Bizzat kendisinin “ Kürt anasını görmesin, ama demokrasi için öldüğünü ve öldürdüğünü sansın” diye tarif ettiği ve hiç bir millete uygulanamayacak kadar zor, absürd, derin ve baştan sona şiddet ve ölüm öngören bir görevin, bir misyonun başındaydı!
Türkiye’nin Kürt paranoyası o kadar derin ve korkusu o kadar büyüktü ki, bu misyonunu gizlemedi, inkar etmedi, övünüp durdukça ve kendini ifşa ettikçe kıymeti daha da arttı.
Çünkü eylemlerinin , Türkiye’nin kolektif korku ve paranoyalarına ne kadar iyi geldiğinin farkındaydı.
Bir zamanlar gerekli gör��len bir ispata, Kürtler’in Yahudiliği ispatına ciltler dolusu kitap yazdı, ama söylenenin aksine ne sosyalist düşünce ve hareketlere ne Türkiye düşünce tarihine katkısı oldu; o bir ittihatçı, bir jakobendi, ve her ittihatçı gibi hayatını darbe yapmaya adamıştı, hayatının en hüzünlü safhası muhtemelen Ergenekon darbe kalkışmasında başarısızlığa uğranılmış olmasıydı; buna rağmen İslamcısından, Kürdüne herkesin kıymet biçtiği, kendinden bir şey bulduğu bir Yalçın Küçük olmayı başarmak, hiç bir İttihatçı’ya nasip olmadı diye de hakkını teslim etmek gerekir!
Küçük’ün misyonunun başladığı geçen yüzyıldan bu yana Türkiye’nin Kürt meselesini anlama ve çözüm geliştirme paradigmasında esastan bir değişim olmaması Yalçın Küçük ve mesai arkadaşlarının görevlerini ifa etmelerini oldukça kolaylaştırıyordu.
Yalçın Küçük’ün peşinden koştuğu “çözüm modeli” hala rafa kaldırılmış değil; egemen ideolojinin ve varyantlarının temel ortaklaşma alanı hala o anlayış.
Ortaklaşma zayıflamıyor, giderek derinleşiyor.
Yalçın Hoca’nın vefatı bu derinleşmenin ne kadar büyüdüğünü yeniden göstermiş oldu.
Darbeci diye içeriye attıranlar, ‘ışıklar içinde yatsın’ temennisinde bulunuyor, Yalçın Küçük’te, şimdilerde çok ihtiyaç duyulan İsrail düşmanlığını yeniden keşfediyor; Kürt meselesi uzmanları hiç bir şey olmamış gibi ardından hüzün dolu yazılar yazıyor!
Kürt meselesi 21. Yüzyılda bambaşka dinamiklerle buluşmuş ve çerçeve çok genişlemişken dahi, ‘Kürd’ü Kürd’e karşı kullanmak fikri’ tarihe karışmış ve yerine ‘Kürd’le beraber, yanyana ve eşitlik içinde yaşamak fikri’ ikame edilmiş değil!
Üstelik bu paradigma, 20. Yüzyıldan kalma alışkanlıklar, düşünceler ve eskide ısrar olarak Kürtler arasında hala hatırı sayılır bir desteğe sahip, bu destek ve bu paradigma bu can suyu olmasa, bugün Yalçın Küçük’ün ardından kim bilir neler okuyacak ve ne ifşalarla karşı karşıya kalacaktık.
Hoca’nın vefatıyla başlayan tartışma soğukkanlılıkla yürütülebilirse, Türkiye’nin Kürt meselesindeki değişim kabiliyetini ölçebilmek açısından fayda sağlayabilir, troller hariç tutularak tabi!
Soru : Trump neden şimdi çıkıp “İranlı protestoculara Kürtler üzerinden silah gönderdik” gibi bir ifade kullanıyor? Bu sözün asıl hedefi nedir?
