Mükemmeli ararken makul olanı kaybetme!
Bazen o "mükemmel" sandığın şeyi beklerken, elindekinin aslında tam da ihtiyacın olan şey olduğunu kaçırıyorsun.
Seni gerçekten seven, anlayan birini çoktan geride bırakmış olabilirsin.
Kendinizi uyuşturmayın.
Modern insanın en büyük bağımlılığı uyuşturucu değil; GERÇEKTEN KAÇIŞTIR.
Canın mı sıkıldı? (Telefona bak).
Bir derdin mi var? (Oyun oyna/Dizi izle).
Yüzleşmen gereken bir acı mı var? (Ye, iç, unut).
Buna "Rahatlama" diyorsunuz. Hayır.
Bunun adı "Dopamin Anestezisi"dir.
Ve bu anestezi, senin potansiyelini her gün öldürüyor.
Sorunları halı altına süpürmek, evi temizlemez.
Sadece pisliğin orada çürümesine ve kokmasına neden olur.
Hayatın evrensel yasasıdır: "Çözülmeyen sorun, büyüyerek geri döner."
Bugün yüzleşmediğin küçük bir acı, yarın karşına devasa bir travma olarak çıkar.
Acıdan kaçamazsın. Sadece ona "Faiz" ödersin.
Borcu şimdi öde.
Gidip kendini uyuşturma, gerçekliğini maskeleme.
Polyannacılık oynama, mevcut duruma ağlaman gerekiyorsa ağla.
Hayatın rölantide geçmesi ne demektir biliyor musun?
Araba çalışıyor, motor ısınıyor, yakıt (zaman) tükeniyor...
Ama araç YERİNDE SAYIYOR.
Her yıl değişip, gelişip, level atlaman gerekirken; 5 yıl önceki dertlerle, 5 yıl önceki kafayla yaşıyorsan sen yaşamıyorsun.
Sen bozuk plak gibi takıldın.
Aylar, haftalar birbirini kopyalıyor.
Bu istikrar değil, bu ÇÜRÜMEKTİR.
Yaşanması gereken yaşanacak.
Kaderden, acıdan veya sorumluluktan kaçarak saklanamazsın.
Kaçtığın her şey, senin hapishanen olur.
Korkunun üzerine git.
Acıyı hisset.
O zor konuşmayı yap.
O işe başla.
Sen zaten ne yapman gerektiğini iyi biliyorsun. Birinin sana ne yapacağını söylemesine gerek yok.
Aklında seni kemiren ve içine dert olan şeyi yap.
Uyuşukluğu bırak.
Acı hissetmek, canlı olduğunun kanıtıdır.
Zombiler acı hissetmez, ama kazananlar yaralanmaktan korkmaz.
Zihinsel anesteziyi kes.
Gözlerini aç ve hayata, tüm çıplaklığıyla bak.
Belki canın yanacak.
Ama en azından UYANIKSIN ve direksiyon senin elinde.
Rölantiden çık, vitesi tak ve gaza bas.
Korkma ve tereddüt etme.
Bütün dünya artık bir Epstein Adası’dır. 7’den 70’e uzanan uyuşturucu ağı, kadın ve insan ticareti, teşhir, alenî zulüm, cinsel sapkınlıkların meşrulaştırılması, organ ticareti, emek ve beden sömürüsü, şiddet, devlet terörleri, şike, rüşvet, dolandırıcılık… bunların hiçbiri münferit birer sapma değil. Bunlar, cihanşümul bir ifsadın, gözümüzün önündeki tezahürleri.
Söz konusu mel’un işlerin yoğunlaştığı ve ifşa olduğu bir noktaya odaklanıp nefret kusmak, kimseyi rahatlatmamalı. Zira mesele birkaç karanlık ada yahut birkaç şeytanî merkezden ibaret değil. Sorun, bizzat dünyanın -şu ya da bu ölçüde- aynı çürümenin sahnesi hâline gelmiş olması.
Başkalarına bakarak arınmışlık vehmine kapılmak, yalnızca vicdan uyuşmasına sebep olur. Oysaki hakikat şu: İfsat, uzağımızda değil; normalleşmiş, gündelikleşmiş ve çoğu zaman gerekçelendirilmiş hâlde hayatın ta kendisi olma yolunda anbean ilerlemekte.
Çağdaş tüketim ve medya düzeni, temel psikolojik ihtiyaçları "bağ kurma, düzenlenme, dinlenme, anlam bulma ve görülme" hızlı, erişilebilir ve yapay ikamelerle yeniden paketleyerek sunar.
