Deniz Bora'yla Roblox muhabbeti yapıyorduk.
Yaşlı gibi unutmamak için şifreni not mu alıyosun, diye takıldım.
Yoo, dedi. Unutmam ki. Şifrem senin doğum günün😊🌼
Irmak öğretmenin, okul müdürü Melahat İleri’nin 2 defa tokat attığına, mobbing uyguladığına dair yazdığı tutanak yazısı…
Okul müdürü, “Çingene”, “sende aşağılık psikolojisi var”, “gerizekalı” gibi ithamlarda bulunmuş.
Okuldan üç kişi de olayın şahidi olmuş… Üstelik şahitlerden biri okulun müdür yardımcısı
#Irmaköğretmeniçinadalet
#IrmakÖğretmenİçinAdalet
LÜTFEN OKUYUN
#İBBDavası'nda 47.gün
"Cinayet büro ev baskına gönderilmiş"
Medya AŞ Genel Müdürü #FatoşPınarTürker beyanda bulunuyor.
"Bir gün sonra sabah saat 05.30'da evime polis geldi.
Ben iki kızımla yalnız yaşıyorum.
Kapı çaldığında ekran üzerinden polisleri gördüm ve Allah'tan avukatımı arayabildim. Çünkü polisler içeri girdikten hemen sonra telefonumu aldılar.
"Hiçbir şeye dokunmayın" dediler.
Çocuklar ağlıyordu.
"Bir bardak su vereyim" dedim.
"Hayır."
"Küçük kızım okula gidecek."
"Hayır."
"Sakın kimse yerinden kıpırdamasın."
Sürekli delil karartmaktan söz ediliyordu.
Oradaki polislerden biri, sanırım bir komiserdi. Gözlerindeki ifadeyi hiç unutamayacağım.
Bir ara bana:
"Kaşe var mı?" diye sordu.
"Ne kaşesi?" dedim.
"Şirket kaşesi."
"Yok" dedim.
"Ben şirketin genel müdürüyüm, şirket kaşesini evimde ne yapayım?"
Buna rağmen evi aramaya devam ettiler.
Biz pijamalarımızla öylece bekliyorduk.
Çocuklar ağlıyor, kimse hareket edemiyordu.
Bir noktada polise:
"Siz mali suçlar için gelmediniz mi?" diye sordum.
Polis:
"Biz Cinayet Büro'dan geldik" dedi.
Bunu duyunca kızlarım daha da korktu.
"Ne cinayeti?" dedim.
"Şu anda operasyon yürütülüyor, biz görevlendirildik" dedi.
O an yaşadıklarımız gerçekten tarif edilmesi zor şeylerdi.
Bir bardak su bile veremediğim çocuklarımın yanında, ne olduğunu anlamaya çalışıyordum.
Bugün geriye dönüp baktığımda yaşananların bir tiyatro mu yoksa bir kâbus mu olduğunu hâlâ tarif edemiyorum.
Sonrasında sağlık kontrolüne götürüldüm.
Orada bir polis memuru, başına bir şey gelmediğinden emin olmak için annemi aramama izin verdi.
Daha sonra tekrar aramama da izin verdi.
Kendisine bu insani davranışı nedeniyle teşekkür borçluyum.
Ben evden bu şekilde ayrıldım.
Küçük kızımı son kez okuluna bırakmış oldum.
Akşam geri döneceğimi düşünüyordum.
Sonra Vatan Emniyet'e götürüldük.
Açıkçası ilk başta oradan çıkamayacağımı düşündüm.
Fakat içeri girince asistanımı gördüm.
"Canan, sen neden buradasın?" dedim.
"Beni de aldılar" dedi.
Sonra diğer arkadaşlarımız gelmeye başladı.
Tanıdığım ve tanımadığım birçok insan getirildi.
Sonrasında artık orada yaşamaya başladık.
Nezarethane şartlarını anlatmak istemiyorum ama umarım hiçbiriniz hayatınız boyunca görmek zorunda kalmazsınız.
Bodrum katta olduğu için cam yoktu, pencere yoktu.
Gün mü gece mi anlamıyordunuz.
Bir gün kadın polis memuru geldi.
"Arama yapılacak" dedi.
Bizi sıraya dizdiler.
Sonra beni küçük bir odaya aldılar.
Odayı da, o polis memurunu da hayatım boyunca unutmayacağım.
