Sadece dertli..Nothing personal!..
Berren ve Bahren ve Cevven☝️
La ilahe illallah Muhammedün rasulüllah
Devamı devlet,nasibi cennet,bekayı imân, rızayı Rahman.
Allah, okyanusun derinliklerine bir dalgıç gönderir, tek bir küçük balık için.
Gökyüzünde yönünü kaybetmiş bir kuşu, rüzgârla yuvasına ulaştırır.
Toprağın altında kimsenin görmediği bir tohumu, yağmurla uyandırır.
Ve sen…
Bunca düzenin içinde, kendi rızkın için endişe ediyorsun.
Unutma…
Rızık sadece sofrana gelen ekmek değildir.
Bazen bir kapının açılmasıdır,
bazen bir insanın kalbine düşen merhamettir,
bazen de tam bitti dediğin yerde gelen bir nefeslik ferahlıktır.
Allah, karıncayı aç bırakmaz…
Karanlıkta yürüyen kulunu da sahipsiz bırakmaz.
Sen gayret et…
Yolunu şaşırma…
Helalden sapma…
Çünkü rızık seni bulur.
Sen ona koşmasan da… o sana yazılmıştır.
Elhamdülillah…
ABDESTSİZ DOLAŞMAMAK
İsviçreli bilim adamı Robert Kenzi Müslümanlığını ilan etti
İslamı seçmesindeki sebep:
Termal bir kamera ile abdest alan Müslümanları çevreleyen Nurani hare'yi gördükten sonra, Muslümanların yeryüzünde yaşayıp hareket eden en temiz en hijyenik(taharetli)
Kişiler olduğunu tespit etti*
63 yaşındaki bilim adamı termal(ısı ve ışın belirleyen)
Kamerasıyla
Abdestli Müslümanların vücudundan yayılan,onu çevreleyen ısıyı ve ışını tespit için çekim yapıyordu.
Bu hareler yedi kattan oluşmaktaydı
İlk önce kırmızı hare
Kırmızı hare sürekli insanı çevrelerse insanda güven hissini ve huzuru temin ediyordu
Buna delil olarak
Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellemin:
"Kul abdest aldığında günahları iki gözünün arasından çıkar,ikikulağının arasından çıkar,iki elinin arasından çıkar,iki ayağının arasından çıkar abdestten sonra oturduğunda
Bağışlanmış olarak oturur
Bağışlanmış demek yani güvendedir anlamına gelir
Robert kenzi bu araştırmasını avrupada 50 bin kişi üzerinde uygulamıştır
50 bin kişide bu ışın ve sıcaklığı ölçmüş(ayrıca bu ışınlar hastalığı teşhiste kullanılan bir metodtur)
Bu hareyi göremediği bölgelerde hastalık olduğunu belirlemekteydi
50 bin kişide bazı bölgelerde görülmeyen harelerin belkide normal olduğuna kanaat getirmişken kendisine nijeryadan önemli bir işadamı hastalığı yüzünden müracaat edince kanısı değişti
Bu kişinin vücudunda ışın hareleri eşit orandaydı
Kendisiyle sohbet etmek icin tercüman ararken cok iyi ingilizce konuştuğunu farketti
Adam kendisinde abdest aldıktan sonra harelerin tam görülüp gorülmediğini sorduğunda evet cevabını aldı
Ve şöyle dedi :Ben abdest almadan hareket etmem çünkü abdest Müminin kalkanı gibidir"dedi
Bunun üzerine bilim adamı bu termal kamerada kendisini tespit etmek istedi
Abdestin düzenini bilmeksizin oylesine gördüklerini uyguladı ışın hareleri tam eşit değildi
Müslüman birisinden kendisine İslami usüle göre abdest almayı öğretmesini istedi
Ve harelerin tamamını düzenli olarak tespit etti
Bunu bir çok kiside 37 kez tekrarladı
Hareleri eksiksiz hepsinde tespit etti
Üstelik bu kişiler Müslüman değillerdi
Robert kenzi bu araştırmasindan sonra Müslüman oldu 67 yaşında Kur'anı Kerim'i ezberledi
Ve bu cihazına "İmanı ölçen cihaz"adını verdi
Hastalarına bundan sonra sakinlestirici olarak İslami usülde abdesti reçete verdi
Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem:
Benim Ümmetim kiyamet gününde el ve ayaklarının(abdest uzuvları)
Nurundan tanınır kim bunun kendisinde bulunmasını isterse ona devam etsin"
Abdestin etkisi vücudu nurani hareler şeklinde çevreler
Sizleri Müslüman olarak yarattığı için Rabbinize ne kadar şükretseniz az'dır
Bir başka mucizede 14 asır sonra keşfedilmiş SubhanAllah
Resulullaha Salavat(Allahumme Salli ve Sellim ve Barik âla nebiyyina Muhammed)
Muhteşem bir bilgi:
İnsan vücudu bir depo gibidir neşe acı ve hüzün hepsi birarada bulunmaktadır
Göz bir kusursuz bir kamera gibidir her gördüğünü kaydeder faydalı veya zararlı herşeyi kaydeder .
