@zlem68200264091@ddurgun68 Siz bakmayın bunlara.Dertleri takipçi kasmak. Zerre eğitimden anlamayan, bir okulun kapısından içeri en son ne zaman girdiği belli olmayan, ama her konuda fikir sahibi bir güruh. Çocuğunuzu tebrik ediyorum. Başarıları daim olsun.
Sendikaların iş bırakma eylemi “farkındalık” oluşturma amacı taşımaktadır.
“Polis karakoluna saldırı olduğunda bir gün sonra polisin göreve gitmemesi” teşbihi, abes bir mukayesedir!
Öğretmen kolluk görevlisi midir?
Meslektaşlarımız, öğretmenlerin ve öğrencilerin katledilmesine kadar varan şiddet hadiselerine dikkat çekmek istiyor.
Bunu göremiyor musunuz?
Dönün bir bakın, sadece son 10 yılda kaç tane öğretmenimiz görevi başında katledildi!
Hiç merak etmeyin!
Okullarımızın, öğrencilerimizin, eğitimimizin selameti konusunda ikaz edilmesi gerekmeyen tek meslek grubu öğretmenlerimizdir.
Okullarda yaşanan şiddet hadiselerini önlemeye yönelik yasal ve güvenlik tedbirleri İllaki alınmalıdır, alınacaktır.
Ancak öğretmeni itibarlı kılmadan, eğitim sürecinde öğretmenin etkisini artırmadan alınacak hiçbir tedbir beklenen sonucu sağlamayacaktır.
Fakat öğretmenlerimizin haklı feryatlarını dile getirmek için ortaya koyduğu eylem ve etkinlikleri, işte böylesi abes mukayeselerle rencide eder ve öğretmeni toplum nezdinde mahkum etmeye çalışırsanız ÖĞRETMENİN SAYGINLIĞINA bir darbe de siz vurmuş olursunuz!
Yapmayın!
Öğretmene kıymayın!
Çocuklarımıza kıymayın!
Öğretmene vereceğiniz değer, aslında çocuklarımıza verdiğiniz kıymettir!
Memur-Sen Genel Başkan Yardımcısı Levent Uslu,
Türkiye Kamu-Sen’e kendince laf etmiş.
Yahu arkadaş siz kim sendikacılık kim..
Geçtiğimiz dönemlerde Memur-Sen yüzde 3 lere ,3.5 lara imza atarken gece yarıları kimden talimat aldınızda,yangından mal kaçırır gibi apar topar,toplu sözleşmeyi imzaladınız.
1 milyondan fazla ��yeniz var.2002 yılında üye sayınız 41.873’tü.
Şimdi soruyorum size iyi başarılı bir sendikal çalışmayla mı,41 binden 1 milyona çıktınız?
Cevabınız eğer evetse,üyelerinizin önüne sandık koyun,gizli oylama yapsınlar çıkan sonuçlara bakın,sonuç sınıfta kalırsınız.
Hatta üyelerinize oy pusulası hazırlayın sandıkta hangi sendika başarılı güven veriyor diye Türkiye Kamu-Sen çıkacaktır.
Neyin peşindesiniz bilmiyorum ama,Türkiye Kamu-Sen sizlere ağır gelir.
Selahattin Dolgun
Türk Eğitim-Sen Genel Sekreteri
YALANLAR, İFTİRALAR VE KARA PROPAGANDALAR HAKKINDA AÇIKLAMA
Gazeteci Müyesser Yıldız, kendi internet sitesinde 23 Mart 2026’da yayınladığı yazısında TSK’dan ihraç edilen Teğmen Ebru Eroğlu’nun avukatlarından Namık Öztürk’ün duruşmada Milli Savunma Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Erhan Afyoncu’nun yaşananlara ilişkin fotoğraf ve video çektirip bu kayıtları basına servis ettiği, Sayın Cumhurbaşkanı’na “Bu kılıçlar size çekiliyor” dediği, bunun rektörlüğünün devamı için kurguladığını beyan ettiği yolunda iddiada bulunmuş ve diğer bazı haber siteleri de bu iddiayı iktibas etmişlerdir.
Müyesser Yıldız’ın Namık Öztürk’e dayanarak ileri sürdüğü iddiaların tamamı yalandır. Benim, iddia edildiği biçimde bir hareketim veya sözüm olmamıştır.