El cevap:
Öncelikle İran–ABD savaşına dair kısa değerlendirme yapalım : Trump’ın “Kürtlere silah gönderdik” çıkışı rastgele söylenmiş bir laf değildir. Bugün sahada yalnızca savaş yok; savaşın üstünde bir de yoğun arabuluculuk ve yönlendirme trafiği var. Gelen haberlere göre Mısır, Türkiye ve Pakistan son günlerde en görünür arabulucu kanallardan bazıları hâline gelmiş!; aynı anda 45 günlük ateşkes için bir diplomasi arayışı da konuşuluyor. Britanya da (statükonun hamisi ,abisi)Hürmüz başlığında geniş bir diplomatik hat kuruyor. Buna karşılık Arap medyası ’nin aktardı��ına göre Suudi Arabistan, BAE, Kuveyt ve Bahreyn gibi bazı Körfez devletleri baskının gevşemesini değil, İran’ın daha sert biçimde sıkıştırılmasını istiyor. Trump ise tam bu karmaşık vasatta hem İran’a hem de “bize biraz mühlet verin, Tahran’ı sizin istediğiniz çizgiye müzakereyle çekeriz” diyen çevrelere sabırsızca bir ihtar gönderiyor: İran istenen noktaya gelmezse bu savaşı yalnız mevcut cephede tutmam, başka bir seviyeye taşırım. Kürt kartını ağzına almasının manası da budur. Yani burada ilan edilen şey yeni bir stratejik plan kurarım diyerek ; müzakereyi sertleştirmek, tehdidi büyütmek ve statükonun dağılmasından korkan aktörlere “İran’ı istediğim hatta çekin, yoksa ben bölgenin fay hatlarını da açarım” diye gözdağı vermektir. Trump’ın sık sık bir yandan anlaşmanın mümkün olduğunu söyleyip öbür yandan daha büyük tırmandırma tehdidi savurması da zaten bu pazarlığın sertleştiğini gösteriyor. Benim kanaatimce Washington şu aşamada bölgeyi baştan kurmaktan çok, İran’ı kendi şartlarına yaklaştırmak için savaşi yükseltme ihtimalini ve çevre kartlarını bir baskı aleti gibi kullanıyor. Statükoculara sabırsızlığını gösteriyor
Not: Ayrıca Kürtlerin kendine göre silahları var zaten, acaba Trump ne tür silahlardan bahsediyor..?
Bir Yalçın Küçük Hatırlatması
Yalçın Küçük, Kürtlerin ve Türkiye’nin yakın tarihinde önemli bir figürdür. Kemalist, Ergenekoncu, solcu ya da Marksist tanımları onu tam açıklamaz. O, öncelikle bir “Türkiye fedaisi”dir. Tek amacı Türkiye’nin bekasıdır. Kürtlerle ilişkisi de bu temele dayanır: Kürtleri Türkiye’nin varlığı için kullanılabilir bir güç olarak tutmak.
Yalçın Küçük, 1938 Hatay doğumlu, yarı Türkmen yarı Kafkas asıllı yazar, tarihçi ve siyasetçidir. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni birincilikle bitirmiş, 30’a yakın kitap yazmış, ansiklopedi çıkarmıştır. Yale ve Birmingham üniversitelerinde eğitim görmüş, Türkçe, İngilizce, Fransızca, Rusça, İbranice’nin yanı sıra Kürtçenin Kurmanci ve Sorani lehçeleri ile Farsça da bilmektedir.
Türkiye’de sol düşüncenin ve Marksizmin önde gelen isimlerinden biri olarak uzun yıllar gazete, dergi ve televizyon programlarıyla büyük düşünsel otorite olmuştur. Derin devlet, ordu ve istihbaratın sol çevreleri yönlendirmede kullandığı önemli figürlerden kabul edilir. AKP döneminde güç kaybetmiş, Ergenekon davasında tutuklanmış, sonra beraat etmiştir.
Yalçın Küçük’ün Öcalan’la yakınlığı bireysel bir tercih değil, Türk devleti ile Öcalan arasında köprü görevi üstlenmek üzere planlanmış stratejik bir ilişkidir. 1993-1996 yılları arasında Şam’ı ikinci evi yaptı. Öcalan ona “Hocam”, Küçük ise Öcalan’a “Sayın Başkan, Apo kardeşim, sevgili başkanım” diye hitap ediyordu. Bu dönemde PKK’nin TV ve medya organlarında ideolojik çizgiyi belirleyen bir “APO’cu militan” gibi görünüyordu.
Küçük, Öcalan’ı Kürtlerin tartışmasız tek önderi hâline getirmek için 1993’te yaptığı röportajları Dirilişin Öyküsü adlı kitapta topladı. Kitap, o dönemde birçok yayının yasaklandığı ortamda sorunsuzca basıldı ve satıldı. Öcalan’a ruhani ve insanüstü özellikler yüklenerek efsaneleştirildi: çocukluğu, annesiyle ilişkisi, namaz kılışı gibi detaylar doğaüstü bir üslupla anlatıldı.
