Yeni Yüzyılda Cumhuriyet Olacaksa;
TKP İLE GÖREV BAŞINA!
Türkiye Komünist Partisi tam 106 yaşında, ülkemizi esir alan karanlığı defetmek için mücadele ediyor!
Sesimizin ulaştığı her emekçiyi, yurtseveri ve cumhuriyetçiyi safları sıklaştırmaya, Türkiye Komünist Partisi'nde örgütlenmeye davet ediyoruz.
Yaşasın TKP!
Yaşasın Sosyalist Cumhuriyet!
La ultraderecha no tiene ideología. Solo tiene odio. Odio a los inmigrantes, a las feministas, a los musulmanes, a las personas LGTBI, a los intelectuales, a los ecologistas, a los animalistas. El odio ya no es un tabú, sino una bandera que se agita con orgullo y desvergüenza. Se han normalizado principios como el racismo, la exclusión, la incultura y la violencia.
La derecha liberal ya no existe. Ahora suscribe el discurso de la ultraderecha, sin advertir que los votantes preferirán votar a los ultras. Y la socialdemocracia, con su tibieza y su connivencia con el capitalismo, ya solo inspira desconfianza, pues no ha resuelto los problemas esenciales: vivienda, salarios, sanidad, educación. Nos encaminamos hacia un futuro muy negro.
@drserpilakyol@Zeki82086538826 Bu iktidara taptiklari tanrisilari,peygamberleri dahi hizmet edemez.
Gerçekçi olun,elestirilere açik olun,AKP ye benzemeyin,elestirenleri baskilamayin,saldirmayin.
Kaldi ki çok dogru bir elestiri,bir ihanetçiyi de hiçbir ozurun arkasina saklanarak savunamazssiniz.
@drserpilakyol@Zeki82086538826 kendinizi hapsettiginiz dusunsel sistemin disina çikilmasi sizi korkutuyor mu ?
ya benimlesiniz ya bana karsi içine sikistirilmis ,ya AKP lisiniz ya da benimle,her turlu elestiriye kapali ben merkezci.
Kirin zincirlerinizi.
22 yıldır chp üyesi ve Foça belediye başkanı AKP ye geçiyor.Umudunu geleceğini sosyal demokrasiye chp ye ya da Yeni partiye endeksleyen yurttaşlar sizleri bu kişilikteki şahıslar mı kurtaracak?
@TOPRAK_2_ Turkiyenin yigit kalemlerinden bir Devrimci,Solcu,Sosyalist,Yurtseverdi saygiyla anarken senin Profilinde yazdigin 12 Eylul Fasist Darbe sinin
"Sağ Sol Yok Dindar Dinsiz Yok Sünni Alevi Yok Türk Kürt Yok" diyenlerin zulmune ugrayanlardandi.
Bu gun sen onu somuresin diye degil
DÜŞÜNDÜKÇE HAYRETE DÜŞÜYORUM…
Bir imparatorluğun son günleri…
Cepheler kaybedilmiş, şehirler işgal edilmiş, Anadolu yıllarca süren savaşlarla tükenmiş. İngilizler İstanbul’da, Yunan ordusu Batı Anadolu’da… Doğuda ve güneyde çatışmalar, isyanlar, işgaller…
Memleketin neredeyse her köşesinde savaşın bıraktığı acı var.
Yakılmış köyler, yıkılmış şehirler, parçalanmış aileler…
Elde kalan ise yoksul, yorgun ve yıllardır savaşmaktan tükenmiş bir Anadolu halkı.
İnsan ister istemez soruyor:
Biz bütün bunların içinden nasıl çıktık?
İşgal ordularını Anadolu’dan nasıl gönderdik?
İstanbul nasıl yeniden Türk milletinin oldu?
Dönemin büyük devletleriyle aynı masaya oturup bağımsızlığımızı nasıl kabul ettirdik?
Takvimler 1923’ü gösterdiğinde önümüzde yalnızca siyasi bağımsızlık meselesi yoktu.
Asıl büyük mücadele bundan sonra başlıyordu.
Nüfusun büyük çoğunluğu köylerde yaşıyor, okuma yazma oranı son derece düşük seviyelerde bulunuyordu.
Sanayi yok denecek kadar azdı.
Yeterli fabrika yoktu.
Sermaye birikimi yoktu.
Mühendis sayısı azdı.
Doktor azdı.
Nitelikli iş gücü yetersizdi.
Bankacılık sistemi gelişmemişti.
Elektrik ülkenin çok küçük bir bölümüne ulaşabiliyordu.
Barajlar, modern yollar, güçlü bir ulaşım ağı henüz kurulamamıştı.
Çağdaş eğitim sistemi bütün ülkeye yayılamamıştı.
Kadınların toplumsal hayattaki yeri son derece sınırlıydı.
Peki böylesine ağır şartlar altında yeni bir devlet nasıl ayağa kaldırılacaktı?
Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyet’i kuran kuşak işte böylesine büyük bir sorunla karşı karşıyaydı.
Sermaye yoksa ekonomi nasıl büyütülecekti?
Bu nedenle devlet fabrikalar kurdu.
Bankalar oluşturuldu.