Avukat Namık Öztürk’ün dava ile ilgili belgelerde ve duruşma zaptında böyle bir beyanına rastlanmaması bir tarafa, bu gerçek dışı iddiaları nakleden Müyesser Yıldız’ın Namık Öztürk’ün mahkemeye hitaben hakkımda asılsız suçlamalarda bulunurken“Doğru, yanlış...” şeklinde sözler kullandığını yazması, yani iddialarında bilgi sahibi olmamaktan doğan bir kararsızlık ifadesinin bulunduğunu açıkça ifade etmesi de, Öztürk’’ün söylediklerinin yalan ve iftira olduğunun kanıtıdır.
Dolayısı ile, Müyesser Yıldız da bu yalan ve karalama faaliyetine iştirak etmiştir.
Suç teşkil eden beyanların sahipleri ve gerçeğe aykırı bilgiyi alenen yayanlar hakkında suç duyurusunda bulunacak ve hukukumu korumak için yasal yollara başvuracağım.
15 Temmuz hain darbe girişimi sonrasında FETÖ’nün yıllar boyu devam eden tahribatına u��ramış olan askerî eğitim kurumları ayağa kaldırılmış ve darbenin ardından kurulan Milli Savunma Üniversitesi, TSK’ya bugüne kadar 62 bin subay, astsubay ve kurmay subay yetiştirmiştir. Bu gelişmeleri hazmedemeyen hain FETÖ mensupları yalanlarına, iftiralarına, karalama kampanyalarına ve kara propagandalarına devam etmekte, Atatürkçü geçinen ve FETÖ ile mücadele ettiğini iddia eden bazı kişiler ile çevreler de bu yalanlara alet olmaktadır.
Atılan iftiralar beni Türk Milleti’ne ve devletine hizmet yolundan geri döndürmeyecek, Millî Savunma Üniversitesi bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da sadece ve sadece Türk devletine bağlı, demokrasinin ve seçilmiş millet iradesinin emrinde nitelikli subaylar ile astsubaylar yetiştirmeye devam edecektir.
Kamuoyunun bilgisine saygılarımla sunarım.
Erhan AFYONCU
Bir zamanlar ne diyordunuz?
Milli Eğitim Bakanı için:
“Adı Yusuf ama Tekin değil.”
Bir öğretmen öldürüldüğünde:
“Öğretmenler okula çelik yelekle mi gidecek?”
“Yutkunanların değil, haykıranların sendikasıyız…”
Diyordunuz.
Peki şimdi soralım:
O sözlerin arkasında durabildiniz mi?
Geçenlerde Bir öğretmen daha öldürüldü.
Herkes harekete geçti.
Herkes iş bıraktı.
Siz?
En son. Gece yarısı.
Eylem günü geldi.
Herkes meydandaydı.
Herkes haykırdı.
Siz?
Sustunuz.Yutkundunuz.
Neden?
Çünkü o gün sizin için eylem günü değil,
randevu günüydü.
Aylardır beklenen bakan gör��şmesi…
Tam da o güne denk geldi.
Ve siz tercih yaptınız.
Meydanı değil, makamı seçtiniz.
Ama mesele sadece tercih değil.
Mesele, bunu nasıl yaptığınız.
Çünkü siz bunu açıkça söylemediniz.
Gizlediniz.
Görüşmeyi o gün yaptınız,
ama 3 gün sonra yapılmış gibi paylaştınız.
Ve şimdi asıl soru:
Bakanlığa hangi kapıdan girdiniz?
Ön kapıdan mı?
Yoksa görünmeden girilen kapılardan mı?
Doğru olan neden saklanır?
Şeffaf olan neden geciktirilir?
Bir de soralım:
Bu görüşmeden kimlerin haberi vardı?
Bazı isimler biliyordu.Örneğin sözde Ar Ge başkanı.
Ama bu işin eziyetini çeken il başkanları bilmiyordu.
Bu nasıl yönetim?
İçeriye başka, dışarıya başka…
Meydanda başka, makamda başka…
Sonra çıkıp hâlâ diyorsunuz ki:
“Sen doğru dur, eğri belasını bulur.”
Hayır.
Sorun eğri değil.