Küçük övgülerinde ileri giderek şöyle diyordu:
“Harran’ın altından kanallar açılıyor, üstü yeşerecek. Bu güzel ama PKK ve özellikle lideri Apo, Kürt insanının başında gül bahçesi açtırıyor.”
1994-95 yılbaşı gecesi Şam’daki Mazlum Doğan Parti Merkezi’nde ilginç bir tiyatro sahnelendi. Yalçın Küçük, Bilge Su Erensu, Abdulkadir Konuk ve Ali Haydar Cilasun sahnedeydi. Öcalan kendini, Erensu Tansu Çiller’i, diğerleri halkı ve aydınları canlandırdı. Oyunda Öcalan, Çiller’i yeniyordu.
Bu gösteri, görünürde “Kürt-Türk kardeşliği” mesajı verse de aslında Kürtlerin Türkiye’ye hizmet edecek şekilde yönlendirilmesinin bir parçasıydı. Aynı dönemde Kuzey Kürdistan’da köyler boşaltılıyor, Botan başta olmak üzere faili meçhuller artıyor, büyük bir toplumsal ve kültürel yıkım yaşanıyordu.
1994-95 y��llarında Yalçın Küçük’ün gözetiminde PKK önemli değişiklikler yaşadı. 1995 kongresinin belgelerini Küçük hazırladı. PKK bayrak değiştirdi, “sosyal devrim” kavramını öne çıkardı. Böylece Kürt meselesi ulusal kimlik ve kendi kaderini tayin hakkından uzaklaştırılarak sosyal ve kültürel sorunlara indirgendi.
Ayrıca Barzani ve KDP düşmanlığını sistematik hâle getirdi. Barzani ailesinin “Yahudi” olduğu ve kurulacak bir Kürdistan’ın “ikinci İsrail” olacağı iddialarını ilk dile getirenlerden biriydi. Kendi ifadeleriyle:
“Bence Öcalan terörist değildir ama Barzani teröristtir… Bizim Kürtlerimizi Barzani’ye saldırtalım… Tek Türk kalsam yine de silah alır Barzani’ye karşı savaşırım.”
Bu söylemler hâlâ PKK tarafından kullanılmaktadır. 1995’te bu doğrultuda Güney Kürdistan’a karşı “ikinci 15 Ağustos hamlesi” gerçekleştirildi.
Yalçın Küçük, PKK’yi “Kürdistani” çizgiden uzaklaştırıp Türkiye devletinin istediği çizgide tutma stratejisinde kilit rol oynamıştır. Makaleleri ve görüşleri, Öcalan’ın 1999 İmralı savunmalarıyla büyük benzerlik gösterir. Bugün Kuzey Kürdistan’daki kültürel ve toplumsal yıkıma bakıldığında, bu stratejinin sonuçları daha net görülmektedir.
Darka Mazi’den kısaltılarak alınmıştır.
Komutlara geçmeden önce, tüm en iyi yapay zeka araçlarına tek bir yerden erişebileceğiniz platformu paylaşmak istiyorum.
- GPT-5.4
- GPT-5.3 Codex
- Claude Sonnet 4.5
- Claude Opus 4.6
- GPT-5.3 Instant
- Kling 2.6
- Gemini 3 Pro
- Nano Banana 2
- Nano Banana Pro
- Grok 4.1 Fast
- GLM 5
- Deepseek V3.2
- Deepseek R1 0528
- Qwen3 Max
- Kimi K2.5
- Llama4 Maverick
- Perplexity Pro
- SearchLLM
Sadece 10$. #isbirliği
Şimdi göz atın: https://t.co/RLbdfhvmGz
Prof. Dr. İlber Ortaylı'nın tavsiye ettiği 25 kitap:
- Osmanlı İmparatorluğu - Halil İnalcık
- Doğu-Batı Divanı - Goethe
- Hafız Divanı - Hafız-ı Şirazi
- İnce Memed I-IV - Yaşar Kemal
- Fuzuli Divanı - Fuzuli
- Timurlenk - Beatrice Forbes Manz
- İslam Uygarlıkları Tarihi - Corci Zeydan
- Bir Orta Doğu Tarihçisinin Notları - Bernard Lewis
- Savaş ve Barış - L. N. Tolstoy
- Kral Lear - William Shakespeare
- Yüzbaşının Kızı - Aleksandr Sergeyeviç Puşkin
- Savaş Günlükleri 1939-1943 - Kont Galeazzo Ciano
- Vanya Dayı - Anton Çehov
- Madam Bovary - Gustave Flaubert
- Semerkant - Amin Maalouf
- Puslu Kıtalar Atlası - İhsan Oktay Anar
- Milli Mücadele Başlarken - M. Tayyib Gökbilgin
- Suyu Arayan Adam - Şevket Süreyya Aydemir
- Yeniçeriler - Reşad Ekrem Koçu
- Yavuz Sultan Selim - Feridun M. Emecen
- Devlet-i Aliyye - Halil İnalcık
- Sultan Alp Arslan - Cihan Piyadeoğlu
- Bostan - Sadi Şirazi
- Karamazov Kardeşler - Fyodor Dostoyevski
- Kambur - Şule Gürbüz
🚨Zengin olmak istiyorsan SAKIN GEÇME!
