Derdini herkese anlatma; secdeye sır ver.
Kim neyden korkuyorsa, sığınacağı yer Rabbinin huzurudur.
Mademki sana secde edecek vakit, sağlık, imkân ve iman verilmiştir; o halde seni sevmektedir.
Ömrünü heba etme, vaktini israf etme.
Bulduğun her boşlukta O’na secde et ve O’na yakar.
Seyyid Muhammed Ruhi Hazretleri SECDE K��TABI
İbadetin edebi, aşktır.
İnsan, yapmış olduğu ibadetleri Allahu Zülcelal emrettiği için değil, Allahu Zülcelal'i sevdiği için yaparsa ibadetin edebine kavuşmuş demektir.
Edeb sahibi; öğle namazı okunur, ikindiyi bekleyemez. Nafilelerini kılar, kaza namazlarını kılar. Böylece bu zatta ibadetin edebi hasıl oldu demektir.
Bu edeb onu rahat bırakmaz teheccüte kaldırır, işrakta rahat bırakmaz işrak kıldırır, duhada rahat bırakmaz duha kıldırır, evvabinde rahat bırakmaz evvabin kıldırır, dili rahat bırakmaz salavat okutur, cebi rahat bırakmaz sadaka verir, vücudu rahat bırakmaz hizmet eder.
Edeb sahibi Müslüman adamın hayatta boş vakti yoktur.
Amellerin edebi amellerin sevabından değil, amellere muhtaç olduğumuzun bilincinden gelir.
Amele muhtaç olduğunu bilmeyen, Allahu Zülcelal'e kul olamaz.
Allahu Zülcelal'e kullukta yolculuk yapmak amellerle ilişkilendirilmiştir. Ancak bu ilişkinin mahiyetinde Mahiyeti İlahi yerine mahiyeti nefsani ön planda tutulursa amelin edebi ihdas olunmaz.
~ Seyyid Muhammed Ruhi Hazretleri
📚 Edeb Kitabı
Hz. Peygamber Efendimiz'in beyan ettiği münafıklık alametlerine bir bakalım:
Hz. Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi Vesellem'in Hadisi Şeriflerinde beyan etmiş olduğu dört dörtlük münafıktan işaret buyrulan hakikatlerin özü olan riya, bunun edeb ile kılıflanmasıdır.
Öyleyse yaklaşan kıyamet döneminin en büyük belası, en büyük sıkıntısı, en büyük desisesi elbette kafirler değildir.
Kafirler gerektiği zaman, gerektiği yerde, gerektiği işler dairesinde yapacağınız adımlarla çözülebilecek, bertaraf edilebilecek, rüzgarda savrulan saman tanesi gibidirler.
Münafıklar, rüzgarda savrulmayan ve bu topraklardaymış gibi görünen ve kökü derinlere uzanmayan birer yabani ot hükmünde olduğundan onları temizlemek ve ayıklamak bu yüzden zordur.
Öyleyse, bir adamın edepli olup olmayışına şu dört nazardan bakarsak onun edepsiz olduğu kavranabilir. Bu dört huya sahip olan bir edepsizin de münafıklığından bahsedilebilir.
Elbette ki bir insanın münafık olup olmadığını ilan etmek gibi bir derdimiz yoktur. Zaten bu saklı tutulmuş bir haktır.
Emanete hıyanet ederler.
Hainliklerini kapatan unsursa sözleridir. Dilleri tatlıdır. Tatlı dilleriyle hain olamayacak kadar naif adamlar olduğunu gösterme peşindedirler.
Yalan söylerler.
Yalanlarını hep geniş ve büyük hikayelerle anlatırlar. Onları dinlediğiniz zaman "Ne kadar da doğru söylüyor." dersiniz.
Söz verir ve sözünde durmazlar.
"Bir işim çıkmıştı, şöyle olmuştu, böyle olmuştu" diyerek bin bir bahaneyle hakikati yalanla örtme peşindedirler.
Kavgalarında aşırıya giderler.
Aşırılıklarıysa onların edepsizliğinin gün yüzüne çıkmış olduğu haldir.
Peygamber Efendimiz onların denenmesi için aynı zamanda bize bir işaret buyurmuş oldular.
Bir yer gelecek. Tabiri caizse münafıkların ayaklarına basılacak. Onlar ayaklarına basıldıklarında daha şiddetlice cevap vermekle kalmazlar, aynı zamanda bunu yapan kişinin üzerine yürümekten de geri durmazlar.