Sorun, doğruyu söyleyip eğri davranmanız.
Ve asıl mesele şu:
“Haykıranların sendikasıyız” dediniz.
Ama ilk yutkunan siz oldunuz.
Edep yahu…
Eğitim Bir-Sen Genel Sekreteri işi gücü bırakmış,bize Türk Eğitim-Sen’e yalan yanlış,kuru sıkı sallamış.Sadece o mu,diğer irili ufaklı bir çok sendikamsı yapıların yöneticileri de aynı yolda..
Ramazan ayındayız,mübarek Kadir gecesinde yazmayım dedim,vicdanım el vermedi.
Meydan boş değil efendiler..
Yetkili olduğunuz dönemde ne yaptınız ki demiş?
Ne yaptık biliyor musun?Talat Efendi..
Çalışma barışını sağlamıştık,
işyerlerinde huzur vardı.Kimse sendika üyeliğinden dolayı kurum yöneticileri tarafından baskıya uğramıyordu.
Kısaca herkes işini yapıyordu.
Liyakatlı kariyerli yöneticiler adaletli bir yönetim tarzı sergiliyordu.
Benim okul müdürüm bir dönem Eğitim-İş’li,bir dönem Eğitim-Bir-Sen’li idi.Yetkili sendika Türk Eğitim-Sen’di.Sendikal kimliğinden dolayı hiç kimseye baskı yapılmazdı.
2014-2018 yıllarını unutmadık Talat Bey..
Bir gecede binlerce okul yöneticisi görevden alındı,yerlerine sizlerin referansıyla daha önceden idareciliği olmayan meslektaşlarımız dahi atandı.
Okul müdürlerine 10 üye 20 üye getirmezsen okul müdürlüğünden aldırırız söylemleri daha dün gibi kulaklarımda.
Emmioğlu kimse kusura bakmasın bundan sonra hodri meydan.
Tüm sendikalara sesleniyorum.
Dolaylı direk farketmez soracağınız merak ettiğiniz ne varsa biz buradayız.Tabii bizlerin de merak ettiği soracağı konular olacaktır.
Kimse yörük sırtından kurban kesmeye kalkışmasın.Türk Eğitim-Sen sizlere sizin gibilere
ağır gelir.
Bu arada yetkili olduğunuz dönemlerde ne yaptınız demişler?Bir kaç madde sıralayalım..
- Şuan toplu sözleşme ikramiyesi adı altında alınan 970 liranın geçmişi,yıl 2005 yetkiliyiz 5 lira ile başladı.İnşallah yetkili olduğumuzda,3 ayda bir maaş ikramiyeye çıkaracağız.
- Banka promosyonların tamamı çalışanlara veriliyorsa 2007-2008 bizim mücadelemiz sayesinde olmuştur.
- 40+40 denge tazminatı ilk defa alındı
- Enflasyon farkları her ay maaşlarımıza yansıyordu,Eşel mobil sistemi.
- …
- …
- …
- Çoğaltabiliriz bu maddeleri,Türk Eğitim-Sen hasımı sendikacılar..
Merak edenlere,biz doğrudan doğruya Türk Milliyetçisiyiz,Atatürkçüyüz,Milli manevi değerlerine sımsıkı bağlı vatansever eğitimcileriz.
Bizim önceliğimiz Türkiye’dir,Eğitim çalışanlarımızdır.
Hak yolunda,adalet için mücadele etmek,güçlü ve büyük Türkiye idealinde yürümek siyaset yapmaksa, evet siyaset yapıyoruz.
Üyelerimizden yöneticilerimize tamamı Türkiye sevdalısı,cesur yürekli eğitim çalışanlarıdır.
Talat bey ve başkaları sorun söyleyelim merak ettiklerinizi..
Biz ilk günkü aşk ve heyecanla 1992-2026 kuruluş felsefemize uygun,çizgimizden
milim sapmadan sendikal mücadelemize devam ediyoruz..
Kalın sağlıcakla..
