"Her namazdan sonra Allah'a dua ediyorum benden bütün duygularımı alsın bir insan olmaktan çıkayım bir robot olayım ve bu robot sadece Vatan için çalışsın."Böyle bir aşkla vatanını severken sana hain diyenlerin dilleri kopsun canları yansın Paşam.#EnverPaşa
Kızım, ağabeylerine söyle konunun sizle ilgisi yok. Konu TÜRK kahvesi. Türk olan hiç bir şeyin artık sizinle ilgisi yok:
Sizin ilgi, sevgi ve muhabbet alanınız İmralı Kahvesi. Kahveyi MOSSAD ocağında Öcalan pişiriyor, siz servis ediyorsunuz. @zaferpartisi
Taktiğimiz belli arkadaşlar. Bir daha gün yüzü görme ihtimali zor olan, yükte de pahada da ağır kitaplara yönelmeliyiz ki sonradan baskısı kalmayınca hüzünle sahaf sayfalarında dolaşmayalım. 😅 Ben olsam evvela Kökler: İklim-i Rum’u sepete atardım. Ötüken’in Modern Klasikleri 10 kitaba ulaştı. Bunların bazısı Türkçede ilk defa boy gösteriyor. Kim size Dylan Thomas’ı bütün şiirleriyle basıp verecekti. Tabii ki Intersteller’da sizinle beraber ağlayan kardeşiniz… Sizin de babanız var kızınız var, alıp okusanıza. Bu seri daha da kalabalıklaşacak; topluca almak, heves kırıcı bir zorluğa dönüşmeden sepete Modern Klasikleri atardım ben. İlaveten İstanbullu okurların vapur seyahatleri için çantaya sığmak üzere İki Odalı Zihnin Çöküşünde Bilincin Kökeni’ni eklerdim. Westworld’ü keyifle izlediniz. Diziye ilham veren kitabı gözden kaçırmak olmaz. O da ağır geldiğinde sanat felsefesinin sularında kulaç atmanızı sağlayacak kendi küçük dedikleri büyük bir nuvel var: Üç Beş Adımlık Seyyahlıklar. Ötüken’de herkes için kitap var.
"Çırpınırdı Karadeniz" şiirinin orijinal nüshası.
Ahmet Cevat, 1 Mayıs 1918'de Gence'de yazdığı şiiri Azerbaycanlı Türkçü mütefekkir Ali bey Hüseynzade'ye takdim ettiğini bizzat şöyle yazıyor:
"Sevgili Turan mefkuresine birinci yol gösteren üstat Ali bey Hüseynzade hazretlerine takdim"
Yine zirveyi zorlamışız. 🫡 Diğerlerini bilemem ama biz haklıyız ve binlercesine binlercesini daha ilave etmek için tetikteyiz. 🤗 Ötüken ayar etmek, uyuz etmek, husumet çekmek, bir alay etnik döküntü, cinsel bokuntu, dinsel çıkıntıyı delirtmek için Türk milletinin hizmetçisi olmaya devam edecek. 🫠
11.394.
İlber Ortaylı’nın Google Scholar atıf sayısı.
Makaleleri Türkçe, Almanca, Fransızca yayımlandı.
Halil İnalcık’la Chicago’da yüksek lisans yaptı.
Oxford, Cambridge, Princeton, Moskova, Viyana, Berlin’de ders verdi.
Uluslararası Osmanlı Etütleri Komitesi başkan yardımcısıydı.
Avrupa İranoloji Cemiyeti üyesiydi.
Avusturya Bilimler Akademisi üyesiydi.
Makedonya İlimler Akademisi onursal üyesiydi.
Puşkin Nişanı, Avusturya Devlet Kültür Nişanı, Fransa Devlet Kültür Nişanı aldı.
Bu atıfların büyük kısmı yurt dışı akademik dergilerden.
Edirne dışında yoktur diyen adam hayatında kaç arşive girdi acaba.