yaşadığı olumsuzluklar uykusunda kabus gibi şeyler gosterir insana
Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bizlere uykudan önce bolca İstiğfarda bulunmamızı emretmiştir
Bunun ilmi araştırması sonucunda :
İstiğfar sırasında dil üst dişlerin ardına değdiğinde
Hipofiz bezine değer
Hipofiz bezi başın üst bölümünde yer alır
Görevi hücreleri kötü düşüncelerden,vesveseden,kahredici duygulardan,evhamdan(endişe) arındırır
Olumlu duygulara sevkeder,vücudu oksidanlardan temizler tüm bedene oksijene doyurur
SubhanAllah
İblis Allah (Azze ve Celle'ye)
"Senin izzeti ve Celaline yemin ederimki kullarını saptıracağım"
Allahu Teâla'da:
İzzetim ve Celâlime yemin olsunki
Onlar istiğfar ettikçe bende onları bağışlayacağım"buyurur
Çokça İstiğfarda bulununuz
(Allahım bu tebliğimi bana, anne ve babama,bunu okuyan ve paylaşan,insanlara fayda sağlayacak ilme yönlendiren
kardeşlerime sadaka_i cariye (ardı kesilmeyen ,devam ettikçe fayda sağlayacak amel) eyle
Amin
KOMŞU KOMŞUYA SESLENİRKEN DAHİ ZİKİR EDERDİK BİZ…
“Hu hu!” diye seslenirdik komşumuza.
“Eyvallah” dilimizin pelesengiydi.
“Hay”dan gelip “Hu”ya giderdik.
“Hay hay efendim!” diyerek kabul ederdik teklifleri.
“Allah, Allah, Allah!” diyerek şehadete koşardık Tuna boylarında.
“Allah Allah”, “Sübhanallah”, “Allahu ekber” idi hayretlerimiz.
Şimdilerdeki gibi “Vaaauv!” ya da “Ohaa!” diye çığlıklar atmazdık.
“Tövbe estağfurullah”, “Fesubhanallah” zikri anlatırdı kızgınlığımızı.
“Aman Allah’ım!” derdik, “Oh my God” girmeden dilimize.
“Salavat” anlatırdı bazen yanlış bir iş yapıldığını.
“Neuzübillah” çekmekti istemediğimiz bir şey görünce zikrimiz.
“Bismillah” ile başlardı her hayrın başı.
“Hay Allah” iyiliğimizi vermeye devam ederdi.
“Çok şükür” derdik “Şiştim, karnım patladı.” demeden önce.
Yiğitleri alkışlarken “Allah Allah illallah, Muhammedün Resulullah!” der, ardından “Maşallah!” sözüyle güzelliği taçlandırırdık.
“Ya sabır” öfkemizin ilacıydı.
“Hasbünallâhü ve ni‘mel vekîl!” diyerek Allah’ı vekil ederdik çaresiz kalınca.
“Ya Şafi” dokunurdu yaramıza merhemden evvel.
“İnna lillah” ayeti teselli ederdi geride kalanları.
“Hakk’a yürüdü” derdik eskiden; ölmezdik biz.
Yaşlanınca “İhtiyarladık.” değil, “Haddi aştık.” derdik.
