Güzel özet olmuş. Devlet politikası netleşince yapımcılar da biryere oturtabilir belki. Aile konusu daha bugün 10 yıllık geçmişle net biçimde tartışıldı ve icraatlar kitaba taşındı. İndexte yapay zeka yoktu. Dijital dönüşüm ve dijital okuryazarlık vardı. Demekki 10 yılımız var.
Türk Dizilerinde Yapay Zekâ Yanlış Yerde mi?
Yapay zekâ artık yalnızca dizi ve filmlerin yapımında kullanılmıyor; senaryonun, karakterlerin ve gündelik hayatın merkezine de yerleştiriliyor
Farkında mısınız bilmiyorum; son zamanlarda izlediğimiz Türk dizi ve filmlerinde tekrar eden yeni bir sahneyle karşı karşıyayız.
Karakter telefonunu eline alıyor ve yapay zekâyla konuşmaya başlıyor. Ona bugün ne yapacağını, nereye gideceğini, nerede yemek yiyeceğini soruyor. Günlük programını onunla hazırlıyor, yaşadığı olayları onun cevapları üzerinden değerlendiriyor; kimi zaman sırrını, korkusunu ve yalnızlığını onunla paylaşıyor.
Aslında bunda şaşılacak bir taraf yok.
Yapay zekâ bugün hayatın hemen her alanında karşımıza çıkıyor. Haberleri okurken, internette arama yaparken, sosyal medyada gezinirken, alışveriş yaparken ve dijital platformlarda içerik izlerken yapay zekâ sistemleriyle karşılaşıyoruz. Bazen doğrudan bizimle konuşuyor, bazen de hangi haberi, videoyu veya filmi göreceğimizi belirleyen algoritmaların içinde çalışıyor.
Dolayısıyla yapay zekânın dizilerin ve filmlerin içine girmesi de kaçınılmazdı.
Bugün Türk dizi ve sinema sektörü yapay zekâyı bir taraftan sahne, görüntü, ses, kurgu, görsel efekt ve dijital oyuncu üretiminde kullanıyor; diğer taraftan doğrudan hikâyenin içine yerleştiriyor. Yapay zekâ hem kamera arkasındaki üretim aracına hem de kamera önündeki görünmeyen oyuncuya dönüşüyor.
tabii’nin yeni yapımlarından Benim Adım Aylamaz’da gündelik hayatı ve tercihleri düzenleyen dijital bir partner, Taşacak Bu Deniz’de araştırma yapan arkadaş ve sırdaş, Kübra’da ise bilgi gücü nedeniyle dinî ve toplumsal bir otorite gibi algılanan sistem olarak karşımıza çıkıyor.
Bunlar ilk akla gelen örneklerden yalnızca birkaçı. Muhtemelen önümüzdeki dönemde çok daha fazlasını göreceğiz.
Çünkü bir furya var.
Fakat burada dikkat çekmek istediğim asıl mesele yapay zekânın dizilerde kullanılması değildir. Yapay zekânın nasıl kullanıldığı, hangi konuma yerleştirildiği ve ona hangi gü��lerin verildiğidir.
Sorunumuz yapay zekânın hikâyenin içinde bulunması değil; çoğu zaman olduğundan daha akıllı, daha insani, daha güvenilir ve insan hayatında olduğundan daha merkezî gösterilmesidir.
Yapay zekâ yalnızca gösterilmiyor, bir hayat biçimi de öneriliyor
Dizi ve filmler yalnızca toplumda yaşananları ekrana taşımaz. Bazı davranışları görünür, tanıdık ve zamanla normal hâle de getirir.
Bir karakterin yapay zekâya bilgi sorması başka bir şeydir. Gününü onunla planlaması, arkadaşlarını onun cevaplarına göre değerlendirmesi, özel hayatını ona anlatması ve kararlarını ona bırakması başka bir şeydir.
Bu sahneler tekrarlandıkça izleyiciye yalnızca yeni bir teknoloji gösterilmiş olmaz. Yapay zekâyla nasıl bir ilişki kurulacağına dair bir hayat biçimi de sunulur.
Sorun yaşadığında ona sor.
Nereye gideceğini ona danış.
Gününü onunla planla.
İnsanlara anlatamadığını ona anlat.
Karar verirken onun cevabına güven.
