Beyaz Saray’ın Erdoğan ve Trump’ın buluşmasını “Amerika dünya sahnesine geri döndü” diye duyurması boşuna değil.
Trump Türkiye'de yeni bir sayfa açmaya geldi.
Nitekim ayağının tozuyla da Türkiye-ABD ilişkilerini uzun zamandır geren düğümü kesip attı.
Bu netlik, sadece iki ülke ilişkilerinde değil; AB'si, NATO'suyla tüm Batı ittifakı, Rusya, İsrail ve Çin açısından da yeni bir dönemin başlangıcı olacak.
Tablo belirginleşiyor.
Trump, bugüne kadar NATO'da güneydoğu kanadı rolünü üstlenen Türkiye'yi "merkezde" konumlandırıyor. Çünkü, Brüksel'in aksine Rusya'yı birinci tehdit olarak görmüyor. Putin'i şeytanlaştıran İngiltere öncülüğündeki grubun aksine, Rusya'yı, asıl tehdidi Çin'e itmemesi gereken bir aktör olarak tanımlıyor. Grönland konusunda bile Avrupa'dan daha yapıcı bir tutum sergilediğini sık sık söylüyor. Bu atmosferde Ukrayna savaşının bitirilmesi konusunda Ankara'da somut bir adım atılması sürpriz olmaz.
Soykırımcı İsrail dünyadan giderek tecrit olurken, Türkiye'nin hem ABD, hem Avrupa hem de Rusya nezdinde tek makul ve güvenilir aktör hâline gelmesinin en çok Tel Aviv'i rahatsız ettiği de ortada.
Erdoğan'ı sahada "çok rahat ve profesyonel" kılan işte bu. Kutuplaşan dünyada pasifliğe kapılmadan, dört bir yanı savaşla çevrili Türkiye'yi barış adası olarak tutabilmesi.
Dün şahit olduğumuz sahneler de ana muhalefet dâhil pek çok kesim Demokratlara oynarken, Cumhurbaşkanı'nın Trump'ın ikinci başkanlık döneminin dünyayı derinden değiştireceğini çok önceden görüp aldığı pozisyonun ürünü.
https://t.co/PH1sWImfiH
Yarın 250. kuruluş yıldönümünü kutlayacak olan ABD, İkinci Dünya Savaşı sonrası Birleşik Krallık'ı tahtından indirip dünyanın imparatoru oldu.
Demokratlar ve küreselcilerin kontrolündeki ABD ile İngiliz basını da, 250 yılı, monarşiye karşı isyanla başlayan "Amerikan deneyinin" Trump'la birlikte kontrolden çıktığı teması üzerinden okuyor. Bir anlamda Trump'ı Amerika'nın antitezi olarak gösteriyorlar.
Trump karşıtı eylemlerde "Kral Yok", "Monarşi Değil Demokrasi", "Bir Anayasamız Var, Kral Değil" sloganları atan Amerikalılar belli ki tarihlerini unutmuşlar.
Son 80 yılda işbaşına gelen ABD başkanlarının neden oldukları yıkımlar düşünüldüğünde Trump belki de en "masum" kralları.
https://t.co/nZgezQ23Pd
Daha önce Ermenistan'ın "Soykırımı tanıyacağız" diyen bir devlete "Gölge etme başka ihsan istemez" dediğini hatırlıyor musunuz?
https://t.co/Qk7sqDUOaA
Özel dün nihayet çıkacakları "yolculuğa" dair ilk ciddi mesajı Diyarbakır ziyaretinde verdi.
Tahir Elçi'nin öldürüldüğü Dört Ayaklı Minare önünde yaptığı konuşmada, DEM'le birlikte kayyum mağduru olduklarını ve Diyarbakır'a "yön, yol sormaya" geldiğini söyledi.
"Herkes şundan emin olsun ki; yol cümleden uludur, yol cümlemizden uludur, yol yolcudan da uludur. Önemli olan doğru yolda olmaktır" diyen Özel, Diyarbakırlılara Edirne'den Demirtaş'ın selamını getirdiğini söyledi.