Memur:
"Üstünü çıkar" dedi.
Çıkardım.
Sonra:
"Altını da çıkar" dedi.
Şaşırdım.
Ama çıkardım.
Ardından:
"İç çamaşırını da çıkar" dedi.
Ne olduğunu anlayamadım.
Ama söylediklerini yaptım.
Sonra:
"Çömel" dedi.
Daha sonra çeşitli hareketler yapmamı istedi.
O an ne yaşadığımızı gerçekten anlamıyorduk.
Kadın memurun eldiven takması bile bize normal bir sağlık kontrolü yapılacağı hissini vermişti.
O kadar yabancıydık bu sürece.
Sonrasında tutuklandık.
Akşam saatlerinde Silivri Cezaevi'ne getirildik.
Hayatında hiç cezaevine girmemiş bir insan olarak yaşadıklarım gerçekten bir film sahnesi gibiydi.
İnsan, suç işlemediği sürece bir gün cezaevine düşebileceğini hiç düşünmüyor.
Ama olabiliyormuş.
Her şey insana dair.
Cezaevine geldiğimizde bize:
"Merak etmeyin, siz beş kadınsınız. Sizi aynı koğuşa koyacağız." dediler.
Buna çok sevindik.
Ancak daha sonra müdür geldi ve:
"Adalet Bakanlığı'ndan talimat geldi. Hepiniz ayrı ayrı koğuşlarda kalacaksınız." dedi.
Bizi tek tek farklı koğuşlara götürdüler.
İlk gün birbirimizi sadece pencerelerden görebildik.
Ben koğuşa konulduğum anda pencereye koştum.
Çünkü diğer arkadaşlarımın da yan koğuşlara yerleştirildiğini anlamıştım.
Fatoş'un sesini duyuyordum.
Çok ağlıyordu.
Bir şey olacak diye korkuyordum.
Bütün gece pencerelerden birbirimize seslenerek geçti.
Birimiz ağlıyor, birimiz teselli etmeye çalışıyordu.
İlk gecemiz böyle geçti."
IRMAK KOPARAN’A NE OLDU — Ağrı’nın Hamur ilçesinde okul müdüründen ş*ddet gördüğü bilinen 24 yaşındaki öğretmen Irmak Koparan, evinde ölü bulundu.
Öğretmen Irmak Koparan’ın, okul müdüründen şiddet gördüğüne dair ve görevlendirme sürecindeki zor yaşam koşullarına ilişkin defalarca dilekçe vermesine rağmen başvurularının dikkate alınmadığı ortaya çıktı.
Ölüm nedeni henüz bilinmiyor.
Tüm bu butlan krizinin bir sebebi de İBB davası asrın yolsuzluğu falan dedikleri şeyin kocaman bir balon olduğunu gölgelemek. Her yönüyle çökmüş, bomboş bir dava.
💢 Anadolu’nun göbeğinde paranın, çeyizin ve kurnaz diplomasinin beyliği.Germiyanoğulları ! ...
Herkes kılıç sallarken onlar neden mülk sayıyordu ?
Selçuklu’nun enkazından çıkan bu "Zengin aristokratlar", Osmanlı’ya diz çöktürecek güce nasıl ulaştı ve sonra nasıl bir düğün konfetisi gibi tarihten silindi ?
Gelin, tarihin en kibirli beyliğinin anatomisini masaya yatıralım.
İngilizce "fridging" bir kadın karakterin zarar görmesi ya da öldürülmesi ve bunun esasen bir erkek karakterin hikayesini ilerletmek için kullanılması.
Yani kadın karakter kendi hikayesi için değil, erkek karakterin motivasyonu için olay örgüsünden çıkarılıyor. #ingilizce
adı, hanaa ebu zeynep.
suriyeli bir üniversite öğrencisi. daha 19 yaşındaydı. konya meram’da sigortasız çalıştığı kafenin deposunda, "elleri bağlı" bir şekilde asılı bulunuyor ve "intihar" diye kayıtlara geçiriliyor. ailesi hanaa'yı; gelecek planları yapan, kardeşlerine harçlık veren, mezuniyet kıyafeti alan, araba kullanmayı hedefleyen ve ev sahibi olmak isteyen hayat dolu bir genç diye tanımlıyor. bu ölüm şüpheli bir ölümdür. hanaa'nın sesi olalım.