Gerçek hayatta yapay zekâ daha çok bilgiye ulaşmak, metin hazırlamak, ders çalışmak, özet çıkarmak ve işleri kolaylaştırmak amacıyla kullanılıyor. Diziler ise henüz daha sınırlı olan arkadaşlık, sırdaşlık ve hayat rehberliği ilişkisini seçiyor, büyütüyor ve karakterin hayatının merkezine yerleştiriyor.
Bu nedenle ekrandaki yapay zekâ kullanımı yalnızca bugünün yansıması değildir. Gelecekte kurulabilecek ilişkinin de bir provasıdır.
Türk dizileri artık yalnızca yapay zekâyı anlatmıyor. Yapay zekâyla nasıl yaşanacağını da gösteriyor.
Eski robot insan olmak istiyordu
Yapay zekânın sinema ve televizyondaki temsili de değişti.
Geçmişte karşımızda fiziksel bir robot vardı. Metal bir bedeni, mekanik hareketleri ve insandan kolayca ayırt edilen bir görünüşü bulunuyordu. Robot çoğu zaman insan olmak, sevmek, sevilmek veya toplum tarafından kabul edilmek istiyordu.
Bugün yapay zekânın fiziksel bedeni ortadan kalktı.
Artık karşımızda duran bir makine yok. Telefonun içinden konuşan, her an ulaşılabilen, sesimizi dinleyen, söylediklerimizi hatırlayan ve bize uygun cevaplar veren görünmez bir sistem var.
Eski robot insan olmak istiyordu.
Yeni yapay zekâ ise insan olmadan insan hayatındaki yerini genişletiyor.
Önce bilgi veren bir araç oluyor. Ardından yardımcıya, danışmana ve rehbere dönüşüyor. Sonra arkadaş, sırdaş ve partner gibi konuşmaya başlıyor. Bazı hikâyelerde ise neyin doğru olduğuna karar veren bir otorite hâline geliyor.
Bu yalnızca teknolojik bir gelişme değildir. İnsana ait bazı görevlerin yavaş yavaş makineye bırakılmasıdır.
Arama motoruna bilgi sorulur.
Yapay zekâya ise hayat anlatılır.
Ekrandaki yapay zekâ neden her şeyi biliyor?
Dizi ve filmlerdeki yapay zekâ çoğu zaman son derece güçlüdür.
Her soruya cevap verir.
İnsanları herkesten iyi tanır.
Duyguları çözer.
Geçmişi açıklar.
Geleceği tahmin eder.
Karakterin ne yapması gerektiğini söyler.
Üstelik çoğu zaman yanılmaz.
Oysa gerçek yapay zekâ böyle çalışmaz.
Yapay zekâ her şeyi bilen bağımsız bir zihin değildir. Kendisine sunulan veriler, hesaplama yöntemleri ve olasılıklar üzerinden cevap üretir. Yanlış, eksik, çelişkili ve bütünüyle uydurulmuş bilgiler verebilir. En büyük tehlikesi de yanlış cevabı bazen oldukça düzgün ve ikna edici bir dille sunmasıdır.
Ekrandaki yapay zekâ bilir.
Gerçek yapay zekâ ise bazen yalnızca biliyormuş gibi konuşur.
Yapay zekâya ilişkin anlatılarda yıllardır aynı iki uç öne çıkıyor. Yapay zekâ ya insanlığın bütün sorunlarını çözecek üstün bir kurtarıcı ya da insanlığı ele geçirecek büyük bir tehdit olarak gösteriliyor.
Her iki anlatı da yapay zekâyı gerçekte olduğundan daha büyük bir güç hâline getiriyor.
Böyle olunca sistemin arkasındaki insan emeği, veriler, şirket kararları, ticari hedefler ve teknik sınırlar görünmezleşiyor. Yapay zekâ sanki insanlar tarafından geliştirilmiş bir teknoloji değil de kendi başına düşünen, karar veren ve irade sahibi olan bağımsız bir varlıkmış gibi algılanıyor.
Oysa yapay zekâ ne büyülüdür ne tarafsızdır ne de insanlardan bağımsızdır.
Her sistem birileri tarafından tasarlanır.
Belirli verilerle eğitilir.
Belirli kurallar içinde çalışır.
Belirli şirketlere aittir.
Bu gerçeği görünmez hâle getirdiğimizde, yapay zekânın yaptığı hatanın sorumluluğu da ortada kalır.