Bildiğiniz üzere bugünlerde Demirtaş ile Özel'in arasından su sızmıyor. Demirtaş birkaç gün önce de doğrudan Özel'e selam çakmıştı. Kemal Kılıçdaroğlu bir TV röportajında Demirtaş'ın dokunulmazlığının kaldırılmasıiçin verdiği evet oyundan pişman olmadığını söyleyince Edirne'den cevap gecikmemişti. Ortada herhangi bir başvuru olmamasına karşın Demirtaş, Kılıçdaroğlu'nun olası ziyaretini kabul etmeyeceğini ilan etmişti.
Demirtaş, cezaevinden yazdığı son mektupta da ana muhalefet lideri olarak Kılıçdaroğlu'nun değil Özgür Özel'in adını anarak tavrını pekiştirdi.
DEM Parti de Demirtaş gibi CHP'deki tartışmada Özel'in yanında.
Bu flört nereye evrilir bilinmez ama şu tek gündemi malum süreç olan Öcalan'ın, İmralı'ya heyet göndermeyen Özel'e yönelik özel bir beklentisinin olduğunu sanmıyorum. Röportajlarına bakılırsa, Kandil'dekiler de Milli Takım geyikleriyle bile CHP'nin akıbetinden çok ilgileniyorlar.
MHP'nin ve AK Parti'nin yasama yılı sonuna yetiştirilmesi için bastırdığı yasal düzenlemeler tartışılmaya başladığında saflar daha da netleşecek. Özel'in Kürt sokağıyla ilişkisini Demirtaş'la muhabbeti üzerinden yürütmesi mümkün olmayacak.
Önümüzdeki günlerde Kemal Bey'in de süreçle renk vereceğini göreceğiz.
https://t.co/JubW1LPEDB
Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhsin Böcek, 15 milyon euro rüşvet istediğini iddia ettiği Ekrem İmamoğlu’na, banka kayıtlarına giremeyen Kapalıçarşı tabanlı illegal “havala” sistemiyle para gönderdiğini anlatıyor.
Elbette bunlar henüz iddia. Yargı, bunca paraya nereden edindiğini de izah etmek zorunda olan ifade sahibinin verdiği ayrıntıları değerlendirecek, gösterdiği şahitleri dinleyecek, sonuca varacak.
Ancak şimdiden karşımızı çıkan manzara iç karartıcı. Sandıkta milyonlarca seçmenin umudunu emanet olan siyasetçilerin mesailerini dolduracakları meşguliyetler mi bunlar?
https://t.co/WZzNir2yvo
Mavi vatan"da egemenlik haklarımızı yedi düvele karşı sıkı sıkıya koruyoruz. Uzmanlar, düşmanın Türkleri Ege ve Akdeniz'de ayaklarını suya sokamaz hale getirmek istediğini anlatıyorlar.
Peki, anlık durum nedir? Yazın ilk ayları itibarıyla mavi vatanın kıyılarında ayaklarımızı suya sokabiliyor muyuz?
Evet, ama öyle elimizi kolumuzu sallayarak değil.
"Anayasal hakkımız..." falan demeyin.
Bildiğiniz üzere Batı'daki tatil beldelerimizde kıyıların bir kısmı lüks otellerin, "büyükelçilertatil sitelerinin" işgali altında.
Sahillerimizin geriye kalan bölümünde ise aslan payı beach adı verilen özelişletmelere ait. Sezon dışı yatan belediyeler "İki üç ayda para kazanmalıyım" diyerek sahilleri kiralıyorlar.
Ki "Dünyaya bir daha mı geleceğiz" diyerek paraya kıymaya karar vermeniz de çoğu zaman sıcak denizlere inmenize yetmiyor.
Instagram üzerinden beach'lerer ezervasyon yapmanız gerekiyor. Mavi tıkınız ve çok takipçiniz yoksa dikkate alınmanız zor.
Dahası da var; kabul edilseniz bile kapıda sizi mülakat bekliyor. Karşınıza dikilen birtakım adamları ikna etmeniz, gözlerine şirin görünmeniz gerekiyor. Hâlinize hareketinize dikkat edeceksiniz, uysal davranacaksınız.
Tüm bu keyfiyeti gururunuza yedirirseniz, sıcak kumlardan soğuk sulara doğru özgürce kazıklanma hakkını elde edebilirsiniz.
Sosyal medyada kapıdan çevrilen biçarelerin yakarış videoları durumu özetliyor.
