We Asked AI.
With a team of four, we managed to narrow down over three thousand questions answered by ChatGPT to just half. When it comes to love, there are so many questions to ask and so many interesting answers to uncover.
https://t.co/u8wuPriRhc
@OpenAI@elonmusk#GodAI
Yapay zekâ at gibidir. At binicisine göre kişner.
Yapay zekayı kullanmaktan çok yönetmek sorun ve sorumluluk alanı.
Devlet, kurum, işletme herkes için yapay zekâ bir hesap verilmesi gereken konu artık.
Bu alanın öncü kitabını sunmaktan mutluluk duyarız.
#ai#aigovernance
Ne kadar ironik, CHP'nin yayın organı, AK Parti CHP'den daha adil davrandı bize diyor.
Peki bu CHP gücü eline geçirse kendinden olmayana nasıl davranır.?
Peki bu medya nasıl utanmadan CHP propagandası yapıyor? Kitle nasıl CHP'ye oy veriyor?
Klinik bir durum!
Sevgili Türk halkı, sevgili Halk TV izleyicileri;
Yaklaşık 7 yıl önce satın aldığımız Halk TV'de muhalif tavrımıza ve sert eleştiriler de içeren yayınlarımıza rağmen AKP iktidarı ya da devlet kurumlarının hiçbirinden ne uyarı aldık ne de tehdit mesajı.
Çok cezalar kestiler, ekranı kararttılar ama tamamı faaliyet alanımız içinde denetleyici kurumla yaşandı. Cezaların çoğu da mahkemeden geri döndü.
Bugün ise baskı, tehdit ve şantaj konusunda bambaşka bir düzeydeyiz. Sayın Kılıçdaroğlu doğrudan Halk TV’yi ve beni hedef alıyor, hedef gösteriyor.
Bir yerlere mesaj gönderiyor.
Rahat hareket edebilmesi için Halk TV’yi susturmanın yeterli olacağını sanıyor; CHP seçmenini hiç ama hiç tanımadığını bir kez daha kanıtlıyor.
Baskı, tehdit ve şantaj konusunda gemi azıya öyle almışlar ki, kürsüden açıkça hedef göstermeden öncesi de var. CHP'li bir vekil söyleşi yapıyor, "Halk TV'yi bize verin, biz 3 ayda algıyı tersine çevirelim" diyor bu kadar seçmenini tanıyorlar.
Bir başkası "Bizi destekleyin; maddi, manevi ne gerekiyorsa yaparız" diye telkinde bulunuyor.
Bunlarla sonuç alamayınca şimdi açıktan 'Halk TV'yi susturun' çağrısı yapıyorlar.
Bu kanal Halk TV izleyicilerinin ve Türkiye Cumhuriyeti kanunlarının teminatı altındadır.
Ben Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak ülkemin birliği, beraberliğine olan inancımla yayıncılık yaptım. Adaletten, hukuktan, demokrasiden, insandan yana durdum. Bugün de aynı yerdeyim.
O yüzden Halk TV, bağımsız ve demokrasiye bağlı yayıncılık ilkesinden hiçbir koşulda vazgeçmeyecektir.
@Ebsofuoglu Enstrüman üzerinden müzik eleştirisi de fazla cahilce bir yorum değil mi?
Piyano her tür müziğin icrasında kullanılabilir. Buna Türk ve tekke müziğinin tüm eserleri dahildir.
Herkes her konuda konuşmak zorunda mı?
@AlcayirCengiz Dikkat dağıtma. Fuhuş meselesi göründüğünden daha dramatik. Programında @thhsynkrgz açıkladığı, kızın yurtdışı çıkış trafiğine göre, en geç bu ilişkinin 18 yaşında başlamış olduğu ihtimali ortaya çıkıyor.
Las Vegast'ta düzenlenen, University of Nevada ev sahipliğinde düzenlenen American Academy of Religion – Western Region (AAR-WR) Annual Conference'da sunulan
“Hay ibn Yaqân and Ontological Mindfullnes��� başlıklı bildirimiz.
https://t.co/ZA13820jyD
Las Vegast'ta düzenlenen, University of Nevada ev sahipliğinde düzenlenen American Academy of Religion (AAR-WR) Annual Conference'da sunulan
“Ghazālī’s Black Swan: Risk, Causality, Fate, and Epistemic Unpredictability” başlıklı bildirimiz.
https://t.co/YfSx3mEtgy
🗣️Tarık Biberovic: Ramazan'dan önceki gün maçtan sonra Nigel beni aradı, tebrikler dedi. Ondan sonra 'Yarın Ramazan'mış başlıyoruz' dedi. 'Biz tutacağız zaten. Sen ne yapacaksın?' dedim, 'Ben de tutacağım' dedi. Ramazan ayında oruç tutuyormuş.