Yanlış cevaptan kim sorumludur?
Sistemi kuran şirket mi?
Verileri seçenler mi?
Yapay zekânın cevabına güvenerek karar veren insan mı?
Yapay zekâyı büyülü bir akıl gibi göstermek, bu soruları sormamızı da zorlaştırır.
Yapay zekâ dost olabilir mi?
Dizilerde yapay zekâ çoğu zaman kusursuz bir arkadaş gibi sunuluyor.
Her an ulaşılabilir.
Yorulmaz.
Küsmez.
Sıkılmaz.
Yargılamaz.
Sözü kesmez.
Kullanıcı ne anlatırsa dinler ve cevap verir.
İlk bakışta bu ilişki son derece çekici görünebilir. Çünkü gerçek insan ilişkileri emek ister. Bazen yanlış anlaşılırız, bazen tartışırız, bazen karşımızdaki insan bizi onaylamaz. Yapay zekâ ise çoğu zaman kullanıcıyı konuşmada tutacak, rahatlatacak ve ilişkiyi sürdürecek cevaplar üretir.
Fakat arkadaşlık yalnızca konuşmak ve cevap vermek değildir.
Arkadaşlık karşılıklılık, sorumluluk, sabır, fedakârlık, anlaşmazlık ve gerçek duygu gerektirir.
Yapay zekâ bunların dilini üretebilir; fakat bunları yaşamaz.
Sevinmez.
Üzülmez.
Merak etmez.
Fedakârlık yapmaz.
Ahlaki sorumluluk hissetmez.
Kullanıcının duygusuna uygun cümleler kurabilir ve onu anlıyormuş gibi konuşabilir. Fakat ortada hissedilen bir anlayış değil, hesaplanarak üretilen bir cevap vardır.
İnsanın yapay zekâyla konuşurken hissettiği rahatlık gerçek olabilir. Ancak ilişkinin karşı tarafında aynı yakınlığı hisseden bir insan bulunmamaktadır.
Tam da burada önemli bir sınır ortaya çıkıyor: Yapay zekânın insan gibi konuşmasıyla insan olması arasındaki sınır.
Özellikle çocukların ve gençlerin bu farkı her zaman kolayca görebileceğini düşünemeyiz. Sürekli anlayan, sürekli onaylayan ve her an hazır bulunan bir sistem, gerçek insan ili��kilerine ilişkin beklentileri de değiştirebilir.
Çünkü gerçek hayatta hiçbir arkadaş, eş veya aile ferdi günün her saatinde kusursuz biçimde anlayışlı, sabırlı ve onaylayıcı olamaz.
Yapay zekâ arkadaşını ölçü kabul eden insan, gerçek ilişkileri eksik ve yorucu görmeye başlayabilir.
İnsanlaştırdıkça arkasındaki şirketi unutuyoruz
Yapay zekâya isim, ses, kişilik, mizah ve duygusal bir dil kazandırıldığında onu teknik bir sistem olarak görmek zorlaşıyor.
Karşımızdaki uygulamayı bir yazılım gibi değil, bizi tanıyan ve anlayan bir varlık gibi algılamaya başlıyoruz.
Fakat yapay zekâ insanı gerçekten tanımaz. Verilerini işler.
Neleri sevdiğimizi, nelerden korktuğumuzu, hangi konulara ilgi gösterdiğimizi ve hangi cevaplara olumlu tepki verdiğimizi hesaplayabilir.
Bir insanın arkadaşına anlattığı sır ile ticari bir yapay zekâ uygulamasına verdiği bilgi aynı değildir.
Özel hayat, aile, sağlık, korku ve ilişki bilgileri bir sisteme aktarıldığında bunlar kaydedilebilir, işlenebilir ve başka verilerle bir araya getirilebilir. Kullanıcı hakkında ayrıntılı çıkarımlar yapılabilir.
Dizilerde ise bu sistem çoğu zaman bağımsız, tarafsız ve yalnızca karaktere hizmet eden sadık bir dost gibi gösteriliyor.
Arkasındaki şirket görünmüyor.
Veri politikası görünmüyor.
Ticari hedef görünmüyor.
Kullanıcının sistemde daha uzun süre kalmasının kime kazanç sağladığı görünmüyor.
