Üç farklı millet, ortak yönleri Müslüman olmaları.
Türkiye, dünyanın 9. büyük askeri gücü
Suudi Arabistan dünyanın en zengin 8. devleti
Pakistan'ın nükleeri var.
Ortak savunma anlaşması "taraflardan birine saldırı diğerlerine yapılmış sayılır" diyor.
İslam dünyası ilk kez bu kadar ciddi bir ittifak görüyor.
PKK uzantısı DEM Partisi milletvekilleri samimiyse önce kendi çocuklarının, seçmeli “Kürtçe Dersi” alıp almadıklarını, Diyarbakır’da mı, Hakkari’de mi yoksa İstanbul’un en pahalı özel okullarında mı veya yurt dışında mı okuduklarını açıklasınlar!
Bunlar sadece emperyalistlerin maşalığını yapıyorlar.
✍️UTANÇ YİTİP GİDERKEN
Ahbap Derneği’ne kefil olan ünlülerin adliye görüntüleri gerçekten ilginç. Sanki savcılık ifadesine değil de çalgı çengiye, ‘ahbap’ muhabbetine gidiyormuş gibiler.
Böylesine büyük bir rezilliğe yol açan insanların ifadelerinde suçluluk duygusu, pişmanlık, utanma gibi duyguların izlerini bulacağınızı tahmin edersiniz…
Ne gezer…
Bunların yerine bolca sorumsuzluk, bolca mazeret, bolca kibir, bolca küstahlık var…
Yakın tarihin en büyük dolandırıcılık organizasyonuna aracılık etmişler…
Milyonlarca insanın duyguları ile oynamışlar….
Yardıma muhtaç milyonlarca depremzedenin acılarını istismar etmişler…
Maraş’ta, Hatay’da, Malatya’da, Adıyaman’daki muhtaç insanların bir tas sıcak çorbasını çalmışlar!
Yine de en küçük utanç duymuyorlar, hatta zeytinyağı gibi üste çıkıyorlar.
Vicdansızlık diyebilirsiniz…
Doğrudur, utanmak, toplum içinde yaşamakla ilgilidir. İnsanların seni ayıplayacağını bildiğin için utanırsın. Vicdan ise, hiç kimse görmeden, hiç kimse bilmeden bile yanlıştan geri durmak anlamına gelir.
Kısacası vicdan daha üst bir duygudur, utanması olmayanın vicdanı hiç olmaz.
Kapkara bir vicdanla, halka dair her şeyden nefret ederek geçen ömürlerden normal şahsiyetler beklemek hata olur.
“Normal şahsiyet” dediğimiz ise, daha vicdana gerek kalmadan salt toplumdan utandığı için bile olsa ahlaksızlık yapmayan insan.
Bu konuştuklarımız ise bile bile, göz göre göre yapanlar. Yani utanmayanlar, utanç duygusunu taşmayanlar.
Peki cahiller mi? Kesinlikle hayır. Zaten öyle bir halleri de yok; aksine toplumun en eğitimli, en akıllı kesimi olduklarını iddia ediyorlar.
Yaptıkları davranışın yanlış olduğunu, ayıplanacağını bal gibi biliyorlar. Ancak buna rağmen içlerinde utanç duygusu yeşermiyor!
En temel ahlak kurallarını bile içselleştirmemişler; onlar için ahlak, dışarıdan gelen bir komut veya kestirmeden gidilerek atlatılabilen bir yol gibi duruyor…
Ahlaksızca bir iş yaptınız ve utanmıyorsunuz. Tıpkı bu beylerin/hanımların Ahbap şebekesi ilişkisi gibi… Bunun taktik bir seçim olarak açıklanması çok zor… Çünkü UTANMAMAK, kişiliğe dair çok daha derin sorunlara işaret ediyor.:
Ne gibi sorunlar diyecek olursanız…
- Çocuklukta sınırların ve sorumluluk duygusunun yeterince gelişmemesi
- Ebeveynlerin tutarsız veya aşırı cezalandırıcı olması
- Utancın sürekli aşağılanma yoluyla öğretilmesi
- Kişinin yaptığı davranışları sürekli rasyonalize etmeyi (akla yatkın hale getirmeyi) öğrenmesi
- Empati kapasitesinin düşük olması
- Benlik algısının aşırı savunmacı olması
- “Benim çıkarım, başkasının hakkımdan önemlidir” anlayışının yerleşmesi
Bizde Ahbap ile işbirliği yapan tayfanın, hepsinden az-çok nasibini aldığını söyleyebiliriz.