Şaka gibi geliyor ama inanın, bunların hepsi gerçek.
Düşünün:
Hava buz gibi.
Camiye gittiniz.
Şadırvanda abdest alacaksınız ama buz gibi su içinizi titretiyor.
Tam o anda, elinde ibrik olan bir genç yanınızda beliriyor.
“Buyurun beyefendi,” diyor.
“Abdestinizi sıcak suyla alın.”
Şaşırıyorsunuz.
Sonra gencin yakasındaki karta ilişiyor gözünüz:
“Kışın Abdest Alanlara Sıcak Su Temin Etme Vakfı Görevlisi” yazıyor.
Ya da tam tersi…
Ağustos sıcağı…
Diliniz damağınıza yapışmış.
“Şöyle buz gibi bir su olsaydı,” diye içinizden geçirirken, bir bardak uzanıyor elinize.
Suyu kana kana içiyorsunuz, içiniz ferahlıyor.
Teşekkür etmek ve eline üç beş kuruş tutuşturmak için bardağı uzatan gence dönüyorsunuz.
Ama o, parayı kabul etmiyor.
Daha da şaşırıyor ve soruyorsunuz:
“Sen de kimsin?”
“Ben,” diyor,
‘Yaz Günleri Soğuk Su Dağıtma Vakfı Görevlisiyim.’
Bitmedi…
Çok fakirsiniz.
Evlilik çağına gelmiş bir kızınız var ama çeyizi bile yok.
Bir gün, akşam karanlığı çökmek üzereyken kapınız çalıyor.
Kapıda iki bayan…
Ellerinde paket paket danteller, el işlemeleri, çeyizlik havlular, saten örtüler…
Gözünüz yaşlı, sesiniz titreyerek soruyorsunuz:
“Siz de kimsiniz?”
“Biz,” diyorlar.
‘Fakir Kızlara Çeyiz Hazırlama Vakfı’ndan geliyoruz.’
Şaka gibi geliyor ama inanın, bunların hepsi gerçek.
Hem de bundan 500 yıl önce, bu topraklarda yaşanıyordu.
Nereden mi biliyorum?
Vakıflar Genel Müdürlüğü harika bir çalışma yapmış.
Osmanlı’da kurulan vakıfların listesini çıkarmış.
İnsan okudukça çarpılıyor, tüyleri diken diken oluyor.
“Yarabbi, bu nasıl büyük bir medeniyettir, nasıl üstün bir meziyettir?” demekten kendini alamıyor.
Kimisi 15. yüzyılda kurulmuş, kimisi 16. yüzyılda…
Osmanlı’da kurulan bazı vakıflar:
1. Güzel Yazı Öğretme Vakfı
2. Sokak Hayvanlarına Ekmek Verme Vakfı
3. Hastalara Evinde Bakma Vakfı
4. Kızlara Çeyiz Hazırlama Vakfı
5. Duvar Yazılarını Silme Vakfı
6. Kadın Sığınma Evi Vakfı
7. Sıcak Pide Dağıtma Vakfı
8. Yaz Günlerinde Soğuk Su Dağıtma Vakfı
9. Kışın Abdest Alanlara Sıcak Su Temin Etme Vakfı
10. Sıcakta Sebillere Kar Koyma Vakfı
11. Yol Güvenliğini Sağlama Vakfı
12. Helalleşme Vakfı
13. Hristiyan Esirleri Kurtarma Vakfı
14. İlkokul Hocalarına Tütünü Yasaklama Vakfı
15. Yoksul Mahkûmlara Harçlık Verme Vakfı
16. Güvercinhane Yaptırma Vakfı
17. Leylekleri Koruma Vakfı
18. Dara Düşenlerin Vergisini Ödeme Vakfı
19. İflas Eden Tüccarlara Yardım Vakfı
20. İlmi Kitapları Bağışlama Vakfı
21. Şehit ve Sahabe Türbelerini Tamir Etme Vakfı
22. Şehir Estetiğini Koruma Vakfı
23. Hayvanlara Mera Açma Vakfı
Daha onlarcası var…
Ama hepsini yazmaya imkân yok.
Şimdi siz karar verin:
500 yıl önceki Osmanlı mı ileri,
yoksa bugün “çağdaşım” diye kan ve gözyaşıyla beslenenler mi?
Mesele hakkında bir ilginç durum: Mercedes sahibi devrimci arkadaş hangisi? İsmail Saymaz mı? Ruşen Çakır mı?
Mercedes anahtarını kendilerinin sayıp alıp gidiyor.
