5. The Small Reading Window
Fifteen minutes, same time, same chair, every single day.
Not hours. Just fifteen minutes with real focus.
I picked right after my morning tea.
It's the easiest habit I've kept so far.
Prof.Dr.İlber Ortaylı'nın en keyifle güldüğü espiri:
Harf İnkilabı yapmışız, onu yaptığımız için de eski mirasımız gitmiş, bir gecede cahil kalmışız!
Asıl bunu söyleyenler cahil...
Siz hiç Türk Tarihini anlatan Osmanlı Kroniği gördünüz mü? Hattileri, Frigleri, Urartuları, veya Sakaları/İskitleri, Hunları, Etrüskleri, Çoban kralları, Medleri yahut Hazarları Göktürkleri, Türgişleri, Büyük Selçukluları anlatan Osmanlı kroniği gördünüz mü? Osmanlı tarihini bile Avrupalılar yazmıştı, sonradan da Cumhuriyet müverrihleri yazmıştır.
Dil Devrimiyle Türkler eğitime katıldı, okudu yazdı, meslek sahibi oldu, işi gücü oldu, Osmanlı'daki gibi cahil kalmaktan kurtuldu. Dertleri milleti tekrar cahil yapmak ve Araplaştırmak .
Mansur Yavaş: Yapılacak tek şey kaldı: CHP, Zafer, İyi Parti birleşmeli.
Maalesef evrensel hukuk kuralları devre dışı bırakıldı.
Masumiyet karinesi yok sayıldı.
Yargıtay ve Sayıştay kararları yok sayıldı.
Bize gelen müfettişler 2019 sonrasına bakalım öncesini boş verin diyor. Neden 2019 öncesi yani AKP devrini araştırmıyor sunuz? dediğimiz de talimat öyle diyorlar!
Bu ülke bu şartlarla yönetilemez. Atatürk'te birleşmek zorundayız.
Bütün Atatürkçülerin bir çatı altında toplanması zarurettir. Yapılacak tek şey kaldı: CHP Zafer, İyi Parti birleşmeli, ülkeyi federalizme sürükleyip parçalamak isteyen AKpkk ittifakından kurtulmalıyız.
Mansur Yavaş'ın konuşmasının devamı
Yurttaş TV you yube linkinde
👇🏾
https://t.co/s8NhCVxD6v
David Sinclair es el biólogo de Harvard que demostró que el envejecimiento no es inevitable y que es una enfermedad que puede ralentizarse.
Reveló 6 hábitos que haces a diario y que están acelerando tu envejecimiento sin que lo sepas.
1) Comer 3 veces al día
Dünya birincisi olan Ali Koç'un annesiyle diyaloğu:
- Seninle gurur duyuyorum, oğlum.
+ Ben de kendimle gurur duyuyorum.
- Bir şey söylemek ister misin?
+ Yaşa Türkiye!
10 yaşındaki Ali Koç, İtalya'da düzenlenen Bilim Olimpiyatları'nda dünya birincisi oldu.
Ustaların ustası Zihni Göktay, sahneye taşıdığı o unutulmaz karakterle aslında “hayattaki rolleri” fısıldıyordu:
“Bu memlekette olacaksan, büyük hırsız ol. Bir koyun çalarsan tam 30 yıl yersin. Sürüyü götüreceksin ki seninle ticaret yapsınlar.”
“Lüküs Hayat” operetinde yıllarca aralıksız başrol oynadı ama hiç “lüküs hayatı” olmadı.
Dalkavuklukla, dalkavuklarla işi de…
Onuruyla ve sanatıyla yaşadı.
Derin saygıyla…
#zihnigöktay
Erkan Baş, muhteşem konuşmuş:
“Dünyanın savaş baronları, katiller, haysiyetsizler, Epstein belgelerinde adı geçen sapıklar Türkiye'ye gelecekler diye duvarların önüne brandalar çekiyorlar
Şu yaşadığımızı dünyanın görmesinden utanıyorlar ama bunları bize yaşatmaya utanmıyorlar”
Adem Canözer, AB'den dönen pestisitli domateslerin iç piyasada satılmasına alaycı bir dille isyan etti:
♦️ Bu yıl ucuz domates yiyeceğiz.
♦️ Çünkü Türkiye'den Avrupa Birliği ülkelerine giden domateslerde bol miktarda, ismini yanlış söyleyebilirim, Indoxacarb maddesi bulunduğu için domateslerimiz kabul edilmedi.