İLBER HOCA'NIN BİLİNMEYEN HASSASİYETİ ; DUA BEKLEYEN KİMSESİZ CARİYE VE SARAY AĞALARI
Prof. Dr. İlber Ortaylı hocamızın Müslümanlığına dair bir şeyler yazmayı ayıp ve de yersiz addederim. Fakat hakkında yazılanlar bu yazıyı yazmaya beni mecbur bıraktı. Hoca aleyhinde yanlış zan sahibi olabilecekleri hem aydınlatmak ve hem de tarihe not düşmek için bu yazıyı yazdım. Merhum Ortaylı hocamız samimi bir Müslümandı, fakat bunu birilerine göstermekten hassaten ictinab ederdi. Allah ile kul arasında olan ve başka kulların da haberdar olmasının gerekli olmadığı çok güzel hasletlere sahipti.
Fazla kişinin bilmediği, hocamızın hassasiyetini gösteren aşağıda anlatacağım olay ise ibretlik tarihi bir hadisedir. İlber hocamız 2005 yılında Topkapı Sarayı Müzesi müdürü tayin edildi ve bu görevde 2012 yılına kadar kaldı. Göreve geldiğinde ilginç bir âdet başlattı. Müdür tayin edildiği senenin Ramazan ayında Topkapı Sarayı’nda görev yapmış ağalar, cariyeler ve diğer hizmetliler için hatim okuttu. Hatim bittiğinde küçük bir katılımcı grubu ile duasını okuttu. Kasım 2005 tarihindeki hatim duasına davet edilen birkaç kişiden biri olan değerli dostum Murat Kargılı o gün yaşananları şöyle anlattı: “2005 Ramazan ayında [5 Ekim-2 Kasım] İlber Hoca beni aradı ve ‘Yarın (Salı) Hırka-i Saadet’i açacağız ve siz de gelir misiniz’ dedi. Ben de severek davete icabet ettim. Saat 11.00 gibi Topkapı Sarayı’na intikal ettim. Salavatlar eşliğinde Hırka-i Saadet açıldı. İlber hoca daha önceden destmâller hazırlatmıştı. Hırka-i Şerif’in açılması töreninden sonra Hocamız bana ‘Murat, akşam iftar yapacağız gelir misin’ dedi ve gelmem hususunda ısrarcı oldu. İftardan sonra Fatih Çollak Hoca bir aşir okudu. İlber Hoca aşir kıraatinden sonra elime ekte fotoğrafını yayınladığımız belgeyi verdi. Fatih Hoca, İlber hocanın listesini hazırladığı ağaların duasını yaptı. Duadan sonra İlber hocanın listesini aldım, hocaya imzalattırdım ve tarih attırdım. Hoca o sırada bana ‘Bu sarayın sahipleri sultanlar değildir, asıl sahipleri bunlardır, bunların adı sanı unutulmuştur ve bazılarının nesepleri kesilmiştir, kimseleri de yoktur' dedi'.
İlber Ortaylı hocamız müdür olduğunda başlattığı bu âdedi sonraki yıllarda da devam ettirdi. Her Cuma muhakkak ağalar ve cariyeler için hayır yapar, Kur’an okur ve okuturdu. 2005-2012 yılları arasında hiç ara vermeden Ramazan aylarında Topkapı Sarayı’nda ağalar, cariyeler, Enderun hizmetlileri ve diğer hizmetlilerin ruhu için hatim duası okuttu. Bunu özellikle Osmanlı teşrifatına uygun bir şekilde Hırka-i Saadet ziyaretlerinden sonra yaptırırdı. Hatim duasına davet edilenler arasında muhakkak Saray’ın o dönemdeki “çalışanları da” bulunurdu. Bu hadiseye şahit olanlardan biri de hocam Prof. Dr. Mehmet İpşirli’dir. İpşirli Hocamız şahit olduğu töreni şöyle anlattı: “İlber, Saray’a müdür tayin edildiğinde Ramazan ayında bir gün beni aradı. Akşam hatim duası yaptıracağını ve duayı da benim yapıp yapamayacağımı sordu. Ben de hukukumuza binaen kabul ettim. Akşam yaklaşık on kişinin katıldığı bir iftar yemeği verildi. Yemekten sonra bizzat İlber’in okutturduğu hatimin duasını okudum. Katılımcılar farklı meslek gruplarından idi. İlber, hatimi Saray’da hizmet etmiş ağalar, cariyeler ve diğer hizmetliler için yaptırdığını, çünkü bunların arkalarında kendilerine dua edecek ve Kur’an okuyacak kimselerin bulunmadığını söyledi. Duadan sonra tatlı bir sohbet oldu ve daha sonra dağıldık”.
