Sayın Bakanım @suleymansoylu ne güzel ne nezih ,nasıl derinlerimizden gelen duyguya rehber oldunuz 🤗 15 Temmuz darbesini yaşatanlar bilsinler ki o gece hepimiz ,10 14 20 80li her yaştan vatanına aşık millet olarak meydanlara koştuk,her daim koşar vatan için yaşar vatan için ölürüz,🇹🇷
Gazeteci Mehmet Çek, FETÖ'nün 15 Temmuz darbe girişiminin 10. yıl dönümünde Odatv için bir yazı kaleme aldı: Amerika'da yapılan hesap Türkiye’de çarşıya uymadı
https://t.co/k9kRl5lF1k
O gece, İşgalciler, darbeciler, şeytanın çocukları bir tarafta; Vatandaş, millet, vatan, din, hak ve hakikat sevdalıları, demokrasi yanlıları diğer tarafta.
O gece millet dedi ki: “Ey Emperyaller! asırlardır kendini bilmez bir hukuksuzlukla varlığımıza kast ediyorsunuz fakat buraya kadar! Biz artık sizin boyunduruğunuza razı gelmeyiz”
Haluk Levent soruşturma kapsamında kendisine yönelik suçlamalara, para trafiğiyle ilgili sorulara cevap vermek yerine o dönem Süleyman Soylu beni tehdit ettilere filan girmeye kalkınca sorgulamayı yürüten savcı konudan sapmaması konusunda uyarıyor kendisini. Soruşturmayı sulandırıp manipüle etmesine müsaade etmiyor.
Olay bundan ibaret.
BUNU DA BİR NOT OLARAK DÜŞÜYORUM
Süleyman Soylu depremin orta yerinde Haluk Levent`i Hatay`ın Hassa ilçesine çağırarak "Dikkat edin" dedi, "Ben bu organize kurnazlıkları, kendinizi devletle eşitlendirip kamuoyunu, bağışları farklı yönlendirmelerinizi, bütün o kontrolsüzlüklerinizi görüyorum. Bunun gereğini yaparım sonra."
Yaptı da..
Dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, afet çalışmaları ilk rutine binip de bölgeden döndükten hemen sonra bu derneklerin tamamının denetlenmesi yönünde talimat verdi.
Fakat ömrü yetmedi. 2023 seçimleri geldi ve sonrasında Soylu kabinede değildi, içişleri bakanı değişti.
Sonrasında nasıl ilerledi süreç yada niçin ilerlemedi bilmiyorum.
Yine o dönem çok konuşulduğu için biliyorum; şüpheli ve usulsüz faaliyetlerin odağında olmasına rağmen gözden kaçan İBB`ye bağlı İstanbul Vakfı da vardı. O nasıl paçayı kurtardı, niçin denetlenmedi, üstüne gidilmedi? Bilmiyorum.
6 Şubat sürecinde MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve dönemin içişleri bakanı Süleyman Soylu, AHBAP ve benzerlerinin devletle eş koşulmasına itiraz ettiklerinde etmedik laf bırakmadınız, bırakmadılar.
Ne başlık attılar? "Bahçeli'nin ardından Soylu da AHBAP'ı tehdit etti!"
Sonuç? Sonuç ortada.
Paranız bahislere gitmiş, paranızla alemlere akılmış.
Maalesef son yıllar hep böyle geçti; dönüp dolaşıp sonunda dediklerine gelinsede birileri o arada hep ilk lafı etmenin bedelini ödemişliğiyle, yediği dayakla kaldı.
15 Şubat 2023:
Devlet Bahçeli: "Devletin yetişemediği ne vardır da ahbapçılar ve babalacılar akbaba gibi kanat çırpmaktadır? Bu sahtekarların artık TV'lerde yer almaması lazımdır. Devleti acz içinde gösterircesine sosyal medyaya üşüşenler bindikleri dalı kestiklerini ne zaman anlayacaklardır? Yardım ve desteklerin AFAD aracılığıyla yapılması en doğru yoldur"
Süleyman Soylu: "Yardım kampanyası AFAD tarafından gerçekleştiriliyor, onun için toplanan bağışlarla ilgili ne harcandı, ne kadar harcandı, bunun tamamen geçmiş dönemlerde olduğu gibi bu dönemde de aynı istikamette olacağını söylemek isterim. Bu konuda kimse kendini devletle eş koşmaya çalışmasın, varsa da gereği yerine getirilecektir"
MEDYAMIZIN ÇAPINI, KALİTESİNİ ANLAMAK İÇİN BUNDAN DAHA ETKİLİ BİR ÖRNEK OLAMAZDI 🙂
Avrupa Parlamentosu (AP) 8 Temmuz'da bir Yunan parlamenterin girişimiyle Kıbrıs'la ilgili bir karar alır.
Bu tamam.