Çoğu insanın asla bilmediği bir sır var
Oyun teorisi.
Başarılı insanlar bu yüzden kazanıyor.
Diğerleri hayat boyu ortalama kalıyor.
Biliyorum…
1 saat ayırmak istemiyorsun.
Ama en azından kaydet.
Bir gün boş zamanında izlersin.
İzledikten sonra bana teşekkür edeceksin.
İRAN KÜRTLERİ konusuna geçmişte yaptığım küçük bir katkıyı anımsatayım: Özgürüz Radyo'nun aşağıdaki linkinde Şeyh Ubeydullah İsyanı’ndan Mahabad Cumhuriyeti’ne başlığını ararsanız, karşınıza çıkacak podcast'te özet bilgi bulabilirsiniz.
Tanıtım cümlesi şöyleydi: "1880 yılında hem Osmanlı Devleti’ni hem İran’daki Kaçar Devleti’ni hedef alan Hakkâri-Şemdinanlı Şeyh Ubeydullah İsyanı, İran Kürt etnik kimliğinin siyasallaşma evresine geçişin başlangıcı oldu. 1918 sonrasında, Şikaklardan İsmail Ağa Simko’nun Kürt ve Azeri bölgelerindeki egemenliği, Kürt siyasi bilincinde önemli bir sıçramaya olanak sağladı. 1946’da Mahabad Kürt Cumhuriyeti’nin kurulması siyasi mücadelenin kazanıldığını düşündürdü, ancak bu mutlu dönem çok sürmedi."
https://t.co/Duh8ZHuSFG
ARAPLAR BİZİ NEDEN SATTI DİYENLER BU TÜFEĞE İYİ BAKSINLAR!..
Londra'daki Kraliyet Savaş Müzesi'nde Imperial War Museum sergilenen silahlardan biri, üzerindeki irili ufaklı çok sayıda çentik nedeniyle, ziyaretçilerin hemen dikkatini çeker.
‘Bir yüzyıldır Tanrı dahil kimsenin uğramadığı o dağlarda’ yaşayan bir halkın ‘Yüzyıllık Yalnızlığını ‘ yazmış Nurcan Baysal.
Kadim bir halka kendi hafızasını bile unutturan bir tarihin sonu yaşanırken, o halka sadece seyirci olmasını tavsiye etmek ahlaki bir sorundur!