“Bu da geçer ya hû!”, “Vazgeç ya hû!”, “Hoş gör ya hû!” sözleri süslerdi tekke ve zaviyelerin, iş yerlerimizin duvarlarını; psikiyatrik ilaçlar dünyamıza girmeden önce…
Birine hâl hatır sorunca “Elhamdülillah.” diye cevap verirdik.
Bir işe niyet ederken “İnşallah.” derdik.
Güzel bir şey görünce nazar değmesin diye “Maşallah.” derdik.
Birinin iyiliğini görünce “Allah razı olsun.” derdik.
Çalışan birine rastlayınca “Allah kolaylık versin.” diye dua ederdik.
İbadet edenlere “Allah kabul etsin.” derdik.
Hastalara “Allah şifa versin.” diye temennide bulunurduk.
Acı çekenlere “Allah sabır versin.” diyerek teselli ederdik.
Sofrada ve kazançta “Allah bereket versin.” diye dua ederdik.
Vedalaşırken “Allah’a emanet ol.” derdik.
Bir yere girerken “Selamün aleyküm.” der, karşılığında “Aleyküm selam.” alırdık.
Sabahları “Hayırlı sabahlar.”, akşamları “Hayırlı akşamlar.” derdik.
Yolcu uğurlarken “Allah selamet versin.” diye dua ederdik.
Yeni bir işe başlayanlara “Allah utandırmasın.” derdik.
Dualarımızın sonunda da “Allah sonumuzu hayır etsin.” diye niyaz ederdik.
Velhasılıkelam azizim…
Eskiden yaşarken zikrederdik; şimdi ise zikrederken bile o hâli yaşamıyoruz.
O güzel hâllerimize yeniden dönmek ve o şekilde yaşayabilmek duasıyla…
Allah’a emanet olunuz inşallah.
Bazen bir kitap dolusu hakikati kısa bir videoda duyarsın.
Çünkü bazı cümleler, yıllardır içimizde birikenleri tek nefeste anlatır.
Gerçekten birçok insanın sesi olmuş .
Anasını satayım bura 100 milyonluk ülke
Bir de Ortadoğu
Bulunduğun konjonktür tehlikeli kardeşim
Adam tehlikeli karasularında cımbızlan bir şeyler söküyor
Allah milyon kere razı olsun
Oğlum daha ne diyek yani
Abi üstüne geliyorlar
Dünya da üstüne gelse
Gelsin lan feriştahı da gelse reise bir şey yapamaz
Reis devam
Öl de ölek
Yunan’a çık de Yunan’a girek
Senle geldik senle gideriz Baba
Birleşmiş Milletleri çok fena tiye almışlar.
- Her 15 saniyede bir bir eve hırsız giriliyor.
- İşte bu yüzden BM Ev Güvenliği’ne ihtiyacınız var.
- BM Ev Güvenliği evinizi korur.
- Tıpkı BM’nin 1945’ten bu yana ülkeleri “koruduğu” gibi.
- Evinize son derece iyi eğitilmiş bir ekip gönderilir.
- Silahsız gözlemciler; görevleri hırsızı izlemek ve not almaktır.
- Attığı her adım görülür ve dikkatle kayıt altına alınır.
- Ardından 192 üyeli BM Ev Güvenliği Konseyi toplanıp durumu tartışır.
- Herkes “uygun bir yanıt” üzerinde uzlaşana kadar.
- Örneğin ekonomik teşvikler gibi.
- Eğer bu işe yaramazsa, ekonomik yaptırımlar uygulanır.
- O da işe yaramazsa, sert ifadelerle kınama açıklamaları yapılır.
- Eğer bunların hiçbiri işe yaramazsa,
buna mecbur kalırız.
- Hırsızı Birleşmiş Milletler Ev Güvenliği Konseyi’ne davet ederiz.
- Birleşmiş Milletler Ev Güvenliği…
- Sizin için yapmayacağımız hiçbir şey yoktur.
- Ama yapabileceğimiz şeyler çok sınırlıdır.
DUYGUSUZ NESİL TEHLİKESİ
İzmir Ödemiş Kaymakçı çok programlı Lisesi Müdürü Ayhan Kökmen iki öğrencisi tarafından öldürülüyor.