Uzun süredir bekar olan biriyle ilişki yaşamak gerçekten zordur. Çünkü yalnızlık onlar için bir eksiklik değil, düzenli ve güvenli bir alandır. Hayatlarını kimseye göre ayarlamak zorunda kalmadan kurmuşlardır; saatleri, alışkanlıkları, kaçış noktaları bellidir. Bu yüzden ilişkide en ufak bir gerilim, küçük bir yanlış anlaşılma bile onlar için “fazla” hissi yaratır. Tartışmak, çözmek, beklemek yerine geri çekilmeyi seçerler. Çünkü yalnızken huzur vardır, açıklama yoktur, beklenti yoktur.
Bu insanlar sevgiyi istemez demek değildir; sadece riske girme kasları zayıflamıştır. Duygusal sorumluluk onlara yük gibi gelir. Birlikte büyümek yerine, tek başına sakin kalmayı tercih ederler. O yüzden sorun çıktığında kapıyı kapatıp kendi dünyalarına dönerler; kimsenin karışmadığı, kimsenin incitemediği o sessiz alana. Stres yoktur, hesap yoktur, ama gerçek yakınlık da yoktur. İlişki tam da burada zorlaşır: biri bağ kurmaya çalışırken, diğeri huzuru korumaya çalışır.
Bu hepimizin en büyük sorunu, atomu parçalamaya gerek yok. Değişmemiz gerek!
açık iletişim eğer her iki tarafta olgunsa ilişkileri o kadar güzel bir hale getirir ki…siz ‘şu davranışın beni üzdü ya da rahatsız etti. bunu nasıl düzeltebiliriz? dersiniz. O da savunmaya geçmeden ‘böyle hissettireceğini düşünmedim dikkat edeceğim’ der ve sorun çözülür gider. Yani ima yok, trip yok, haklı olma çabası yok… anlayış ve empati var… böyle ilişki insanı yormaz.
şule gürbüz'ün kambur adlı romanının kahramanı, "bana sorulsa bir gün, kamburunun düzelmesini mi istersin, yoksa tüm insanların kambur olmasını mı diye, herkesi kambur görmek olurdu dileğim" der. türkiye'deki insanların birçoğu bu ruh haliyle bakıyor hayata. adamın bir sözü, bir hikayesi, bir hayat tasavvuru, bir yaşam amacı yok. tek motivasyonu, ötekinin özgürlük alanını daraltmak. ötekinin partisi kapatılsın, ötekinin takımı linç edilsin, ötekinin dili konuşulmasın, ötekinin varlığı inkar edilsin. kendi mutluluğu üzerine değil, ötekinin mutsuzluğu üzerine kurar hayatını.
Her şeye alınma çağı.
Sabahtan beri sitede Cem Yılmaz'ın son stand-up gösterisindeki bir şaka üzerinden ciddi ciddi analiz kasılıyor.
Alıngan toplumlar, otoriter ve totaliter yönetimlere en uygun toplumlar bu arada. Dünyada demokrasinin çöküşü ile toplumsal alınganlığın yükselmesi arasında açık bir bağ var. Bunu en erken fark eden Tocqueville oldu. Halen daha insanlar fark edemiyor. Şu ya da bu içeriğe sahip "laflar" sizi tetikliyor, konuşan kişiyi boğasınız geliyor, hiçbir şakaya gülüp geçemiyorsanız yarın öbür gün gıcık kaptıklarınızı tutuklayacak bir organizma da sizi mutlu eder hale geliyor.
Kalp barışmak isterken, zihin adalet arar.
Affetme isteği sevginin devamıdır;
ama “neden?” sorusu cevapsız kaldığında, zihin teslim olmaz.
Çünkü anlamlandırılmayan acı, kapanmaz.
Bu yüzden affetmek her zaman iyileştirici olmaz.
Bazen önce şunu bilmek gerekir:
Bu bana neden oldu, hangi sınır ihlal edildi, hangi gerçek görmezden gelindi?
Kırgınlık, affedememek değildir.
Kırgınlık, henüz yerini bulamamış bir adalet ihtiyacıdır.
Kadın-erkek karışık görünümlü iki LGBT'li Influencer mahlukatın
taşıyıcı anne ve evlat edindikleri bebeklerle yaptıkları yılbaşı PR görüntüleri..
Çocukları kullanarak para kazanıyorlar..