Çok sevdiğim yazarların başında gelir.
Bir söyleşisinde söylediği şu cümle, yazarlığını özetler:
“Romanlar, yazarlarından daha zekidir.”
Ona göre yazar, romanı tamamen kontrol etmez; roman yazarı da dönüştürür.
Fırından yeni çıkmış ekmek gibi, sıcaklığı geçmeden satışa çıkarılan hayatlar…Hâlbuki mahremiyet, sadece gizlenmesi gereken bir alan değil; insanın ruhunu mayalayan bir sükût iklimidir. Her şey görünür hâle geldikçe, derinlik azalıyor; paylaşım çoğaldıkça tefekkür eksiliyor.
Bize ait kalması gereken saflıklar ve hatta yanlışlarımız dahi, daha idrak edilmeden teşhire çıkarılıyor.
Böylece yaşanan şey, yaşanmadan tüketiliyor. Hissedilmeden sergileniyor. İnsanın kendisiyle baş başa kalıp mânâ devşireceği anlar, alkışın ve görünürlüğün pazarına sürülüyor.
Her şeyi kaydediyoruz. Ev hâllerimizi, sofralarımızı, yolculuklarımızı; hatta bize emanet olarak verilmiş mahremiyetlerimizi bile. Bir zamanlar insanın kendi içinde olgunlaştırdığı sevinçler, hüzünler ve acemilikler vardı.
Gerçek siyaset, insanlardan kahramanlık istemez. Çünkü kahramanlık istisnadır; adalet ise sıradan insanın evini satmadan çocuğunu okutabildiği düzendir.
Her şarkı söyleyeni, sunuculuk yapanı, film çekeni, resim ya da tiyatroyla uğraşanı sanatçı sanmamak gerekir. Sanat, yalnızca bir meslek ya da görünür olmanın aracı değildir; estetik bir derinlik, özgünlük ve kalıcı bir değer üretme çabasıdır.