"Yeryüzünden silinirsiniz"
Scott Ritter'den İsrail'e Türkiye uyarısı!
ABD eski istihbarat subayı Scott Ritter katıldığı bir YouTube programında sürece ilişkin çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.
"İsrail ordusu gerçek bir orduyla karşı karşıya gelseydi, katledilirdi. İsrail ordusu ölmeyi bilmiyor. Yani, ölmek istemezsiniz, ama en iyi muharip askerlerle konuşursunuz; onlar en baştan şöyle derler: 'Hayatta kalma umudundan vazgeçtim ve öleceğimi kabullendim; bu yüzden ölümümü düşmana mümkün olduğunca acı verici hale getirecektim.' Yani tek odak noktam düşmanı öldürmek, görevimi yerine getirmek. Ama geceleri yatağa, karımın ve çocuklarımın fotoğrafına bakıp hayatta kalma umudu besleyerek yatmam. Hayır, umut bitti. Öleceğim. İşte Türkler bunu çok iyi yapar."
94 yaşındaki efsane aktör Clint Eastwood, genç nesle lüksün gerçek anlamını şu sözlerle anlattı:
“Lüksü saatlerde, bilekliklerde, villalarda ya da yatlarda aramayın.
Lüks; kahkaha atabilmek, dostlarla vakit geçirmek, yağmurun yüzünüze düşmesi, sarılmalar ve öpücüklerdir.
Lüksü mağazalarda, hediyelerde, partilerde ya da etkinliklerde aramayın.
Lüks; sevilmek, saygı görmek, anne babanızın hâlâ hayatta olması ve torunlarınızla oynayabilmektir.
Gerçek lüks, paranın satın alabildiği değil; satın alamadığı şeylerdir…”
Yatırım gizli yapılır, aşk sessiz yaşanır, tatiller ve planlar paylaşılmaz. Her dinleyen dost değildir; dost sandıkların çoğu zaman iyi niyetli izleyicidir. Genelleme yapma, herkes farklıdır ama herkes sana ait değildir. Az görün, çok yaşa. Gizli kal, huzurlu kal.
“Soğuğa dayanamıyoruz… Hava çok soğuk, annem titriyor.
Eğer babam burada olsaydı, bizi doyurmak için çalışır, üşümeyelim diye bizi ısıtırdı...!"
✍️“Küresel Tehdit Siyonizm”
☠️ #GlobalThreatZionism
Bir Toprağın Sessiz Çığlığı: Filistin’in Bitmeyen İşgali
Tarihin en uzun ve en sancılı işgallerinden biri, 20. yüzyılın ilk yarısında sessizce başladı: Filistin’in işgali.
Bugün yaşanan k@tliamı anlamak için geriye, 1800’lerin sonlarına dönmek gerekiyor.
1897’de Theodor Herzl önderliğinde toplanan Birinci Siyonist Kongre, “Yahudi ulusal yurdu” kurma hedefini ilan etti. O dönem Filistin, Osmanlı İmparatorluğu’na bağlıydı. Küçük gruplar hâlinde başlayan Yahudi göçleri, başta masum görünse de, geleceğin büyük bir planının ilk adımlarıydı.
1917’de İngiltere’nin yayımladığı Balfour Deklarasyonu, Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurulmasına resmî destek verdi.
Birinci Dünya Savaşı sonrasında Osmanlı çekildi, bölge İngiliz mandasına geçti. Arap halkı kendi topraklarında giderek azınlığa düşerken, dünyanın gözü önünde yeni bir demografik düzen kuruluyordu.
Ve 1948… İngilizler çekildi, İsrail Devleti kuruldu.
Filistin halkı için bu tarih, bağımsızlık değil, felaketin başlangıcıydı.
Nakba, yani “Büyük Felaket” olarak anılan bu süreçte, 700 binden fazla Filistinli evlerinden sürüldü.