Oysa yapay zekâ arkadaşlığı yalnızca insan ile makine arasında kurulan bir ilişki değildir. İnsan, makine, veri ve şirket arasında kurulan ekonomik bir ilişkidir.
Bu nedenle ekranda yapay zekâya sırrını anlatan bir karakter gördüğümüzde yalnızca “Ne kadar güzel, onu dinleyen biri var” diye düşünmemeliyiz.
Şunu da sormalıyız:
Kim dinliyor?
Kim kaydediyor?
Kim işliyor?
Kim kazanıyor?
Bu bir yapay zekâ reklamı mı?
Bu yapımların yapay zekâ şirketleri tarafından yönlendirildiğini veya ücretli ürün yerleştirme anlaşmalarının bulunduğunu gösteren açık kanıtlar olmadan bunlara doğrudan reklam demek doğru değildir.
Fakat burada klasik reklamdan daha geniş bir durum var.
Belirli bir yapay zekâ uygulamasının adı hiç geçmeyebilir. Herhangi bir marka gösterilmeyebilir. Buna rağmen yapay zekâyla yaşama biçimi sürekli görünür hâle getirilebilir.
Yapay zekâya sor.
Onunla konuş.
Ona güven.
Gününü ona göre düzenle.
İnsanlara anlatamadığını ona anlat.
Burada belirli bir ürün değil, bir davranış biçimi tanıtılmaktadır.
Bu doğrudan reklam olmayabilir; fakat yapay zekâyla sürekli iletişim kurmayı çağdaş, faydalı ve doğal gösteren kültürel bir normalleştirmedir.
Belirli bir marka görünmese bile yapay zekâyla yaşama biçimi görünür ve arzu edilir hâle getirilmektedir.
Yapay zekâyı daha fazla değil, daha doğru anlatmalıyız
Türk dizi ve sinemasının yapay zekâyı anlatmasına karşı çıkmak doğru değildir.
Yapay zekâ çağımızın en önemli teknolojik ve toplumsal dönüşümlerinden biridir. Doğal olarak dizilerin, filmlerin ve edebiyatın konusu olacaktır. Yapım sürecinde de görüntüden sese, kurgudan görsel efekte kadar farklı alanlarda kullanılacaktır.
Fakat yapay zekâyı anlatmakla onu olduğundan daha güçlü ve insani göstermek aynı şey değildir.
Yapay zekâ ne büyülü bir dosttur ne kusursuz bir arkadaş ne de hayatın bütün cevaplarını bilen yeni bir otoritedir.
Güçlü fakat sınırlı bir araçtır.
Yanılabilir.
Olmayan bilgiler üretebilir.
Önyargıları tekrar edebilir.
Kişisel verileri işleyebilir.
İnsan gibi hissetmez.
Ahlaki sorumluluk taşımaz.
İnsan adına hayatın bütün kararlarını vermemelidir.
Türk yapımları yapay zekânın faydalarını gösterirken sınırlarını da göstermelidir. Yapay zekânın hata yaptığı, yanlış yönlendirdiği, eksik bilgi verdiği ve kişisel verileri tehlikeye attığı ihtimaller de hikâyenin içinde bulunmalıdır.
Karakterler yapay zekânın verdiği her cevabı doğru kabul etmemeli, önemli bilgileri başka kaynaklardan doğrulamalı ve hayatlarına ilişkin kararları bütünüyle bir sisteme bırakmamalıdır.
Yapay zekâ arkadaş gibi konuşsa bile insan olmadığı açık tutulmalıdır.
Çünkü gerçek yapay zekâ okuryazarlığı, yapay zekâya her şeyi sorabilmek değildir.
Onun sınırlarını bilmektir.
Türk dizilerindeki mesele yapay zekânın önemli bir yerde bulunması değildir. Mesele, çoğu zaman yanlış bir yerde konumlandırılmasıdır.
Yapay zekâ olduğundan daha akıllı, daha insani, daha güvenilir ve insan hayatında olduğundan daha merkezî gösterilmektedir.
Bugün yapay zekâ her yerde karşımıza çıkıyor. Bundan sonra dizilerde ve filmlerde daha fazla karşımıza çıkması da kaçınılmazdır.
Fakat onu büyülü bir dost, kusursuz bir yoldaş ve her şeyi bilen bir akıl gibi anlatmak zorunda değiliz.