AZERBAYCAN/İSRAİL
Azerbaycan/İsrail ilişkilerini,İran/Amerika-İsrail savaşı üzerinden değerlendirmek eksik ve yanlış olur
Azerbaycan-İsrail ittifakının 30 küsür senelik geçmişi var
Özal,Gorbaçov’la uzlaşarak Rus yanlısı Azerbaycan Cumhurbaşkanı Ayaz Mutallibov’u devirip yerine
Ebulfez Elçibey’i getirdi
Ebulfez Elçibey,ilk iş olarak Azerbaycan’daki Rus askeri üssünü kapattı ve İngiltere ile yapılan ve Azerbaycan menfaatlerini gözetmeyen petrol anlaşmasını iptal edip yeni bir anlaşma yaptı
Bu iki olaydan sonra Ebulfez Elçibey askeri bir kalkışma sonucu görevi bırakıp Nahçıvan’a yerleşti ve Haydar Aliyev Nahçıvan’dan Bakü’ye gelip kalkışmayı bastırdı,Ebulfez Elçibey’in yerine geçti ve Ebulfez Elçibey bir daha Bakü’ye dönemedi
BURAYI DİKKATLE OKUMANIZI İSTİYORUM:
Haydar Aliyev,Cumhurbaşkanlığı seçimini ilan etti. Anavatan Partisi adına ben ve diğer partilerden 4 parti temsilcisi ile beraber gözlemci olarak Azerbaycan’a gittik
Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev,ertesi gün diğer ülkelerden gelen gözlemciler ve basına bir yemek verdi
Haydar Aliyev,yemekte uzun bir konuşma yaptı. Konuşmanın bir yerinde “Maalesef kardeş ülke Türkiye bana bir darbe/Suikast düzenledi” deyince ortalık buz kesti. Hepimiz şaşırdık ve tüm yabancı heyet,basının bize döndü. Ne diyeceğimizi şaşırdık. Yanımda daha sonra Ak Partide Bakanlık da yapan Zeki Ergezen oturuyordu. Ben buna itiraz edeceğim deyince bizim heyet tedirgin oldu. Elimi kaldırdım izin istemeden “Sayın Başkan Türkiye size darbe/suikast düzenlemez” dedim,Haydar Bey birini çağırdı bir şey söyledi ve o kişi bana gelip “Başkan toplantıdan sonra makamında sizi çay içmeye davet ediyor” deyince tamam dedim
Toplantı bitti,Haydar Bey beni makamına davet etti,çay söyledi
Siz çok gençsiniz ve rahmetli Özal’a çok yakın birisiniz. Evet dedim. Haydar Bey: “Özal beni sevmezdi,şimdiki Genel Başkanınız Mesut Bey de beni sevmez” dedi
Sayın Cumhurbaşkanım,olur mu öyle şey? Özal sağ olsaydı bugün de size destek verirdi Mesut Bey de hep sizin tecrübenizden saygı ile söz eder. Biz kardeşiz,aramızda böyle bir şey olamaz
Haydar Bey:”Siz rahatsız oldunuz ama Türkiye bana suikast düzenleyip darbe yapmak istedi. Süleyman Bey (Demirel) bunu biliyor” Sayın Cumhurbaşkanım biz ilk defa duyduk ve Türkiye’de hiç duyulmadı
Haydar Bey önüme 60 kişilik bir liste koydu ve “Bak bakalım içinde tanıdıklarınız var mı”? Listeye baktım,evet içinde tanıdıklarım var,kamuda görevliler. Bazıları da başka ülke pasaportları ile Avrupa’da yaşıyorlar diye biliyorum. Haydar Bey:”Bunlardan 7’si elimizde konuşmak ister misin?”Hayır,konuşacak bir şeyim yok,size inanıyorum tabi
Sayın Cumhurbaşkanım,Türkiye yaptı derseniz bu bizi üzer,izah edemeyiz. Haydar Bey:” Tamam yarın kahvaltılı toplantıda bunu biraz düzeltirim. Bu listeyi Süleyman Beye Mesut Beye de vermenizi rica ediyorum” tabii ki vereceğim dedim
Ertesi gün kahvaltıda Haydar Bey:”Türkiye’den gelen gardaşlarımla konuştum,onlar da üzüldü. Tabii ki devlet olarak Türkiye darbe girişimde bulunmadı,yabancı pasaportlu bazı Türk vatandaşları yaptı” diye bir açıklık getirdi
O günden sonra Haydar Aliyev asla Türkiye’ye güvenmedi ve hep mesafeli oldu. İlişkilerini Süleyman Beyle sürdürdü. Bu durum (herhalde vasiyet olarak) Cumhurbaşkanı İlham Aliyev döneminde de devam ediyor
Velhasıl o günden bugüne,Azerbaycan yönünü İsrail’e çevirdi ve ittifak halindeler. Ebulfez Elçibey’in iptal ettiği İngiltere petrol anlaşmasını da yeniledi
Cumhurbaşkanı İlham Aliyev,İsrail-İngiltere ile ittifakı da yeterli görmemiş olsa gerek ki,Amerika ile de müthiş bir ittifak kurdu
Yani demem o ki: Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev,İran’ın Nahçıvan’a attığı kamikaze dronlardan sonra İsrail ile ittifak kurmadı. Bu ittifak 30 küsür senelik ittifak ve şimdi bir de Amerika var
Birçok şeyi de yazmak istemiyorum. Devletin gizli kalması gereken bilgi/belgeleri. Konu ile ilgisi olanlar beni anlıyordur. Aliyev ailesine kızmayınız. Biz Azerbaycan’ı yeni kaybetmedik,hatayı kendimizde de aramalıyız
Kürt Kumarı: ABD Destekli Bir İsyan Neden İran İçin Bir “Hediye” Olabilir
1945
Michael Rubin tarafından
5 Mart 2026
https://t.co/GHnB77VA0C
Başkan Donald Trump’ın, bildirildiğine göre Merkezi İstihbarat Teşkilatı’nın (CIA) teşvikiyle Kürtleri kullanarak İran’da bir isyan başlatma fikri, hem İran’da herhangi bir rejim değişikliği hedefi açısından hem de Kürtlerin kendileri açısından büyük bir hata olacaktır.