İsrail, BM’nin kendisine verdiği sınırların da ötesine geçerek Filistin topraklarının %78’ini ele geçirdi.
Geride yalnızca Batı Şeria ve Gazze kaldı.
Ama o da uzun sürmedi.
1967’deki Altı Gün Savaşı sonrasında İsrail, bu bölgeleri de işgal etti.
Böylece Filistin’in haritada kalan son parçaları da, “geçici” denilen askeri yönetimlerin ve yerleşim politikalarının gölgesinde yok olmaya başladı.
Bugün Batı Şeria, yüzlerce yasa dışı Yahudi yerleşimiyle bölünmüş durumda.
Gazze ise bir açık hava hapishanesine dönmüş halde.
Bir zamanlar bereketli zeytinliklerin, hurmalıkların olduğu bu topraklarda artık dikenli teller, kontrol noktaları ve sessiz yas hâkim.
Bir toprak düşünün: Binlerce yıldır inançların buluştuğu, medeniyetlerin doğduğu bir coğrafya.
Ve şimdi, dünyanın en modern silahlarıyla kuşatılmış bir direniş alanı.
Filistin meselesi sadece bir “siyasi anlaşmazlık” değildir.
Bu, bir halkın var olma mücadelesidir.
Ve tarih, bu sessiz çığlığı ne kadar görmezden gelirse gelsin, o ses bir gün yeniden yankılanacaktır:
“Bu topraklar bizimdir, bizim kalacak.”
Şehit İsmail Haniye, Şehit Yahya Sinvar, Şehit Ebu Ubeyde ve tüm şehitlere rahmet ve minnetle...
İkbal Gürpınar:
"Bize Israil'de bu zulmü yapanlar Türk pasaportu taşıyan kişilerdi"
İsrail'e gidip askerlik yapan ve İsrail'e hizmet edenler Türk vatandaşlığından atılsın.
“Bir Uçak, Bir Karar ve Hikayesi”
Bugün İsrail’den Türkiye’ye doğru havalanan Türk Hava Yolları uçağında, dünyanın farklı ülkelerinden gelen aktivistler vardı. Aralarında Türk vatandaşlarımız da…
Uçak kalkış yaptıktan kısa bir süre sonra, pilot telsizle anons geçti:
“Buradaki vatandaşları aldık. Hepsi sağ salim.”
Ama bir detay vardı.
Aktivistlerin tamamına tek tip kıyafet giydirilmişti.
Hepsi aynı renkte, aynı biçimde…
Sanki kimlikleri, hikayeleri, duyguları ellerinden alınmış gibiydi.
Tam o esnada İstanbul Havalimanı’nda bir grup isim bir aradaydı:
AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, AK Parti Milletvekili Hasan Turan, İstanbul İl Başkanı Abdullah Özdemir, Dışişleri Bakan Yardımcısı ve birkaç yetkili daha…
Pilotun mesajı ulaşınca, kısa ama derin bir sessizlik oldu.
Sonra biri konuştu:
“Onlar bizim vatandaşlarımız. O şekilde değil, geldikleri gibi, özgür ve onurlu bir şekilde insinler o uçaktan.”
Dakikalar içinde karar alındı.
Uçak Türkiye semalarına girdiğinde, kıyafetler hazırdı.
Ve o insanlar, tek tip elbiseleriyle değil, kendilerine teslim edilen kıyafetleriyle,
yola çıktıkları gibi indiler o uçaktan.
Bazı kararlar ne protokolde yazar, ne kanun maddelerinde…
Bazen bir milletin vicdanı, birkaç dakikalık bir istişareye sığar.
Bugün o dakikalar, bir ülkenin onurunu temsil etti.
•Tevekkül'ün anlamı tam olarak şu:
Çözümü göremiyorum, yarın ne olacak bilmiyorum. Ama kesinlikle bir şey biliyorum.
"Rabbim süphesiz benimledir, bana yol gösterecektir!"
Şuara 26/62