Ekte bu hadiseye dair ilginç bir belge yayınlıyorum. Belgeyi değerli dostum Murat Kargılı gönderdi. Merhum Hocamız, Topkapı Sarayı Müzesi müdürü olduğu 2005 yılı Ramazan’ın da ağalar ve cariyeler için hatim indirttiği gibi kendisi de 50 Yasin-i Şerif adamış. Fotoğraftaki listeyi bizzat İlber Hocamız, Murat Bey’e bir hatıra olarak vermiş. Listede kimler için dua edildiği yazıyor. İlber hocamız bizzat kendisi “50 Yasin-i Şerif adadım” yazmış.
MİLLİ HEREDOT'UMUZU KAYBETTİK
İlber Ortaylı hocamız, kültürel alanda ülkemizin son 30 yılına damgasını vuran kişilerden biriydi. 1999’dan itibaren Osmanlı ile Türk toplumunun önemli bir kısmını tanıştırdı. Kendi geçmişi olmasına rağmen Osmanlı’ya olumsuz bakan kesimlerde bu negatif duyguyu kırdı. Osmanlı’ya olumlu bakan, ancak yeterince bilgi sahibi olmayan kesimlerin ise kendi geçmişi hakkında bilgilenmesini sağladı. Tarihe olan ilgi ve alakayı artırdı. Türkiye’de çok örneği olmayan Amerikalılar’ın ‘public intellectual’ dediği aydın tipiydi. Bu terim uzmanlık alanındaki bilgisiyle toplumsal, siyasi ve kültürel meselelerde halkı bilgilendiren, görüş bildiren ve kamuoyu oluşturan akademik veya entelektüel kişileri ifade eder. Yani toplumsal bir aydındı. Gerçek bir entelektüel olan İlber hocanın söylemleri ve fikirleri tartışıldı, ancak toplumun büyük bir kesimine kendine güven ve tarihi ile barışık olma fırsatı verdi. https://t.co/rMOIspQHlW
Neymiş; merhum İlber Ortaylı neden Fatih Camii Haziresi’ne defnediliyormuş?!
“Bir lafa bakarım laf mı diye, bir söyleyene bakarım adam mı diye”
Ne güzel bir söz…
İlber Ortaylı’nın ardından seviyesizce lakırdıyanları gördükçe, “Bi bitmediniz be!” diyesim geliyor.
Hastalıklı ideolojik hezeyanlarını ve içlerindeki Türk düşmanlığını bu kez de İlber hocanın vefatı üzerinden kusuyorlar.
Sizi gidi kılıç artıkları sizi..!
Salı dan Pazartesiye cevaben;
Muhteremin birisi demiş ki;
“Okullarımız STK görünümündeki çetelerin güdümünde. Okullarımıza değerler eğitimi adı altında ne idüğü belirsiz bir takım grup, cemiyet ve vakıflar sokuluyor.” söylemimiz üzerinden eleştiri getirmiş!
Öncelikle, herhangi bir STK’nın eğitimle ilgili, çocuklarımızın değerler eğitimiyle ilgili kaygılı ve gayretli olması pek tabii ki, yadırganamayacak ve hatta takdir edilecek bir gayrettir.
Ancak bu faaliyetler o kuruluşların kendi mecraları ve imkanlarıyla yürütülmelidir.
Pedagojik formasyonu olmayan, hatta bırakın fakülteyi önlisans mezunu dahi olmayan “Tipleri” okullarımıza sokup, çocuklarımızın genç dimağlarının emanet ediliyor olmasını eleştirmeyecek miyiz? Hele ki, bu ülkenin FETÖ gibi bir tecrübesi varken!
1 milyon 200 bin öğretmene sahip eğitim teşkilatımızın adeta bir zaafiyeti varmışçasına “Değerler eğitimi” hususunda dışarıdan “Hizmet satın almasına” razı mı gelelim?
Böylesi bir tutum ilk başta öğretmenlerimize hakaret değil midir?
