Alzheimer hastası Fatma Eroğlu, Esenler 15 Temmuz Mahallesi’nde saat 12.30’dan bu yana kayıp. Kendisini görenlerin ailesine veya emniyet birimlerine bilgi vermesi rica olunur.
İletişim (Oğlu Ersin Eroğlu): 0532 547 28 10
Türkiye’nin yıllardır taşıdığı sorunların demokratik yollarla çözülmesini; silahların tamamen sustuğu, insanların kimlikleri ve düşünceleri nedeniyle ayrıştırılmadığı, herkesin kendisini eşit yurttaş hissettiği bir ülkeyi kim istemez ki?
Barışa kim karşı çıkabilir?
Kardeşliğe huzura özgürlüğe kim itiraz edebilir?
Ancak gerçek barış yalnızca bir kanun çıkarmakla kurulmaz. Barışın temeli adalettir, hukuktur, güvendir ve toplumsal mutabakattır.
Bugün Türkiye’nin en büyük meselesi, vatandaşın devlete ve adalete duyduğu güvenin ağır biçimde zedelenmiş olmasıdır.
CHP’li belediyelere ve başkanlarına yönelik operasyonların gerçekleştirildiği; henüz yargılama süreçleri dahi tamamlanmadan seçilmiş belediye başkanlarının suçlu muamelesine maruz bırakıldığı bir dönemdeyiz.
Üstelik bununla da yetinilmiyor; belediye başkanları görev yaptıkları ve ailelerinin yaşadığı şehirlerden yüzlerce kilometre uzağa, ağır tecrit koşullarıyla anılan kuyu tipi cezaevlerine gönderiliyor. Adeta zulmeder gibi bir muameleye maruz bırakılmaları ise ayrıca sorgulanması gereken bir durumdur.
AYM kararlarının tartışıldığı, AİHM kararlarının uygulanmadığı, seçilmişlerin iradesinin yargı kararları ve kayyum uygulamalarıyla ortadan kaldırıldığı, insanların söyledikleri bir söz nedeniyle soruşturulma endişesi taşıdığı bir ortamda demokratikleşmeyi yalnızca belirli bir mesele üzerinden konuşamayız.
Böyle bir ortamda demokratikleşmeden söz ediyorsak önce şu temel gerçeği kabul etmek zorundayız:
Demokrasi herkes içindir ya da demokrasi değildir.
Hukuk herkes içindir ya da hukuk değildir.
Özgürlük herkes içindir ya da özgürlük değildir.
Bir taraftan demokratikleşmeden söz ederken diğer taraftan siyasi rakipleri yargı yoluyla tasfiye etmeye çalışmak, toplumun bir kesimine hukuk vaat ederken başka bir kesimini hukuksuzluğa mahkûm etmek gerçek bir huzur getirmez.
Kaldı ki TBMM’ye sunulan Çerçeve Yasa konusunda hukukçular tarafından son derece ciddi hukuki ve anayasal itirazlar dile getirilmektedir.
Hukukçuların Anayasa ve evrensel hukuk ilkeleri açısından ciddi sakıncalar gördüğü bir düzenlemenin, yeterince tartışılmadan ve toplumun bütün kesimlerinin kaygıları giderilmeden yasalaştırılması yeni sorunlar doğurur. Millet bilmeden, toplum tartışmadan, farklı kesimlerin kaygıları giderilmeden yapılan siyasi mutabakatlar, toplumsal mutabakatın yerine geçmez.
Benim demokrasi anlayışımda millet, sonucu kendisine açıklanan bir sürecin seyircisi değildir.
Millet bu ülkenin sahibidir.
Bu nedenle yapılması gereken bellidir:
Anayasa ve mahkeme kararlarını eksiksiz uygulamak, yargının bağımsızlığına ilişkin toplumdaki şüpheleri ortadan kaldırmak.
Seçilmişlerin iradesini güvence altına almak ve düşüncesini açıklayan hiç kimsenin korkmadığı bir ülke olmak. Tüm bunlar sağlandıktan sonra da milletin önüne hiçbir soru işaretine mahal vermeden çıkmak en doğru seçenek olacaktır.
Türkiye’nin Kürt meselesi dâhil hiçbir meselesi çözümsüz değildir.
Ancak Kürt meselesinin çözümünü bir dönem daha iktidarda kalmanın, bir seçim daha kazanmanın hesabına endekslerseniz; yıllarca cezaevinde tuttuğunuz siyasetçileri ve milletvekillerini seçim hesaplarının bir parçası hâline getirdiğiniz izlenimini güçlendirecek adımlar atarsanız, toplumun sürecin samimiyetini ve gerçek niyetini sorgulamasının önüne geçemezsiniz.
Türkiye’nin ihtiyacı kapalı kapılar ardındaki mutabakatlar değil, milletin önünde kurulmuş büyük bir toplumsal mutabakattır.
Ve milletin bu konuda vereceği yetki doğrultusunda da gerekli demokratik düzenlemeler, açık ve şeffaf bir biçimde, millet iradesinin tecelligâhı olan TBMM çatısı altında hayata geçirilmelidir.
