Bir zamanlar bizi koruyan şey, bugün bizi sınırlıyor olabilir.
Kaçınmak, kontrol etmek, herkesi memnun etmeye çalışmak… Bunların hiçbiri karakterimizin değişmez parçası değildir. Bunlar, geçmişte işe yaramış korunma biçimleri olabilir.
As��l soru şu: Hangi davranış veya tutum bizi korumak için başladı ve neden hala devam ediyor?
Bastırılan duygular dört farklı kanalla ifade bulur. @muthispsikoloji 'de bugün yayınlanan yazımı linki tıklayarak okuyabilirsiniz.
https://t.co/yPpMXftCGg
Duygu taşınamadığında somatik şikayetler, temas edilemediğinde zihinsel takıntılar ortaya çıkabilir. Bu yüzden aynı duygu birinde panik atak, diğerinde obsesyon olarak görülebilir. Biri duyguyu taşıyamaz, diğeri onunla temas edemez.
Günlük hayatta gerçekleşebilecek olumsuz ihtimaller bazen zihnimizi meşgul eder. Çoğunlukla bu ihtimaller; yanlış yapma, kaybetme, terk edilme, hasta olma, başarısızlık gibi durumlardır. Gerçekleşme ihtimali olan bu olasılıkları önleyerek zihnimizi rahatlatmaya çalışır, garanti arayışına gireriz. Fedakarlık yaparak sevilmeyi, çok çalışarak başarıyı, kontrol ederek kaygıyı azaltmayı, susarak ilişkide huzuru garantilemeye çalışırız.
Ancak hayatta hiçbir şey için böyle bir kesinlik yoktur.
Çabanın etkisini küçümsemiyorum; elbette ki çaba göstermek oldukça değerlidir ve bizi istediğimiz sonuca yaklaştırma olasılığı yüksektir. Ancak deneyimlerimiz bize gösteriyor ki, çaba her zaman sonucu garantilemez.
Çünkü çabamız bazen karşılık bulur, bazen bulmaz.
Kapılar bazen açılır, bazen açılmaz.
Önemli olan, belirsizliğe rağmen çaba göstermeyi sürdürebilmek ve çabanın her zaman sonucu garanti etmeyeceğini kabul edebilmektir.
Sosyal medyada sıkça karşımıza çıkan ve genellikle pozitif bir mesaj taşıdığı düşünülen “Düşündüğümüzü çekeriz” inanışını ve bu inanışın yol açtığı etkiyi ele aldığım yazıyı okumak için linke tıklayabilirsiniz. @muthispsikoloji
https://t.co/Z0jdGrEKY3
Merhaba!
Artık Müthiş Psikoloji Online Terapi Platformu’nda danışan kabul ediyorum.
Nerede olursanız olun, destek almak bir tık uzağınızda @muthispsikoloji
Detaylı bilgi ve başvuru için👇🏻
https://t.co/uxzB2jg6we… Uzman Klinik Psikolog Emine Özdemir | Hemen Randevu Al!
Birinin ilgisiyle aşırı yükseliyorsak, ilgisizliğiyle de aynı hızla düşeriz.
Bu, kendi değerimizi başkasına bağladığımız ve o kişiyi duygusal ihtiyaçlarımızın kaynağına dönüştürdüğümüz anlamına gelir.
Ve bu kaynak çekildiğinde, hem değersizlik hem de duygusal yoksunluk yaşarız.
Birine ne kadar çok anlam yüklersek, onun uzaklaşmasına karşı da o kadar savunmasız hale geliriz.
"Yanlış seçimler hep böyle yapılır zaten, başka seçimin olmadığına kendini inandırarak." der Irvin Yalom.
Başka bir seçeneğin olmadığını düşünmek, aslında “seçmemeyi seçmek”tir. Bu durum, sorumluluk duygusunu hafifletiyor gibi görünse de, çoğu zaman bir kaçınma biçimidir.
Çünkü başka seçeneğimiz olmadığını söylerken, aslında çoğu zaman şunu demek isteriz:
“Başka seçeneğin bedeline katlanacak gücüm yok.”
Yani kaçındığımız şey, seçimin kendisi değil; onun sonuçlardır.