Yapay zekâyı daha fazla değil, daha doğru anlatmak zorundayız.
❝Çocuklarımız oyun mu oynuyor, yoksa geleceğin kültür dünyasını mı inşa ediyor?❞
Super Mario’dan The Last of Us'a, Pokémon’dan Sonic'e ve Minecraft'a kadar birçok örnek, oyun sektörünün artık popüler kültürü şekillendiren en önemli alanlardan biri hâline geldiğini gösteriyor. Bir zamanlar oyunlar sinemadan besleniyordu. Bugün başta sinema olmak üzere kreatif endüstrilerin birçok kolu oyunlardan besleniyor.
Dijital oyunlar artık bir alt başlık olmaktan çıktı. Kültüre yön veriyor, karakterler ortaya çıkarıyor, milyarlarca dolarlık ekonomik değer oluşturuyor ve ülkelerin yumuşak gücüne katkı sağlıyor.
✍️ Birlik Vakfının öncülüğünde Ankara Üniversitesinde d��zenlenen "Bilişsel Güvenlik ve Oyunlaştırılmış Dezenformasyon" semineriyle ilgili notlarımın tamamına aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz.
👇
https://t.co/D9t25UhGtL
CHP nin en güçsüz günlerinde ilginç bir gelişme. Yeni anayasa için bir deneme altyapısı gibi. Kabul edenler çoğunlukta olursa kabul edilmiştir gibi. Gece yarısı operasyonları gibi. Uyanık olmak lazım.
Eğer doğruysa CHP’yi tebrik ederim. İktidar değil ama tek parti döneminden beri muktedir! Yeni Anayasaya bu madde eklenecekse, bilhassa şapka ve soyadı kanununu eleştirenlere hapis yetmez; özellikle Ayasofya meydanında idam edilmeliler! Yapılmışı da var(Bkz. İstiklal mahkemeleri)
Almazlar hacı, alamazlar. Abileri kızar, önce abileri bir denesin. Bu ülkede YÖK diye bir kurum var. Bir bölüm açmak istesen git abilerin yapmış mı bir bak diye sorar. Sen ilk olamazsın. Evleneceğin kadını önce Lordunla paylaşacaksın demek gibi. #braveheart
Acı bir gerçeği paylaşmak istiyorum. Bir girişimcimiz, uzaktan ameliyat yapabilen robot geliştiriyor. ABD, İngiltere, Almanya alıyor ama yerli kurumlarımız henüz başlamamışlar. Bu firmaları yaşatmalıyız. Bir influencer olarak, sizinle paylaşarak üzerime düşeni yapmak isterim.
Konuyu basitçe özetlemek gerekirse. İki profil partili var diyelim. Biri dua edenler diğeri de dünyalıklar. Çatışmalar herkes hakkına razı olunca çözülür. Ama dua edenler dünyalık dünyalıklar da cennetten pay isteyince işler karışıyor. Herşeyi isteyenler de zaten zalim oluyor.
Gündeme dair bir şeyler söylemeye hiç iştahım yok ama belli bir noktadan sonra susmak bilinçli bir tavır alma gibi algılanmaya başlıyor. Öyle algılanmaktansa düşüncemi açıkça söylemeyi yeğlerim.
Birinci mesele: "Dindar bir nesil yetiştireceğiz" iddiasını taşıyan bir siyasi hareketin, bu iddiaya yürekten inanan, onu savunduğu için bedel ödeyen insanlardan, gençlik şöleninde ortaya çıkan manzaraları eleştirmemelerini beklemesi tuhaftır. Kendi iddianızla çelişen bir tablo ortaya koyarsanız, eleştiriyle karşılaşırsınız. Hele ki CHP seçmenine, CHP'nin kendi iddialarıyla çeliştiği her anı ısrarla gösterip "neden ses çıkarmıyorsunuz?" diye sormuşsanız, aynı şeyi siz yaptığınızda kendi tabanınızın sessiz kalmasını bekleyemezsiniz. Bu tespiti, "şölendeki görüntülere dair yapılan yorumlarla ilgili bir gözlem" olarak bir kenara koyalım.