♦️ Peki bu madde ne yapıyor?
♦️ İnsan vücudunda kanın oksijen taşıma kapasitesini bozuyor ve merkezi sinir sistemini olumsuz etkiliyor.
♦️ Şimdi o domatesler imha edilmiştir veya çöpe dökülmüştür ya da bize...
♦️ Detaylarını bilmiyorum.
♦️ Ama bizim için asıl sıkıntı olan, o domateslerin üretildiği tarlada üretilen diğer domatesler.
♦️ Onlar piyasada muhtemelen geziyorlar.
♦️ Zaten farkındaysanız domates fiyatları ucuzlamaya başladı.
♦️ Şimdi ben buradan bu domatesleri bu zehirli kimyasallarla üreten kişilere seslenmek istiyorum.
♦️ Size çok teşekkür ediyoruz.
♦️ Ama yetmez, daha fazla koyun.
♦️ Çuval çuval koyun bu zehirleri, koyun ki siz daha çok para kazanın.
♦️ İnsanların, Türk toplumunun sağlığı önemli değil.
♦️ Çocuklarımızın sağlığı önemli değil.
♦️ Biz zehirlenmişiz, hasta olmuşuz hiç önemi yok.
♦️ Önemli olan sizin üç kuruş daha fazla para kazanmanız.
♦️ Onun için doldurun bu kimyasalları, biz de yiyelim.
İTÜ Maden Fak��ltesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Kumral:
▪️694 milyon tonluk nadir element rezerviyle dünyada ikinci sıradayız. Bunun para karşılığı sonsuz diyebiliriz.
▪️Bor madeninden örnek vereyim. Biz dünyada bor kaynaklarının yüzde 72'sine sahibiz. Boru siz kepçeyle yüklediğiniz zaman bir tonu 130 dolar ediyor. Bunu borik asit yaparsanız 1500 dolar olur. Bor karbür yaparsanız değeri 1,5 milyon dolara çıkar.
▪️Bir ürünün hammadde olarak değeriyle uç ürün olarak değeri arasında milyon kere fark vardır.
▪️Mesela bor karbür son derece sert ve hafif bir malzemedir. Onu bir matkap ucu yaptığınızı düşünün; belki 1 liraya mâl edeceksiniz ama 100 liraya satacaksınız. Yani burada ucu açık bir ekonomi söz konusu.
▪️O nedenle 694 milyon tonun maddi değerini belirleyemem. Çünkü şimdiye kadar böyle bir şey hesaplanamadı.
▪️100 trilyon dolardan bile daha büyük olabilir.
📌 Yunan Türkolog Prof. Dr. Dimitri Kitsikis: Amerikalılar, 1947'de Truman Doktriniyle, Anglo-Sakson planını uygulayıp, tekrar Türk-Yunan konfederasyonu kurmak istediler. Çünkü Yunan'ın ve Türkiye'nin Rusya'ya yakınlaşması Amerika'nın menfaatlerine aykırıydı. Biz de güçlü Ruslardan korktuğumuz için ABD'ye yanaştık ama bu büyük bir hataydı. Anglo-Saksonlar Osmanlı'yı yok etmek istemediler ama zayıflatmak istediler.
📌 Batılılar bizi kışkırtana kadar Osmanlıyı, Ermeniler, Biz (Yunanlı) ve diğer devşirmeleri yönetiyordu.
📌 Yunan isyanı dünyanın en akılsız en ahmak isyanıydı. Osmanlı idaresindeki Yunan halkının isyan için hiçbir nedeni yoktu. Askerlikten muaf özgür ve zengin yaşıyorlardı. Boğazın iki yakasında ve Marmara Denizinin çevresindeki köşklerde, yalılarda yaşıyorlardı. İstanbul, Ege, İzmir ve Muğla gibi güzel yerlerde çoğunluk onlardaydı.
📌 Düşünün Fatih İstanbul'u fethediyor Türk olan Veziri Azam Candarlı Paşa'yı idam ediyor yerine Rum olan Zağanos Paşa'yı getiriyor, Fatih'in has adamı Zağanos Paşa'ydı.