Genç arkadaşlara, üniversitede okuyan hamiyetli çocuklara tavsiyem odur ki, hocalarınız içinde bu mecralarda memleketin saygın ölülerine hakaret eden tuhaf maymunlar varsa denk geldiğiniz yerde bir araya gelip bunları sıkıştırıp dövmelisiniz. Arap töresince birlikte dövün ki kabahat kimsenin üstüne kalmasın. Birkaç dayaktan sonra bunların çenesi kapanır, bizim de her cenazeden sonra sinirimiz hoplamaz. Mümkünse odalarına girip kapıyı ardınızdan kitleyerek dövün, bir şikâyet olursa inkâr edin. Bunlar açıktan külhanbeylik hukukuyla muamele edilecek tipler değil. 🫠
Galatasaray Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Emre Öktem, İlber Ortaylı'yı anlattı.
"Türk'tü, Türk��ü'ydü, milliyetçiydi. Milliyetçiliği asla yabancı ve azınlık düşmanlığı olarak görmedi, görenlere çok kızdı."
Milli Savunma Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erhan Afyoncu, Prof. Dr. İlber Ortaylı için Fatih Camisi'nde düzenlenen cenaze töreninde konuştu:
“Her zaman bu milletin bir ferdi olmakla iftihar etti. Yani Türklüğüyle iftihar etti. Gençlerimizin en önemli alacakları şey odur. Yani biz Türklüğümüzle, dünyaya verdiğimiz huzur ve adaletle iftihar eden bir milletiz. İlber Hocanın izinde gitsinler yeter.”
İlber Ortalı'nın Anma töreninde portresinin yanında bulunan tablo'da yazan yazının açıklaması;
"Mütebahhir tarihçiye dua
Doğu’yu Batı’yı bilene dua
Bir kalem çıkıp söyledi tarih:
Rahmetli Ortaylı Bey'e Dua.."
Bu dizeler, klasik Türk edebiyatı geleneğinde bir şahsın vefatının ardından duyulan derin saygıyı ve onun ilmi kimliğini özetleyen bir "Tarih Manzumesi" niteliğindedir. Bu levha, İlber Ortaylı'nın vefatı için özel olarak hazırlanmış bir "tarih manzumesi"dir.
Şiirsel diliyle şu anlamı taşır:
Mütebahhir tarihçiye dua: "Mütebahhir", kelime anlamıyla "derya gibi, engin bilgili" demektir. Kişinin sadece tarih bildiğini değil, bu ilmin içinde kaybolacak kadar derinleştiğini ifade eder.
Doğu batıyı bilene dua: Bu satır, entelektüel köprüyü temsil eder. Hem Doğu medeniyetinin (Osmanlı-İslam) kaynaklarına hem de Batı dünyasının metodolojisine ve dillerine hakimiyetine vurgu yapar.
Bir kalem çıktı söyledi tarih: Klasik şiirde "tarih düşürmek" (Ebced hesabı) bir sanattır. Bu satırda yer alan sözler, "Öyle güçlü ve yetkin bir kalem (alim) bu dünyadan geçti ki, onun yazdıkları ve arkasında bıraktığı isim, artık tarihin bizzat kendisi haline geldi; kalem son sözünü söyledi ve zamanı mühürledi" manasına gelir.
Rahmetli Ortaylı Beğe dua: Son mısra, hürmet ve rahmet dileğiyle hem ailenin şerefine (Ortaylı soyadı) hem de şahsın kendisine veda eder.
Tablo Galatasaray Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Abdurrahman Muhammed Uludağ tarafından hazırlanmıştır.
İlber Hocamızın Ruhu Şâd, Mekanı Cennet Olsun.
"Türk'tü, Türkçü'ydü, Atatürkçü'y(dü). Türk gençlerine tarihi sevdirdi. Türkiye Cumhuriyeti'nin güncel olarak en donanımlı insanı idi. İlber Ortaylı'nın öğrencisi olma şerefine nail olanlar çok çalışıp hocalarının emeklerini boşa çıkarmamalıdır."
