MSc Global Business&Sustainability @RSMErasmus, @unibogazici; Uyghur/Turkish/European/World Citizen; Central Asia, the UAE, Human Rights, Sustainability...
Af tartışmalarında eylemsizlik “gerçekçilik” gibi resmediliyor. “Zaten olmaz” cümlesi, hiç denememek için güçlü bir bahane sağlıyor. Hükümetin bir beklentisinin olmayacağı varsayımına teslim olunuyor.
Aşağıdaki gönderime gelen bazı yanıtlara cevap vereyim:
1. Hayır, Kemalist değilim. Genel itibarıyla Atatürk gündemimde değil. Laikliği, demokrasiyi ve cumhuriyeti sonuna kadar savunuyorum, fakat bu savunumda Atatürk'e gönderme yapma ihtiyacı duymuyorum.
2. Hayır, Atatürk'ü koruma kanunu savunmuyorum. Atatürk'ün serbestçe eleştirilebilmesi gerektiğini ve Atatürk'ü koruma kanununun, diğer benzer kanunlar gibi, ifade özgürlüğünü fazlasıyla kısıtladığını düşünüyorum.
3. Evet, anama küfretseler ses ederim. Ama bu soruyu neden sorduğunuzu tam anlayamadım. Deniz Göktaş birinin anasına mı küfretmiş sahnede? Ben o kısmı kaçırmışım izlerken.
4. Evet, benim de kutsallarım var. Adalet, özgürlük, gerçeklik benim kutsallarım. Benim kutsallarıma bağlılığım, onlar hakkında şaka yapanları susturmamı gerektirmiyor. Benim kutsallarım kırılgan değil. Tam aksine, ben kutsallarımdan güç alıyorum.
5. Hayır, kimsenin sizin kutsalınıza sizin kadar ve sizin gösterdiğiniz şekilde saygı göstermek gibi bir yükümlülüğü yok. İnanma hakkınıza tabii ki saygı gösterilmelidir, ama siz "inanca saygı" adı altında aslında kendinize ayrıcalık istiyorsunuz. "İnanca saygı göstermek lazım" diyen müslümanlar şirke, putperestliğe, ateist ideolojilere, vs. saygı göstermek zorunda mı mesela? Kuran'da geçen kıssaya göre İbrahim, halkına bir mesaj vermek için, halkının putlarını kırıp, baltayı baş putun boynuna asıp, sonra da "ona sorun" dediğinde halkının inançlarına saygısızlık yapmış olmuyor muydu? "İnanca saygı" demeyin bence ona, "sadece bizim inancımıza saygı" deyin ve bu talebinizin bir hak savunusu değil ayrıcalık dayatması olduğunu da kabul edin.
6. Hayır, İslam düşmanı değilim. Siz beni düşman olarak görüyorsunuz belli ki, ama ben size sizin bana olan tavrınızla karşılık vermeyeceğim. Benim düşmanım, ne sizin dininizdir ne de kutsalınızdır, benim düşmanım sizin düşmanlığınızdır.
7. Bunlar dışında bana ana-avrat küfürler edenler ve tehditler savuranlar da var. Onlara yanıtım yok. Allahlarından bulsunlar.
Yargı sistemi yine normatif değerleri, usturuplu şakalardan dahi korumak için bir sopa olarak kullanılıyor. Oysa ülkenin kurucusu, rejim, mevcut iktidar, cumhurbaşkanı, hatta din ve yaratıcı hakkında yapılan şakaların da ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu vurgulamak gerekir.
Doğal yaşam alanı sosyal medya olan "yaban insanı"nın 10 özelliği:
1. Nüansa duyarlılığı yoktur, ayrıntılara önem vermez, gözüne benzer görünen her şeyi birbiriyle özdeş sayar.
2. Mizahtan, ironiden anlamaz. Yapmaya çalışırsa da beceremez, birilerini aşağılamadan şaka, espri, ironi yapamaz.
3. Analojiden anlamaz, çarpıtır, analojinin alakasız bir kısmına takılıp oradan kastedilmeyen bir anlam çıkarıp ona saldırır.
4. Emin olmak ile bilmeyi aynı şey sanır, kendi bilgisinden ve aklından temelsizce ve fazlasıyla emindir.
5. Hem akıl yürütmede hem de karşısındaki anlamada özensiz, aceleci, umursamaz ve beceriksizdir.
6. Kendi cenahından olmayan herkesin kendisine diş bilediğini düşünür, katılmadığı fikirleri dile getirenlerde hep art niyet arar. Düşmansız bir adım bile atamaz.
