Kur’ân-ı Kerîm’in Ashab-ı Uhud hadisesine ilişkin yorumlarından biri de şu âyet-i kerîmede bildirilen hakîkâttir:
“Yalnızca azîz ve hamîd olan ALLAH’a imân ettikleri için onlardan intikam aldılar.”
(Burûc, 8.)
Bu da her kuşakta ve her yerde ALLAH’a davet yoluna gönül veren herkesin üzerinde dikkatle durması gereken hakikâtlerdendir.
Mü'minlerle düşmanları arasında geçen mücadele, başka değil; ancak bir akîde mücadelesidir.
Düşmanlarının Müslümanlara karşı kin ve hınç beslemelerinin tek sebebi, imânları ve akîdeleridir.
Aradaki savaş ne siyasî ne iktisadî ve ne de ırkî nedenlerden ileri gelmektedir.
Şayet neden, bunlardan biri olmuş olsaydı araları kolayca bulunabilir, mesele halledilebilirdi.
Ancak bu savaşın özünde akîde yatmaktadır ki, ya küfrün ya da imânın hükmü yürüyecek, ya cahiliyenin ya da İslâm’ın!
Mekkeli müşriklerin kodamanları, Râsûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e tek bir şeyi, yani akîde mücadelesinden vazgeçmesi, davasını yumuşatması karşılığında mal, mülk ve yönetim öneriyorlardı..
Bu önerilere (hâşâ) olumlu yaklaşmış olsaydı, arada hiçbir sorun kalmayacaktı.
Mesele, akîdeden kaynaklanmaktadır ve savaş yalnızca bir akîde savaşıdır.
Mü'minlerin nerede olursa olsun, düşmanlarıyla karşılaştıklarında bu gerçeğin şuurunda olmaları gerekir.
Zira kendilerine gösterilen düşmanlığın yegâne sebebi, azîz ve hamîd olan ALLAH’a imân etmeleri, ibadet ve taatlarını yalnızca O’na sunmalarıdır.
O mü'minler ki; onlar kimsenin malına göz dikmediler.
Kimsenin makamını istemediler.
Kimsenin dünyasını ellerinden almak için ortaya çıkmadılar.
Onların suçu, zalimlerin gözünde daha büyüktü:
ALLAH’tan başkasına boyun eğmemek!
Zalimlerin azgınlaşmasının sebebi tam da bu hakîkât. Çünkü imân etmiş bir insanı korkuyla satın alamazsın.
Rızıkları ALLAH’ın elindeyken açlıkla tehdit edemezsin.
Hayatları ALLAH’ın elindeyken ölümle susturamazsın.
İzzetleri ALLAH’tanken zilletle diz çöktüremezsin.
Kalbi ALLAH’a bağlıyken insanlara muhtaç ederek esir edemezsin.
İşte imân, insanı böyle bir noktaya taşır.
Bu yüzden Kur’ân, “imân ettikleri için” der.
İmân eden insan artık her gücü bu yüzden mutlak güç görmez.
Her tehdidi nihai bilmez.
Her kaybı felaket saymaz.
Her kazancı zafer sanmaz.
Çünkü mü'minin ölçüsünün mihengi bizzat Kur'ân'dır.
O, insanların ne dediğine değil, ALLAH’ın ne takdir edeceğine bakar.
İşte Firavun’un da ateşe attığı bedenler vardı; fakat ateşe atamadığı imân imtihanı oldu.
Bedenlerini yakabildiler; inandıkları hakîkâti yakamadılar.
Mallarını alabildiler; tevhîdlerini dokunamadılar.
Canlarını alabildiler; Rablerini değiştiremediler.
Ve tarihin en acı hakîkâti kendileri için burada ortaya çıkar:
Zalim, mü'minin ruhuna hükmedemez.
Çünkü bir mü'min, imânı uğruna bedel ödemeyi göze almışsa, artık zalimin elindeki en büyük silah etkisini kaybetmiştir: korku.
Çünkü ölümden korkmayan bir insanı ölüm tehdidiyle yönetemezsin.
Kaybetmekten korkmayan bir insanı dünyayla satın alamazsın.
İnsanların övgüsüne muhtaç olmayan bir insanı insanların yergisiyle yıkamazsın.
ALLAH'ın azîz kıldığını kimse zelîl edemez...
İşte ��azîz ve hamîd olan ALLAH’a imân” böyle bir zırh, böyle bir kuvvettir.