Fatih Altaylı: “En büyük korkularımdan biri, İlber’in ben cezaevindeyken hayatını kaybetmesiydi.
Son bir kez sarılmak istiyordum.
Çıktıktan sonra ilk arayan oydu. ���Ben ameliyat olacağım, öncesinde bir program çekelim’ dedi. ‘Daha programlara başlamıyorum, sen hastaneden çıkınca çekeriz’ dedim.
Niye ameliyat öncesi çekmek istediğini anlıyordum. ‘Çek sonra yayınlarsın, biz programı yapalım, Celal’e söyle o da gelsin’ dedi.
Aslında veda programıydı. Çektik. Henüz yayınlamadık.
Onu herkes çok özleyecek. Bu kez, vah kalanlara...”
Yağmur Tunalı, İlber Ortaylı’nın bilinmeyenlerini anlattı:
İlber Hoca, bugün ikindi namazından sonra uğurlanacak.
Tesbihlerle, tekbirlerle, tehlillerle uğurlanacak.
Çok az kişiye söylemiştir, bilenler bilir, böyle uğurlanmak isterdi.
Annesinin dindarlığından bahsederken "teşhirci olmamak kaydıyle çok dindardır" derdi.
Kendisi de öyleydi.
Dindarlık görüntüsünden kaçardı.
Bunun belki bir istisnası söylenebilir:
Kendi kendisiyle yaşadıklarını kimse bilemez.
Açık olanlardan birini söyleyeyim:
Ankara Kalesi çevresindeki Selçuklu Camilerinin devamcıları, hocaları, çevre esnafı Hoca'yı çok iyi bilir.
Ankara yıllarında şimdiki büyük şöhretinde değilse de epeyce meşhurdu.
Her Cuma Aslanhane'ye bir grup arkadaşımızla giderdi.
Sonra Boğaziçi lokantasında yemek yenirdi.
Ona devamlı eşlik edenler on kişiyi bulacak bir ekibin içinden insanlardı.
Bunlarla sınırlıydı.
Başka yerlerde konuşulmazdı.
Tasavvuf muhitlerine karışmak istemesi de bu yıllardaydı.
Merakı aşan bir dikkatle görüştü.
İmrenerek, hayran olarak bahsettikleri olurdu.
Dar bir çevrede anlatırdı.
Yılmaz Öztuna'nın "Osmanlı hayatının merkezinde tasavvuf vardır" fikrine hararetle katılırdı.
Bu da ilim ve entelektüel bakışının sonucuydu.
Objektif bir görüş olarak dile getirir ve gerekçelerini söylerlerdi.
Ateist Celâl Şengör'le dosttu.
Celâl Şengör de dünya çapında bir değerimizdir.
Kimsenin, dini dinsizliği kimseyi ilgilendirmez.
Bakacağı bilgidir, bilgisini nasıl kullandığıdır.
Memlekete ve insanlığa faydasıdır.
Memleket sevgisinde, Türklük aşkında buluşmaları da önemlidir.
Celâl Hoca'yla dostlukları böyledir.
Büyük iştir ve eğer düşünürsek ancak alkışlanır.
Herkesle görüşür, konuşurdu.
He kesime yakın olduğunu paylaşımlardan, fotograflardan gördük.
Bu genişlik kolay bulunmaz.
Dinden geçinen taifeyle ve bölücülerle mesafeliydi.
Tanrı adına konuşma tekeli elde ettiğini zannedenlerle yakınlaşmazdı.
Onlarla bu konuları değil, hiçbir konunun görüşülemeyeceğini bilir ve söylerdi.
"Cahille sohbeti kestim" dediği en başta onlardı.
Çünkü dini hassasiyet bu cıvıklığa cevaz vermezdi.
Hoca konuşmadı ama onlar her zamanki ölçüye sığmaz sözlerle gidişi üzerinden de Allahlık etmeye kalkmaya devam ettiler.
Fatih Camii haziresine gömülmesine itiraz edenler onun Müslüman olmadığını söyleyecek kadar azdılar.
Evet azdılar.