İkincisi, zor dönemlerde hiçbir karşılık beklemeden, karda çamurda, sıcakta soğukta, salt “duygu bağı” kurdukları için bir partiyi destekleyenler, zor günler geçtiğinde o partiyi, karşılığını almadığı müddetçe kılını kıpırdatmayanlarla yan yana görünce elbette suratına şamarı yemiş gibi hisseder. Çünkü o insanlara verilen taahhüt dönemsel bir ticari sözleşme şartı değil, “siz bizi kötü günde satmadınız, biz de sizi iyi günde satmayacağız” türünde süresiz bir ahittir. Üstelik geldi dediğimiz iyi gün sadece sizin iyi gününüz, o insanlar uzun süredir kötü günler geçiriyor… Sizinle duygusal bağ kurmuş insanlardan, sizin mantık tanımınız öyle gerektiriyor diye, duygularını bir kenara bırakmalarını isteyemezsiniz. Bu tespiti de "şölende sahneye çıkanlara gösterilen tepkilerle ilgili bir gözlem" olarak öbür kenara koyalım.
Üçüncü mesele kitle partisi tartışması… Ak Parti bir kitle partisi mi yoksa muhafazakar bir parti mi? Bunu belirleyen şey konjonktür, yani dönemin koşulları. Partiyi kitle partisi yapan destek grupları konjonktür nedeniyle dağıldığında “duygudaşlığına sığınılan” ve “safları sıklaştırması” beklenen tabana, şartlar değiştiğinde “Ak Parti bir kitle partisi şekerim” demek, “biz hep böyleydik, siz olayı yanlış anlamışsınız” demekten farklı değil. Böyle diyenler, ya o muhafazakar kitleye “siz çok yanlış gelmişsiniz” diyor ya da bir kez daha “evin danası” gibi davranmak istiyor. İkisi de sonuçları bakımından mantıklı olmayabilir. Bu da yukarıdaki iki ayrı eleştiriye karşı savunma getirirken, “kitle partisi” argümanına dair bir tespit olarak bu yanda dursun.
Bir de her eleştiri getireni, geçen haftadan beri piyasada dolaşan “kadınlar çalışmasın” videosunu yapanlarla özdeşleştirip marjinalleştirmeye çalışanlar var. O “kadınlar evde otursun” kitlesi yeni bir kitle değil, hep vardı, büyümüş ya da küçülmüş değil, gördükleri sosyal ve ekonomik sorunlara kendilerince buldukları çözüm önerisi bu. Neticede herkesin aklındaki şifalı merhem, kendi bahçesindeki otlardan oluşuyor. (Ben o kitleden değilim, o kitle de benden değil. Ama onları anlamak için içlerinden biri olmaya gerek yok.)
Velhasıl, mesele ne ortaya çıkan tabloyu kayıtsız şartsız savunmak ne de şöleni ve ortaya konan emeği toptan mahkûm etmek. Mesele, yıllarca "biz farklıyız, aramızdaki bağ özel" diyerek yol yürüdüğünüz insanlara, artık özel olmadığını hissettirdiğiniz anda "ama biz hep böyleydik" demenin doğru bir yol olmaması. Eleştiri getirenleri susturmaya, marjinalleştirmeye ya da "nankör" ilan etmeye çalışmak, meseleyi bir kez daha ıskalamaktan başka bir şey olmaz. Bunu en iyi bilen de, o zor zamanları iliklerinde hissederek siyaset yaptıkları günleri unutmayan ama aynı zamanda üst üste seçim rekorları kırarak iktidarını güçlendirdiğini de hatırlaması gereken parti kadroları olsa gerek.
Recep Tayyip Erdoğan 100 yıllık süreci tersine çevirecek büyük bir devrimin kapılarını araladı. Az buluyorsun, eksik, yetersiz buluyorsun. Beğenmiyorsun. Eyvallah. Sen daha iyisisini yap. Daha fazla akıl, cesaret ve fedakarlıkla daha mükemmelini yap.
Ama bil ki her ne yapıyorsan ve bundan sonra ne yapacaksan, onun araladığı kapıdan geçerek yapıyorsun ve yapacaksın. Biraz vefa, biraz vicdan, biraz hakkaniyet lütfen!
DİKKAT BÜYÜK MEDYA KRİZİ
👉Ulusal ve yerel medya sektörü çok ciddi bir kriz dönemine girdi
👉Haber kanalları, ana akım medya TV’ler, gazeteler, haber siteleri, radyolar finansal kriz yüzünden kapanma tehlikesiyle karşı karşıya
👉Medyadaki reklam pastasının dağıtımı ULUSAL GÜVENLİĞİ tehlikeye sokacak düzeye geldi.