Türk insanı üretime, sanayiye ve modern bankacılığa yönlendirildi.
Özel sektörün gelişmesinin önü açılmaya çalışıldı.
Demiryolları genişletildi.
Yeni eğitim kurumları kuruldu.
Okuma yazma seferberlikleri başlatıldı.
Yeni alfabenin halka öğretilmesi için Millet Mektepleri açıldı.
Üniversiteler geliştirildi.
Kütüphaneler oluşturuldu.
Bilim, eğitim, hukuk ve kültür alanında büyük dönüşümler gerçekleştirildi.
Kadınlara sosyal ve siyasal haklar tanındı.
Yeni Cumhuriyet, savaş meydanında kazanılan bağımsızlığı ekonomik ve toplumsal kalkınmayla güçlendirmeye çalıştı.
Daha birkaç yıl önce birbirine karşı savaşmış Türkiye ile Yunanistan arasında bile diplomatik ilişkiler geliştirildi.
Türkiye uluslararası alanda yeniden saygın ve bağımsız bir devlet olarak yerini aldı.
İşte bütün bunları düşündükçe hayrete düşüyorum.
Yokluk içinde bu kadar büyük işler nasıl başarılmış?**
Sonra bugünün Türkiye’sine bakıyorum.
Milyonlarca eğitimli insanımız var.
Üniversitelerimiz var.
Mühendislerimiz, doktorlarımız, iş insanlarımız, fabrikalarımız, bankalarımız, teknolojimiz ve çok daha büyük ekonomik imkânlarımız var.
Ve insan ister istemez kendisine şu soruyu soruyor:
Hiçbir şeyimiz yokken böylesine büyük işler başarabildiysek, bugün bu kadar imkâna sahipken neden hâlâ çözemediğimiz bu kadar çok sorun var?
Bir de bütün bu şartların içinden bir ülke çıkaran, bağımsız bir Cumhuriyet kuran Mustafa Kemal Atatürk’e yapılan saldırıları görünce şaşkınlığım daha da artıyor.
Atatürk��ü anlamak için yalnızca bugünden bakmak yetmez.
Onu, 1919’un işgal altındaki Anadolu’sundan, 1923’ün yoksulluğundan ve yokluk içerisinde ayağa kaldırılan bir Cumhuriyetin şartlarından değerlendirmek gerekir.
Yok olmanın eşiğindeki bir milletin yeniden ayağa kalkmasının hikâyesidir Cumhuriyet.
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bu ülkenin bağımsızlığı ve geleceği için mücadele eden bütün Cumhuriyet kuşağını saygı ve minnetle anıyorum.
İlhan Selçuk’un anısına sonsuz saygıyla… 🙏🌹❤️🇹🇷
@keles_selma@C35Ayhan İnsanın aynı gerçekliği paylaşıp paylaşamayacağı ve ideolojilerin (-izmlerin) özgürlüğü kısıtlayıp kısıtlamadığı, felsefe tarihinin en derin ve zamansız sorularından biridir.
Hayır, her insan aynı nesnel veya öznel gerçekliğe ait olamaz.
@keles_selma@C35Ayhan Hayir ,yaniliyorsunuz,
Rönesans ile kapitalizmin gelişimi arasında doğrudan ve karşılıklı bir neden-sonuç ilişkisi vardır. Ekonomik canlanma Rönesans'ı finanse ederken, Rönesans'ın getirdiği zihniyet değişimi de modern kapitalizmin temellerini atmıştır
@keles_selma@C35Ayhan Selma hanim iste ayristigimiz çok onemli nokta da burasi.
Once birey degil,toplum.
Bireyler toplumlara tabidirler ve onlarin tabi olduklari çerçeve içerisindedirler.
@keles_selma@C35Ayhan Ulkemizin Emperyalist asamaya ulasmadan bu refah duzeyi ve hukuksal guvenligi saglayabileceginizi dusundugunuzu gormek çok uzucu.
500 yil Dunyayi yagmalayan,soyan ve Kapitalizmi kendi iç dinamikleri ile kurmus bir Emperyalizm ile aynilasacagi hayalini birakin lutfen
@C35Ayhan@keles_selma Hiçbir politik deneyimi ve geçmisi olmayan Rothschild & Cie için çalisan bir bancaire Cumhurbaskani seçildi.
Once guya Sosyalist partisi lideri François Holande tarafindan Ekonomi bakani yapildi 2 yil sonunda Cumhurbaskani seçildi.
@C35Ayhan@keles_selma 1-Sayin DR.Ayhan Ozkan ve Sayin Selma Karakaya,
46 yildir Fransa da yasiyorum,Ulkemden politik nedenler ile kaçareak gittim ve gittigim Ulkede Politikaya devam ettim,FKP uyesi oldum ve çalisma yuruttum.
@keles_selma@C35Ayhan Rönesans, kelime anlamı olarak "yeniden doğuş" demektir. 14. ve 17. yüzyıllar arasında Avrupa’da sanat, bilim, felsefe, mimarlık ve edebiyatta köklü değişimlerin yaşandığı tarihi bir dönemdir.
yani Kapitalizm ile dogmadigi gibi dayatmasi da degildir.