Hüseyin Hilmi bin Sa'îd rahmetullâhi aleyh buyurdu;
Ülfet külfet mukabilidir. Yani takdir, iltifat, sevap, ne kadar zorluk çekilirse, o kadar fazla olur. Onun için, zor demeyin, siz zora talip olun. Eğer bir iş hayırlıysa, onun sıkıntısı çok olur.
Salât-ı Me’sûdî’de diyor ki: Çocuk annesinden doğunca sağ kulağına ezan, sol kulağına ikâmet okunur. Cenâze namazı bu ezân ve ikâmet ile kılınır. [Yani bu ikisi cenâze namazının ezân ve ikâmeti sayılır. Daha doğarken ölümün haberi gelir.]
Bostân-ı Fakîh'te ve Salât-i Mes'ûdî'de diyor ki: Namazın sünnet ve edebleri vardır. Bunları iyice gözetmek lâzımdır ki, edebler sünnetin hisârıdır. Sünnetler vâcibin hisârıdır, vâcibler farzın hisârıdır, farzlar da imanın hisârıdır.
[Hisâr, kuşatmak demektir.]
@EkremBEkinci
[Roma] İmparatorluğunun muhtelif kısımlarında, Romalılaştırılan halklara Latin alfabesi öğretildi. Eski dilin yeni alfabesiyle yazılması, geçmişin kültürüyle bir kırılmayı temsil eder ve eski okuryazarlık tahsilinin verildiği vasıtaların bastırılmasını yansıtabilir.
J. N. Adams - Bilingualism and the Latin Language
Halide Edip, dine açıkça saldırmak yerine, dinde reform istiyordu. Mesela; müslüman kadının, yabancı erkekler arasında okuması, çalışması, eğlenmesi, araba kullanması vb dinen haramdır. Halide’ye göre; bir kadın başörtülü bir şekilde bunları yapıyorsa zaten Yeni Dünya’ya adapte olmuş demekti. Başörtüsünü çıkarmasına lüzum yoktu.
“Osmanlı mahkemelerinde iltimas mektupları geçmez. Davalar kısa sürer. Bir dava 30 gün uzadı mı, çok uzun sürmüş sayılır. Şahitler hemen celbedilir. Hukukçular davaları safsataya boğmazlar. Kanunları bizimkilerden daha azdır. Bütün işlerinde görülen düzen bundan ileri gelir.”
Hiçbir galip millet kendine bunu yapmayacağına göre; Roma alfabesi, şapka, Osmanlı Türkçesi kelimelerin yok edilmesi gibi inkılap ve icraatların galip devletlerin mağlup millete bir dayatması olduğu pek rahat anlaşılmaktadır.
Münazara diye ciddi bir ilim vardır. Âdâbı ve kaideleri olan, tarafların maksadının hakikati ortaya çıkarmak olduğu, delil, mantık ve usüle dayalı bir disiplin. Bu temel artık kendini ilim adamı kabul edenlerde bile olmadığı için, kimseyle tartışmanın bir manası yok bu devirde.
Şimdi ilim o kadar düştü ki, TV’lerde din adamı etiketiyle boy gösteren adamlara Mızraklı İlmihal’den bir bahis sorsunlar, bilemezler. Şimdinin alimi, Osmanlı’nın köylüsü bile olamaz.