Her şeyini kaybettiğini düşünüyorsan; unutma ki, ağaçlar da her yıl yapraklarını dökerler ve dimdik durarak daha güzel günlerin gelmesini beklerler...
#KatarsisTerapi
Yanında kendinizi diken üstünde hissettiğiniz kişiler ya aşırı kırılgan ya da eleştirel bir yapıya sahiptirler. İlkinde karşınızdakini kırmaktan, ikincide yargılanıp suçlanmaktan korkarsınız.
Travma bazen günlük davranışlarımızdaki sessiz tepkilerle kendini gösterir.
Hangi tepki olursa olsun travma tepkilerinin temel amacı, bizi hem bedensel hem de duygusal olarak korumaktır. Bu tepkilerin bir kısmı otomatik, bir kısmı ise zamanla öğrenilmiştir. Ancak hepsinin ortak noktası, değiştirilebilir olmalarıdır.
İlk adım, bu tepkileri fark etmektir. Sonraki adım ise onları dönüştürmektir.
İyi haber şu ki: “Nöroplastisite” sayesinde beyin yeni yollar öğrenebilir. Yani değişim her zaman mümkündür.
Kirlenme obsesyonu;
"İçsel kirlilik" hissi genellikle travmatik olaylar, istenmeyen düşünceler veya aşağılanma ile ilgili düşünceler nedeniyle hissedileni zihinsel kirlilik olduğunu söyler Psk. J. Rachman.
OKB, yaşamı kısıtlayan aynı zamanda tedavi edilebilen bir hastalıktır.
Bazı acılar kıymık gibidir…
İlk anda fark edilmez.
Küçüktür, saklıdır, görülmez.
Ama içeride kaldıkça iltihap toplar, zonklar, kendini unutturmaz.
Kimi zaman öfke olur, kimi zaman kaygı.
Kimi zaman panik olur, kimi zaman sessiz bir huzursuzluk…
Ete batan kıymık nasıl ki dışarı çıkarılmadan rahat vermezse, ruhun içindeki kırıklar da öyle…
Terapi, o görünmeyen kıymıkların yerini bulmak ve temizlemek gibidir.
Her söze dökme, bir anlamda kıymıkların dışarı çıkmasını sağlamak demektir.
Acıtabilir ama rahatlatır.
Çünkü iyileşme; anlattıkça, anlaşıldıkça, duyuldukça ve görüldükçe gerçekleşir.
🌿 Her Şey Geçer 🌿
Acılar da… Sevinçler de…
Kalıcı sandığımız duygular, yerler, kişiler de.
Zaman bazen ağır aksak ilerler ama hep ilerler.
Ve biz, her şeye rağmen yürümeye devam ederiz.
Hayatın bana en sade ama en derin öğrettiği bu:
Her şey geçer.
Anksiyete, "Ya şöyle olursa?" diye olumsuz ihtimalleri düşünen zihnin verdiği yoğun duygusal tepkidir. Zihin, sürekli olumsuz senaryolar üretir ve yoğun kaygı yaşar. Sürekli tetiktedir, sürekli olası risklere odaklanır. Adeta virüs tarayan bir antivirüs programı gibidir. Ancak fark şudur: Gerçekte tehlike olmayan şeyler bile tehlikeymiş gibi algılanır.
Anksiyete bazen öyle yoğunlaşır ki kişi başka bir şeye odaklanamaz, yemek yiyemez, uyuyamaz. Bedensel olarak da rahat değildir; çarpıntısı artar, elleri uyuşur, kasları gerilir, boğulacak gibi olur. Adeta nefes alamaz.
Tüm bu belirtiler oldukça yorucudur. Kişi, düşüncelerini durdurmak ister. Çünkü sürekli tetikte olma hâli, sürekli "Ya şöyle olursa?" diye olumsuz ihtimallerin gerçekleşme endişesi, kişiyi günden güne tüketir ve yaşam kalitesini düşürür.
Terapi, bu zorlu süreci anlamaya ve üstesinden gelmeye destek olmak için vardır. Çünkü kaygı, çoğu zaman risklerin varlığından değil; onlarla başa çıkamama endişesinden kaynaklanır.