İran—ya da Batılıların 1935’ten önce dediği gibi Persya—yüzyıllar boyunca, farklı hanedanlıklar arasında ve kırılgan sınırlara rağmen neredeyse kesintisiz bir tarihe sahip olsa da, İranlılar ülkeyi parçalama girişimlerine karşı son derece kuşkucu olmaya devam etmektedir. Dış güçler çoğu zaman yerel ileri gelenlerle geçici ortaklıklar kurar.
19. yüzyılın sonlarında İngiliz yetkililer, Rusya’yı geride bırakmak ve Hindistan’ı savunmak amacıyla ayrı bir devlet kurmak için İsfahan valisi ve Nasırüddin Şah’ın (1848–1896) en büyük oğlu olan Zill as-Sultan’ı (1874–1907) kullanmayı düşündüler. Sonunda İngiliz ve Rus imparatorlukları Persya’yı etki alanlarına böldü; bu durum tam bir sömürgeleştirmeden kısa kalan bir aşağılanmaydı.
I. Dünya Savaşı’ndan kısa bir süre sonra, bugünkü Hürremşehr’de bulunan Arap aşiret lideri Şeyh Hazal, başlangıçta İngiliz desteğiyle kendi emirliğini kurmaya çalıştı. Ancak sonunda, 1979’da devrilen şahın babası olan Rıza Han Persya’nın çevre bölgelerinde kontrolü sağlamlaştırdığında, İngilizler desteklerini yeniden Tahran’a kaydırdı.
Bu, özellikle mevcut veliaht prens Rıza Pehlevi’nin merkeziyetçilik sözü verdiği ve İranlı Kürtleri eleştirip kınadığı bir dönemde Kürtlerin içselleştirmesi gereken bir derstir.
II. Dünya Savaşı’ndan sonra Sovyetler Birliği İran’daki Azerbaycan ayrılıkçılığını destekledi ve başlangıçta güçlerini geri çekmeyi reddederek Soğuk Savaş’ın ilk krizini tetikledi.
Sovyetler ayrıca, günümüzde Kürdistan Demokrat Partisi lideri Mesud Barzani’nin babası Molla Mustafa’nın önemli ölçüde rol aldığı ayrılıkçı bir devlet olan Mahabad Cumhuriyeti’ni de destekledi.
Irak Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin 1980’de İran’ı işgal ettiğinde savaş hedefi, Hürremşehr’in bulunduğu petrol zengini Huzistan eyaletini “Arapları kurtarmak” adına ilhak etmekti.
Saddam’ın işgali İslam Cumhuriyeti’ni yok etmek yerine onu kurtardı; çünkü devrim lideri Ayetullah Ruhullah Humeyni’nin İranlıları bayrak etrafında toplamasına ve kendisini dini bir despot olarak değil, ülkenin ihtiyaç anında onu savunabilen milliyetçi bir kahraman olarak göstermesine imkân verdi.
Kürt merkezli bir işgal ve isyan, merhum Yüce Lider Ali Hamaney’in ABD ve İsrail’in rejimi değiştirmek değil İran’ı yok etmek istediğine dair tüm söylemini doğrulamış olacaktır.