Silivri Cezaevi’nden çıkarken bir avukatın araba anahtarını alarak Maslak’taki ofisine götürdüğü, avukatın kendisine ulaşması üzerine “oraya gelemem, lazımsa buraya gelip al” dediği iddia edilen Ruşen Çakır, iddiaların üzerinden 24 saat geçmesine rağmen bir açıklama yapmadı.
🔴 Hikaye biraz uzun ama yuh dedirten cinsten..
Ruşen Çakır gibi ekranlar da hak, hukuk, adalet naraları atan bir foncunun kim olduğu bundan daha iyi anlatılamazdı.
Avukat Baver Karakuş, Silivri'de aracının anahtarlarını alıp giden ve geri getirmeye tenezzül etmeyen Ruşen Çakır ile arasında geçen olayı sosyal medya hesabından paylaştı:
Marmara Kapalı Ceza infaz Kurumu 9 No’lu (Silivri) Cezaevinde Mercedes arabamın anahtarı çalındı.
3 saat boyunca eksi derecede soğukta nasıl mahsur kaldım oynat bakalım misali okuyun bakalım.
Çarşamba günü Marmara Ceza İnfaz Kurumu 9 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevindeydim. En son X-Ray noktasında görevli memur; “Araç anahtarı içeri alınmaz.” dedi. Normalde de X-ray üstüne koyuyoruz. İçeri geçiyoruz.
Aracımın anahtarını X-Ray cihazının üstüne koydum, müvekkillerimle görüşmelerimi yapmaya gittim.
Saat 17.00’de çıktım. Anahtarımı almak için döndüm. Ve anahtarım yok. Bildiğin anahtarım yok.
Şoktayım. Her yer arandı. Dip köşe, alt-üst, sağ-sol. Ve asla anahtarım yok. Mesai bitmiş. Dışarısı buz. Montum arabada.
Sonunda rica minnet yalvar yakar kameralara bakıldı. Kamera kayıtlarında şu net biçimde görülüyor.
Ben çıktıktan sonra, İsmail Saymaz diye birinin yanında Ruşen Çakır denilen şahıs X-Ray’in üzerinden benim anahtarımı alıp gidiyor.
Çantam arabada, telefonlarım arabada, param, kartlarım her şeyim arabada. Silivri buz gibi, bildiğin ellerim buz falan. İki küçük çocuğum var (1 ve 3 yaşında) Tam bu sırada “başkanım, vekilim” sesleriyle bir grup çıkıyor.
Dedim aha vallahi bunlar da CHP’li. Kesin birbirlerini tanıyorlardır.
Seslendim. “Pardon beyefendi bakar mısınız dedim?” “Buyrun” dedi. “Ruşen Çakır denilen bir şahıs varmış. Tanıyor musunuz?” dedim. Neden dedi, başladım durumumu anlatmaya, herhalde bilmeden aldı.
Kendi aracının anahtarıyla karıştırdı, rica etsem arar mısınız dedim.
Sonra CHP İzmir Milletvekili olduğunu ve adının da Mustafa Balbay olduğunu öğrendiğim milletvekili Ruşen Çakır’ı aradı.
Mustafa Balbay sormaya başladı; “Sende başka yabancı bir anahtar var mı Ruşen” dedi.
Ruşen Çakır gayet rahat bir şekilde “Evet” dedi.
Peki neden aldın? Ve geri getirmedin?
“Çıkarken aldım İsmail Saymaz'ın zannettim. Aşağı inince ona uzattım al diye sonra o da benim değil diyince devam ettim gittik.”
''Peki kadın burda anahtarsız, parasız, montsuz, havada buz gibi biliyorsun. Nasıl olacak?'' Dedi Balbay.
Çakır, “Banane. Maslaktayım, çok istiyorsa gelsin burdan alsın kanaldan.” dedi
“Olur mu öyle şey kameralardan aldığın görünüyor. Getirmelisin.” Getirmem. Uğraşamam sakın numaramı da verme dedi.
Silivri’de anahtarsız ve parasız, kartsız, montsuz kalan ben, Maslak’a gideceğim, anahtarımı kendisinden rica ederek alacağım, sonra tekrar Silivri’ye döneceğim. Arabamı alacağım. oradan da tekrar evime gideceğim. Güler misin ağlar mısın?
Üstelik telefon numarası da vermiyor. Bir taksiciye verecekmiş, taksici beni bulacakmış.
Gel gör ki her gün ekranlarda, köşe yazılarında, hak-hukuk-adalet isteyen bu şahıslar; bir kadının o soğukta, evde 2 küçük çocuğum var demesine rağmen, bırakın bir kusura bakma demeyi, ayaklarına köle gibi çağırıp, rezilliklerini kapatmak yerine kendilerini padişah zannediyorlar.