📌 İstanbul'un fethi ile Rum ahali için değişen bir şey olmuyor. Ardından Rum Mehmet Paşa serasker yapılıp Karaman Türklerinin üzerine yollanıyor; Konya'daki asi Türkmenleri yerle bir ediyor. Bu yüzden söylüyorum ki 1821'lerdeki Yunan kalkışmaları Yunan halkı için felaketin başlangıcıdır. Batılıların gazına gelip, kendi imparatorluğumuzu (Osmanlı) yıkıp bu küçük, kıytırık devleti (Yunanistan'ı) kurduk!
📌 1922'de Kemal Paşa (Atatürk) Ege, İstanbul ve Karadeniz'deki 3000 yıllık Yunan varlığını bitirmiştir. Bu Yunan ahmaklığının bir sonucudur.
💫🇹🇷 Ve Atatürk ;
"Zenginliği ülkemdeki "gayriTürk" unsurlardan alıp Türklere verdiğim için malum azınlıkların bana hıncı bitmez! Gayri Türk unsurlar yine yönetime seçilip, Türkler yeniden sefalete düşürüldüğünde, Türk genci o zaman beni ve yaptıklarımı daha iyi anlayacaktır..." demişti.
Şimdi anladınız mı Atatürk düşmanlığı yapanların özünde kimlerin torunu olduklarını !!
BÜTÜN SALONU
AĞLATAN O SAVUNMA
Fatoş Pınar Türker yaptığı savunma ile herkesi ağlattı. Polis baskını, savcılık ve cezaevi sürecinde yaşananlar çok çarpıcı:
Sabah 5.30- 6.00'da. Ben iki kızımla dediğim gibi yalnız yaşıyorum. Çok ilginç. İşte polisler eve geldi. Çocuklarım ağlıyor, işte diyorum ki, "Bir su vereyim". "Hayır". İşte küçük kızım okula gidecek, "Hayır, kimse kımıldamasın, delil karartmayın" diyor sürekli şey. Polis bey, komiser herhalde. O çok yani onun gözlerindeki bakışı hiç unutmayacağım. Bir tane kadın memur vardı en sonunda kızlarımla birlikte o da ağlıyordu. "Sakın kimse birbirine dokunmasın" filan dedi. Dedim "Siz dedim mali suçlar için gelmediniz mi? Biz ne delili karartacağız?" Şey dedi polis; "Biz cinayet masadan geliyoruz" dedi. Öyle olunca benim kızlarım avaz avaz ağlamaya ba��ladılar. Ben dedim "Ne cinayeti" dedim. Hayır dedim; "Şu an operasyon oluyor, polis kalmadı, biz geldik" dedi.
Vatan'a girdik, emniyete. Hakikaten ben oradan çıkamayacağım diye düşündüm Artık kaçıncı gün ne şeyde, bir bilmiyorum. Bir kadın memur geldi, "Arama yapacağız" dedi. Eldiven taktı eline. Arkada böyle klasörler, çok küçük bir oda. "Üstünü çıkar" dedi, "Üstünü çıkardım". Ama üstünü çıkarmanın hani zaten çıplaksın, ne kontrol edeceksin ama kontrol yaptı, "Tamam" dedi. “Eşofmanını da indir” dedi. İndirdim. “Çamaşırını da”. “Nasıl yani” dedim? “İndireceksin” dedi...
Siz dediler 6 kişilik koğuşa koyacağız. Sonra müdür hanım dedi ki Adalet Bakanlığı'ndan dedi talimat sizi ayrı ayrı koyacağız dedi.
Öyle ilk geceyi geçirdik. Sonra ertesi gün mazgal açıldı, infaz koruma memuru, "Fatoş" dedi. "Efendim" dedim. "SEGBİS" dedi. Dedim ki "O ne?" "Mahkemeye çıkacaksın" dedi. "Ben daha yeni tutuklandım" dedim. "Dün çıktım mahkemeye" dedim. "Yine ��ıkacaksın" dedi. Ben gittim oturdum, karşımda bir ekran açık ama "Adalet mülkün temelidir" yazmıyor, bir ofis orası. Böyle gözüm de ısırıyor, en sonunda kırmızı espresso makinesi vardı çünkü Savcı Bey bana o makinede kahve ikram etmişti. İfademi alan savcı, başkanım. Savcım, size soracağım şimdi. Siz tabii ki şey, sizin şahsınızla hiç alakası yok konunun ama hani meslektaşınız ya böyle bir uygulama var mı, yok mu? Dedi ki: "Ya" dedi, "Fatoş şimdi ağlarsın böyle karşımda" dedi, "ben sana ne dedim" dedi.
