tslilerin hayalleri kahkaha attırıyordu ya wcde oynayınca 50'ye satarız falan diyorlardı 26'ya vermişler bir de bastianın %20 kardan payı varmış 4.5 oraya gidecek. zaten 5.5'a almışlar toplam kar 16M... Bu kadar kafa sikmelerinin sebebi 16M'muş😂
Pickford 68'de su molası diye hakeme işaret ediyor. Belli ki bunalmış. Su molası yani İkinci pit-stop sonrası Scaloni soft lastiklere geçerek risk alıyor. Tuchel ise sert lastiklere dönerek sağlama aldığını sanıyor ama adım adım yere sağlam basan, geriden gelen Arjantin yakalıyor, geçiyor ve yarışı kazanıyor. Her şey Pickford'un artık su molasına gidelim psikolojisinde saklı. Belli ki bunalmışlar. Bu arada sağ kanat ön bölgede İngilizleri sürekli gözlemleyen Messi Scaloni'nin yanına gelip İngiltere'nin içerde nasıl çözüldüklerini anlatıp uzaktan şut atan birini, bir de arka direkte topa vuracak birilerini sipariş veriyor. Şans diye bir şey yok. İyi stratejinin dostudur şans. Olay bu.
Şimdi size kan dondurucu bir bilgi vereyim.
İngiltere’nin Arjantin karşısında 66:05 - 84.42 arasındaki 18 dakika 37 saniyedeki isabetli pas sayısı sadece 2.
Bu iki isabetli pas da kaleci Jordan Pickford ile stoper John Stones'un aynı pozisyonda birbirleriyle paslaşması.
30 yıldır bilinçli olarak futbol izliyorum hayatımda ilk defa böyle bir şey gördüm. Mahalle maçında bile olamaz böyle bir şey. Acaba ben mi yanlış bakıyorum diye birkaç farklı siteyi bile inceledim hayatımda ilk defa. İnanılmaz bir şey.
Okan Buruk'un "biz yetiştirici klup değiliz, yarışmacı klubuz" mottosu Eren Mert için uygun koşullar saglamayabilir. Fb ve Bjk içinde camia baskisi yine engel olabilir. En rahat çalışacağı ortam bence @Goztepe olur brocan @KDimontenegro izmir yillr sonra devler arenasında olur
@KDimontenegro@mingarajungchen Osimhen yıllık ort 2500 dk civari brocan. Yedek düşünülen santrfor her halükarda 1500-2000 dk lari bulacaktır. Bu yüzden oyun plani sürekliliği için elzem diye düşünüyorum.
@Tolgahannn1905 Can Uzun zorunluluk , Enciso ise çeşitlilik olarak görüyorum. Dolayısıyla birbirinden bağımsız 2 li paket olursa da camia kazanmış olur...
🔴#SONDAKİKA | ABD’li Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham hayatını kaybetti.
İlk gelen bilgilere göre şüpheli bir ölüm olarak belirtiliyor.
Graham geçtiğimiz günlerde de şu açıklamayı yapmıştı:
“Türkiye'ye F-35 savaş uçaklarının teslim edilmesi fikrine artık tamamen açığım. Türkiye harika ve muazzam bir müttefik, aynı zamanda NATO'daki tek Müslüman ülke olarak ittifakın sarsılmaz bir sütunudur.”
ben de tam olarak böyleyim…
gabor mate, ‘vücudunuz hayır diyorsa’ adlı kitabında der ki;
“bir şeyi reddetmek sizde suçluluk duygusu yaratırken, rıza göstermek ardında bir kırgınlık bırakacaksa, suçluluğu tercih edin çünkü kırgınlık ruhun intiharıdır.”
Şu maçta ki M.Untd. forması en efsanevi firmalardan biridir. Forma + şort + tozluk kombini Ferguson lu yıllara götüren o efsane kombindir @KDimontenegro
Şu maçı alzheimer olsak unutmayız.
Manchester deplasmanında 2 kez geriye düş,
Skor 2-2 iken penaltı kaçır,
Davinson'un kafa asistiyle, penaltı kaçıran icardi bu kez golü atsın.
Ne geceydi ama
Bulgar yazar Sophia Proneikos:
Tarihin beni şaşırtmaktan asla vazgeçmeyen bir huyu var: Neredeyse hiçbir zaman yok olmuyor. Sadece kendini o kadar zarif bir şekilde sunmayı öğreniyor ki, modern insanlar ona artık ‘tören protokolü’ demeye başlıyor.
İşte tam da bu yüzden, Ankara’daki NATO Zirvesi’nin en büyüleyici sahnesi müzakere masası etrafında yaşanmadı. Bu sahne, yirmi birinci yüzyılın en güçlü askerî ittifakının liderleri Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde, karşılarında Osmanlı İmparatorluğu’nun farklı yüzyıllarını temsil eden tarihî üniformalı askerler dururken, dünyanın en eski askerî bandosu olan ‘Mehter’in sesiyle karşılandığında, henüz ilk el sıkışmadan bile önce filizlendi.
Ne olağanüstü bir tarihsel süreklilik duygusu: Savaş sonrası dünyanın bir simgesi olarak 1949’da kurulan bir askerî ittifak, kökleri on üçüncü yüzyıla kadar uzanan bir askerî geleneğin müziği eşliğinde bir cumhurbaşkanlığı sarayına adım atıyordu.
Mehter hiçbir zaman sıradan bir askerî bando değildi; o bir silahtı.
Osmanlı orduları Belgrad’a, Konstantinopolis’e, Rodos’a, Mohaç’a ya da Viyana’ya yürüdüğünde ilk duyulan şey devasa ‘kös’ davullarının gürlemesi olur, ardından ‘zurna’ların keskin sesi, pirinç borular ve birbirine çarpan ziller gelirdi; çünkü bu müzikorduya yalnızca eşlik etmez, bizzat ordunun bir parçasını oluştururdu. Amacı askerleri eğlendirmek değil, düşmanı daha savaş bile başlamadan önce üzerlerine koskoca bir imparatorluğun yürümekte olduğuna ikna etmekti.
Avrupa'nın Osmanlı İmparatorluğu ile karşılaşmalarından sonra Batı ordularının Osmanlı davullarını, zillerini ve daha sonra Mozart, Haydn ve Beethoven’ın müziklerine bile sızacak olan o ‘Türk tarzı’nı (Alla Turca) yavaş yavaş benimsemesi bir tesadüf değildir; çünkü tarih bir medeniyeti bazen kılıçla fethetmez.
Bir ritim yeterlidir.
İşte bu töreni bu kadar büyüleyici bulmamın sebebi de tam olarak buydu; birilerinin Osmanlı İmparatorluğu’nu canlandırmaya çalışması değil, Türkiye’nin büyük medeniyetlerin her zaman anladığı bir şeyi çok iyi bilmesiydi: Geçmiş bir yük değil, bir dildir ve bu dili konuşmayı bilen uluslar tarihlerini asla sadece konuşmalarla anlatmazlar; çünkü bazen birkaç davul vuruşu yeterlidir