Ancak en önemlisi, bu adamların/kadınların NARSİSTLİĞİDİR.
Narsist kişi, hatayı kabul etmek yerine gerçeği kendi kafasına göre yeniden yorumlar. Çünkü hatayı kabul etmek, kişinin kendisi hakkındaki idealize edilmiş imajını tehdit eder.
Bu gördüğümüz insanlar… Gülbenler, Uğurlar, Haykolar… İlkin, aynada kendilerine aşık olmuş narsist tipler. “Utanıp arlanmayı” da ancak bir gösteri halinde yapabilirler.
İşte tam da bu gerçek, asıl sorumuzu çok daha çetin hale getiriyor:
Halkın büyükçe bir bölümü, böylesine sorunlu narsistlerde ne buluyor?
Kişiliği böylesine bozuk tipleri neden alkışlamaya devam ediyor?
📌 DİKKAT, DİKKAT❗️❗️❗️
Devlet yetkililerinden bir talebim var:
Bu talebime destek vermek isteyenler lütfen RT/FV yapsınlar, mesajımın altına yorum yazsınlar:
İnternet paketi hızla tükeniyor❗️
Bir ay boyunca idare etmeye çalıştığım kotamın daha ilk haftada yüzde 75'i tükenmiş.
İnternet kullanımı aşırı pahalı❗️
Nice şikayet ulaşıyor bana.
Bu konuya devletimizi yönetenler bir an evvel müdahale etseler çok iyi olacak❗️
Serbest piyasa bu kadar da serbest olmamalı❗️
@tcbestepe@UABsosyal@a_uraloglu
Yıllarca AK Parti’yi liyakatsizlikle suçladılar sonra kendi metreslerini sevgililerini evli çocuklarının metreslerini bile CHP’li belediyelerde işe aldıkları ortaya çıktı.
Yıllarca AK Parti’yi hırsızlıkla suçladılar şimdi ellerine geçirdikleri belediyelerde vergi toplar gibi rüşvet topladıkları ortaya çıktı.
Bunlar bizi şaşırtmıyor bizi şaşırtan AK Partili bir mahalle başkanına yardım kolisi dağıttığı için demediğini bırakmayan muhalif seçmenin kendi partisine dair “bir şey olmaz” deyip hala partisini savunabilmesi.
Bu durum korkunç.
Siz hiçbir AK Partilinin suç işlemiş bir AK Partiliyi savunduğunu göremezsiniz hatta AK Parti seçmeni ayağa kalkar önce kendisi yargılanmasını eğer suçluysa da ceza almasını gündem eder.
Muhalif seçmense körü körüne rüşveti, yolsuzluğu, liyakatsizliği savunuyor.
Yıllardır AK Partili
Seçmene koyun diyenlerin
Aslında koyun olduklarını
Bugün görüyoruz.