"ben senin ne olduğunu biliyorum ama sen bu adamlar sana" dedi "kumpas kuracak demedim mi" dedi. "Niye konuşmadın sen" dedi. "Verecektin ifadeni gidecektin" dedi. "Ama" dedim, "Sayın Savcım ben bildiğim her şeyi anlattım." "Bak şimdi" dedi, "sen git" dedi, "eşyalarını topla. Ben "dedi, "sana Çağlayan'dan araba göndereceğim" dedi. "Geleceksin" dedi, "burada" dedi, "bana" dedi "ifadeyi vereceksin, buradan" dedi "çocuklarına gidersin." Ben de dedim ki: "Savcım" dedim, "ben yeniden ifade veririm, vermemi istiyorsanız" dedim. "Bir avukatıma sorayım." Şimdi karşımdaki savcı ya, "Yok efendim" diyecek halim yok, ben bilmiyorum bir de hakikaten, ilk kez tutuklanmışız. "ben avukatıma bir danışayım" dedim. Böyle yaptı: "Hâlâ" dedi, "avukat diyorsun bana" dedi. "Sen" dedi, "bu kafayla bir daha" dedi "çocuklarını asla göremeyeceksin" dedi. "Sen bekârsın, değil mi?" dedi. Evet. "Velayetleri de sende?" Evet. "Senin çocukların" dedi, "reşit de değildi, değil mi?" dedi. Değil dedim. "Eh, artık Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını" dedi. Ha, bir anneye böyle denir mi? Çocuklarıyla tehdit ettiler. Az evvel şeyle söyledim ya size hani mal varlığı, "Sen bakıyordun, değil mi?" dedi. Evet. "Bak" dedi, "mal varlığı tedbiri için" dedi, "karar var benim elimde" dedi. "Ama ben" dedi, "28 Mart Cuma günü mesai bitimine kadar sana süre" dedi. Savcım bunu dedi. Ve o gün tebliğ edildi. "Ya bana gelir konuşursun" dedi, "ya da" dedi "malını mülkünü de alacağım" dedi.
Yani bir şey söyleyeceğim. Şeyi anlayamıyorum. Hani mesela birisinin birisiyle husumeti olur... Hiç beni tanımıyor ki. Tanımadığı bir insandan insan nasıl nefret eder ki? Hani nasıl bunu söyle... Mesela annesi yok mu bu insanların? #İBBDavası
DEVLET AKLINI MI MERAK EDİYORSUNUZ?
İŞTE BU!!!
Deniz Zeyrek: “Suudi Arabistan ile Türkiye arasında imzalanan bir anlaşma metni onay için TBMM’ye sunuldu.
Suudilerle imzalanan bu anlaşma “yatırım teşviki” değil, düpedüz kapitülasyon gibi “ayrıcalıklı yatırım” içeriyor.
Anlaşma gereğince Suudiler Sivas’ta ve Karaman’dan güneş enerjisi santrali kuracak. Türkiye de bu yatırım karşılığında Suudilere şu avantajları sunacak:
• Vergi muafiyeti: Yatırımın tüm maliyet kalemleri vergiden arındırılmış. Yani herhangi bir teşvik belgesi dahi almadan çok geniş bir vergi muafiyeti sağlanacak.
Kurumlar, Gümrük Vergisi, KDV, ÖTV tamamen muaf olacak. Yurt içi alımlarda dahi KDV muafiyetinden yararlanacak. KDV indirimi için 10 yıl süre sınırı yok. Yatırımcı damga vergisi de ödemeyecek.
• İhracat/İthalat serbestisi: Her türlü ekipman ve malzeme için ithalat, ihracat, yeniden ihracat hakkı tanınmış. Gümrük rejimi açısından neredeyse serbest bölgeye yakın bir esneklik verilmiş.
• Bütün işlemleri devlet yerine getirecek: Yatırımcı kamulaştırma, imar, izin süreçleriyle uğraşmayacak. Bizim devlet araziyi hazırlayacak, mevzuatın gerektirdiği bütün işlemleri tamamlayacak, araziyi yatırımcıya inşaata hazır halde teslim edecek.