Elbette bu Washington’ın amacı değildir; bu yüzden Kürtlerin son derece dikkatli olması gerekir. İran rejimi geleneksel olarak İran Kürdistanı’na Azeri etnik kökenli birliklerden oluşan Devrim Muhafızları birlikleri gönderir; çünkü Azeriler Kürtleri öldürmeyi yalnızca bir iş değil aynı zamanda bir zevk olarak görürler. ABD’nin 1991’deki Çöl Fırtınası Operasyonu’ndan sonra Iraklı Kürtlerle kurduğu ortaklık başarılı olmuştu, ancak Türkiye’nin uçuşa yasak bölgeyi destekleme isteği bunu mümkün kılmıştı.
Ancak bugün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Kürtleri güçlendirmeyi değil ezmeyi amaçlamakta ve yalnızca güvenli bölge fikrini değil, ABD uçuşlarına izin verilmesini bile reddetmektedir. Eğer Kürtler İran’a girerse bunu kendi büyük riskleri altında yapmış olurlar.
Kürtler rejimi sona erdirmeyi başarır ve daha ılımlı yeni bir İran ortaya çıkarsa, Kürtlere ihanet etmek için sıranın en önünde ABD olacaktır.
Sonuçta Washington tüm İran ile yalnızca on milyon İranlı Kürt arasında seçim yapmak zorunda kalırsa, tüm İran’ı seçecek ve Trump’ın şu anda desteklediği Kürtleri yüzüstü bırakacaktır.
İranlı Kürtlerin bunun örneğini görmek için Suriye’ye bakmaları yeterlidir; burada Trump ve temsilcisi Tom Barrack, Erdoğan’ı memnun etmek için Suriye’nin en demokratik, en ılımlı ve en işlevsel bölgesi olan Rojava’ya seve seve ihanet etmiştir.
Trump ayrıca Iraklı Kürtlere de mutlaka güvenmemelidir. Hem Bafel Talabani’nin Kürdistan Yurtseverler Birliği hem de Mesud Barzani’nin Kürdistan Demokrat Partisi, İran İslam Cumhuriyeti’nin petrol ve diğer malzemeleri sınırlarından geçirip daha geniş pazarlara kaçırmasına yardım ederek milyarlarca dolar kazanmaktadır.
İran rejimi düşerse bu para da ortadan kaybolacaktır.
Eğer İranlı Kürtler ilerlemeye karar verirlerse, Rojava felaketinin tekrarını önlemek için bazı taleplerde bulunmalıdırlar. Öncelikle ABD, Kürdistan İşçi Partisi’ni (PKK) terör listesinden çıkarmalıdır. PKK hiçbir zaman Amerika Birleşik Devletleri’ne saldırmamıştır.
Başkan Bill Clinton’ın yönetimi, PKK’nın isyanı başladıktan on yıldan fazla süre sonra ve hatta Türkler bir helikopter satışını sonuçlandırmak için onunla müzakere etmeye başladıktan sonra PKK’yı terör örgütü olarak tanımladı.
ABD, IŞİD’i yenmek için PKK bağlantılı gruplarla yan yana çalıştı, ancak daha sonra Türkiye’nin PKK’nın terör örgütü olduğu iddiasını Washington’ın ihanetini gerekçelendirmek için kullandı. Dışişleri Bakanı Marco Rubio terör tanımını kaldırmak isterse bunu bugün yapabilir. Kürtler ayrıca Abdullah Öcalan’ın hapisten serbest bırakılmasını da talep etmelidir. O Kürtlerin Nelson Mandela’sıdır; Erdoğan ondan korkar çünkü Kürtler onun etrafında birleşecektir.
Türkiye ve Türkiye Kürdistanı’ndaki İncirlik ve Diyarbakır’dan işletilen bir uçuşa yasak bölge olmadığı takdirde, ABD Erbil’den işletilen bir tane kurmalıdır. Barzani buna direnebilir, ancak Kürt hareketi hiçbir zaman yalnızca onun aşiretiyle ilgili olmamıştır; bu onun “borcunu ödeme” yolu olmalıdır.
Kürtler bağımsızlık isteyebilir, ancak bunun İran’da mümkün olması pek olası değildir. Kürt liderler nihai hedeflerini dile getirmelidir: federalizm ve anlamlı yerel yönetim; böylece Kürt hakları ile İran’ın özgürlüğünün birbirini dışladığına yanlış şekilde inanan diğer İranlıların endişeleri giderilebilir.
Trump bir anlaşma yapmadan önce gerilimi yükseltmeyi sever. Kürtler geçmişteki hatalarını tekrarlamak yerine pazarlık fırsatlarının şimdi olduğunu anlamalıdır; kimseye güvenmemelidirler.
