Mesleğimin 22. yılını çalışıyorum ve her zaman çok az ödev veren ya da hiç ödev vermeyen bir öğretmen oldum. Ancak gerçekten gerekliyse ödev verdim ve ödevlerimi başka bir kitaptan, kaynaktan fotokopi çektirerek veya internetten indirerek değil kendim geliştirerek, tasarlayarak ve yazarak verdim. “Neden ödev vermediğimi ya da az az verdiğimi” soran velilerime açıklamalarımla ikna ettim. Ödev vermemem çocuklarımın akademik performansını hiçbir şekilde düşürmedi. Tam tersine derse karşı algılarını ve öğrenme motivasyonları artırdı. Alfie Kohn’un kitabını okuyunca yaptığımın bilimsel karşılığını görmek beni mutlu etti. İsterim ki eğitimle uzaktan yakında ilgisi olan herkesin “ezber bozan” bu eseri okuması… Ödev en eski en geleneksel yöntemlerden birisi… İşin ilginç tarafı ödevin “bilimsel” geçerliliği sorgulanmadan otomatik olarak verilmesi, öğrencilerin tarafından yapılması, velinin de buna iştirak etmesi. Kitabın özeti şu: “Ödevin dair varsayımları destekleyen verilen, incelenen özgün sonuçlara ve öğrenci yaşına bağlı olarak, ya çok zayıftır ya da toptan yoktur.” Ez cümle: “Ödevin amacı öğrenmek değildir, öğrenmekten gerçekten zevk almak hiç değildir. Ödev yalnızca bitirilecek bir şeydir.” Ödevin öğrencinin gelişimine akademik anlamda bir katkısı bulunmuyor. Yapılan bilimsel araştırmalar ödevin akademik başarıya katkısının en fazla %4 olduğunu ortaya koyuyor. Ödevin başarı üzerine hiçbir anlamlı etkisi bulunmuyor. Öte yandan ödevin sosyal gelişime ( özdisiplin, sorumluluk, insiyatif alma, bağımsızlık duygusu vb.) katkısı da bulunmuyor. İlkokulların Öğretmenler Odasına şu cümle büyük harflerle yazılmalı: “Hangi miktarda olursa olsun ödevin ilkokul çocuklarında akademik performası artırdığına dair kanıt yoktur.” Şu bir gerçek ki ödev; hiç kuşkusuz, çocuklarla meşgul olan herkese sorun oluşturuyor ve çoğumuzu da hüsrana uğratıyor, kafa karışıklıklığına sürüklüyor hatta aile içi çatışmaları körüklüyor, tarafları öfkelendiriyor. Çocukların işe yaramaz ve anlamsız şeyler öğrenmesi gerekmiyorsa, ödev de alışıldık ders konularının öğrenilmesi için gerekli değildir. Ödev aslında öğretmenin ve okulun evden yardım istemesidir. Veliye bir öğretmen rolü yüklemektir. Eve gelen öğrenciye anne-babanın ilk soru “Günün nasıl geçti?” değil de “Ödevin var mı?” ise durup düşünmek gerek. Üstelik ödül/ceza “ödev” üzerine bina ediliyor. TV seyretme, oyun oynama, dışarı çıkma vb… Hepsi… Önce ödevini bitir; sonra! Büyük bir yanılgı olarak veli öğrencinin ödevle meşgul olmasını istiyor. Üstelik öğrencinin ödev başından geçirdiği süreyle kaygı, depresyon, öfke ve diğer ruh hali bozuklukları arasında doğrudan bir ilişki var. Ödev yapılan binlerce evde neşesi kaçmış, öğrenme motivasyonları kaybetmiş çocuklarla dolu! Ödev yapılan çoğu evde; dırdır, bağırış-çağırış var. Yapılan anketler, velisi ile ödev yapan öğrencilerin gerildiğini ortaya koyuyor. Ne kadar ödev verirsek öğrencinin kendisine, ailesine, zevklerine, ilgilerine, meraklarına ayırdığı süre azalıyor. Çocuklar “çocukluluğu”nu kaçırıyor. TIMSS verilerini inceleyen eğitim uzmanlarının çok çarpıcı bir tespitleri var: “En çok ödevi verenler okullardaki en kötü öğretmenler olabilir çünkü etkili öğretmenler dersi derste işleyip bitirir. Öğrencilerin 40-45 dakika gördüğü derste, öğretmen yapılması gereken yapamıyorsa aile saatlerinden çalmaya hakkı yoktur.” Ödev vermemek bir anlamda öğretmenin kendisine meydan okuması ve her öğretmen kendisine meydan okumalı…
Vodafone evde internet müşteri hizmetleri ile neden görüşme yapamıyorum, yaklaşık 3-4 gündür bağlantı sorunu yaşıyoruz ariza kaydının üzerinden 48 saat geçmesine rağmen hiçbir şey yapılmadı.
@VodafoneDestek@VodafoneTR
Eğitim fakültesinde okuyan, mezun, atama bekleyen, kadrolu, sözleşmeli, uzman, başöğretmen... Sıfatlarla, unvanlarla ilgilenmiyoruz. Bizim için hepsi öğretmen... O yüzden hediye kitap çekilişlerimize hepsi katılabilir. Sevgiyle...