Kızının kıyafetlerini en lüks markalardan seçen, bir giyileni yıkamadan asla tekrar giydirmeyen arkadaşım çocuğu pijamalarıyla evden çıkarmak zorunda kalmış. Eve girmeye de korktukları için utana sıkıla kuyruğa girip ikinci el bir kıyafet bulmuş ve onu giydirmiş. O an diyor, kızım o kadar üşüyordu ki temiz olup olmadığına bile bakmadım. Bu arkadaşım, kendi aramızda "Sen zaten zenginsin." diye espri yaptığımız, sürekli başkalarına yardım eden, çocuk okutan biridir. Yardım eden durumundan yardım istemek zorunda kalan durumuna evrilen birçok kişi oldu o dönemde. Siz ve sizin gibiler hanımefendi, onurlu insanları aşağıladınız. Hiçbirimiz paramız olmadığı için o hâle gelmedik, sahip olduğumuz parayı kullanamadığımız için yardıma muhtaç olduk. İstediğiniz kadar ağlayın, siyasi tercihlerinden dolayı aşağıladığınız, ağzınızı yaya yaya dalga geçtiğiniz insanların kalbinde asla kapanmayacak yaralar açtınız. Rabbime sonsuz şükürler olsun ki sizin gibilerin tek lokması geçmedi benim ve çocuklarımın boğazından. Kusura bakmayın ama midemi bulandırıyorsunuz. Allah bir daha ülkemize böyle acılar, size de asla fırsat vermesin.
Özgür Özel, daha birkaç gün önce “Sana otobüs de alacağız” diyen teyzelerinin desteğiyle ayakta olduklarını söylemişti.
Bugün ise 113 milyon TL bağış toplandığını açıklıyorlar.
Demek ki emekli maaşları, söylenildiği kadar yetersiz değilmiş…
Hem kendi geçimlerini sağlıyorlar hem de milyonlarca liralık siyasi bağış yapabilecek kadar artanı kalıyor.
İşin en ilginç yanı ise şu:
Yeni partiyi kurmaya hazırlanan bazı isimler; milletvekili maaşlarını, emekli milletvekili maaşlarını ve diğer gelirlerini kendilerine ayırırken, siyasetin finansmanını emekli teyzelerin omuzlarına bırakıyor.
Gerçekten “sosyal demokrat” dayanışmasının çok farklı bir yorumu…
Tasarruf hep başkasının cebinden başlayınca, siyaset de oldukça konforlu oluyor.
Yine aynısını yapıyorsun. "Abdest alıp namaz kılmak, salavat getirmek tek başına yeterlidir" diyen varmış gibi yapıyorsun. Halbuki bunu diyen, zihni sağlıklı tek bir Müslüman yok. "Yetime bakmasak da olur, fakiri doyurmasak da olur" diyen Müslüman yok kardeşim, yok.
‘HAKAN, HAMSE’
Sayın Cumhurbaşkanı’nın bu sözü herkesi etkilemiştir ama benim kişisel tarihimdeki yeri bambaşka.
Uzun yıllar; Kerkük, Daho, Süleymaniye, Telafer, Zaho gibi şehirleri içeren Musul Vilayeti’ni yöneten Abdülcelilzade Hanesi’nin tek erkek evladıydım. Bu evlatlarım Prenses Şiraz Bengi ve Prens Osman Aytun’un doğumuyla değişti.
Ailem Musul’u 108 yıl yönetmiş ve Osmanlı Beylerbeylikleri arasında tek vergi salma hakkı olan beylerbeyliği idi.
Yıllardır Musul toprakları üzerine hukuki mücadeleler oldu. Osmanoğulları üzerlerine geçirdikleri topraklarda bireysel hak talep ederken, biz bu hakkı Türkiye Cumhuriyeti nam ve hesabına talep ettik.
‘Hakan, hamse’ sözü, ile alınan Musul petrolleri payı; benim için iki yüzyılı aşan bir mücadelenin ilk mevzi zaferidir ve biliyorum ki, El Cezire şifresine kadar sürecektir.
Miftah’ı Erdoğan’dır.