Fakat o da ne? ülkemizin EN ÇOK SATAN GAZETESİ SÖZCÜ, adlarının başında ‘Avrupa’ var diye AVRUPA PARLAMENTOSU ile AVRUPA KONSEYİ’ni karıştırır, aynı şey sanar ve Türkiye'nin Avrupa Konseyindeki temsilcileri 18 Milletvekilinin fotoğraflarını kullanarak "Bu millet hakkını size helal etmiyor" diye başlık atar.🤦♂️
Evet ülkemizin en çok satan gazetesi SÖZCÜ, ülkemizin üye bile olmadığı Avrupa Birliği'nin (AB) yasama organı olan Avrupa Parlamentosu ile Avrupa Konseyi'ni (Parlamenter Meclisi) karıştırdı.
Skandal mı dersiniz utanç vesikası mı?
Ne demiştim?
Biz ne kadar kendimizi paralarsak paralayalım, memlekette embesil enflasyonu çift rakamlı hanelerde seyrettiği sürece SÖZCÜ gibiler yayın hayatına ‘en çok satan’ olarak devam edecek ve siyasette yalan, algı, manipülasyon bir yöntem olarak kullanılmaya devam edecek.
`Siyaset` gibi `Yazmak` eylemi de heyecanlı, samimi ve yürekli insanların işidir.
“İnsanda üç büyük erdem; cesaret, akıl ve dürüstlüktür” der Roger Bacon ama ben `Cesaret`i hep tek geçerim. Çünkü akıl, dürüstlük ve diğer bütün erdemleri uygulamaya geçiren yegane unsur cesarettir.
Yani cesaretli değilseniz dürüst de olamazsınız zaten. Cesaretli değilseniz gerçeğin peşine de düşemezsiniz, hatta cesaretli değilseniz sevemezsiniz bile.
Yani; Cesaret yoksa hikaye de yoktur.
İnsan, başkalarının fikirlerine teslim olduğu an silinir. Bir mahalle baskısına yenik düşerek yazdığını sildikten sonra istediği kadar kitap tavsiyesi yazıp, özlü sözler paylaşsın Sophia hanım, silinmiştir.
Yav boş vıdı vıdıcılık yapmadan, alkışlayın. Muazzam bir gövde gösterisi bu. Erdoğan’ın, Türkiye kartvizitini yaldızlayıp parlatıp dünya vitrininin en üst rafında tutmasından gurur duyun.
Bu sizin iktidar karşıtlığınıza da muhalifliginize de zeval getirmez, bilakis toplum nezdinde yüceltir.
Unutmayın bu ülke hepimizin.
Türkiye Cumhuriyeti, Türkiye’nin egemenlik hakkının bir fonksiyonu olan yargısının bağımsızlık ve millilik özelliğinin aşındırılmasına müsaade etmeyeceğini dünyaya ilan etmek adına bu ülkenin Adalet Bakanına parmak sallama hadsizligini alışkanlık haline getiren AP Raportörlerine karşı net bir tavır koyarak ‘İstenmeyen Adam’ ilan edip sınırdışı etmeli.
Ankara’dan kalkıp kendisine destek olmak için İstanbul adliyesine kadar gelmiş bir hatta tek parti genel başkanına böyle bir nezaketsizlik, üç kuruşluk aklıyla akıl vermeye kalkmak düpedüz yavşaklık, net bir karaktersizlik göstergesi, bu tamam.
Fakat daha öncede yazdım; Kılıçdaroğlu’nun ekibi çapsızlıktan dökülüyor. Bu kaçıncı patlamaları.
Karşılarında, kirlendikçe kirlenip, rüşvetten fuhuşa kadar her türlü pisliğe bulaşmış birilerinin mevcudiyeti bunlar için işleri kolaylaştırıyor olması lazımdı. Fakat öyle olmuyor.
Çünkü kapasiteleri yetmiyor. Evet, karşıdakiler, hırsız, fuhuşçu, rüşvetçi ama bu tarafdakiler de çaps��z?
Görünen o ki Kemal bey bütün siyaset hayatı boyunca yaşadığı "yakın ekip problemi"ni aynen yaşamaya devam ediyor.
Kendisine bir basın danışmanı almış, iyi temiz bir insan olabilir öylede görünüyor zaten ama bu yüzyıldan değil arkadaş? Geçen yüzyıldan kalma bir karikatür gibi, ilkel. Bu tür arkadaşlarla iletişimini yönetmek, basınla ilişkini götürmek çok eskilerde hiç değilse sosyal medyanın icadından öncede kaldı.
Çarşıya pazara çıkarıp, vatandaşa götürmediğin Kemal beyi nasıl bir akılla şımarık bir örgüt mensubuyla dayanışmaya götürmek için adamları 8 defa aradın?
Maalesef tekrar tekrar anlaşılıyor ki Kemal beyler iki yılı `Godot'yu bekler gibi` butlanı bekleyerek geçirmiş ama hiç bir şekilde hazırlanmamışlar.
