’ı TBMM’de konuşmaya davet etmek, Türkiye Cumhuriyeti’ni terör örgütü karşısında mağlup etmek demektir.
Bahçeli, Atatürk’ün Şeyh Sait’i TBMM’de konuşmaya davet ettiğini duymuş mu?
Bahçeli, Atatürk’ün Seyyit Rıza’yı TBMM’de konuşma yapmaya davet ettiğini duymuş mu?
Türk Milleti hiç böyle rezil bir teklif ile karşı karşıya gelmedi.
Bahçeli, ‘Zaman Türk ve Türkiye yüzyılı zamanıdır’ diyor. Biz de Bahçeli’ ye soruyoruz, Türk ve Türkiye yüzyılını Öcalan’ı TBMM de konuşturarak mı kuracaksınız?
Bahçeli, ‘Osmanlı İmparatorluğu yerel kültürleri ve etnik toplulukları bünyesinde nasıl bir arada tutup barış ve sükunet ortamına tesis etmişse, ecdadımızın ayak izlerini takip ederek Türk barışı devrinde aynısını yaşatabilecektir ’diyor. Türkiye Cumhuriyeti milli-üniter-laik devletinin 101. yılında Bahçeli’nin kafasında gelmiş olduğu yer burası mıdır?
Üstelik Osmanlı yerel kültür ve etnik toplulukları bünyesinde tutamadığı için parçalanmıştır
Şimdi, Türk Milleti önünde ve Türk tarihi önünde Devlet Bahçeli’ye şu soruları soruyorum:
Mayıs 2023 de ‘önümüzdeki günlerde çok şey değişecek, inşallah Türkiye değişmez’ dediniz. Türkiye’yi nasıl bir badireye sürükleyeceksiniz ki inşallah Türkiye değişmez diyorsunuz? Yapacaklarınız Türkiye’nin parçalanmasına neden olabilir mi?
Mayıs 2024’te TBMM’de ‘Türkiye Milleti’ dediniz. Milletimizin adını bu şekilde mi değiştireceksiniz?
Öcalan sizden PKK’yı dağıtmak için ne istedi, siz ne verdiniz?
Osmanlı Devleti’nin verdiği hakları mevcut Anayasamızın ilk dört maddesini değiştirmeden nasıl vereceksiniz?
Erdoğan ve Bahçeli’nin temel amacı Erdoğan’ın ölene değin cumhurbaşkanlığı yapacak bir düzenleme için Türk Devleti ve Türk Milletini bir tehdit ile karşı karşıya getiriyorlar.
Bahçeli basın toplantısında ‘Sefaletin doruk noktası bir başkasının iradesine bağımlı olmaktır.’ diyor. Evet, gerçekten de bu sefaletin doruk noktasıdır.
Son olarak size İmralı’da ilçe başkanlığı açmanızı öneririm. Bir oy bir oydur. Türk milliyetçilerinden alamadığınız oyu Öcalan’dan alın.
Trabzonspor 29 Ekim törenlerine davet edilmediği için çok üzülen Türkiye’nin en yaşlı gazisi Pirağa Uzun’u maça davet etti ve mükemmel bir Atatürk görsel şöleni yaptı. Tebrikler Trabzonspor. @zaferpartisi