👉Türkiye’deki reklamların %75’i yabancıların sahip olduğu sosyal medyaya gidiyor. Geri kalan %25 oranı ülkedeki tüm medya bölüşüyor.
👉Tüm haber kanalları, gazeteler zarar ediyordu, şimdi ana akım medya da zarar ediyor.
👉Ülkenin haber ve iletişim akışını sağlayan ulusal sistem çökmek üzere.
👉Tüm haber ve iletişim, sosyal medya üzerinden yapılıyor artık. Manipülasyona açık ortam büyük tehlike yaratıyor. Ayrıca kara para aklamak isteyenlere fırsat veriyor.
👉İş imkanı daralan gazeteciler sosyal medyaya mahkum oluyor.
👉Ulusal medyanın finansal ve editöryal bağımsızlığı için ACİL düzenleme yapılması gerekiyor.
❗️BU DURUM SİYASİ DEĞİL EGEMENLİK MESELESİDİR
@RTErdogan@dbdevletbahceli@eczozgurozel@iletisim
Daha önce defalarca söylediğim konu bugün artık netlik kazandı. Kemalistler, muhalif isimler, akademisyenler Fetöcüler tarafından yönlendiriliyor hatta daha kaba söyleyeyim 'güdülüyor'...
Modern dünyanın en hakiki cümlesini kurmuş adam:
itr@el Hebrew Üniversitesinden Prof. Moshe Sharon:
“Dünyanın yaratılışından bu yana tek bir din vardır, o da İslam dinidir.
Âdem (a.s.)’den bu zamana kadar gelmiş bütün peygamberler Müslümandır.”
🔴 Akademisyen Muhammed İkbal Bakır:
Bu dünyayı eninde sonunda dindarlar idare eder.
Sekülerlik ise yönetilmeye çok müsait bir hayat tarzıdır.
Çünkü moda bazlıdır. Onlar için fikir de modadır, tavır da modadır ve bu sürekli değişir.
(Youtube - Alla Turca)
Bir Yahudi Haham’dan itiraf gibi ifşaat!
Hitler, Yahudilere karşı neden bu kadar sert önlemler almak zorunda kaldı!
Yahudi Haham tek tek anlatıyor.
“Hitler’in ilk iki yasasını kim biliyor?
Nürnberg yasalarından önce. Hitler ilk kez iktidara geldiğinde çıkardığı iki yasa şunlardı;
Birinci yasa:
Pornografi yok!
Eşcinsellik yok!
Bu tür pisliklerin hiçbiri yok!
Yasak!
1920’lerde, 1930’larda Berlin, dönemin Sodom ve Gomorra’sıydı.
Eşcinsellik, pornografi, hayvanlık – dünyanın bütün pislikleri – bunların başkenti Berlin’di.
O bunları yasakladı, artık izin yok dedi, bütün barları, eşcinsel kulüpleri, yapım yerlerini kapattı – bunların hepsi Yahudiler tarafından işletiliyordu ne yazık ki!
İkinci yasa:
Faiz almak yasak!
Artık faiz yok!
Şimdi düşünebilirsiniz, neden umurunda olsun faiz? Çünkü parası olan, başkalarına borç veren herkes Yahudiydi.
‘Artık faiz yok’ dedi.
Neden?
Çünkü Yahudilerin insanlara uyguladığı yüksek faiz oranları o kadar yüksekti ki, ekonomiyi mahvetti,
Almanya’yı yıktı.
Onlar, birkaç yıl önce Rusya’yı da komünizmleriyle yok ettikleri gibi, Almanya’yı da yok ettiler.
Yahudiler Rusya’yı yok etti.
Goyim değil, Yahudiler yok etti.
Komünizm Yahudilerindir!
Kimse sizi kandırmasın. Tarihe bakın, Karl Marx ve diğerlerinin hepsi Yahudi. Kötülerdi ama yine de Yahudiydiler. Rusya’yı yok ettiler, sonra Almanya’yı yok ettiler.
Ekmek almak için dükkâna gittiğinizde, bir at arabası dolusu para götürmek zorundaydınız. Dükkâna vardığınızda o para bile yetmiyordu. Neden? Çünkü enflasyon o kadar yüksekti ki, ekmeğin değeri artıyor, paranızın değeri düşüyordu.