Kıyılarımızın kalan kısmı da mafyanın, Ankara ağzıyla "Cellobello" tiplerin egemenliğinde.
Anayolun bir şeridini kapatarak kurulmuş otopark ve Allah'ın sahili için haracını ödemeden güneşli havada su yok halka.
İnönü dönemi İstanbul valilerinden Profesör Fahrettin Kerim Gökay'a atfedilen "Halk plajlara hücum etti, vatandaş denize giremiyor" repliğini deforme ederek söylersek:
Bu yaz da vatandaş sahillere akın etti, halk denize giremiyor.
Eloğlundan mavi vatandaki hakkımızı söke söke alan devletimizden mavi kıyılarımızdaki işgale karşı da aynı hassasiyeti ve kararlılığı bekliyoruz.
Altı üstü bir denize gireceğiz.
Anlaşmayı İran adına kabul eden Mesud Pezeşkiyan gururlu.
Gerçekten de maddelere bakıldığında ABD'nin "kazanan taraf"olduğunu hissettiren bir başlık yok. İran alan, ABD ise veren tarafta görünüyor.
Peki Trump, ABD hiçbir şey almadan verir mi?
Elbette hayır. Başkan uzun vadeli hedefine yürüyor. Petrol, bankacılık ve ticaret alanlarında sağlanan rahatlamayla İran'ın küresel ekonomiye entegrasyon için önemli bir kapı aralanıyor.
Çin enerji tedarikçilerinden Venezuela'nın petro-dolar sistemine dâhil edilmesinin ardından İran petrolünün de "aklanması", Trump için ciddi bir kazanım. Bu sonuç, Çin'in petro-yuan hamlelerine ağır bir darbe vuracak.
Aslında bütün bunlar aynı zamanda rejimin varoluş gerekçelerini de ortadan kaldırıyor. 46 yıllık iktidar, İran halkına refah getiremeyen baskı politikalarını "kuşatma" ile meşrulaştırıyordu. Kuşatma kalktıkça rejimin de değişmesi kaçınılmaz hâle geliyor.
Öldürülen üst düzey yöneticilerin ardından "Bir rejim gitti, ikinci rejim gitti" diyen Trump, anlaşılan o ki Pezeşkiyan'ın da önemli bir figür olduğu üçüncü rejimde aradığını buldu.
https://t.co/tggJYaX33k
Marmara’ya çevresindeki şehirlerden günde 4.5 milyon metreküp kanalizasyon boşaltılıyor.
Bu foseptiğin yüzde 97'si, belediye başkanının, Silahtarağa İleri Biyolojik Atık Su Arıtma Tesisi projesini durdurmak için "Temel Atmama" töreni düzenlendiği İstanbul’dan geliyor.
https://t.co/L6hpswYyG2
💥AK Partli Ahlat Belediyesi'nin giriş kapısındaki o yazı;
*
"CHP’li belediyelerde yaşanan rüşvet skandalları ülkeye dair umutlarımızı kırdı.
İster istemez “Her belediye mi böyle kardeşim” demeden geçemiyoruz. Ahlat’ın AK Partili genç Belediye Başkanı Yavuz Gülmez’in hikâyesini dinleyince bir yıldır yolsuzluk haberi yapan biri olarak çölde vaha görmüş gibi sevindim. Gülmez, sivil toplum kuruluşlarında temsilciyken Erdoğan’ı rüyasında görür. Bunun üzerine aday olur. Yola çıktığında cebinde 7 çeyrek altından başka bir şeyi yokmuş. Sevildiği halkta karşılık gördüğü için öne çıkmış. Gülmez seçimi kazanınca 310 milyon borçla karşılaşmış. Hepsini de ödemiş. Borç varken konser gibi harcamalara geçit vermemiş. Göreve gelince belediye girişine “Rüşvet alan da veren de mel'undur” hadis-i şerifini astırmış. Gülmez “Belediyeye gelen önce o yazıyla muhatap oluyor. Tavrımızı bilen kötü teklifte bulunamıyor. Bir defa bir kişiden örtülü mesaj aldım. Kapıyı gösterdim. Git girişteki yazıyı oku, öyle gel dedim. Gitti gelmedi. Seçimi kazandığımız gün abdestimizi aldık, niyet beyanımızı yaptık, menfaat isteyen varsa yolunu bizimle ayırsın dedik, göreve başladık. Çünkü biz kadim bir medeniyetin evladıyız. Kötü şeyler bize yakışmaz” dedi. Başkan Gülmez ihaleleri de açık yaptıklarını söyledi. İşte Malazgirt ruhu bu."
