Eski Yunan Büyükelçisi Yorgos Ayfantis’in “Yunanistan Finlandiyalaşıyor” değerlendirmesi yeni bir olguya işaret etmiyor.
Benim değerlendirmeme göre Yunanistan’ın Türkiye karşısındaki “Finlandiyalaşma” süreci 2026’da değil, 1995-1996 döneminde başladı.
8 Haziran 1995’te TBMM’nin, Yunanistan’ın karasularını 12 mile çıkarması halinde bunun casus belli sayılacağını ilan etmesi ve hemen ardından Aralık 1995’te başlayan Kardak Krizi sırasında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin çok kısa sürede yüksek hazırlık seviyesine ulaşarak Ege’de caydırıcılığını göstermesi, Atina’nın stratejik hesaplarını kalıcı biçimde değiştirdi.
Kriz sonrasında Yunan Genelkurmay Başkanı Oramiral Limberis’in istifası da bunun önemli göstergelerinden biridir.
O tarihten itibaren Yunanistan, Türkiye ile doğrudan askerî güç dengesini tek başına değiştiremeyeceğini gördü ve güvenliğini giderek ABD ve Avrupa Birliği ile dış ittifaklara dayandırdı.
Bu nedenle Sevilla Haritası’nı yalnızca Yunanistan’ın değil, AB’nin Doğu Akdeniz’deki maksimalist deniz yetki alanı yaklaşımının bir ürünü olarak değerlendirmek gerekir.
Bugün İsrail, Fransa ve diğer ortaklarla geliştirilen askerî iş birlikleri de bu temel stratejik tercihin devamıdır.
Dolayısıyla Atina’nın politikası değişmemiştir. Türkiye ile doğrudan çatışmadan kaçınırken, dış destekle denge kurmaya çalışmaktadır.
Bu açıdan bakıldığında Ayfantis’in tespiti, yeni bir süreci değil; yaklaşık otuz yıldır devam eden bir jeopolitik gerçeğin Yunanistan’da artık daha açık biçimde dile getirilmeye başlanmasını yansıtmaktadır.