• Alım garantisi: Türkiye, 30 yıl boyunca o santrallarda üretilecek enerjiyi alma garantisi verecek. İki santraldan da ilk beş yıl boyunca 47,5 euro/MWh, beş yıldan sonra ise 23,415 euro/MWh -KDV hariç- fiyatla alım yapılacak. Suudi şirketlere ödemeler euro olarak yapılacak. Yatırımcının kur riski olmayacak, piyasa riski olmayacak, talep riski olmayacak. Yatırım adeta “risksiz getiri modeli” olacak.
• Yabancı istihdamı: Suudiler bu santrallarda yabancı personel çalıştıracak.
• Uluslararası tahkim avantajı: Yatırım, Uluslararası Yatırım Anlaşmazlıklarının Çözüm Merkezi (ICSID) Sözleşmesi kapsamında hayata geçirilecek. Yani Türkiye’yle Suudi şirketler arasında bir anlaşmazlık yaşanırsa sorun uyuşmazlıkların tarafsız bir tahkim yerinde uluslararası tahkim yoluyla çözümü sağlanacak.
Şimdi gelin kritik bir soru soralım; Türk yatırımcı aynı avantajlara sahip mi?
Maalesef değil.
Suudilere sunulan avantajlar, Türkiye’deki üreticilerin rekabet gücünü de bitiriyor. Yerli yatırımcı dezavantajlı hale geliyor.
Türk yatırımcılar ticari riskleri yüklenirken Suudi yatırımcı devlet garantili getiri sahibi oluyor.”
@ajansmuhbir1923
SAKLANAN GERÇEK ORTAYA ÇIKTI!
BU MECLİSİN YENİ ANAYASA YAPMA YETKİSİ YOK!
Kimse kendi kendine gelin güvey olmasın!
Sistem tıkır tıkır işliyor, planlar perde arkasından yürütülüyor olabilir... Ama unuttukları, halktan gizledikleri devasa bir HUKUKİ DUVAR var!
Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu’ndan, Yeni Anayasa ve Başkanlık heveslilerine sarayları titretecek, ezber bozan tarihi uyarı geldi!
"Eğer Cumhurbaşkanı 'gözlerimi kaparım, işimi yaparım' dese bile; SEÇSİS ile her şey kurgulansa bile... BU MECLİS YENİ ANAYASA YAPAMAZ!"
İŞTE SİSTEMİ KİLİTLEYEN 3 BÜYÜK GERÇEK!
Mevcut parlamento istese de, zorlasa da hukuken sıfır noktasındadır. Neden mi?
📍YETKİ SINIRLI: Bu meclis, halktan sadece 5 yıl boyunca yasama (kanun yapma) yetkisi almıştır; devleti sıfırdan kurma yetkisi değil!
📍NAMUS YEMİNİ: Meclisteki her bir milletvekili, mevcut anayasaya sadakat yemini ederek o koltuğa oturdu.
Kendi namus yeminini çiğneyerek anayasa değiştiremezsin!
📍YETKİSİZLİK: Yukarıdaki iki somut nedenden dolayı, mevcut meclisin yeni bir anayasa yapma HUKUKİ YETKİSİ YOKTUR! Hukuken hükümsüzdür!
GERÇEK BİR ANAYASA İÇİN GEÇİLMESİ İMKANSIZ OLAN O 3 AŞAMA:
Eğer gerçekten yeni bir anayasa yapılmak isteniyorsa, o gizli planlar değil, şu "Kırmızı Çizgiler" uygulanmak zorundadır:
👉1. ADIM: Önce halka sorulacak! Halk yeni bir anayasa istiyor mu, istemiyor mu? Referandum şart!
👉2. ADIM: Halk "Evet" derse; barajsız, tam demokratik bir seçimle sadece bu iş için bir "KURUCU MECLİS" kurulacak!
👉3. ADIM: Kurucu Meclis'in hazırladığı o taslak, tekrar halkın onayına (ikinci referanduma) sunulacak!
Bunların dışındaki her yol, hukukun katledilmesidir!
VATANINI SEVEN HERKESE AÇIK ÇAĞRIDIR!
Yarın Kendi Elinle İdam Fermanı Yetkisini Verecekmisiniz?
Bu hukuki gerçekler kulaktan kulağa yayılmasın diye sansürleniyor, üzeri örtülüyor!
Eğer ülkenin geleceğini, Cumhuriyet'i ve haklarını korumak istiyorsan... Bu gerçeğe kör kalma!