7. Konuyu kişiselleştirir. Katıldığı bir fikre karşı çıkılmasını kendi kişiliğine saldırı addeder, bu yüzden de ondan farklı düşünenlerin kişiliğine saldırma hakkı olduğunu düşünür.
8. Ayrıcalıklı olmak ister, kendi cenahından görmediği insanların kendisi ile eşit özgürlüklere sahip olmasına tahammül edemez.
9. Kafasında üç beş insan kategorisi vardır, söylenene bakıp birkaç anahtar kelimeye dayanarak söyleyeni o kategorilerden birine sokuşturuverir, sonra da o kategori için önceden hazırlanmış kalıp yanıtları karşısındakinin kafasına fırlatmaya başlar.
10. Kendi duruşunu tartışmanın ve diyaloğun devamını zorlaştıracak şekilde hoyratça ve saygısızca ortaya koyar, kendi değerlerini dayatır ve tartışmanın sağlıklı ilerlemesini elinden geldiğince zorlaştırır. Yeri geldiğinde karşısındakini açıkça tehdit etmekten çekinmez.
This shows that Germany obviously still doesn't get it: their "historical responsibility" isn't to support Israel even as they commit genocide.
When the lesson of Nazism is obviously a universal one about justice, they instead think it's a blood debt to a particular people.
Which is, when you think about it, the Nazi way of looking at it: hierarchizing peoples and assigning collective responsibility - or collective impunity - on that basis.
The Israelization of our societies is already happening: posturing democracies where human rights can be suspended for people that those in power consider a disturbance.
Wake up Brits. Italians. Germans. French. North Americans. Dutch.
7 yıl boyunca kesintisiz olarak yaptığım binden fazla çekim içerisinde karşılaştığım en acı, en trajedik, en ironik olanı İzmir’de eşi tutuklu, kendisi aranan %96 engelli annesi Züheyla Koç’un hikayesidi.
Beni Züheyla Koç’un evine götüren kişi 13 kişinin katiliydi ve pandemi izni nedeniyle dışarıdaydı.
https://t.co/YvITYO0ghR
Gazeteci Ahmet Dönmez’e konuştum:
▪️KHK TV nasıl doğdu?
▪️15 Temmuz’da inançlarım, devlet ile birlikte üzerime çöktü.
▪️Çok kötü bir film izlettiler bize. Kabus ve korku dolu bu filmi hala izliyoruz.
▪️Sayısız defa intiharı düşündüm, her defasında bu düşünceden vaz geçtim.
▪️Ağır depresyon hastası olmasaydım KHK TV röportajları için yollara düşmezdim.
▪️Bir çok röportajı dilimi ısırarak, dişlerimi sıkarak çektim. Çekimden sonra bir mecnun gibi sokaklarda gezdim.
▪️7 yıl boyunca KHK TV’ye bir gün bile ara vermedik. Türkiye’de neredeyse gitmediğim il kalmadı. Bazı illere 4-5 defa gittiğimi biliyorum. Binlerce haneye girdim. Kayıt yaptım.
▪️ 30 Haziranda ara verip memleketime döneceğim. Sürdürülebilir bir bütçe olmadıktan sonra devam etmeyi düşünmüyorum. Maddi yükünü taşımaktan yoruldum, psikolojim bozuldu.
Teşekkürler @AhmettDonmez
Daha fazlası burada
👇👇👇
https://t.co/DreYubiP2t
Bugün @LeventisMG ve Barrister Alex Tinsley ile birlikte Büyük Daire önünde savunmamızı yaptık.
Savunma ekibimizden @aliyildizlegal in da değerli katkıları oldu. İnsan hakları sözleşmesinin kapsamı anlamında önemli bir dava idi ve Avrupalı hukukçular da ilgiyle takip etti.
Paris Assas üniversitesi üçüncü taraf görüşü sundu. Paris St Denis Barosu avukatları da duruşmayı bir heyetle takip etti.
If you are a woman in Afghanistan with a toothache, you can’t get treated.
Because women are denied the right to education, they cannot become dentists and male dentists are not allowed to treat female patients.
Currently, only a limited number of women dentists remain, and they are not enough to meet the needs of the entire female population.