"Marjane Satrapi, hayatı boyunca ülkeleri, evleri, sürgünleri, geçmişi kaybetmeyi anlattı. Ne rüzgârlar esti, ne fırtınalar koptu, devrilmemişti. Ailesi duyurdu: Marjane üzüntüden öldü."
üzüntüden ölmek: https://t.co/4SYrDmQxr9
Kültür sanat kurumlarına yüzde 5'lik vergi oranı yasalaşmalı, diyorum ya...
Bunu çeşitli kereler yazdım. Arkadaşlar bu gerçekten çok yakıcı bir talep.
Yayıncılar Birliği, meslek örgütümüz bu talebe artık sahip çıkmalı. Bütün kültür sanat kurumları bıkmadan bunu savunmalı. Bu bir çıkış yolu açabilir.
Denir ya, biz Kapalıçarşı'daki kuyumcudan çok vergi ödüyoruz. Bu kesinlikle doğru. Biz ayda ortalama 1,5 kitap yayımlayan küçük bir yayıneviyiz. Notos Kitap para kazanmıyor, ayakta durmaya çalışıyor. Kapalıçarşıdaki kuyumcudan çok vergi veriyoruz. Şaka değil bu.
Yüzde 5'lik vergi oranı çok daha yüksek sesle dile getirilmeli.
Fotoğrafta gördüğünüz kişi abim Samet Özgül.
Gazi Üniversitesi öğrencisi ve motokurye olarak çalışan abim Samet, Ankara’da trafikte uyardığı 3 kişi tarafından darp edilip canice boğazından bıçaklanarak katledildi.
Sabıkalarında uyuşturucu dahil 20 ayrı suç olan 2 kişi bu davadan serbest bırakıldı, 19 yaşındaki katilin ise 'pişmanım' sözüyle müebbet hapis cezası 25 yıla indirildi. Dava dosyamız Yargıtay’da!
Samet için ses verin, adalet yerini bulsun!
@adalet_bakanlik@TCYargitay
#SametÖzgülİçinAdalet
Montaigne, yıllarca yazdığı, uğraş verdiği “Denemeler”dizisinin ilk iki kitabını Bordeaux’da bastırdıktan sonra, bunların ikişer nüshasını da yanına alıp 1580 yılının 22 Haziran günü, at sırtında Kuzey Fransa, İsviçre, Almanya (Kutsal Roma Germen İmparatorluğu) ve İtalyayı kapsayan uzun bir yolculuğa çıkar.
At sırtında bir hümanist olarak…Neden bu geziye çıktığını bilmiyoruz. Ama bana en güzel gelen açıklama, yola çıkmış olmak için çıktığı…
Yıllarca görev için, iş için pek çok seyahat yapmış biri olduğumdan şimdi yalnızca yola çıkmak için yola çıkacağım…
Montaigne’in de benzer bir tutkuyla yola çıktığını düşünüyorum.
Montaigne, gezi notlarını yazmış ve şatosundaki bir sandıkta 200 yıl unutulmuş. Bulunduğunda ilk sayfaları eksikmiş!
Ben işi sıkı tutup, bisiklet sırtında Montaigne’in rotasından ilham aldığım yolculuğun notlarını dijital bir defterde tutacağım.
Yolculuk notlarımı ve fotoğraflarımı görmek isterseniz Instagram’da hesabımı takip edebilirsiniz…Montaigne’in izinde…
https://t.co/R9pypMmKR6
"Tevazu" kelimesi, Arapçada "yere koymak, indirmek ve alçalmak" anlamına gelen (v-d-a) kökünden gelir. Bir insanın tevazu (alçakgönüllülük) göstermesi, sadece kibar konuşması veya kendini övmemesi demek değildir. Etimolojik olarak; bizzat kendi elleriyle inşa ettiği o yüksek kibrin, unvanların ve sahte tahtların üzerinden kendi rızasıyla inmesi ve varlığını bütünüyle "yere, toprağın hizasına" yerleştirmesidir. Tevazu, ruhun kendi isteğiyle yeryüzüne inme eylemidir.
Çok sevdiğim, tecrübeli, çalışkan, başarılı, saygılı, nazik, gençlere iyi örnek bir beden eğitimi öğretmeni kardeşim var. İstanbul'da iş arıyoruz. Var mıdır beden eğitimi öğretmeni arayan duyduğunuz, bildiğiniz bir özel okul?