“Demirci körüğü, demirin pasını nasıl söküp temizlerse mü’min hastalandığı zaman da, Allah Teâlâ onun günahlarını öyle temizler.”
Buhârî, el-Edebü’l-müfred, 497
“Vücudunu gıdayla besleyen, şeklen pehlivan olur. Ruhunu Allahü Teâlâ’nın aşkı ile dolduran, gönülden evliya olur. Helal lokma ibadet ettirir, haram lokma kötü yola sevk ettirir. Sizin karnınız toksa, hüner başka açları görmektir.” buyururdu Aşçı Yahya Baba
Aşçı Yahya Baba, Edirne evliyâsındandır. II. Bâyezîd Hân zamanında, Bâyezid Külliyesi’nin aşçılarındandı... Bu mübârek zat, pilavıyla meşhurdur... Besmeleyle başlar ve pirinçleri salevat getire getire ayıklar, yağını tekbirlerle eritir, suyunu Fatihalarla salardı. Zaman zaman gözünü yumar, enbiyayı, evliyayı aracı yapar, Allah’tan bereket arzulardı...
Onun pilavı herkese yeter de artardı. Ancak o tek pirinç tanesine bile kıyamaz; artanı Tunca Nehrine atardı. Balıklar onun geleceği saati bilir, köprü başında toplanırdı...
Kilerci, bakar ki pilav artıyor; pirinci kendisine az vermeye başlar. Ama Yahya Baba bir kere bile “Bu pirinç yeter mi?” demez. Kilerci şaşkındır. Her gün pirinç miktarını biraz daha kısar ama pişen pilavın miktarında hiç azalmaz olmaz... Yine herkes doyar, Tunca’nın balıkları bile nasibini alırlar. Kilerci, bunu izah edecek tek kelime bilir: “Bu bir keramet!” Evet, evet bu bir keramettir...
Çok dener ve emin olunca Pâdişaha çıkar ve;
-Bu Yahya Baba boş adam değil Sultanım, der.
Bâyezîd-i Velî gönül ehlidir ve aşçı ile tanışmak ister. Kilerci ile bir plan yaparlar. O gün Yahya Baba’ya çok az pirinç verilir. O her zamanki gibi okur, âlemlerin Rabbi’nden Halil İbrahim bereketi diler. Pilavı çok lezzetli olur, üstelik kazanlara sığmaz. Yahya Baba artanları yine yüklenir, Tunca’nın yolunu tutar. Tam kepçeyi daldırıp balıklara atarken Padişah ortaya çıkar ve;
-Ne oluyor bre! Yoksa devlet malını israf mı edersin? der...
Yahya Baba tutulur kalır. Ancak balıklar su üstünden yukarılara sıçrayıp, anlaşılır bir dille şöyle seslenirler:
-Ey koca Sultan! Osmanlı gibi bir devletin Padişahısın! Şuncağız artığı bize çok mu görüyorsun?
Yahya Baba öylesine mahçup olur ki, anlatılamaz. O anda secdeye kapanır, Allah’a sığınır. Bâyezîd-i Velî onun kalkmasını bekler, ama nafile!.. Çünkü sırrı ifşa olduğundan, mübarek çoktan rûhunu teslim etmiştir...
Evet, onun büyüklüğünü anlayamayanlar, yaptıklarına çok pişmân olurlar. Cenâze namazını kılıp, Bâyezid Külliyesi’nin bahçesine defnederler mübareği.
🔹 Ehli sünnet itikadını ve bu İtikâda uygun ilmihâl bilgilerini öğrenmek için;
💻 https://t.co/iBk7c3QzZf
💻 https://t.co/8FNrMn7mVf
💻 https://t.co/SUPQ5HD0TY
Abher namazı
Abher namazı, 4 rekatlık nafile bir namazdır. İkinci rekatta, oturulunca Ettehiyyatüden sonra salli barik okunur. Her rekatta bir Fatiha, on defa Kadir suresi okunur. Sonra rükudan önce, 15 defa (Sübhanallahi velhamdülillahi ve la ilahe illallahü vallahü ekber) tesbihi okunur, sonra rükuya varılır, rükuda 3 defa (Sübhane rabbiyel azim) dendikten sonra 3 defa yukarıdaki tesbih okunur. Sonra doğrulup, kavmede, yani ayakta iken aynı tesbih 3 defa daha okunur. Secdeye varılır, 3 kere (Sübhane Rabbiyel a'lâ)dan sonra, yukarıdaki tesbih 5 defa okunur. Daha sonra ikinci secdeye gidilir. İkinci secdede de 3 (Sübhane Rabbiyel a'lâ)dan sonra yukarıdaki tesbih 5 defa okunur. İki secde arasında tesbih okunmaz.
Diğer 3 rekat da böyle tamamlanır. Selamdan sonra konuşmadan Kadir suresi on defa okunur. Sonra aynı tesbih 33 defa okunup Cezallahü Muhammeden anna ma hüve ehlühü denir.
Hazret-i Ömer, (Bir mümin, Abher namazını kılıp da Resulullahı rüyasında görmezse, ben Ömer değilim. Yemin ederim ki, Allahü teâlâ, bu namazı kılanın işini görür, dilediğini verir, günahı ne kadar çok olsa da, hepsini affeder, ölürken susamaz, kabrine çiçekler döşenir. Kabrinden kalkarken de, başına keramet tacı konur) buyurdu. [Nafile ibadetlerin sevabına kavuşabilmek için, farz namaz borcu, yani kaza namazının olmaması lazımdır.]