Olayın araştırılması için Maarif Müfettişi Doğan Ceylan görevlendiriliyor.
Müfettiş, öyle bir rapor düzenliyor ki, tüm anne=babaların okuması ve kendilerine ders çıkarması gereken bir rapor.
Türk gençliğinin içüinde bulunduğu bir durumu analiz ediyor ve DUYGUSUZ NESİL TEHLİKESİ*ne işaret ediyor.
Lütfen okuyun ve günümüz gençliğinin son durumunu değerlendirin.
İşte o rapor,,
DUYGUSUZ NESİL TEHLİKESİ
Doğan CEYLAN, Eğitim müfettişi
Hayatın gerçekliklerinden habersiz, duygusuz ve bencil bir nesil geliyor.
Şehitler için gözyaşı döken kendi ana babalarını anlamıyorlar. Başkalarının çocukları için ağlamaya anlam veremiyorlar.
Yanıbaşımızdaki savaşlar, acı çeken çocuklar, ölen onbinlerce insan onları hiç ilgilendirmiyor.
Tüm acı gerçekleri çizgi film tadında izliyorlar ve yürekleri hiç acımıyor.
Hayatlarının odağındaki tek şey eğlenmek. Eğlenemedikleri tüm zamanları kendilerine bir işkence olarak görüyorlar.
Kendileri için yapılan fedakarlıkların hiç farkında değiller. Kıymet bilmiyorlar ve vefasızlar.
Herkesi kendine hizmet etmek için yaratılmış görüyorlar.
İnsanlara verdikleri değer, onların isteklerini yerine getirebildikleri ve ne kadar eğlendirdikleriyle orantılı.
Hayatlarında eğlenmeden başka bir amaç olmadığı için artık tek eğlence kaynağına dönmüş telefon ve tabletlerini ellerinden aldığınızda dünyanın sonunun geldiğini zannediyorlar.
Geçmiş onları pek ilgilendirmiyor, atalarımıza karşı vefasızlar.
Dedelerinin canları, kanları pahasına vermediği vatan toprağını en iyi fiyatı verene satacak kadar maneviyattan yoksunlar.
Vatan, onlar için son model bir cep telefonundan daha değersiz.
Milletimizin geleceği açısından endişeleniyorum.
20 yıl sonra bu nesil, nasıl ana-baba olacak?
Kendine hayrı olmayan bu nesil nasıl çocuk yetiştirecek?
Evlerini nasıl idare edebilecek?
Ülkeyi nasıl yönetecek?
Vatanı nasıl savunup can verecek?
Bütün bunlar neden oluyor izah edeyim.
Altın kafeslerde çocuklar yetiştiriyoruz artık.
Uçmayı bilmeyen kuşlar gibi.
Çocuklar hayattan bihaber.
Açlık nedir bilmiyorlar, yedikleri önlerinde yemedikleri arkalarında,
acıkmalarına fırsat bile vermiyoruz.
Öyle ki yemek yemeyi bile işkence görür hale geliyorlar.
Susuzluk nedir hiç bilmiyorlar.
Hiç susuz kalmamışlar.
Üç adımlık yolda bile susarlar diye yanımızda içecek taşıyoruz. Çocuk daha “susadım” demeden ağzına suyu dayıyoruz.
Çocuklar hiç üşümüyorlar.
Soğuk havalarda evden çıkarmıyoruz. Okula giderken kırk kat sarmalayıp çıkarıyoruz dışarı, hiç titremiyorlar.
Çocuklar hiç ıslanmıyorlar,
evden arabaya kadar bile üç metrelik mesafede şemsiyesini başına tutuyoruz.
Saçına bir tek yağmur damlası düşürmüyoruz.
Bu yüzden çocuklar ıslanmak nedir bilmiyorlar.
Yorgunluk nedir bilmiyor çocuklar.
İki adımlık mesafelere bile arabayla götürüyoruz onları yorulmasınlar diye.
Birazcık parkta koşsalar, hasta olacak diye engel oluyoruz.
Onlar takatleri tükenecek kadar hiç yorulmuyorlar.
Yokluk nedir bilmiyorlar, daha istemeden her şeyi önlerine sunuyoruz.
Bu yüzden varlığın kıymetini bilmiyorlar.