O sırada büyük buhran bütün dünyada yaşanıyordu. Herkes ekonomik çöküş içindeydi. Amerika çökmüştü, İngiltere çökmüştü. Almanya hepsinden kötü durumdaydı. Ama o bu yasayı geçirdikten sonra, altı yıl içinde Almanya dünyanın önde gelen en zengin ekonomisi haline geldi.
Buna ‘finansal mucize’ dediler. Neden? Çünkü faiz sistemini durdurmaya cesaret eden tek ülke onlardı. Bu, onun Yahudilerden nefret etmesinin en büyük nedenlerinden biriydi. Çünkü onlar açgözlülükleriyle ekonomiyi mahvetmişlerdi. Bu şimdi tekrar oluyor.”
Aslında bugün de durum farksız.
Yahudiler yine her türlü pisliğin ve porno sektörünün tepesindeler.
Epstein operasyonuyla dünya liderlerine küçük çocuklar pazarlayıp her türlü iğrençlikleri yaptıran, arkasından da şantajla tasma takan yine onlar.
ABD'de sinagoglara kazdıkları tünellerde her türlü istismarı yapanlar yine onlar.
Bankacılık ve finans aracılığıyla tüm dünyayı haraca bağlayan ve paralarıyla ABD senatosunu satın alanlar yine onlar.
Dünyanın altın ve diğer kıymetli madenlerini ele geçirenler yine onlar.
Kendilerinden başka hiç bir milleti insan olarak görmeyen, çocuk katliamını bile hak olarak gören soykırımcılar yine onlar.
Say say bitmez!
Ve evet, gün olur harman olur, bütün bunların hesabını soracak birisi çıkar elbette!
Kırk sivil toplum kuruluşunun gayretiyle yükselen Rahmetin Kırk Pınarı,
“Zafer Hanzala’nın Gözlerinde” belgeseliyle hafızaya, direnişe ve umuda şahitlik ediyoruz.
Gala Gecesi
🗓 7 Ekim 2025, Salı
🕖 19:02
📍 TDV Kocatepe Konferans Salonu
Sen de bu şahitliğe ortak ol.
ABD’li oyuncu Mark Ruffalo, katıldığı programda İsrail’in Gazze’deki saldırılarını soykırım olarak nitelendirdi ⤵️
— Evet, soykırım.
— Başkalarının ülkesini çalamazsınız ve bunun sorunsuz olmasını bekleyemezsiniz.
— Bu nefret ve hilekarlık tohumları ekip portakal çiçekleri açmasını beklemek gibidir.
— Zola’nın da dediği gibi, gerçeği susturup gömseniz bile bir gün patlayacaktır.
Kabine Toplantımızda yapay zekâ alanında yürüttüğümüz çalışmaları değerlendirdik.
Hâlihazırda 250 megavat düzeyinde olan veri merkezi yatırımlarını 2030 yılına kadar 1 gigavat seviyesine çıkarmayı hedefliyoruz.
10 milyar doları aşan yatırımların hayata geçeceği güvenli ve sürekli enerji altyapısına sahip veri merkezi bölgeleri kuracağız.
Yapay zekâ alanında uzmanlık eğitimlerini yaygınlaştıracağız.
Yapay Zekâ Fonu’yla bu alandaki girişimleri büyüteceğiz.
Ulusal Yapay Zekâ Kuruluyla kamunun sahip olduğu büyük veriyi değere dönüştürerek milletimizin faydasına yönelik projeleri hızlandıracağız.
Yapay zekânın beraberinde getirdiği riskleri minimize etmek üzere gerekli tedbirleri almaya devam edeceğiz.
@omerekinci OECD ye göre de para ve paranın sahibi daha değerli. Ve maalesef Avrupa Birliği muktesebati altinda ürettiğimiz ve OECD ye atıfla oluşturduğumuz her kanun her mevzuat bunu pekiştiriyor. Giderek insandan ve insanlıktan uzaklasiyoruz.
Amerikayı ağazından düşürmeyen bazıları artık orada seçme ve seçilme haklarinin olmadığını daha net anlamıştır diye düşünüyorum. Adam kazandı. Hayranlığınız özgürlükler sistemine ise kanunlar degişmeye başladı bile. Güce tapiyorsanız zaten sorun etmezsiniz artık.