Bunlar edepsizdirler. Affetme duyguları yoktur.
Edepsizlik, münafıklığın bu dört alametiyle hakiki bir huydur.
Yeryüzünde dört kötü huya, kötülüğe sahip olup, bu dört kötülüğü bir başka güzellikle örtenlerden binler ve on binlercesini görmek mümkündür.
~ Seyyid Muhammed Ruhi Hazretleri
📚 Edeb Kitabı
Edeb, istikamet üzere dengenin şartıdır.
İnsan yaratılıştan gelen ahlakını, esasına uygun hale dönüştürüp güzelleştirirse çirkinliklerden ve kötülüklerden korunur.
İnsanın kendini koruması gereken ilk şey fenalıklar ve kötülüklerdir. İnsan tüm azalarıyla beraber kötülüklerden kendini ne kadar korur ve dikkat ederse o kadar edeb ve haya sahibi olur. Edeb ve haya ile yaratılışının özüne yaklaşarak güzelleşir.
İnsanın üzerinde görülecek nur, kendisini çirkinlik ve fenalıklardan alıkoymasıyla mümkün olur.
İnsan her ne kadar namaz da kılsa oruç da tutsa uyması gereken adab kurallarına uymaz ise üzerinde bu nur görülmez. Üzerinde nur görülmezse edeb sahibi olmuş olamaz.
Edeb sahibi olamazsa Resulullah Aleyhisselatü Vesselam'ın edebiyle edeplenemez.
Resulullah Aleyhisselatü Vesselam'ın edebiyle edeplenmeyen ise Kuran-ı Kerim'den bir miskal kendi üzerine bir hal olarak alamaz.
İnsan ise Kuran'ı Kerim'in hakikatleri ile hallenmeye mecbur bir varlıktır.
Bu mecburiyeti aşk ilişkisinde aşk felsefesine dönüşür, aşk ihtiyacına dönüşür.
Aşıklarsa mecbur kalmazlar, onlar zaten kendilerini bu kötülük ve fenalıklardan alıkoymak üzere her dem Cenabı Hak ile beraber olmanın edeb ve adabındadırlar.
Allahu Zülcelal ile beraber olmanın edebi, onun çirkin gördüğü ve fena gördüğü şeylere bakmamak, duymamak, söylememek, koklamamak, yememek, içmemek, yürümemek, dokunmamak ve hissetmemektir.
~ Seyyid Muhammed Ruhi Hazretleri
📚 Edeb Kitabı
Dergahların kapısında asılı duran hoş bir ibare geçmişten günümüze özellikle Anadolu coğrafyasında yer edinmiştir. Anadolu coğrafyasının tasavvuf erbabı kendilerinin Hz. Allah'a nasıl vuslat ettikleri sorulduğunda hep aynı yoldan bahsetmişlerdir.
Yunus Emre Hazretleri Taptuk Emre'ye "Şeyhim sen Hz. Allah'a nasıl vuslat ettin?" dediğinde Şeyhi Taptuk Emre, "Edeb ile evladım." buyurmuştur.
Yunus Emre Hazretleri bu soruyu sormaktan başta çok çekinmiştir. Günlerce gecelerce bunu şeyhime nasıl sorabilirim diye düşünmüş. Bir türlü dilinden bu sözü düşürememiş, haya etmiştir.
Yunus Emre Hazretleri'nin rüyasında gecenin bir yarısı kapısı çalınmış. Taptuk Emre rüyasında Yunus Emre Hazretleri'ni alıp bir başka diyara götürmüştür.
Bu diyarda birtakım insanların sessiz bir şekilde lafzı Hu'yu zikrettiklerini görmüştür.
Taptuk Emre, Yunus Emre Hazretleri'ne;
"Bak evladım bunlar Hz. Allah'a fena oldular ancak geri dönmediler. Onlar hala Cenabı Hakk'ın huzurunda Allah'ın onlara 'Hu' demesini beklemektedirler.
Edeb ile, muhabbet ile bir gün Nidayı İlahi'ye gark olursun.
O, sana 'Hu' lafzıyla döndüğünde sen Allah'ın edebiyle edeplenirsin. Allah'ın edebiyle edeplenmenin gereği olarak insanlara bunu beyan etmekle görevlendirilirsin."
O günden itibaren Yunus Emre Hazretleri diline bu lafı pelesenk eylemiştir.