And the only things women are allowed , stoning, banned from rights and remove them from society 💔
@TheDunkCentral Fictional basketball star nazi germany Karl bauer who does not oppose nazi policies: “you dont have to love what i stand for, but give props…”
@the_andrey_x The guys is a summary of israel. The hysteria, entirlement, aggression etc. The only viable hope is the rise of non- indoctrinated jewish liberals who are pro peace, anti genocide/dehumanisation though they seem to be in the minority.
Venezuela üzerine uzun süredir olası senaryoları yazıyordum. Bu senaryolardan biri de, doğrudan bir hava operasyonuyla Maduro’nun kısa sürede yakalanmasıydı. Bugün gelinen noktada, bu ihtimalin gerçekleşmiş olması hiç şaşırtıcı değil.
Normal koşullarda Maduro güvenlik gerekçeleriyle başkanlık sarayında kalmıyordu. Nerede konakladığını çok az kişi biliyordu. ABD’nin, hiçbir askeri karşılıkla karşılaşmadan operasyonu gerçekleştirip yaklaşık 30 dakika içinde Maduro’yu derdest etmesi, bu sürecin içeriden destek aldığna bir işaret. Bu hız ve koordinasyon, açık biçimde rejim içi bir çözülmeye işaret ediyor.
Operasyonun, Maduro’nun sağ kolu ve başkan yardımcısı Delcy Rodríguez’in Rusya’da bulunduğu sırada gerçekleşmesi de dikkat çekici. ABD medyasında daha önce yer alan haberlerde, Maduro’nun görevden alınması ve yerine rejim içinden bir ismin getirilmesi yoluyla “yumuşak geçiş” üzerinde pazarlıklar yapıldığı iddia edilmişti. Bugün itibarıyla en akla yatkın senaryo tam olarak bu görünüyor.
Venezuela’nın hava savunma sistemlerinin devreye girmemesi, ordunun en azından bir kısmının Maduro’ya karşı bu operasyona örtük ya da açık biçimde işbirliği yaptığını düşündürüyor. Bu da rejimin artık yekpare olmadığını, içten çözüldüğünü ortaya koyuyor.
Peki bundan sonra ne olacak? Kısa vadede, rejimin diğer üst düzey isimleri öncülüğünde bir geçiş hükümeti kurulması kuvvetle muhtemel. Ancak bu yapının uzun süreli olması beklenmiyor. Uluslararası baskı ve iç meşruiyet sorunu nedeniyle, yeni bir seçime hızlıca gidilmesi gündeme gelecek. Bu tablo içinde, 25 yıllık Chavismo döneminin fiilen sona erdiğini söylemek mümkün.
Bu gelişme, Trump açısından da büyük bir siyasi kazanım. Trump, 2018’den bu yana Maduro’yu görevden almak için diplomatik baskıdan yaptırımlara kadar pek çok yolu denedi ve nihayet hedefini gerçekleştirdi. Bunu iç politikada güçlü bir başarı hikayesi olarak kullanacağı açık. Daha önce de vurguladığım gibi, mesele yalnızca petrol değil; Venezuela dosyası, ABD’nin bölgesel güç dengeleri, uyuşturucu trafiği, Çin ve Rusya’nın etkisi gibi çok katmanlı faktörler içeriyor.
Bu süreçten en fazla siyasi sermaye devşirecek isimlerden biri ise Dışişleri Bakanı Marco Rubio. Rubio, 2010’lardan bu yana arzuladığı rejim değişikliğine hiç olmadığı kadar yaklaşmış durumda. Venezuela’da rejimin çökmesi halinde, sıradaki hedefin Küba olması şaşırtıcı olmayacak. Bu gelişme, Rubio’ya 2028 başkanlık seçimleri için ciddi bir avantaj sağlacyacak, JD Vance karşı yarışta elini güçlendirecek.
Son olarak, Trump yönetimi Venezuela üzerinden yeni güvenlik stratejisi dokümanında ne kadar ciddi olduğunu tüm dünyaya göstermiş oldu. Verilen mesaj son derece net: “Burası benim arka bahçem; burada gerekirse güç kullanarak rejim değişikliği yapabilirim.”
Bu mesaj, yalnızca Latin Amerika’daki sol rejimlere değil, aynı zamanda Çin ve Rusya’ya da yöneliktir.
Kısacası, Venezuela’da yaşananlar yalnızca bir ülkenin iç meselesi değil küresel güç rekabetinin Batı Yarımküre’deki en sert tezahürlerinden biri oldu.