Müteşekkirim.
https://t.co/XkWnwJhXqS
Darbe davalarını Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın avukatı olarak takip eden Hüseyin Aydın:
"Darbe yargılamalarındaki gözlemlerim bizzat duruşmalardaki gözlemlerin ışığında söylüyorum,
Hiçbir örgüt mensubu en vahşice eylemlerin faili olanlar da dahil olmak üzere yaptıklarından en küçük bir pişmanlık sergileyen bir örgüt mensubuna rastlamadım
Aksine bunu açıkça söylemeseler bile yaptıklarıyla gurur duyan tekrar fırsat yakalasa yapmakta hiç tereddüt etmeyen bir örgüt üyesi profiliyle karşı karşıya kaldık yargılamada"
Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesi ciddiyetle etüt edilmesi gereken bir vaka nicedir. Maalesef bu çarpıcı eğitim vakası layıkıyla incelenemiyor. Nedenleri malum. Bunlara girmeyi gereksiz buluyorum. Kendi etüdümü yapayım.
Öncelikle okulun ÖSYM metotlarıyla ölçülmesi mümkün olmayan fevkaladelikleri var. Batıda böyle okul örnekleri çoktur. Azıcık araştıran bu örnekleri ve onlardaki nitelikleri kolayca bulabilir.
Nedir bunlar?
Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesi, öğrencilerine her şeyden önce "kendilik bilgisi" veriyor. Bu yüzden bu yıl sözel birincisi olan öğrenci üniversitede animasyon okumak istiyor. Geçen yılki öğrenci ilahiyatı seçmişti. Roger Garaudy'nin anlattığı Don kişotluk"tur bu. İdealleri gerçeklerden üstün tutmaktır. Seçkin bir duygu ve soylu bir düşünceyle dolmaktır. Zaten mezun olan öğrencilerle azıcık sohbet ettiğinizde şaşırtıcı bir entelektüel irtifaya sahip olduklarını hemen görüyorsunuz. Çünkü bu öğrenciler hazırlık, dokuz ve onuncu sınıf boyunca test çözmüyor. Kitap okuyor, filmler izliyor. Sosyal sorumluluklar üstleniyor. Hatta o sınıflar boyunca test çözmek ayıp karşılanıyor. Okulun öğle araları, ders sonları onlarca spesifik akademik çalışmalara ayrılıyor. Hafta sonları da öyle. Geziler, kamplar… Merak eden okul almanaklarına bakabilir. Pek az kurum bunca sosyal, kültürel faaliyet yürütmektedir. On birinci sınıf bir geçiş süreci. Yavaş yavaş üniversiteye hazırlanmaya başlıyor öğrenciler. On ikinci sınıftaysa artık kendilik bilgisi kazanmış, akıllarına hükümleri geçen gençlerin zekalarını kullanma zamanları geliyor ve işte o vakit, ÖSYM metotlarıyla ölçülebilen başarı geliyor. Türkiye maalesef bu ikinci başarıyı da konuşmuyor kanımca. Dedikodusunu yapıyor, diyeceğim ama o da değil. İpe sapa gelmez lakırdılar dönüp duruyor.
Tam da bu noktada okulun mezunu olmanın verdiği sorumlulukla üniversitedeki konumunu bırakıp lise müdürlüğü yapmayı seçen Doç. Dr. Özkan Öztürk’ün kaderini konuşmak lazım. Dünyada eğitimin özü lisedir. Biz bunu fark edebilmiş değiliz. Öztürk, eğitim üzerine bana göre Türkiye’de en esaslı fikirlere sahip kişilerin başında gelmektedir. İbnü’l Arabî de bilir Wittgenstein da… Lise gencinin kendilik bilgisine sahip olmasının onu ferd yapacağını bilgisinden dem vuran çoktur ama bunu yukarıda andığım aksiyonlarla aktüel edebilmek Öztürk'ün kaderinin başarısıdır. Kariyerist, maksimalist bir başarıyı hedeflemiş olsa bu zeki gençlere sadece on ikinci sınıfta değil hazırlıktan itibaren test çözdürüp sınava hazırlayabilirdi. Yapmıyor. Öztürk’ün eğitim görüşü kişilik gelişimini her şeyin önüne koymakta. Aksini uygulansa bu gençler ilk yüzden yirmi küsur kişiye değil elliye de ulaşabilir. Lakin bu ne ifade eder ki… Kişide şahsiyet gelişimi bu yaşlarda oluşmamışsa posterden ibaret kalan görüntülerle karşılaşılır. Nitekim zaman içinde pek çok başarılı kişi hayatta kaybolurken orta seviyeli sayılanlar asıl büyük işlere imza atabilmektedir.