Yine söylüyoruz, hep söyleyeceğiz: Çocuklarımızın değerler eğitimi konusunda meslektaşlarımızın, pedagojik birikimi, azmi ve gayreti yeterlidir. Öğrencilerimiz, ne idüğü belirsiz kişi ve grupların sosyal, siyasal ve ideolojik heveslerine emanet edilemez!
Zat-ı muhterem bir de “Kongrede, biz serbest kıyafet kararı aldığımızda sergilenen tutum gözden geçirilmiş olabilir mi? “ diye sormuş. Çalışanların serbest kıyafeti konusunda duruşu ve eylem kararı belli olan sendikamıza yöneltilen bu sorunun gerekçesi sanırım öğrencilerin serbest kıyafet hususudur.
Muhtereme hatırlatmak isterim ki, Milli Eğitim Bakanı Sayın Yusuf Tekin’in, bu öğretim yılı başında öğrencilerin serbest kıyafeti uygulamasını sonlandırırken kamuoyuna açıkladığı gerekçeleri tekrar okumasını isterim. Görecek ki, sayın Bakanın öne sürdüğü gerekçeler, Türk Eğitim Sen’in 2013 yılında kamuoyu ile paylaştığı tezlerinin neredeyse noktasına virgülüne dokunmadan aynı ifadelerdir.
Ne diyelim?
Bu zihniyete, Türk Eğitim-Sen’in sendikal karakterini anlayabilmesi için kırk fırın ekmek dahi yetmez…
HERKES HADDİNİ BİLECEK!
Van Başkale’de meslektaşımızın müfredata uygun şekilde yürüttüğü eğitim faaliyetini bölücü ideolojik sanrılarıyla linç etmeye kalkışanlara sözümüz: HADİ ORADAN!
Siz kimsiniz ki, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile güvence altına alınmış hakları ihtiva eden ve @tcmeb müfredatına uygun şekilde işlenen ders içeriği üzerinden öğretmenimize racon kesiyorsunuz?
Haddinizi bilin!
MEB, İçişleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı’na çağrıda bulunuyorum: Meslektaşımızı hedef gösteren bu cüretkarlık kabul edilemez.
Sendikal kamuflaj altında yürütülen bölücü heves ve saldırılara müsaade etmeyin.
Van valiliği ve il milli eğitim müdürlüğünden de beklentimiz; Anayasamız ve 1739 Sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nda ifadesini bulan amaçlar doğrultusunda çocuklarımıza eğitim hizmeti veren bu öğretmenimizi ödüllendirin. Ki, bundan sonra böylesi hadsizliklere kimse cüret edemesin.
@tcbestepe@tcmeb@TC_icisleri@adalet_bakanlik@tcvanvaliligi@VanilMem
“Tarlada izi olmayanın harmanda yüzü olmaz” diye çok güzel bir sözümüz var anlamak isteyene…
Dünü bilmeyenler
Sendika yasası için emek vermeyenler
Bol keseden atıyorlar.
Buyursunlar gelsinler.
Bu camia dualıdır.
Bu yol kutludur.
İnandığımız yolda
Hiç durmadan yürüyeceğimizden hiç kimsenin şüphesi olmasın.
Kimse de bize ayar vermeye kalkmasın.
….
En sonunda düşünüyorum da:
İyiki Türkiye Kamu Sen var.
İyi ki ilk günden beri Kamu-senliyim..
#KamuSenMemurunTeminatıdır
@OnderKahveci@turksagliksengm@Kamu_Sen@yucelkazancoglu@TalipGeylan06@TurkesGuney
Birileri çıkmış diyor ki; Kamusen üyelerinin talebini dikkate almadı.
Hadi oradan…
Tüm teşkilatımız ile birlikte,7/24 üyelerimiz ile iletişim halindeyiz. Onların talepleri ve genel merkezimize verdikleri yetki ile onlar adına,onlar için karar veriyor ve mücadele ediyoruz.
Ama bizim eskimiz olma şerefini gittikleri yerin yenisi olmaktan daha kıymetli görenler ise kasıt, onlar kumda oynamaya devam etsinler.
Türkiye Kamu-Sen en ücra köşede ki üyesinden genel başkanına kadar birdir beraberdir.
#KamuSenMemurunTeminatıdır
@OnderKahveci@Kamu_Sen@TurkesGuney@yucelkazancoglu@TalipGeylan06