İran başladı.
Kürd düşmanları işini bilir ve bizzat Kürdler arasında iyi çalışıyor, kötü biçimde öğrendik.
Ama bir de Türkleşmiş antik Kürd Vatanı Azerbayjan var.
Üstelik ezici çoğunluğun asimile Kürd olduğunu öğrenmek isteyenlere bunu okumak bile yeter.👇
https://t.co/sUUrXws4vu
Neden tedirginim biliyor musunuz?
Çünkü mesele bugünün siyaseti değil, bir asırlık hafıza.
1916’da #Sykes-Picot Anlaşması ile bölge masa başında paylaşıldı.
Milletler iradesi değil, büyük güçlerin çıkarı esas alındı.
1923’te #Lozan Antlaşması ile yeni bir düzen kuruldu ama Kürtlerin siyasi statüsü yine uluslararası pazarlık masasında kayboldu.
1945–46 sonrası kurulan yeni dünya düzeninde de küçük halkların kaderi büyük güç dengelerine bağlandı.
1975’lerde Irak İran Cezayir Antlaşması ise Henry #Kissinger döneminde yaşanan Irak-Kürt dosyası, çıkar değişince desteğin de bir gecede çekilebildiğini gösterdi.
2017’deki Kürdistan #Referandumu sürecinde bunu açıkça gördüm.
O gün Batı’nın demokrasi ve söylemiyle sahadaki tutumu arasında büyük bir uçurum vardı.
O günden beri onlara karşı hep ihtiyatlıyım
Yani tarih boyunca tablo şu oldu:
Büyük güçler önce destek verdi, sonra dengeler değişince geri çekildi.
Biz de her seferinde “bu kez farklı olabilir” dedik.
#Suriye’de ise tablo daha da netleşti. Seküler, Batı’yla uyumlu Kürt aktörler yerine, radikal İslamcı unsurlarla dengeler kurmayı tercih ettiler.
Bu bir “geri çekilme” değil, bilinçli bir tercihti.
Şimdi İran konuşulurken Batı çevrelerinde öne çıkarılan isim Reza Pahlavi olunca, insan ister istemez geçmişi hatırlıyor.
Sorun şu:
Eğer tarih sürekli aynı modeli gösteriyorsa, temkin bir paranoya değil; tarih bilincidir.
Eskiden “maziydi” diyorduk. Ama bugün de tercihlerin değer değil çıkar merkezli şekillendiğini görünce, güven kolay inşa edilmiyor.
Uluslararası sistemde değerler değil, güç ve çıkar konuşur derler.
Ben buna artık teorik olarak değil, tecrübeyle inanıyorum…
🚨İmara Açılması Muhtemel Yerleri E-DEVLET’den nasıl bulabilirsin?
Artık yatırım yapmadan önce bölgenin:
• Konut mu?
• Ticaret mi?
• Sanayi mi?
• Tarımsal alan mı?
• Büyüme bölgesi mi?
olduğunu harita üzerinden görebiliyorsunuz.
📍 Renklerin Anlamı:
🟫 Kahverengi → İmarlı konut alanı
🟨 Sarı → Yerleşim büyüme alanı
⬜ Beyaz → Tarımsal vasıf
🟥 Kırmızı → Ticaret alanı
🟪 Mor → Sanayi bölgesi
📌 Nasıl Bakılır?
1️⃣ E-Devlet’e giriş yap
2️⃣ Arama kısmına “TUCBS” yaz
3️⃣ Türkiye Ulusal Coğrafi Bilgi Platformu’na gir
4️⃣ Şehir seç
5️⃣ Arazi kullanım katmanını aç
Anadolu topraklarından kaçırılarak milyar dolarlar kazanılan bir bakterinin öyküsü: Streptomyces roseosporus
Bakteri 1980 li yıllarda Ağrı Dağı eteklerinden alınan toprak örneklerinde bulundu. Kim tarafından bilinmeden bakteri ABD ye götürüldü.
Trump, müzakerelerin başlangıcından bu yana bugün açık bir şekilde ilk kez “İran’la müzakerelerden memnun değilim” dedi. Bu durum artık bundan böyle müzakerelerin kayda değer bir sonuç vermeyebileceğine ve Trump’ın savaşa karar verdiğine yönelik önemli bir işaret gibi duruyor…