İşbirlikçi kayyum ve çetesi beni YDK'ya sevk etmiş. Ben, atanmış kayyumun sözde YDK'sına savunma vermem. Gelinen noktada, siyasi cunta işgali bitinceye kadar CHP üyeliğinden istifa ediyorum.
Artık baya hukuk yeniden yazılıyor ! Kurumdan değil, Mahkemeden istifa edeceksin öyle mi ? Gerçekten kayyum yönetimi dernekler hukukunu yeniden yazıyor ! Mesela üyelikten istifa etmek içinde mi idare mahkemesine girmek gerekiyor ?
İhraç yapabilip istifa kabul edemeyen kurum yapmışlar ! Şahane ! O zaman ihraçları da mahkemeden yapmak gerekmez mi ? Disipline sevk edebiliyor ama istifa kabul edemiyor ! Vallahi şahane . Butlan yönetimi helvadan hukuk yapmış!
Paşa Muhabbetler Youtube'da.. Bence izleyin, 1 saat çok keyifli bir sohbet oldu.. İzzet beye @izzetcapa tekrar çok teşekkür ediyorum.. Sevgiyle..
https://t.co/ieRvw6g54m
Teke Tek Bilim Fatih Altaylı Youtube sayfasında yayında.. "Şiddet Eğilimi Tedavi Edilebilir mi?" Prof. Dr. Ayşe Bilge Selçuk ile birlikte anlatmaya çalıştık..
https://t.co/Yib8feiCl9
Buradan @X ve @XTurkiye seslenmek istiyorum. Takipçi sayım 1 olana kadar yazmaya ve paylaşım yapmaya devam edeceğim. O nedenle takipçi sayımı daha da hızlı eritebilirsin. Bu benim keyfimi kaçırmaz. Ya da direk sistem dışına atmayı tercih edebilirsin. 😀
Ama bil ki vazgeçmeyeceğim. 💪
Sevgilerimle öpüldün…😘
Bilgi @iletisim
Cihat Yaycı:
🇹🇷 EGAYDAAK’LARIN İSİMLERİ AÇIKLANMALI!
1996 Kardak Krizi’nden sonra Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Güven Erkaya’nın talimatıyla, Yunanistan’a devredilmemiş ada, adacık ve kayalıkların tespiti için kapsamlı bir çalışma başlatıldı.
40’tan fazla akademisyen; İngiltere, İtalya ve Yunanistan arşivlerinde 1,5 yıl çalıştı. Sonuçta, antlaşmalarla ismen Yunanistan’a devredilmeyen 152 gruptan oluşan 176 ada, adacık ve kayalık tespit edildi.
Ancak en büyük sorun şudur:
Bu 176 EGAYDAAK’ın isimleri bilinmesine rağmen, resmen açıklanmamıştır.
Liste açıklanmadan “hangi
adalarımıza Yunanistan’ın sahiplendiği” hiçbir siyasi ya da bürokrat tarafından tam anlamıyla masaya konulamaz. Türkiye önce bu listeyi resmen ilan etmeli, ardından Yunanistan’a şu net mesajı vermelidir:
“Bu mesele çözülmeden sizinle hiçbir konuyu müzakere etmeyiz.”
Çünkü Türkiye ile Yunanistan arasındaki temel mesele, Yunanistan’ın talepleri değil; Türkiye’nin devredilmemiş ada, adacık ve kayalıklar üzerindeki egemenlik haklarıdır.
Talepleri “sorun” kabul ederek masaya oturmak, kaybetmeye başlamaktır.
🇹🇷 *EGAYDAAK isimlerinin listesi açıklanmalı, Türk milletinin hakkı ve egemenliği masaya konulmalıdır.
Yayının tümünün linki👇
https://t.co/Ky2J0hxDEl
Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olan asil Türk kadınları, törende Türk bayrağı açtığı için bölücüler tarafından yuhalandı.
Türk bayrağına tahammül edemeyen bu bölücülerin derhal kimlik tespiti yapılıp haklarında işlem başlatılmalıdır.
@haydarozkan06 Hep gerekli adli işlemin yapılmasını talep ediyoruz ama hiç bir kurum görevini yapmıyor. Nerde psikopat varsa hayvanlar üzerinde dürtülerini tatmin ediyor. Nasıl olsa peşine düşen yok, ceza veren yok, hapis desen hiç yok.
Malatya’nın Akçadağ ilçesinde dağlık alanda doğal yaşamını sürdüren, yaban hayvanı statüsünde bulunan ve öldürülmesi veya kötü muameleye maruz bırakılması kanunen yasak olan bir bal porsuğu, bir şahıs tarafından dakikalarca cep telefonu ile görüntülenmiş; hayvana gereksiz şekilde yaklaşılması üzerine kendini koruma refleksi gösteren hayvan, elindeki sopayla defalarca vurularak bayıltılmıştır.
Üstelik şahıs, tüm bu şiddet eylemlerine rağmen bir de hayvanı suçlayarak “bana saldırdı” şeklinde beyanda bulunmaktadır.
@TCMalatyaV Kendi halinde yaşayan bir hayvana ve yaban hayatına yönelik bu şiddetin cezasız kalmaması için, 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun 28/A maddesi başta olmak üzere ilgili mevzuat kapsamında gerekli adli ve idari işlemlerin yapılmasını talep ediyoruz.
@TCTarim@ibrahimyumakli@milliparklar@MalatyaDkmp@malatyaemniyet@malatyajandarma@iletisim
Turistler bir restoranın önünde dolaşan bu kediye balık vermişler.
Balığın kılçığı kedinin boğazına takılmış.
Nefes alamıyormuş. Ağzından salyalar akıyormuş.