Pekala CHP bu ülkenin kurucu ve kaynak partisi. Bütün partilerin çıktığı kaynaktan bu işleri hakkıyla yapacak birikim ve kapasitede insanlar bulunmaz mı? Bulunur tabii, tanıyoruz, neler var neler? Fakat Kemal beyin etrafını sarmış yamyamlardan kendilerine fırsat bulabilirler mi? Şu ana kadar bulamadılar.
Zaten CHP`nin ana gövdesiyle birlikte en yetenekli çocukları da su an iki taraftanda beri sadece izliyorlar.
GAZİANTEP ÇOK GÜZELLEŞTİ, ŞEHİR ARTIK SOLUK ALIYOR.
8-9 yıl evvel Gaziantep`de arkadaşlar bizi şehrin son yıllarda oluşmuş havalı semtlerinin yeni mekanlarında ağırladıklarında "Bana göre bu şehrin sorunu este��i, beton binalardan yeni semtler dikmek yerine bu kısma çalışmak lazım, şehir ancak öyle yaşanır, soluk alınabilir ve bir günden fazla kalınır hale gelecek" diye düşüncelerimi dile getirmiştim.
Hayretler içinde izliyor ve çok iddialı söylüyorum; Dünyada hiç bir şehir 8-10 yıl gibi kısa bir sürede kendini bu kadar geliştirip, güzelleştirmemiştir.
Akıl almaz peyzaj projelerle ciddi bir estetik evrim geçirmiş şehir. Bu işler için göz açıp kapayıncaya kadar diye tarif edilebilecek kısa bir sürede, bir çırpıda göletler, tabiat parkları, rekreasyon alanları eklendi şehre!.
Şehir işte şimdi soluk alabiliyor.
Özellikle geleneksel doku ile modern estetiğin harmanlandığı mekanlar şehre çok sağlam bir görsel kimlik kazandırmış.
Çoktandır aklımdaydı, bugün ayaküstü çok kıymetli bakanım Abdülhamit Gül`e söyleme fırsatı buldum, kesmedi buraya da yazayım istedim.
Tebrik ediyorum ve bu başarı alkışla birlikte çok daha sağlam bir tanıtımı da hak ediyor.
Son söz; demek ki yalnızca şehre ve belediyeciliğe odaklanıldığında ne harikalar vücuda gelebiliyor.
Bütün dünya orman yangınları, depremler, seller, kasırgalar ve tsunamiler gibi afetlerle sarsılıyor. Ünlü Alman iklim bilimci Mojib Latif bu durumu “Sorun şu ki; artık insan yapımı yeni bir dünya var huzurda” diye izah ediyor.
Bu yıl ‘Orman Yangını Sezonu’ dünyanın her bölgesinde daha erken açıldı ve maalesef geçen yıllara göre daha uzun da sürecek gibi.
Ülkemizinde diğer afetler gibi orman yangınları açısından da önemli risklere sahip olduğu biliniyor. Bu noktada asıl önemli olan afetler, orman yangınları sonrası süreci nasıl idare ettiğiniz. Yani doğal afetlerin sonuçları da doğaldır ancak zararın derecesi daha çok sizin afete ne kadar hazırlıklı olduğunuz ve ne kadar hızlı müdahale ettiğinize, sonrasını nasıl idare ettiğinize bağlıdır.
Ve maruz kaldığı bütün bu saldırılar, kuşatmalar gibi yaşadığı doğal afetler de Türkiye`yi kendi başının çaresine bakmaya zorladı ve ilkyardımdan, arama-kurtarmaya, sağlığa kadar daha güçlü bir kurumsal yapıya sahip olma yoluna da girdi.
Görünen o ki Orman Genel Müdürlüğü Terörle mücadele/Savunma sanayii gibi bir önemle sahiplenip hazırlanmış. Dev bir filoyla sezon karşılanıyor. Yangın söndürme uçakları maşallah F35`ler, Yangın söndürme ekipleri Özel Harekat gibi.
Kolay Gelsin Orman Emekçileri 🤲
Diğer yandan bizim ülkemizde maalesef orman yangınları, seller, depremlerle aynı anda bunlardan siyaseten nemalanmaya çalışan, karanlık ruhlu, acılardan beslenen bir kesimle de uğraşıyorsunuz.
Burası böyle bir yer maalesef.
Bir yangın çıksın, bir maden çöksün, bir sel olsun yahut bir üst geçide kamyon çarpsın da hükümete sallayacak mevzu çıksın diye bekleşen bir güruhla muhatabız.
Vefa, bir samimiyet, nezaket nişanesi olduğu gibi bir karakter turnusoludur da yani ‘Vefa’ bir duygudan çok bir kişilik halidir. Buna karşılık evet denilebilir ki ‘Vefasızlık’ çok net bir karakter bozukluğu, şahsiyetsizliktir.
“…gittik, 4 aylık dünya güzeli bir bebekle karşılaştık. Onbeş günlük alışma ziyaretlerinin sonuna yaklaştık. Her ziyarette daha fazla bağlandığımız yavrumuza bir kaç gün sonra kavuşacağız..”
Bugün 30 Haziran Koruyucu Aile Günü