Her gittiği yerde "Edeb Ya Hu" diyerek insanlara sözlerini beyan etmiştir.
Bütün şiirlerinin ya başında ya sonunda, sarhoşluk ikliminin bir kenarında dönüp şeyhini hatırlamış ve "Edeb Ya Hu" buyurmuştur.
~ Seyyid Muhammed Ruhi Hazretleri
📚 Edeb Kitabı
Çocuklara güzel konuşmayı değil, önce güzel dinlemeyi öğretmemiz gerekiyor. Konuşabilmenin birinci kuralı kitap okumak değildir, iyi bir dinleyici olmaktır. İyi bir dinleyici olmayan hiç kimse iyi bir okur olamaz. İyi bir okur olamayan iyi anlayamaz. İyi anlayamayan iyi yaşayamaz. İyi yaşayamayan da iyi anlatamaz. Mesele önce dinlemekten başlar.
✨ Cüneyt Sezer
Şimdi fırsatı tepme değil, bize verilen gençliğin fırsatı ile nefisle mücadele etme vaktidir.
Unutulmamalıdır ki Hz. Musa'yı öldürmeye niyet eden Firavun'un derdi, Hz. Musa'nın bedeni değildi. O'nun imanıydı. Zira O'nu beslemiş, büyütmüş, kendi kucağında oturtmuş, belki pışpışlamıştı.
Nefsimiz bizi istediği kadar pışpışlasın, her zaman bizden imanımızı çalma peşindedir.
Kişinin nefsi ve şeytanı, insanın namaz kılmasını engellemek için çalışır. Esas olan, bedenen namaza durmak değil, bütün halimizle namaza durmaktır.
Bu bir örnektir. Bütün ibadet ve yaşam biçimi için bunu yaymak esastır.
~ Seyyid Muhammed Ruhi Hazretleri
📚 İçimizdeki Firavun Kitabı
Hz. Allah için bir yere git, yalnız Hz. Allah için.
Hiç kimseye sorgu sual etmene gerek yok. E��er orası haksa Hz. Allah seni orada tutar.
Sapıklık yoluysa, ihanet yoluysa, dalalet yoluysa vallahi billahi tallahi, Hz. Allah seni oradan çekip kurtarır.
Çıkarmıyor mu?
Öyleyse sen, menfaatlerin için oradasın.
Tarih böyledir. İslam böyledir, Ehli Beyt'in yaşadığı hayat böyledir. Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem Efendimiz de Sahabei Kiram'a bu işi böyle öğretmiştir.
Dediler ki:
"Ya Resulullah, senden sonra bir yere gitsek, gittiğimiz yerdeki insanların münafık olup olmadıklarını, iyi adamlar olup olmadıklarını nereden anlarız?"
Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem Efendimiz dedi ki; "Siz benim Ashabımsınız. Sizi Allahu Zülcelal seçti, sizi ben sevdim. Onlarla oturduğunuzda iki hal olur. Ya gönlünüz sıkışıp daralır. Anlayın ki onlar bedbahttır. Yahut gönlünüz ferahlar, rahatlar, sohbet etmek, konuşmak, kucaklaşmak istersiniz."
"Gönlünüze bakın." dedi Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesellem Efendimiz. Ama hangi g��nüllere söyledi bunu?
Allahu Zülcelal ve Resulüne, O'nun Ehli Beyti'ne hakikatten rabt olmuş gönüllere söyledi.
Masumiyet karinesinde insanın bir şeyi bilmemesi, hukukta söze bakar. Allahu Zülcelal ise kalplere bakar.
Hz. Allah, kalbi "Allah" diyen bir adamı yarı yolda, ihanet çemberinin içerisinde bırakmaz.
Cenabı Hak zalim değildir.
~ Seyyid Muhammed Ruhi Hazretleri
📚 İçimizdeki Firavun Kitabı
Ey Can :
Dikkat et!
Allah “Ey günahkârlar” demedi;
“Ey kullarım” dedi.
Demek ki günah, kulluğu ortadan kaldırmaz.
Günah bir aynadır, kılıç değil.
Zayıf noktamızı gösterir ki
tedavi edilebilsin;
Sahibini nefretle boğmak için değil.
Günahı doğru anlayan kimse
kibirlenmez, umutsuzluğa da düşmez.
Aksine; onu Allah’a yaklaştıran bir kırılganlık yaşar, kendisini küçümseyen bir hor görme değil.
~Fütuhat-ı Seyyid Muhammed Ruhi Hazretleri~