ŞİMDİ PAYLAŞ, HERKESİ UYANDIR, OYUNU BOZ!
Bu direniş ayakta alkışlanır! 👏
Arnavutluk, 4 milyar dolarlık tatil köyü dolandırıcılığı soruşturmasında Trump’ın damadı Jared Kushner’ı ve İsrail bağlantılı varlıklarını dondurdu.
Günlerdir göstericiler Başbakan Edi Rama’nın ofisinin önündeki sokakları dolduruyor, “Projeyi iptal edin” ve “VATAN SATILIK DEĞİLDİR” sloganları atıyor.
Arnavutluk Yolsuzlukla Mücadele savcıları, Yahudi bağlantılı tüm mülkleri, gasbedilen toprakları ve bankacılık varlıklarını yasakladı ve bunlara el koydu.
300.000’den fazla protestocu, önerilen kıyı mega projesine karşı tarihi bir direniş gösterisiyle başkent Tiran’ı bloke etti.
Mesajları net: Topraklarını yabancı milyarderlere teslim etmeyi reddediyorlar.
- Kaynaklar: The Canary, Reuters, Forbes, The Times of Israel, AP News.
Prof. Dr. Behçet Yalın Özkara, Arap ülkelerindeki ders kitaplarında Türklerin nasıl anlatıldığını inceledi:
🔷 Mısır'daki tarih kitaplarında tam bir kötü adamız, ülkeyi ele geçiren igalci ve istilcı bir güç olarak anlatılıyoruz.
🔷 Osmanlı'nın Mısır'ı cehalete ve karanlığa gömdüğü, yetenekli sanatçıları ve alimleri zorla İstanbul'a sürdüğü öğretiliyor.
🔷 Libya'daki eğitim kitaplarında ise anlatı ikiye ayrılmış durumda.
🔷 Bir tarafta Libya'yı Haçlı zulmünden kurtaran kahraman ve koruyucu bir Osmanlı anlatısı var.
🔷 Diğer tarafta ise bölgeyi İtalyan saldırıları karşısında masada yalnız bırakan bir yönetim eleştirisi yapılıyor.
🔷 Ancak Libya'da direnişi örgütleyen Mustafa Kemal ve Enver Paşa gibi gönüllü Türk subaylarına özel bir saygı duyuluyor.
🔷 Cezayir ders kitaplarında ise çok daha farklı ve objektif bir tablo öne çıkıyor.
🔷 Osmanlı kesinlikle bir sömürgeci olarak değil, Hristiyan saldırılarına karşı bir koruyucu kalkan olarak görülüyor.
🔷 Oruç ve Hızır Reislerin bölgedeki Müslümanları olası katliamlardan kurtardığı özellikle vurgulanıyor.
🔷 Ayrıca 300 yılı aşan Osmanlı yönetimi boyunca yerel halka hiçbir asimilasyon veya Türkleştirme politikası uygulanmadığı açıkça aktarılıyor.
🔷 Günün sonunda anlıyoruz ki her devletin tarih anlatısı, o günkü siyasi ideolojisine ve çıkarlarına göre baştan sona yeniden şekilleniyor.
@notdropnotdrop Romanya'dan göçerek İstanbul'a 19.yy. sonlarında gelen dedem ve ailesinin göçmen kayıtlarını pek çok kuruma müracaat etmeme rağmen bulamadım. Çanakkale şehidi kardeşinin askeri seceresi, 1.Dünya ve Kurtuluş savaşı gazisi olan dedemin de 1934 yılına kadarki askeri seceresi yok.
ADAMSIN...
Albay çocuğu olmana rağmen çocukluğunda su satmış, ciklet satmışsan, mahalle çocuğu olarak yetişmişsen adamsın.
Çevrende en güzel kadınlar varken ve sen tüm erkeklerden yakışıklıyken adın magazin gazetelerine düşmemişse adamsın.
Şöhretin zirvesindeyken, Hababam Sınıfı afişinde Münir Özkul'a olan saygından onun adını kendi adından önceye afişe yazdırdıysan adamsın.
Tüm ülke seni izlemek için kuyruk olmuşken, çuvalla para kazanabilecekken halkın sorunlarını, acılarını, hüznünü, insanı anlatmayı seçtiğin için, parasız kalacağını bile bile salon filmlerinden vazgeçip sosyal içerikli ve politik filmlere geçmişsen adamsın.