Okulun mezunlarının kazandıkları gözde üniversitelerde okullarının atmosferini bulmakta zorlandıkları için bir ayaklarını hep okullarına tutmak istemeleri eğitimden anlayabilenler için çarpıcı bir göstergedir. Bu öğrenciler bir yandan Türkiye’nin en iyi üniversitelerinde eğitim alırken bir yandan da bir araştırma enstitüsü gibi çalışan okullarıyla bağlarını sürdürmektedirler.
Kartal Eğitim Vakfı’nın buradaki eğitim aksiyonuna güveni, desteği ayrı bir etüt konusu olmalı. Buna burada girmeyeceğim.
Umuyorum ki Türkiye’nin öteki seçkin okulları gibi Kartal Anadolu Lisesi de ciddiyetle etüt edilir. Giderek bunun ötesine geçilir ve buradaki model derece derece her okula kendi gerçekleri nispetinde uygulamaya konulur. O vakit milli eğitiminizin idealler üzerinde mevcut şartlarını nasıl dünya ölçeğinde aşabileceği görülecektir.
Meslek lisesinde elektronik okuyup edebiyata geçmiş, yıllarını bilinçsiz bir eğitime heba etmiş biri olarak milletimizin hiçbir gencini diğerinden ayırmadan yürekten dileklerimdir bunlar. Benim gibilerin pek çok olduğunu da biliyorum.
Dünya Müslüman Âlimler Birliği Başkanı, çağdaş İslam hukuku ve İslam iktisadı alanında kıymetli çalışmalarıyla temayüz etmiş muhterem âlim Prof. Dr. Ali Muhyiddin el-Karadaği ile Birliğin Yönetim Kurulu Üyeleri Ömer Korkmaz ve Abdulvahhab Ekinci’yi misafir ettik.
İlmî birikimi, fikir dünyamıza katkıları ve İslam ümmetinin meselelerine yönelik gayretleriyle müstesna bir yere sahip kıymetli hocamızla bir araya gelmekten büyük memnuniyet duyduk.
Farklı coğrafya ve ilmî geleneklerden âlimleri buluşturan Birliğin; sahih dinî bilginin yaygınlaştırılması, İslam dünyasının birlik ve beraberliğinin güçlendirilmesi ve güncel meselelere ilmî çözümler üretilmesine yönelik çalışmalarını ele aldık.
Nazik ziyaretleri ve kıymetli değerlendirmeleri için kendilerine teşekkür ediyorum. Rabbim, muhterem hocamızın ilim ve irşat yolundaki hizmetlerini bereketli, İslam âleminin birlik ve kardeşliğini daim eylesin.
▪️Fetöcü darbe başarılı olsaydı
📌15 Temmuz 2016
▪️Türk Silahlı Kuvvetleri adına hareket ettiklerini söyleyen darbeciler sabaha karşı 03.00’te yönetime el koyduklarını açıkladı.
▪️Gözaltılar devam ediyor. Sabah 06.00’dan itibaren sokağa çıkma yasağı ilan edildi.
▪️Darbeci askerler tarafından ele geçirilen Recep Tayyip Erdoğan ve hükümet üyelerinin nerede olduğu bilinmiyor.
📌16 Temmuz 2016
▪️Ülkede TRT haricinde hiçbir televizyon, radyo ve internet yayını yok.
▪️Sokağa çıkan halk darbeci askerlerle çatışıyor.
Ordudan bir kısım subaylar darbeye katılmadıklarını açıkladı.
Çatışmalar başladı.
📌17 Temmuz 2016
▪️Darbeci askerler ile halk arasındaki çatışmalar devam ediyor.