Fatih Selek/Türkiye Gazetesi
Kemal Kılıçdaroğlu, "Arkamızdan sinsicesızan, ruhunu satmış FETÖ terör örgütüajanlarını zamanında fark edemediğim içinsizlerden özür diliyorum" sözleriyle Özel ve ekibini açıkça "içimizdeki FETÖ" ve "dış odak işbirlikçisi" olarak damgaladı.
Özel cephesi ise siyasetçisiyle, gazetecisiyle günlerdir "Asıl FETÖ'cünün Kılıçdaroğlu" olduğunu kanıtlamaya çalışıyor.
CHP'deki tartışmaya Pensilvanya'dan, Avrupa kentlerinden katılan firari FETÖ'cüler de saflarını seçmiş. Birkaç gündür yayınladıkları videolarda "Kemal Kılıçdaroğlu'yla görüşüyorduk" demeye başlamalarının sebebi, FETÖ'yü ve ilişkilerini ifşa etmek olmasa gerek.
https://t.co/eO5m1sPgOF
Herkese “bu iş bitti safınızı seçin” mesajı gitmişti.
Aydın Doğan’ın CNN’i, Hürriyet’i; Ferit Şahenk’in NTV’si; Ciner’in Habertürk’ü ateşe benzin döküyordu.
Tüsiad’ı sahada boynuna “çapulcu” dövizi asan milyarder devrimci Cem Boyner temsil ediyordu. Amerikan Büyükelçisi eylemcilere kapılarını açan Divan otele bizzat teşekkür ediyordu.
Bugün bu belgeseli kesip biçmeden yayınlayacak TV kanalı yok. Ki dahası da var…
Kabinesi Erdoğan’ı yalnız bırakmıştı. Dönemin Cumhurbaşkanı Gül “mesajı aldık” diyordu.
“Evlerinde tuttuğumuz bu ülkenin en az yüzde 50’si var” diyen Başbakan Erdoğan’a “Emir kulun muyuz kolluk kuvvetin mi” diye twitterdan diklenen “İslamcı” gazeteciler bile vardı.
https://t.co/3m08NCvrJj
Kılıçdaroğlu’nun FETÖ göndermeleri, haram-pavyon ithamları, Özel’in “Hain Kemal” sloganları eşliğindeki Anıtkabir yürüyüşü o kadar sembolik ve ağır ki, eski tür barış pek mümkün görünmüyor.
Özel eninde sonunda tek çıkışı olan yeni parti kartını oynamak zorunda kalacak.
Ne var ki CHP'nin Meclis grubunda renk vermek için havayı koklayanların, "Bekleyip görelim" diyenlerin çoğunlukta olduğu anlaşılıyor.
Basında yer alan haberlere göre, hissedilen mahalle baskısına rağmen dün İl Başkanlığı önünde Özel'i dinleyen 45 milletvekili vardı. Güvenpark'ta otobüsün üzerine çıkarak safını ilan eden Mansur Yavaş da onunlaydı.
12 milletvekili ise Genel Merkez önüne giderek Kılıçdaroğlu'na destek verdi.
Geçen her dakika, Özel'in yaşına sık sık atıfta bulunduğu Kılıçdaroğlu'nun lehine.
Zira Genel Merkez tüzük yetkisiyle örgüt üzerindeki hâkimiyetini artırdıkça sahada görülmeyen 90'a yakın kararsız milletvekili arasından Kılıçdaroğlu cephesine geçenler olacaktır.
https://t.co/GmyPU9hK5Z
CHP'deki Gordion düğümünü çözmesi beklenen Özel "derin devlet", "müesses nizam" gibi kavramlarla yaşananları daha büyük bir hikâyeye oturtmaya çalışıyor.
Ne var ki şu ana kadar refleksif çıkışların ötesine geçememesi, hâlâ net bir karar veremediğini ve zaman kazanmaya oynadığını gösteriyor.
En kötü karar, kararsızlıktan iyidir. Aksi halde geriye sadece bahaneler kalır.
https://t.co/CWPCFXQ4vd