#HicriYılbaşı
Zamanın yeni bir sayfaya evrildiği bu mübarek Hicrî yılbaşında, hicretin derin ve sarsılmaz manasını bir kez daha kalbimizde ağırlıyoruz. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) "Müslüman, elinden ve dilinden diğer Müslümanların zarar görmediği kişidir. Muhacir ise, Allah’ın yasaklarını terk eden kimsedir" ikazı hicretin sadece tarihsel bir göç değil, her an diri tutulması gereken ahlâkî bir arınma vesilesi olduğunu bize hatırlatmaktadır. Gerçek hicret; kalbi fânî zincirlerden, dili kırıcı kelamlardan, eli haksızlıktan çekip Allah’ın rızasına doğru her gün yeniden yürümektir. Bu mukaddes dönüm noktasının; ruhlarımıza inşirah, hayatlarımıza hakiki bir hicret şuuru ve tüm insanlığa barış getirmesini diler, yeni Hicrî yılınızı en kalbî duygularımla tebrik ederim.
Batı’da, İsrail’in Filistinlilere yönelik soykırımını ve ABD-İsrail’in İran’a saldırısını eleştirdiğinizde, linç edilmemek için “Bu arada, İslam hayranı değilim!” diyerek kendinizi güvence altına almak zorundasınız. Bu cümleyi kurmak zorunda kalmak bile başlı başına bir çöküştür.
Batı medeniyetinin en gelişmiş, en demokratik ülkesinin başkanı, dünyayı, kadim bir medeniyeti yok etmekle tehdit ediyor.
“Muasır medeniyet” diye önümüze konan Batı’dan ses yok!
İş barbarlık yaftası vurmaya gelince adres yine Batı-dışı toplumlar, özellikle de İslam! Yersen!
Neremizden tutsak elimizde kalıyor:
Bayramın üçüncü günü, “muhafazakar” kanalımız ATV’de Noel (Christmas) için yapılmış Evde Tek Başına filmi:
Noel süsleriyle dolu,
Aile Noel tatiline gidiyor,
Kilise sahneleri var,
Tema: Hristiyan degerleri etrafında, aile, bağışlama, birlik!
“Elhamdülillah Müslümanız” diyen İlber Ortaylı hocamız da bu dünyadan göçtü.
Hayatımızdan bir İlber Ortaylı geçti…
Bilgisiyle, üslubuyla, hafızasıyla bu toprakların yetiştirdiği en kıymetli isimlerden biriydi. Mekanı cennet olsun, Allah rahmet eylesin
Batı Trakya Türk Azınlığı’nın etnik kimliğinin tanınması mücadelesinde sembolleşen yürüyüşün yıl dönümü olan 29 Ocak Batı Trakya Türklerinin Milli Direniş ve Toplumsal Dayanışma Günü’nde, soydaşlarımızın uluslararası hukuk ve antlaşmalara dayanan haklarının takipçisi olmaya devam ettiğimizi ve her daim yanlarında olduğumuzu bir kez daha vurguluyoruz.
Ceddimizden, özümüzden, kendimizden utanmaya memur edildiğimiz son asrı özetleyen bir kare; galip taraf ile mağlup tarafın fotoğrafı.
Soldakiler Vatikan’ın devlet adamları, sağdakiler Türkiye’nin din adamları.
Solda köklerini koruyan batılılar, asırlardır sürdürdükleri geleneğe uygun tarzda Hristiyan kisveleriyle oturuyor. Sağda mukaddesatından, medeniyetinden, kültüründen, dinlediği müzikten, okuduğu ezandan, kılık kıyafetinden, örfünden adetinden cebren uzaklaştırılmış bir milletin din adamları; takım elbiseli, kıravatlı, “biz daha batılıyız” kisveleriyle oturuyor.
Bu çok trajikomik bir fotoğraf, bize sıradan gelmesi sizi yanıltmasın.“Son iki asır yenildik ve bunu kabullendik” fotoğrafı.
Diyanetimizin güzide mensuplarına şahsi bir eleştirimiz yok, her biri muhakkak kıymetlidir, onların kabahatini değil, 1-2 asırlık sapmanın sonucunda acıklı farkı gösteren “fotofiniş” bu. Ama bu neticeyi beğenmemek mecburiyetindeyiz. Keşke böyle olmasaydı, inşaallah bir gün böyle olmaz.
Partizan tribünlerinin, takımımız Fenerbahçe Beko’ya karşı hazırladığı ve şanlı tarihimize yönelik kışkırtıcı pankartı açanlar; Çirmen Muharebesi ile Meriç Nehri arasındaki tarihi bağı, o kutlu zaferin hükümdarı Kosova Fatihi Şehit Sultanımız Murad-ı Hüdavendigâr’ı unutmamış olmalı!
Çünkü, Kosova’da o günden bugüne hâlâ mübarek ezan sesi var ve bu ezan sesi kıyamete kadar susmayacak.
Çok geldik, çok gördük ve çok ezdik!
Takımımız Fenerbahçe ise bu küstahlığa en doğru cevabı sahada vermiş, galibiyetiyle gereken dersi göstermiştir. Var olun çocuklar! 💛💙
Mavi Marmara 73 mil açıkta durdurulmuştu
Öncü gemiler 50 milden daha fazla yaklaştı
Bu insanlık vicdanın adına yeni bir rekor
Belki de ilk kez Gazze yardım filolarını görebilecek
Belki koliler denize bile atılsa Gazze kıyılarına ulaşılabilecek
Surda bir gedik
İspanya cesaretin, bağımsız olmanın, adil ve hakkaniyetli olmanın ne demek olduğunu bütün insanlığa öğretiyor. Yarın bu hengame bitse de kalbimizde müstesna bir yere oturacaklar. Bin dört yüz yıl evvelki Habeşistan ülkesi gibi.
Biz asırlarca İslam’ın bayraktarlığını üstlenen bir milletin efradı olarak 400 yıl Kudüs-ü Şerif’e hizmetkârlık yapmanın şerefini yaşadık.
“La ilahe illallah, İbrahim Halilullah” ifadesinde anlamını bulan hürmet, hikmet, hoşgörüyle bu övülmüş şehri tüm inanç mensupları için yüzyıllar boyunca bir barış ve esenlik yurdu haline getirdik.
Müslümanlar gibi Hristiyanların ve Musevilerin de hakkına riayet ettik.
Bugün de şairin ifadesiyle “kalbimizin yarısı Mekke, diğer yarısı Medine’dir; bunların üstünde de bir tül misali Kudüs vardır.”
Kudüs, bizimle birlikte 2 milyarlık İslam âleminin ortak davası, hafızası ve ortak mirasıdır.
“Arzın üstünde bir sancak, görkemli bir çınar” olarak gördüğümüz Kudüs-ü Şerif’i namahrem ellerin kirletmesine izin vermeyiz.