Yeşilçam'ın belli başlı yapımcılarını karşına alıp aylarca işsiz kalmışsan, işportacı olmuşsan, denizlerde can kurtarmış, taksilerde direksiyon sallamışsan adamsın.
Tam da bu sürecin üzerine "Maden" diye bir film çevirmiş ve bir de sistemin dikkatini üzerine çekmişsen, durmamış Yılmaz Güney’le "Sürü" olmuş, "Yol" olmuşsan, doğu insanının acıları için "Derman" olmuşsan adamsın.
Her dönem bir çok partinin siyasete girme teklifini reddettiysen, politikacı olmayıp sanatçı kalmayı seçtiysen adamsın.
Kolay bir hayat seçebilecekken, insanlar açken, işkence görüyorken yalı hayatlarını reddederek mazlumun yanında yer almışsan, devrimci, solcu olmuşsan adams��n.
Yeşilçam'ın krize girdiği dönem parasızken, gazinolarda şarkı söylemen için, reklamlarda oynaman için gelen astronomik paraları elinin tersiyle itmişsen, 45 yıldır hiçbir reklam filminde oynamamışsan adamsın.
Tekel, maden, DİSK işçileri için en ön safta yer alıp, askerler tarafından hapse atılmışsan, 1 Mayıs' larda korkmadan yürümüşsen adamsın.
Bir televizyon kanalının dizi filmlerinde oynaman için gelen 1 milyon doları (en zor zamanında) dünya görüşüne uymadığı için hiç düşünmeden reddettiysen adamsın.
Sana işkence eden, o zarif saçlarının bitlenmesine neden olan kimi askerlere rağmen, kumpas mağduru (Ergenekon ve Balyoz) askerler için Silivri'de polis barikatlarını yıkmış ve gaz yemişsen adamsın.
Solcu kimliğine, Atatürk ve onun yarattığı Cumhuriyet değerlerini ekleyerek, dimdik ayakta kalmışsan adamsın.
Ali İsmail için, Berkin için, Gezi için korkusuzca öne çıkmışsan, doğayı ve çevreyi koruyup sahip çıkmışsan adamsın.
Sokakta doğum yapmış kedileri ve yavrularını evine almışsan beslemişsen, ömrün boyunca kedilerle yaşamışsan, hayatın boyunca hayvanları sevip korumuşsan adamsın.
Bir eğitimciden daha çok eğitim için uğraştıysan, çağdaş, laik, Atatürkçü bir gelecek için yırtındıysan, yoktan bir Taş Mektep yarattıysan adamsın.
Zor zamanlarında, Türkan Saylan hocanın yanından durduysan ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ne sahip çıktıysan, Nazım Hikmet Vakfı'na ve daha nice vakıf ve derneklere gönlünü kattıysan adamsın.
Kansere meydan okuduysan, hastayken bile Bakırköy sokaklarında gezdiysen, son anına kadar halkın içindeysen adamsın.
İşçinin, emekçinin hakkı için Soma davasının gönüllü avukatı gibi davrandıysan, barış davasında sanık sandalyesinde oturduysan adamsın.
40 yıl boyunca defalarca kez ölüm tehditleri almana rağmen hiçbir koruma talebi olmadan yiğitçe yaşadıysan adamsın.
Kimi yöneticilere, siyasetçilere yağ yakacağına, karşı durduysan adamsın.
Saçlı-saçsız, bıyıklı-bıyıksız, sakallı-sakalsız hallerinde bile; en güzel yüzünle, halka en yakışıklı selamını çakmışsan adamsın.
50 yıl sonra ilkokul öğretmenini tüm Türkiye'yi arayıp bulduysan, bu vefayı herkese göstermişsen adamsın.
Bir çok kişiye kimsenin haberi olmadan yardım yapmışsan, Doğu ve Güneydoğu'daki çocuklara her yıl bot, çorap ve kitap göndermişsen adamsın.
Kanserle savaşırken bile dostlarına, sevenlerine umut dağıttıysan, sonra da sessizce gittiysen adamsın.
Ölümünle 7'den 70'e herkesi bir araya getirdiysen, umutsuz kalabalıklara yeniden umut olduysan adamsın.
Tüm bunları bir arada yapmışsan, bu ülkenin gördüğü en büyük sanatçısın, en büyük adamsın. Sen... TARIK AKAN’SIN...
Murat HATTATOĞLU