▪️Başkent Ankara ve darbeye direnen şehirler ağır bombardıman altında. Ölü ve yaralı sayısı hızla artıyor.
▪️DAEŞ bazı kuvvetlerini Türkiye’ye sevk edeceğini duyurdu. PKK ise Doğu ve Güneydoğu illerinin güvenliğini kendisinin sağlayacağını ilan etti.
📌18 Temmuz 2016
▪️Bombardımanlar hız kesmiyor. Ölü sayısı binlerle ifade ediliyor.
Darbe rejimi direnenlere teslim olun çağrısı yapıyor.
📌19 Temmuz 2016
▪️Birleşmiş Milletler, İstanbul ve Boğazların güvenliğini kendisinin sağlayacağını duyurdu. Askeri operasyon kapıda.
▪️Rusya, Karadeniz ülkeleri dışında hiç kimsenin İstanbul’da güvenlikten sorumlu olamayacağını söyledi.
📌20 Temmuz 2016
▪️ABD, darbe rejiminden yana tavır koyacağını, Türkiye’ye sızan DAEŞ militanlarını temizlemek için bombardımanlara katılacağını açıkladı.
▪️Güneydoğu’da PKK-DAEŞ savaşı başladı.
📌21 Temmuz 2016
▪️Ermenistan, Ağrı sınırına asker yığmaya başladı.
▪️Kıbrıs Rum Yönetimi, Kıbrıs’ın Rum toprağı olduğunu iddia edip kuzeye doğru harekete geçti.
▪️Birleşmiş Milletler askerleri İstanbul’a geldi. Bir kısım tarihi eserlerin korumaya alınması amacıyla İstanbul’daki saraylar ve müzeler boşaltılıyor. Yeni adres British Museum.
📌22 Temmuz 2016
▪️Ermeni diasporasından “Ermeniler topraklarına kavuşacak” açıklaması geldi.
Bombardımanlar devam ediyor, iç savaş büyüyor.
▪️Fransa ve Almanya darbecilere destek için Türkiye’ye asker yollama kararı aldı.
▪️Rusya: Türkiye’de istikrar sağlanmalı.
📌23 Temmuz 2016
▪️İran’ın kontrolündeki Şii milisler Türkiye topraklarında.
Bu bir kötü rüya ya da korku filmi senaryosu değil. Bu millet 15 Temmuz’da çıplak elleriyle darbeye direnmeseydi bir hafta içinde yazılanların hepsi gerçek olacaktı. 15 Temmuz kahramanlarına selam olsun. Vatan size minnettar.
15 Temmuz, “Eve erzak almaya değil devletimize sahip çıkmaya geldik” mesajını paylaştıktan iki saat sonra Boğaz Köprüsü’nde FETÖ’cü hainlerin kalbinden vurup şehit ettiği 21 yaşındaki Batuhan Ergin’in yazdığı gibi;
Bankamatik kuyruğu ve marketlerden makarna almak için sokağa çıkanlarla,
devlete sahip çıkmak için sokakları dolduran kahramanların,
TOMA’yı görünce aslan olup tank görünce kediye dönenlerle,
tank ateşine göğsünü siper eden yiğitlerin ayrıldığı gecedir.
#15TemmuzDestanı #İradeBizimZaferBizim diyenlerindir
Samimiyetle söylüyorum, ben de meraklı değilim öfkeli, sert, yüksek perdeden yazıp çizmeye. Ancak öyle olaylar öyle şekilde gelişiyor ki elimde sadece ve neredeyse öfke patlamaları kalıyor. Sorumlu hissediyorum çünkü kendimi.
Yine samimiyetle söylüyorum. Bugün IHH genel merkezine (ya da benzer güvenirlikte 10 yardım STK'sına) gidip 2019 yılında "Sadaka" yazıp attığım ve değeri diyelim 3 lira olan bir bağışımın nerede, ne şekilde, hangi tarihte, kime ulaştırıldığını sorsam dekontuyla, fotoğrafıyla, büyük ihtimal videosuyla koyacaklardır önüme. Birincisi Allah'tan korktukları ve hayrımı emanet bildikleri için. İkincisi işlerini uluslararası standartlarda ve son derece soğukkanlı bir titizlikle yaptıkları için.