Son cümle olarak şunu söylemek isterim:
Unutmamak üzere isimlerini köprülerimize, alt ve üst geçitlerimize kazıdığımız şehitlerimizin aziz hatıralarına haksızlık edildiği duygusuyla vicdanlarımızın sızlamasına izin vermemek, bu ülkenin vatandaşları olarak hepimizin en önemli sorumluluklarından biridir.
Belediye Başkanımız Sayın Sinem Dedetaş'ın haksız ve hukuksuz bir şekilde görevinden uzaklaştırılması, milletimizin sandıkta ortaya koyduğu iradeye gölge düşüren, hepimizin yüreğini yaralayan bir uygulama olmuştur.
YENİ Parti, yeni nesil bir siyasetin partisidir.
Sözün, yetkinin ve kararın millette olduğu yeni bir modeli hayata geçiriyoruz.
Her bir üyemiz; ilçe başkanını, il başkanını ve Genel Başkanı doğrudan seçecek.
Siyaseti milletle birlikte yeniden kuruyoruz.
Türkiye’nin bütün demokratlarını YENİ Parti’nin yeni siyasetine davet ediyorum.
Sahte ekspertiz raporlarıyla yatırım şartını sağlıyor gibi gösterip Türk vatandaşlığı alanlara yönelik soruşturmada çarpıcı ayrıntılar ortaya çıkıyor.
Savcılığın tespitine göre, yaklaşık 2,5 milyar liranın Türkiye’ye hiç girmediği, buna rağmen 687 yabancı uyruklu kişinin bu yöntemle Türk vatandaşlığı aldığı belirlendi.
Benim dikkatimi çeken ise vatandaşlık verilenlerin listesi oldu. Listeye baktığınızda, işlemlerin büyük bölümünün tek tek kişiler için değil, aileler halinde yapıldığını görüyorsunuz. Başvuranın ardından eşi, çocukları… Bazı dosyalarda aynı aileden 9 hatta 12 kişinin birlikte vatandaşlık aldığı görülüyor.
Listede ağırlıklı olarak İran, Yemen, Irak, Suriye ve Afganistan doğumlu kişiler yer alıyor.
ALİ ALORABİ ailesi: Kendisi, eşi, eski eşi ve 8 çocuğuyla birlikte toplam 12 kişi listede bulunuyor
SALAH ADDİN ALSHAMERİ ailesi: Kendisi, eşi ve 7 çocuğuyla birlikte toplam 9 kişi listede yer alıyor.
YAHYA SHANDAG ailesi: Kendisi, eşi ve 7 çocuğuyla birlikte toplam 9 kişi aynı aile olarak kayıtlı.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen Cem Küçük soruşturması kapsamında Beyaz TV programcısı Tahir Sarıkaya, İstanbul İl Jandarma Komutanlığı KOM Şube tarafından gözaltına alındı.
Sarıkaya’nın hesaplarında kaynağı belirsiz yüksek tutarlı para girişleri ve transferleri, bu transferlerin bir kısmının kripto hesaplarına aktarıldığı tespit edildi.
Peşi sıra gelen operasyonlar, seçilmiş belediye başkanlarını değil; sandığı, demokrasiyi ve millet iradesini hedef almaktadır.
Sandıkta kazanamadıklarını yargı eliyle değiştirmeye çalışan anlayış, bu kez de Erdal Beşikçioğlu'nu hedef aldı.
Milletin iradesi yargı operasyonlarıyla teslim alınamaz.
Erdal Başkanımızın yanındayız.
Erdoğan’ın ilan ettiği “yeni nesil teşkilatlanma!”
Ruhunu satın alarak, bedeni ile zafer ilan etmek…
Hapisle, tutsaklıkla tehdit etmek…
Seçilmişi diz çöktürmek, boyun eğdirmek, el öptürmek!
Sonra da bu fotoğrafı kapalı salonlarda alkışlatmak!
Böylesi dönemi milletimiz hiç yaşamadı. Haysiyet, onur, namus hisleri hiç bu kadar aşağılanmadı. Milli iradeye hiç bir zaman bu kadar büyük zarar verilmedi.
Türk milletine, bile isteye, iktidarını korumak adına, sandıkta kazanamadığında, yargı kollarıyla devletin gücünü kullanarak, kazandım naraları atmak…
Bir iktidarın, saray rejiminin sonudur, bitişidir.
Bu eylemin bir parçası olmuş, yüzü gözü birbirine girmiş zavallıları ise nedamet gözyaşları da kurtaramayacak.
Bu millet onları hiç affetmeyecek!
Çünkü söz de makamlar da milletindir!
Senin olmayanı kime satıyorsun!
Zabıta ekiplerimiz, çarşı merkezinde izinsiz faaliyet gösteren seyyar lahmacun tezgâhını, mevzuat kapsamında gerçekleştirilen denetimler sonucunda kaldırmıştır.
Seçilmiş bir belediye başkanının şafak vakti evinden alınarak tutuklanması, Türkiye’nin normali haline getirildi.
Ama bu ne hukukun, ne demokrasinin, ne adaletin normalidir!
Biz, milletin iradesini savunmaktan geri durmayacağız.
Mücadelemiz demokrasi ve güçlü bir hukuk devleti içindir.