Büyükler buyurdular ki;
Bu sonlu hayatın sonunda mutlaka hesap vardır. Sevaplar bir tarafa, haramlar, günahlar bir tarafa konulacaktır. Ağır gelen taraf dünyadakinin tersine, yukarı kalkacaktır. İmanla ölmek kaydıyla orada şefaatler vardır. En başta Peygamberimiz "aleyhissalatü vesselam" olmak üzere kademe kademe şefaatler olacaktır. Mübarek, "günahı büyük olanlara ben şefaat edeceğim" buyuruyor. Dolayısıyla şefaatten ümitliyiz. Yeter ki imanımızı muhafaza edelim. Bir insan için en kötü musibet; o kişinin, imanlı olduğuna inandığı halde imansız olarak ölmesidir. Esasen bu duruma düşmekten çok korkmalıdır. Unutmamalı ki, ya öfkeyle veya başka bir sebepten insan küfre düşebilir. Hele büyüklere itiraz çok tehlikelidir.
GÜNÂH-I KEBÂİR HAKKINDA-12
Ve dahî, günâh-ı kebâirin, ya'nî büyük günâhların nev'i pek çokdur. Bu mahalde, yetmişikisi beyân olunmuşdur:
72- İntihâr etmek, ya'nî kendini öldürmek, başkalarını öldürmekden dahâ büyük günâhdır. Kabrde Cehennem azâbı çeker. Hemen ölmeyip tevbe ederse, bütün günâhları afv olur. Kabr azâbı çekmez.
[Terk edilmiş nemâzların tevbelerinin sahîh olması için, bunları kazâ etmek lâzımdır. Kazâlara başlıyan, ölünciye kadar, kazâ kılmağa niyyet etmiş demekdir. Bu niyyetine karşılık olarak, bütün kazâ borçları afv olmakdadır. Bunun gibi, îmâna gelen bir kâfir ve bid'at inanışında olan bir sapık da, küfrüne ve bozuk inanışlarına tevbe edince, küfr ve bid'at inanışlarına ve bu zemândaki bozuk işlerini yapmamağa niyyet etmiş demekdir. Bu niyyetine karşılık olarak, bunların hepsi afv olur.]
İslâm Ahlâkı
“Mevdûdî, islâmın bütün ana prensiblerini kendi mantığı ile çözmeye kalkışmış, islâm âlimlerinden ve islâm bilgilerinden hep ayrılmıştır. Kitâbları incelenirse, kendi mantığını, kendi düşüncelerini, islamiyet olarak yaymak çabasında olduğu kolayca sezilir. İslâmiyeti, modern hükûmet şekillerine uydurmak için çeşitli kılıklara sokmaktadır. İslâmın hilâfet müessesesine de, kendi hayâline göre şekil vermekte, halîfelerin hemen hepsine hücûm etmektedir. İngilizler ve onların uşakları tarafından, islâm âlimlerinin ve dolayısıyla, islâm bilgilerinin yok edilmesi, bunun sapık fikirlerinin yayılmasını kolaylaştırdı. Mevdûdî, müslümânların bu fetret hâlinden faydalanmasını becerdi. Dîni siyâsete âlet ederek, siyâsî kimselere yanaştı. İslâm âlimlerinin kitâblarını okuyup anlayacak seviyede olmayan câhiller, onu bir âlim ve mücâhid sanıverdi. Onun siyâsî düşüncelerine geniş islâmî bilgi denildi. Mevdûdî bir din adamı değildir. Bir siyâset adamıdır.”
[Fâideli Bilgiler]
Büyükler buyurdular ki;
Bir mübarek zata, âhirete gittiğin vakit, mizanda hesabını annen mi görsün baban mı görsün demişler. Ben bu suali birine; oğlunun hesabını mizanda sana bıraksalar ne yaparsın, şeklinde sorduğum zaman, oğlu için; "onun hiç günahları aklıma gelmez, onun doğru Cennete gitmesini isterim" dedi. O mübarek zat, annemi babamı bırakın, benim hesabımı Allahü teala görsün demiş. Çünkü Rabbimin şefkati yanında annemin, babamın şefkati bir damla kadar kalır. Şefkatin membaı zaten orada. İşte Allahü teala bu merhametten dolayı, insanlara hastalıklar, sıkıntılar veriyor. Bunların hepsinde hayır vardır. Son, önemlidir. İnsan sapasağlam ama Cehennemin dibine gitmiş. Bu sağlamlık ne işe yarar? Netice, rakam ne kadar büyük olursa olsun, bu rakam sonsuza bölününce sonucu sıfırdır. Âhiret sonsuz olduğuna göre insanın ömrünün ne kıymeti olabilir.
Fî emanillah
Büyükler buyurdular ki;
Cenab-ı Haktan en çok korkanlar, O'nu en yakın tanıyanlardır. Tanımak arttıkça korku artar, tanımak azaldıkça zevki sefa artar. Aradaki fark buradadır. Onun için cenab-ı Hak hepimize tanımamızı nasip etsin. Âmin. Tanımak için uğraşmak lazımdır. Nasıl uğraşılır? Eserlerini okuyarak. Kabirlerini, talebelerini ziyaret ederek, onların izini takip ederek, bazı dünya nimetlerine ki bunlara aslında nimet denmez, gönül kaptırmayarak, velhasıl onları her vesileyle çok hatırlayarak. Gerçek hayatın, aslında o büyüklerin yanında olmak, sohbetlerinde bulunmak olduğunu görmektir. Çünkü âhirette herkes sevdiği ile beraber haşr olunacaktır.
Eğer gönül yaratılanlara meylederse, o fenadır. Çünki, Allahü teâlâ gönlü kendisi için yaratmıştır. Uzaklaşma artar artar ve insan o zaman mahlûkatın en kötüsü olur. Bu yakınlık ne anlama gelir? Bu, ihlâs anlamına gelir. Allahü teâlâya yakınlık demek; ihlâs arttı demektir. İhlâslı insan, her an cenab-ı hakkı düşünen, onun sevgisiyle yaşayan ve her işini Allah rızası için yapan insan demektir. Ölçü, Allahü tealaya yakınlık ve uzaklıktadır. Bir hadis-i şerifte geçtiği gibi, kişi insanlardan ne kadar uzaklaşırsa o kadar Allahü tealaya yakınlaşır. İnsanlardan uzaklaşmak demek, onlarla görüşmemek demek değildir. Kalben uzaklaşmak demektir. İnsan demek, kalp demektir. Allahü teala insanlara çok kıymet veriyorsa kalpteki imandan dolayı veriyor. Cisimlerinden, servetlerinden dolayı vermiyor.