Depremde Türkiye'deki dindar, muhafazakar, sıradan insanın iyilik duygusuna, bu insanlara hakaret edip aşağılamayı da ihmal etmeden saldıran insanların çoğu tam olarak hangi "kullanışlılık düzeyi"nde olduklarını bile fark edemeyen insanlardı. Yok etmeye çalıştıkları şey, insanların yardımını tam yerine ulaştıran her kurumdu ve bunu bir müptezel kumar bağımlısının lehine yaptılar.
Yalvararak anlattık o zaman. Sadece biz değil, deprem bölgesindeki depremzede Kemalistler, CHP'liler falan da şahitlikle anlattı. Ama asla duymadınız, asla dinlemediniz. Misalen Hatay'ın Nusayri köylerine, Pazarcık'ın Kürt köylerine, hiçbir ayrım yapmadan sıcak yemek yetiştirmeye çalışan tertemiz insanların üzerinde tepindiniz paranızı müptezel bir kumarbaza rahatça kaptırabilmek için.
Buna şimdi öfkelenmeyeyim, yumruğumu, dişimi sıkmayayım istiyor, beni usluba falan davet ediyorsunuz.
Bir ikinci husus. Devlet bütün gücüyle, bütün varlığıyla oradaydı ve olağanüstü bir performansla, çok iyi bir organizasyonla yara sardı. Bu büyüklükte bir felaketin boyutu düşünüldüğünde bunu ancak "devlet destan yazdı" cümlesiyle karşılarsınız.
Devlet babamın oğlu değil ama gözüm var yahu. Depremde ne olup bittiğini gördüm.
Siz depremde millete "devlet çöktü, baraj patladı, sahipsisiz" kampanyası yaparak korkunç bir zulüm işlediniz. "Baraj patladı" yalanında oluşan panikte kaç kişinin ölümüne sebebiyet verdiniz belli değil.
Üslup öyle mi? Nezaket falan. Üzerimizde hunharca tepinirken üslubunuz pek mi nezaketli idi?
Ağlama taklidi yaptığınız videolarla insanların ölümüne sebebiyet verdiniz. Olan budur ve bunu yüzünüze söylemenin nezaketli bir yolunu bilmiyorum.
Oğuzhan Uğur:
“Şok içindeyiz.
Sanki AHBAP'a yardım eden Kızılay'ı yok sayar, Kızılay'a yardım eden AHBAP'ı yok sayar gibi insanları böldüler.
Sanki biz "AFAD'a vermeyin AHBAP'a verin" demişiz gibi haberler yapıyorlar.” demiş
Evet tam olarak öyle dediniz ve Ahbap adına bağış topladınız
FETÖ’nün 15 Temmuz darbe girişiminin asıl hedefi Başka Erdoğan’dı
Suikast timi darbe gecesi Erdoğan ve ailesinin Marmaris’te konakladığı otele saldırdı
Başkan Erdoğan, Eşi Emine Erdoğan, dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak, kızı Esra Albayrak ve torunu Ahmet Akif Albayrak saldırıdan hemen önce helikopterle ayrıldı
Böylece FETÖ’nün planları boşa çıktı
10 SENEDİR CEVAPSIZ KALAN SORUYU DAHA DERİN DÜŞÜNÜN:
📌15 Temmuz 2016 22:30 FETÖ alenen “Yönetime el koyduk!” diyor.
📌22:15 Fatih Tezcan “Bu darbe, sokaklara çıkın!” diye yayınlara başlıyor.
📌Niçin AA TRT ve tüm Medya bunları es geçip 00:04’te bile Başkan Erdoğan’ı sansürlüyor?