4 saat boyunca anahtar bekliyorum. İsmail Saymaz komik bir şekilde bana kanal çalışanının numarasını veriyor. “Siz birilerinden arayıp ulaşın diyorlar.”
Anahtar nihayet geliyor. Saat 21.00’den sonra. Şimdi soruyorum; “Hak, hukuk, adalet” diye bağıranlar, bir kadını bu durumda bırakırken hiç mi utanmıyor?
Ankara’da iktidarın kurduğu kumpas sebebiyle ortaya çıkan yaşamsal tuzaklar kentte hayatı olumsuz yönde etkilemeye devam ediyor…
Ortada bir "beceriksizlik" olmadığının altını çizen CHP yetkilileri bir kez daha “Büyükşehirlere su getirmek DSİ’nin görevidir” hatırlatmasında bulundu.
Aslında görevi olmamasına ve yoğun iş programına rağmen Mansur Yavaş’ın Ankara’yı susuz bırakmamak için büyük çaba harcadığının belirtildiği açıklamada “ Gölge etmeyin, engel olmayın, kanunun size yüklediği görevi yapın” kritik uyarısı dikkat çekti.
Ankaralılara yaşamsal tuzaklar kurmaktan bir türlü vazgeçmeyen iktidarın Mansur Yavaş’ın su sorununu çözmesini engellemek için dış güçleri de devreye soktuğu öğrenildi.
Öte yandan Ankara’da su sorunu çözülene kadar konser organizasyonlarına son verilme kararı alınması ise kentte büyük üzüntü yarattı.
Uzmanlar bir kentin gerekirse susuz da kalabileceğini ama ruhun gıdası işlevi gören konsersiz yaşayamayacağını belirtiyor.
Ankara genelinde “Konsersizlik sendromu” sebebiyle ortaya çıkabilecek hasarın önlenmesi için “Dijital konserler” verilmesi gündemde. Bu karar vatandaşlar arasında sevinçle karşılandı.
Kaynaklar ayrıca şehrin belli noktalarında “Su bulunması kaydıyla” çorba dağıtımına devam edileceği müjdesini de verdi. Belediyenin kısa süre içinde açıkladığı bu iki müjde sosyal medyada TT oldu.
Ankara’da çeşme başlarında ellerinde plastik şişelerle su dolduran kişilerin ise kente dışardan getirilen bindirilmiş kıtalar olduğu tespit edildi.
Bu kişilerin iktidarın Ankara’ya kurduğu yaşamsal tuzakların bir parçası olduğu tahmin ediliyor.
Kentteki küçük ölçekli su sorununu “Kriz” gibi göstererek algı yapan bu kişilerin çorba üretiminde kullanılacak organik Ankara suyunu başka kentlere taşıdığı ve asıl amaçlarının belediyenin bu hizmetini engellemek olduğu ortaya çıktı.
Bir Antalyalı olarak, Antalya turizmine katkı sağlayan Mansur Yavaş'a ve partisinin yöneticilerine teşekkür ediyorum.
Ankara'da yaşayanlar ara tatilde çocuklarını Antalya'daki eğlence parkı Land of Legends'a getirmeye çalışıyorlar.
Başkentte açılmış olan muazzam eğlence parkı Ankapark'ı çürümeye terkeden ABB başkanı ile
park aleyhinde büyük bir kampanya yürüten partisinin vizyoner ve becerikli yöneticileri sayesinde devlete aktarılacak gelirler de Antalya'da bir otele aktarılıyor.
Belki de hedefleri o idi,
ne de olsa Türk milletinin asli görevi zenginlerini daha da zengin etmek.
Dünyada eğlence parkları yükselişe geçmişken
Ankara'nın Türkiye'nin, hatta bölgenin çekim merkezi haline gelmesini önlemek için çok yerinde bir hamle olmuş.
@slmhktn Bu hassasiyetin onda birini normal vatandaşa da gösterseler ne iyi olur.
Aynı bakanlığın ambulansı kapıya geliyor, 85 yaşında yatalak hastayı siz evden araca getirin diyor. Komşuların yardımı ile hasta ambulansa taşınıyor.
Hasta 29 saat acilde bekletilip servise alınıyor.
@Kosgeb En az bir SORUN yok mu?
Ya rakam hatalı, ya da KOSGEB'in varlığı.
İşletme başına 54 bin TL ortalama yıllık destek tutarı.
Tahminen toplam destek tutarı KOSGEB personel maaşlarının 3 aylık tutarı kadar.
Desteklenen girişimci mi, memur mu?