Dinin kimseye vermediği hakkı kendilerinde var zannettiler.
Allah'ın Allahlığını kimseye bırakmayacağını düşünmeyen bu azgın klikler, iktidar gücüne yaslanmanın şımarıklığıyla saldırdılar.
Ondan görünmenin hesapsız özgürlüğünde Cumhurbaşkanı'na "Onu oraya gömdürme!" demek için başvururken iftirayı aşan sözler ettiler.
İyi ki dinlenmediler.
Dinlenmeyecekler.
Kamu vicdanında bu konuda karşılıkları yoktur.
İlber Hoca'nın samimiyeti, millet fedaisi oluşu karşısında erimeyecek buzdağı yoktur.
İlmini bilenler konuşsun.
Biz, insan olarak çizdiği olağanüstü portreyi görüyoruz.
Türk milleti, bu büyük Türk'ün yalnız Türkiye'de ve Türklük için yaşamak ülküsüne bağlılığını biliyor.
Kendisinden olduğunu görüyor ve biliyor.
Onun için seviyor.
Bu millet kendisi için yaşayanı unutmaz!
İstanbul ve Fatih bugün müstesna günlerinden birini yaşayacak.
Türkiye göz ve gönül coşkunluğuyla katılacak.
Ülkenin, dünyanın her yerinden seven gönüllerle İstanbul dışından olanlar da uğurlayacak!
Büyük Türk'ün aziz, lâtif, kutlu rûhu şâd olsun!
İLBER HOCA'NIN BİLİNMEYEN HASSASİYETİ ; DUA BEKLEYEN KİMSESİZ CARİYE VE SARAY AĞALARI
Prof. Dr. İlber Ortaylı hocamızın Müslümanlığına dair bir şeyler yazmayı ayıp ve de yersiz addederim. Fakat hakkında yazılanlar bu yazıyı yazmaya beni mecbur bıraktı. Hoca aleyhinde yanlış zan sahibi olabilecekleri hem aydınlatmak ve hem de tarihe not düşmek için bu yazıyı yazdım. Merhum Ortaylı hocamız samimi bir Müslümandı, fakat bunu birilerine göstermekten hassaten ictinab ederdi. Allah ile kul arasında olan ve başka kulların da haberdar olmasının gerekli olmadığı çok güzel hasletlere sahipti.
Fazla kişinin bilmediği, hocamızın hassasiyetini gösteren aşağıda anlatacağım olay ise ibretlik tarihi bir hadisedir. İlber hocamız 2005 yılında Topkapı Sarayı Müzesi müdürü tayin edildi ve bu görevde 2012 yılına kadar kaldı. Göreve geldiğinde ilginç bir âdet başlattı. Müdür tayin edildiği senenin Ramazan ayında Topkapı Sarayı’nda görev yapmış ağalar, cariyeler ve diğer hizmetliler için hatim okuttu. Hatim bittiğinde küçük bir katılımcı grubu ile duasını okuttu. Kasım 2005 tarihindeki hatim duasına davet edilen birkaç kişiden biri olan değerli dostum Murat Kargılı o gün yaşananları şöyle anlattı: “2005 Ramazan ayında [5 Ekim-2 Kasım] İlber Hoca beni aradı ve ‘Yarın (Salı) Hırka-i Saadet’i açacağız ve siz de gelir misiniz’ dedi. Ben de severek davete icabet ettim. Saat 11.00 gibi Topkapı Sarayı’na intikal ettim. Salavatlar eşliğinde Hırka-i Saadet açıldı. İlber hoca daha önceden destmâller hazırlatmıştı. Hırka-i Şerif’in açılması töreninden sonra Hocamız bana ‘Murat, akşam iftar yapacağız gelir misin’ dedi ve gelmem hususunda ısrarcı oldu. İftardan sonra Fatih Çollak Hoca bir aşir okudu. İlber Hoca aşir kıraatinden sonra elime ekte fotoğrafını yayınladığımız belgeyi verdi. Fatih Hoca, İlber hocanın listesini hazırladığı ağaların duasını yaptı. Duadan sonra İlber hocanın listesini aldım, hocaya imzalattırdım ve tarih attırdım. Hoca o sırada bana ‘Bu sarayın sahipleri sultanlar değildir, asıl sahipleri bunlardır, bunların adı sanı unutulmuştur ve bazılarının nesepleri kesilmiştir, kimseleri de yoktur' dedi'.