🔹 Ehli sünnet itikadını ve bu İtikâda uygun ilmihâl bilgilerini öğrenmek için;
💻 https://t.co/iBk7c3QzZf
💻 https://t.co/8FNrMn7mVf
💻 https://t.co/SUPQ5HD0TY
Büyükler buyurdular ki;
Bu insanların bu zamanda hiçbir ihtiyaçları yok. Yalnız bir güler yüz ve tatlı söze ihtiyaçları var. Çünkü mühim olan, müminin sözüne güvenmektir. Bayezid-i Bistami Hazretlerine sordular; Efendim, bu dereceye nasıl kavuştunuz? Üzüntülü kalpleri ferahlandırdım. Müminlerin kalplerine sürûr verdim. O sürûr sebebiyle Allahü teala razı oldu, buyurmuş. Cenab-ı hak razı olduysa kim durdurabilir ki? O Allah "celle celalühü"... Ve bunu da mezar taşı yapmışlar. Onun fotoğrafını getirmişler, levha yaptırdılar. Levha okunuyor. Sorulsa bana ki, Ey Bayezid, bu dereceye nasıl kavuştun? Buyuruyor ki; Müminlerin kalplerine ferahlık verdim, sürûr verdim, neşe verdim. Veya neşeli bir kalbi bir kırıyorsun ki... Yetmiş kere Kâbe'yi yıkmaktan daha beter. Çünkü kalbi Allah yapmıştır, diğerini İbrahim aleyhisselam yapmıştır. O binayı İbrahim aleyhisselam yaptı. Ama kalp doğrudan doğruya Allahü teala'nın kudreti. Cenab-ı Peygambere "aleyhissalatü vesselam" müminin tarifini sordular. Güler yüzlü, tatlı sözlü, buyurdu. Ve sadaka sevabı var. Para veya altın dağıtmışsın. Veyahut da neşelendirmişsin, o da olabilir.
Büyükler buyurdular ki;
Büyük nimete kavuştuk. Tabii çeşit çeşit nimetler var. İyiliklere kavuştuk, tabii çeşit çeşit iyilikler var. Bunların en kıymetlisi ve en mühimi, elbette ki insan olarak yaratılmamız. İnsan olarak yaratılmak büyük bir devlet, büyük bir nimettir. Çünkü Allahü teala'nın katrilyonlarca cins mahlûkatı var. Onların içinden bizi insan olarak yaratmış. İnsanların arasında da, eli ayağı düzgün olarak yaratmış. Onların arasında da binlerce çeşit inanç var, Müslüman olarak yaratmış. Müslümanlar arasında da yüzlerce farklılıklar var. Hatta bir hadis-i şerifte cenab-ı Peygamber öyle buyuruyor "aleyhissalatü vesselam"; "Benim ümmetim 73 fırkaya ayrılacak, bunlardan bir tanesi kurtulacak, diğerleri, itikadları bozuk olduğu için Cehenneme gideceklerdir." Ancak ümmetim buyurduğu için, ebedî olarak yanmayacaklardır.
Fî emanillah
Kalbin tasfiyesi ve nefsin tezkiyesi, temizlenmesi demekdir. Kalbi zikr temizler. Zikr ne demektir? Zikr, anmak demektir. Kur'ân-ı kerîm okuyarak, nemâz kılarak, islâmiyyete uyarak, fıkh öğrenerek, Tam İlmihâl Se'âdet-i Ebediyyeyi okuyarak olur. Zikrin en te'sirlisi nemâzdır. Nemâz nefsi de temizler. İnsanın arzuları nefsin emrinde değildir. Kalbin emrindedir. Kalb temiz olursa nefs hiçbir şey yapamaz ve a'zalardan iyi şeyler meydana gelir. Kalb nefsin emrine girerse, nefsin istedikleri, a'zalardan meydana gelir. Gene arada kalb vardır. Kalb nefsin esaretinden kurtulursa, kalb vücûda kendisi hükmeder. Bazıları der ki, hem nefsi yaratmış hem de İslâmiyyete uyun diyor. Nefsi yaratmasaydı olmaz mıydı? Allahü teâlâ nefsi yaratdı, bazı sebebler için ve haber de verdi; "Nefsiniz benim düşmanımdır, ona uymayın." dedi. Bu, adaletdir. Nefsi yaratıp haber vermesiydi adaletsizlik olurdu.
🔸Seyyid-ul-Istiğfar duâsı
🔹 Sabah akşam okunması gereken istigfar:
👉 (Allahümme ente rabbi lailahe illa ente halakteni ve ene abdüke ve ene ala ahdike ve vadike mestetatü euzü bike min şerri ma sanatü ebuü leke bi-nimetike aleyye ve ebuü bi zenbi fağfirli zünubi feinnehü la yağfirüzzünübe illa ente. La ilahe illa ente sübhaneke inni küntü minez zâlimin)
👉 [Bunu sabah okuyan, akşama kadar, akşam okuyan, sabaha kadar ölürse, şehit olur.]
🔸 Manası:
Allah’ım, sen benim rabbimsin, senden başka mabud yoktur, ancak sen varsın, beni yoktan yaratan sensin, ve ben senin kulunum, gücüm nispetinde sana verdiğim ahdimde ve sözümde duruyorum, işlemiş olduğum kötü şeylerin şerrinden sana sığınırım, bana olan nimetlerini ve günahlarımı da sana itiraf ederim, benim günahlarımı affet çünkü senden başka bağışlayıcı yoktur. Senden başka hiç bir ilâh yoktur, seni bütün noksanlıklardan, tenzîh ederim. Gerçekten ben, nefsime haksızlık edenlerdenim.
https://t.co/iBk7c3QzZf