Onlar bir yanığın veya bıçak kesiğinin acısını bilmiyorlar.
Elleri yanmasın, kesilmesin sakın diye onlara ne bıçak tutturuyor ne ocak yaktırıyoruz.
Çocuklar hissetmiyor yaşamı,
açlığı bilmediği için açlara acımıyor,
üşümek nedir bilmedikleri için sokaktaki evsizleri umursamıyor.
Yokluk nedir bilmedikleri için ekmeğe gelen zam onların dikkatini bile çekmiyor, haber kalabalığı olarak görüyor, gülüp geçiyorlar.
Sıcak odalarında yaşadıkları için evsizlik nedir, sürgün nedir anlamıyor, savaşları, kurşunlanan ölen insanları umursamıyorlar.
Acımıyorlar……
Kıymetini bilmiyorlar ekmeğin, elbisenin, barışın ve huzurun, ana babanın….
Müdahale edilmezse gelecek iyi şeyler getirmeyecek güzel ülkemize.
Bu sorunu Devlet derinden hissetmeli.
Bu sorunun çözümü için ciddi çalıştaylar düzenlenmeli. Öğretim programları ve ders materyalleri revize edilmeli.
Okulların duygu eğitimi konusunda rolleri artırılmalı.
Geç kalınmadan bu sorun mutlaka çözülmeli.
Bu sorun çözülmezse ülke çözülecek…
Doğan CEYLAN, Eğitim müfettişi
@Ankaraabisiofc Allah önce @Ankaraabisiofc sonra da bu mutluluğa vesile olan herkesten razı olsun dünyada sağlık, huzur ahirette cennet nasip etsin. O yüzlerdeki mutluluk hiç sönmesin. Bahtları bundan sonra açık olsun. İnsanlık gerçekten ölmemiş. İyi ki varsınız. Allah sayınızı çoğalsın.
Şu videoya denk gelmişsinizdir. Amerikalı bir kadın, bebeği için mamaya ihtiyacı olduğunu söyleyip 20den fazla kiliseden yardım istiyor fakat biri hariç hiçbirinden yardım teklifi gelmiyor. Sonra rastgele bir islam merkezi/camiyi arıyor ve telefona çıkan kişi hangi tür mamaya ihtiyaç olduğunu ve yerini soruyor. Kadın cevabı alınca bunun bir sosyal deney olduğunu söyleyip kapıyor. İlk aradığı camiden hemen yardım teklifi gelmesi sosyal medyada , ayrı ayrı her platformda milyonlarca görüntülenme aldı. Onbinlerce yorum var. Amerikalılar Müslümanlarla olan farklı anılarını da anlattıkça, anlatanların çoğunun sonradan müslüman olduğunu farkettim. Çok yalnızdım camiye girdim bir müslüman bana sahip çıktı, evden atılmıştım aylarca camide yattım, hastaydım islam merkezinde ücretsiz tedavi ettiler, ne zaman açım desem hep yemek verdiler, gibi gibi o kadar çok yorum var ki hem duygulandım, hem bizim toplum olarak yitirmeye başladığımız kollektivizmin bizi nereye sürüklediğini daha iyi farkettim.
Cemaatleşmenin korkunç sonuçları dolayısıyla, İslamın insanı inşa eden cemaat olma düsturundan toplum olarak mahrum kalıyoruz.
Türkiye dışındaki camilerin hizmet ettiği kardeşleşmeden nasibimizi kesildi. Çoğu arap ülkesine gittim. Hepsinde istisnasız camiler müslümanların sosyal hayatını düzenlemeye yardım eder. İçinde uyumak bile buna dahil. Ücretsiz sokak mekanıdır. İnsanlar hayır işlemek için camiye gider yemek dağıtır sohbet verir muhabbet eder kadınlar çocukları uyutur avlusunda çayını içer sosyalleşir, iyileşir.
Kendimize cami seçip tekrar cami cemaati olmaya başlamamız lazım. Önce kendimiz için. Sonra toplum için.
Camilerimiz şöyle böyle, diyanet öyle böyle, hepsini, fazlasını biliyorum. Ama biz sahip çıkar da cemaatle namaza başlarsak herşey değişir.