İlk bakışta, zahiren hangisinin kazandığını dünya da içindekiler de belirleyemez.
Dünya, hesap görücü değildir.
Bu yüzden imân sahiplerinin başına gelen her musibeti mağlubiyet zannetmek, dünyayı ahiretin yerine koymak yanılgısıdır.
Onları ateşe attılar; fakat ateşten daha büyük bir hakîkât vardı: ALLAH!
Onları öldürdüklerini sandılar; fakat ölümden daha büyük bir hayat vardı:
ALLAH’ın katındaki ebedî hayat!
"Onlardan intikam aldılar; fakat onların RABB'i, azîz ve hamîd idi."
Bugün ateşin içinde görünen, yarın nûrun içinde olacaktır.
Bugün susturulan, yarın hakîkâtin şahidi olacaktır.
Bugün yalnız bırakılan, yarın RABB'iyle beraberliğin ne demek olduğunu bütün insanlığa gösterecektir.
Ve en önemlisi;
“Onlar ağızlarıyla ALLAH'ın nûrunu söndürmek istiyorlar. Hâlbuki kâfirler istemeseler de ALLAH nûrunu tamamlayacaktır!”
Zaman, hakîkatin üstüne çekilen ucuz perdeleri kendi eliyle yırtar; geriye yalnızca asaletle yürüyenlerin izi, bir de hırsından çatlayanların aczi kalır.
“De ki: Kininizle geberin!”
Kurulan tuzaklar, korkakça arkadan çevrilen dolaplar, sahte gölgelerin ardından gelen o zavallı son çırpınışlar...
Bazen bir yolun doğruluğunu, önüne çıkarılan engellerden daha iyi hiçbir şey göstermez.
Çünkü küçük ve zelil nefsler, kendilerinden katbekat büyük bir hakîkatin karşısında ancak çamur atarak kendi hiçliklerini gizleyebileceklerini sanırlar. Oysa çamur, yükselen hakîkati değil, onu atan eli kirletir.
“Az belâ sanma efendi hasedi; mahveder hâsidi kendi hasedi.”
Ne ucuz iftiralar, ne namertçe fısıldanan dedikodular, ne de içten içe kemiren hased; ALLAH’ın takdir ettiği nasibi bir zerre değiştirebilir.
Yol bellidir. İstikamet nûrludur.
Nasibi olmayanın hırsla peşine düştüğü şey, sonunda kendi sahibini tüketir. Hasedin ateşi önce başkasını değil, onu taşıyan kalbi yakar.
Kimileri, hakîkatin vakarını kuşanıp kendi menziline yürürken; kimileri de kendi hırsının kuyusunda kaybolur.
Zira kaderin hükmü, insanların dilinden önce verilmiştir.
Ve zaman, herkesin ne olduğunu er ya da geç kendi mührüyle gösterir.
Geriye; hakîkat yolunda yürüyenlerin izleri, hırsıyla boğulanların ise ibretlik hikâyeleri kalır.
Galib olan ancak ALLAH’tır.
O ki: AZZE VE CELLE.
Hamd ve şükürler olsun mü'miniz. Hayatta tesadüf edeceğimiz binlerle musibet ve acılara
مَنْ اٰمَنَ بِالْقَدَرِ اَمِنَ مِنَ الْكَدَرِ
gibi çok müessir devamız var. Yine idrak ediyoruz ki; burada vazifeleri nihayet bulanlar için, ebedî mev'ud bir hayat başlıyor.
Barla - 49
Ey şek cephesinde, gaflet gölgesinde istirahata çekilen bîçare!
Gaflet serinliğinde, şek içinde zevkettiğin lezzeti lezzet sanma!
O zehirli baldır.
Az bir zaman sonra cehennemî bir azaba inkılab edecektir.
Mesnevi-i Nuriye - 148
Evet mü'min olan kimse, iman ve tevhid iktizasıyla, kâinata bir mehd-i uhuvvet nazarıyla baktığı gibi; bütün mahlukatı, bilhâssa insanları, bilhâssa İslâmları birbiriyle bağlayan ip de, ancak uhuvvettir.
Mesnevi-i Nuriye - 90
Şunu asla unutma; Allah, sen O'na cc dua ettikten sonra sana teveccüh eden değildir. O cc önceden sana nazar etmezse sen O'na cc seslenemezsin. Çünkü Allah hiç bir şeyde ikincil değildir! O cc dua etmeni dilemezse sen dua edip bir şey dileyemezsin!