Ben Kamboçyada büyüdüm. Türkiye’den çok daha fazla aitim belki oraya. Ne Türkiye yolu açık bana, ne de Kamboçya. Bazen çok zor geliyor insana 2 vatanından da uzakta kalmak. Kavuşamamak ikisinede, hele de sevdiklerine ulaşamamak. Özlüyorum seni Kamboçya, sen sakın beni unutma❤️
Hocaefendi’nin çalışma masasında bulunan Süleyman Şah Üniversitesine ait not defteri görünce içimi derin bir hüzün kapladı. O an dedim; “iyiki ailemin ısrarı ile Türkiye’ye üniversite okumaya gitmişim.” Aslında her şey ailemin biraz Türkçen gelişsin biraz da Türkiye kültürüne daha yakından şahit ol demesi başladı yolculuğum.
Hiç istememiştim gitmeyi Türkiye’ye. Çünkü sanki yabancı bir yerdi orası benim için, ne yapacağımı nasıl yapacağımı hiç bilmediğim. Neyseki babam içimi rahatlatmıştı. Dedi; “olmazsa dönersin, ölüm mü var ucunda.”
Sonra Süleyman Şah üniversitesi macerası başladı maalesef kısa süren. İlk zamanlar hiç Türkçe konuşmak istemedim, aksanım var, yanlış anlaşılırım düşüncesi ile. Minibüsler, otobüsler, kalabalık, agresif hayat, hızlı konuşan insanlar. Galiba yapamayacağım dedim o an. Alışmam mümkün değil gibi geldi bana.
Ama ikinci dönem benim de aklımı almayan bi uyum oluştu halimde. Bütün grupların içinde vardım. Türkler, Araplar, Orta asyalılar. Herkesle ortak bi yanım vardı sanki. Meğer bütün dünyaya ait bir parça varmış kalbimde. Herkes kolayca yerini bulmuştu sevginin o merkezinde.
Heleki hocalarımız ne kadar değerli idi. Hem aklımıza hem kalbimize dokundular. Sadece ders değildi sanki umumi bir terbiye alıyorduk her yerde.
Sonra İstanbul aşkı ateşlendi içimde. Meğer ait olduğum toprağın içime sinmesi gerekiyormuş kendimi bulabilmek için. Eksik olan yerler doluyordu gezdiğim dolaştığım her yerde. Daha çok seviyordum her geçen gün. Hem Türkçeyi hem de ülkemi. Artık aksanlı olan Türkçem düzelmeye başlamış, yemekler, insanlar her şey yakınlaşmaya başlamıştı. Hiç hayal edemediğim kadar.
Sonra 15 temmuz ve olanlar. Tekrar ayrılmak zorunda bıraktı beni, dönüşü belirsiz bir zamana kadar.
Aynı İstanbul olacak mı bilmiyorum. Aynı Türkiye hiç emin değilim.
Ve şimdilerde iyiki beni zorlamışsınız diyorum ailem. Kısa da olsa gittiğim o zamanlar olmasa idi belki hiç bilemeyecektim bu ��zlemi. Hiç hissetmeyecektim hasreti. Hiç Türk olamayacaktım belki de. Hiç anlayamayacaktım bir millete ait olmanın ruhsal tatminini.
Bi daha ne zaman bilemiyorum. Umarım o zaman kısadır. Umarım içimde tamamlanacak daha nice şeyler vardır. Yeniden gidipte bulacağım, yine yeniden bir ben daha olacağım!!!
Son 3 haftamın tüm imtihanlarını hayra çeviren Rabbime sonsuz hamdler olsun. Elemler yerini lezzetlere bıraktı. Ve bugün Şükran günü sebebi ile bir araya geldiğimiz dostlarımızla beraber, bir kez daha şükrettim. Hem bugünüm hem geçmişim hem de geleceğin bana getireceği her bir güzellik için 🙏🏼
Bugün çok sevdiğim bi teyzemle muhabbet ederken bana dedi ki; “Mira sadece hizmeti dert et. Büyüğümüzün de dediği gibi dünyayı dert edenin dünya kadar derdi olur” Ne kadar insanın içini ferahlatan, istikametini kuvvetlendiren bir felsefe dedim kendime. Hizmeti yük değil rahmet görmek isabetin ta kendisi!!!
Bir öğrencinin sessizce derste oturup dersi dinlemesi ve in-class assignment’larını yapması kadar güzel bir şey yok. Hele bir de Shining Stars listemde olduğunu duyan öğretmenler şaşırıp derse geliyorsa… İşte o zaman içimden “Evet, oldu bu.” diyorum.
Veda etmek ne zor bişey.
Defalarca yaşadığım bir his belki. Ama her yaşımda ve her ayrılışımda içimde bıraktığı acı hiç değişmiyor.
Ayrı ayrı vedalaşıyorum. Farklı cümleler kuruyorum her biri ile. Kimine ahirette belki, kimine de diyorum kim bilir nerede?
Ama yeni bir hayatın başlangıcı hep sancı ile olmuyor mu? Defalarca doğmuyor muyuz her ayrılıkta. O yüzden bu sancımın mükafati büyük 1 hizmet olacak şüphesiz.
Ve siz geride bıraktılarım üzülmeyiniz.
Ve siz karşılayacaklarım hazır mısınız??Beraberce yollarımız açılsın, hizmetlerimiz çok, kardeşliğimiz kavi ve dertlerimiz tasalarımız çoookça az olsun. Vesselam.
Bugün müdürümle muhabbet ederken Mira senin karpuzla tanışma hikayeni duydum bi de sen anlatsana dedi.
Kamboçyada büy��düm ben bildiğim meyveler ananas, mango idi benim. Türkiye’ye 4 yaşında gitmişim. Misafirlikte ilk görünce karpuzu dondurma zannetmişim.
Ev sahipleri şaşırmış halime demişler babama siz bu çocuğa hiç meyve göstermediniz mi diye 🙈😅
Sonrasında ömrümüz dünyanın her yeri kendine has hali ile cennettir demekle geçti. Size yok olan bir karpuzun yerini ve tadını alan milyonlarca başka nimet vardı. İyiki yaşamışım o günleri. Çünkü artık bir şeyin yokluğu asla korkutmuyor beni.
Olmayan nimetin yerini alan başka başka nimetlere şükretmekle geçireceğim ömrümü. Büyük bir imtihanın sırrı 4 yaşında karpuzla çözülmüştü sanki.
İnsan, sıkıntılı ve kasvetli anlarını elden geldiğince daraltmaya ve atlanılır kılmaya bakmalıdır.
— M.F.G
Yaprak Dökümü misali bizimkisi… Ağzımızın tadı bozulmasın derken, zehir zıkkımı yutmak kader oldu bize.
Ne diyelim, hocamızın dediği gibi, atlanılır kılmaya devam.
Bu sıkıntılar beş-on yıl daha sürer mi? Allah kerim ve takdir O’nun, çünkü O, ne eylerse hep güzel eyler. ❤️