Siddharta okudum, burayı günlük gibi kullandığumdan bu cümleyi kendime not alıyorum. 30 senedir hissettiğim; “yumuşak sertten, su kayadan, sevgi zorbalıktan güçlüdür.”
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
ya bu yaz akşamları ne iyi bir konsept ya ayağa şıpıdık terlik geçirip elde dondurma yürüyüşe çıkmak insana nası bu kadar iyi gelebilir exlerim bile gelmiyo aklıma yaz akşamları
Yabancı bir ülkeye gidip oradaki Türk konsolosluğunda evlenmenin Türkiye'deki herhangi bir belediyenin nikah salonunda evlenmekten hiçbir farkı yoktur. Sonuçta mekan dışında herşey aynıdır. Nikahınızı Türk bir memur kıyar, aynı evlilik cüzdanını alırsınız ve Türk Hukuku'na tabi olursunuz. Hal böyleyken son yıllarda özellikle ünlüler arasında yabancı ülkedeki Türk konsolosluklarında evlenmenin yaygınlaşmasının amacını sorguladığımda aklıma iki ihtimal geliyor. Ya hava olsun diye bunu yapıyorlar ya da nikaha misafir gelmesin diye.
Adıyaman/Kahta’da bir ay evli kaldıktan sonra boşanan ortaokuldan terk bir kadının geri kalan hayatı nasıl geçiyor, hiç düşünüyor musunuz acaba.
Memleketin saat dilimini bile Ortadoğu’ya endeksleyecek kadar muhafazakarsınız ama 40 yaşına da gelse hayatına hiçbir şey olmamış gibi devam edebilen boşanmış erkekle şu durumdaki kadını bir tutacak kadar Norveçli zihniyetine bürünüyorsunuz nafaka konusu açılınca.
İktidar nafaka alan bütün kadınları Kadıköy, Beşiktaş, Çankaya gibi muhalif ilçelerde yaşayan eğitimli ve meslek sahibi, yoga eğitimi almak için Hindistan’a, şarap tatmak için Fransa’ya giden, nafaka almasa da zaten ayakları üstünde durma yeterliliği olan bireyler zannediyor. Yoksul mahallelerinde yaşayan, zorba ve ayyaş kocaların zulmünden canlarını zor kurtararak boşanabilmiş, tahsili ve mesleği olmadığı için boşandıktan sonra tutunacak bir dalı olmayan, bu yüzden de nafakaya mahkum yaşayan kendi doğal tabanındaki kadınlardan habersiz. Bu kadınların boşandıktan sonra iş bulabilmek için gittikleri çoğu kapıda “erkeksiz” olmalarının karşı tarafta yarattığı sinsi elektriği, ağzı leş kokan erkeklerin gözünde “bekaret sorunu olmayan kolay hedef” olarak görüldüklerini de bilmiyorlar. Bu yüzden nafaka ödeyen erkeklerin mağduriyetini senelerdir konuşuyorlar(ki ben de hiç mağdur erkek yoktur demiyorum) ama hayatta kalabilmek için yerin iki kat altındaki atölye ve fırınlarda bin bir zorlukla iş bulabilen, oraya gidebilmek için sabah ezanında evden çıkıp yatsıda ancak dönebilen ve karanlık sokakta 40 defa arkasını kollayarak yürüyen kadınların boşandıktan sonra yoksul mahallelerde ne halde yaşadıklarını umursamıyorlar.
لاعب منتخب الصهاينة الارهابي بعد ما سجل هد�� راح يشاور على علم منتخب (المحتل)
لاعب فحل من منتخب ألبانيا فحول ورجالة اوروبا، راح رزعه كف على وش دين امه في الملعب
kadınlar daha çok boşanamasın, erkeğe ve çizdikleri “aile” kurumuna daha çok mahkum olsun diye yapıyorlar hepsini. hem okumasına hem çalışmasına hem hayata karışmasına hem de artık boşandıktan sonra yaşayabilmesine engel oluyorlar böylelikle.
Anayasa Mahkemesi, boşanmada “süresiz nafaka” verilmesini düzenleyen Türk Medeni Kanunu’nun ilgili maddesinin iptaline karar verdi.
https://t.co/GdcBhrZ6Si