İlber Ortaylı hocamız müdür olduğunda başlattığı bu âdedi sonraki yıllarda da devam ettirdi. Her Cuma muhakkak ağalar ve cariyeler için hayır yapar, Kur’an okur ve okuturdu. 2005-2012 yılları arasında hiç ara vermeden Ramazan aylarında Topkapı Sarayı’nda ağalar, cariyeler, Enderun hizmetlileri ve diğer hizmetlilerin ruhu için hatim duası okuttu. Bunu özellikle Osmanlı teşrifatına uygun bir şekilde Hırka-i Saadet ziyaretlerinden sonra yaptırırdı. Hatim duasına davet edilenler arasında muhakkak Saray’ın o dönemdeki “çalışanları da” bulunurdu. Bu hadiseye şahit olanlardan biri de hocam Prof. Dr. Mehmet İpşirli’dir. İpşirli Hocamız şahit olduğu töreni şöyle anlattı: “İlber, Saray’a müdür tayin edildiğinde Ramazan ayında bir gün beni aradı. Akşam hatim duası yaptıracağını ve duayı da benim yapıp yapamayacağımı sordu. Ben de hukukumuza binaen kabul ettim. Akşam yaklaşık on kişinin katıldığı bir iftar yemeği verildi. Yemekten sonra bizzat İlber’in okutturduğu hatimin duasını okudum. Katılımcılar farklı meslek gruplarından idi. İlber, hatimi Saray’da hizmet etmiş ağalar, cariyeler ve diğer hizmetliler için yaptırdığını, çünkü bunların arkalarında kendilerine dua edecek ve Kur’an okuyacak kimselerin bulunmadığını söyledi. Duadan sonra tatlı bir sohbet oldu ve daha sonra dağıldık”.
Ekte bu hadiseye dair ilginç bir belge yayınlıyorum. Belgeyi değerli dostum Murat Kargılı gönderdi. Merhum Hocamız, Topkapı Sarayı Müzesi müdürü olduğu 2005 yılı Ramazan’ın da ağalar ve cariyeler için hatim indirttiği gibi kendisi de 50 Yasin-i Şerif adamış. Fotoğraftaki listeyi bizzat İlber Hocamız, Murat Bey’e bir hatıra olarak vermiş. Listede kimler için dua edildiği yazıyor. İlber hocamız bizzat kendisi “50 Yasin-i Şerif adadım” yazmış.
Badem bıyıklı müfsit çanak oğlanına bak sen, emir buyurmuş. Vaktiyle Fethullah’a kâselislik yapmaktan papillası erimiş lizozimsiz dilini kendi sicilini unutup böyle pervasızca sallayanların, Türk milletinin içten sevgisini kazanmış insanların ölülerine sergiledikleri bu hainane düşmanlığın en önemli sebebi, geberdikleri zaman atılacakları kuburda tek bir hayırlı hatırayla serinlemeden unutulup gideceklerini çok iyi bilmeleri. İlber hocanın defnedileceği tarih panteonunun kalbinden, şişelemek için bile kendilerine bir avuç toprak düşmeyecek. Bugs Bunny’yi kovalayan Yosemite Sam gibi göt yanağına kor değmişçesine zıplamaları da bundan.
"Bazen kaderine küstü olmadı,
Söyledi olmadı, sustu olmadı,
O herkese dostdu, dostu olmadı,
Çoğunu defterden sildi yazsınlar"
Türk Halk Ozanı, Büyük Dava ve Mücadele Adamı Ozan Arif Şirin'i vefatının yıl dönümünde saygı ve rahmetle anıyorum.
#OzanArif@zaferpartisi