Burada "Kötü Kenan" adıyla bilinen bir adam var.
Kimsesi yoktur. Evsiz ve işsizdir. Kışın inşaatlarda, yazın parklarda yatar. Etraftan topladığı yiyecek artıklarıyla karnını doyurmaya çalışır.
Kötü Kenan kediyi kucaklamış, ayağındaki terlikleri çıkarmış ve çıplak ayakla ana caddede koşmaya başlamış.
Olanca hızıyla koşuyormuş. Arabalar ona çarpmamak için son anda fren yapıyormuş.
Kediyi biraz ilerideki veteriner kliniğine götürüp bırakmış ve "Size verecek param yok, kusura bakmayın" deyip uzaklaşmış.
Geçen hafta yaşanan bu olayı duyan bazı insanlar, hem kediye hem de Kötü Kenan'a yardım etmek istediler.
Kedi veteriner kliniğinden alındı ve sahiplenildi.
Adını "Prenses" koydular. Yeni evine çabucak alıştı, keyfi yerinde.
Kötü Kenan'ın da artık bir işi ve kalacak bir yeri var.
Kuşadası'ndaki bir tatil köyünde çalışıyor ve personel lojmanında yaşıyor.
Bundan sonra ondan bahsederken "Kötü Kenan" denilmeyecek.
Adı Kenan.
Yeni işin hayırlı olsun Kenan kardeş...
@valikirklareli Bölgenizde yavru kediler kafaları ezilerek öldürüldü. Dün bu haber valiliğinizi etiketleyerek verildi ama sizden tek bir kelime duymadık. Bu vahşeti yapan cani için soruşturma başlatıldı mı? Bir vatandaş olarak bilgi rica ediyorum. Lütfen sizde duyarsız kalmayın.
Datça'ya tatile gelen bazı iğrenç insanlar Eski Datça'nın sokaklarında yaşayan hiç kimseye zarar vermemiş yıllardır şikâyet edilmemiş köpekleri şikâyet etmişler. Valilik kararıyla tüm ilçede köpekler toplandı. Kapasitesini aşan bir barınakta yaşıyorlar. 100 insan arıyoruz.
Ne demişti ABD'nin yeni dünya düzeni kuramcıları Paul Henzeler, Samuel Huntingtonlar, Graham Fullerler?
"Atatürk'ün mirası laik Cumhuriyet'ten vazgeçin! Yeniden Osmanlı'ya dönün! Yüzünüzü Orta Doğu'ya çevirin!" demişti.
Ne diyor ABD'nin Ankara Büyükelçisi T. Barrack?
"Ulus devletten vazgeçin! Osmanlı millet sistemine dönün!" diyor.
"Orta Doğu'da güçten anlarlar! Burası için en iyisi merhametli monarşi ve meşruti monarşi!" diyor.
Ne diyor AKP iktidarının önde gelenleri "Artık Yeni Türkiye var, Eski Türkiye yook!" diyor.
Nedir "Yeni Türkiye?"
Atatürk'ün kurduğu üniter, laik, çağdaş ulus devletin yerine bir ABD Projesi durumundaki "Yeni Osmanlıcılık" çerçevesinde laiklikten, ulus devletten ve hatta demokrasiden vazgeçip yüzünü Orta Doğu'ya dönmüş Türkiye'dir. Son zamanlarda AKP Genel Başkanı Erdoğan'ın Türk-Kürt-Arap vurgusu da buna yöneliktir.
Şimdi de Kılıçdaroğlu, "Türkiye Osmanlı coğrafyasında gitmek zorundadır!" diyor. " Küçülerek değil, büyüyerek gitmek zorundayız. Osmanlı coğrafyasında Türkiye olmalı," diyor.
Evet, özellikle Atatürk'ün CHP'sinin çok yönlü bir dış politikası vardı. Bu kapsamda Atatürk'ün CHP'si 1934'te Balkan ülkeleriyle Balkan Paktı, 1937'de İslam ülkeleriyle Sadabat Paktı'nı yapmış, İran'dan Afganistan'a İslam dünyası ile iyi ilişkiler kurmuştu. Doğrusu da buydu.
Ancak Kılıçdaroğlu'nun bugünkü söylemi, bugünün koşulları çerçevesinde Atatürk'ün CHP'sinin çok yönlü dış politikasının yeniden hatırlanması olarak değerlendirilemez. Bence Kılıçdaroğlu'nun bugünkü söylemi, altını çizerek vurguladığı " "Osmanlı Coğrafyası" , "Osmanlı'nın toprakları" ifadesi, CHP'yi, dış politikada iktidarla ve Cumhur ittifakıyla hizalama söylemiydi.
Görülen o ki, Kılıçdaroğlu ile CHP'nin de BOP planına, "Yeni Osmanlıcılık"a, "Yeni Türkiye" kurgusuna katılması amaçlanıyor.
Gerçek şu ki, hedef sadece CHP değil, hedef Atatürk'ün kurduğu üniter, laik Cumhuriyet'tir.
ÇIPLAK ARAMA, ÇOCUKLARIYLA TEHDİT...
Dünden beri, İBB Medya A.Ş. Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker'in savunmasını okuyorum. Okudukça insanın kanı çekiliyor. Bir dava düşünün ki, tutuklandıktan ancak 15 ay sonra hakim karşısına çıkıp, savunma yapabiliyorsunuz.
Gözaltına alınırken geride 2 kız çocuğunu tek başına bırakmak zorunda kaldı. Emniyette "çıplak aramaya" tabi tutuldu. Tutuklandıktan sonra savcının kendisini itirafçılığa zorlamak için " Eh, artık Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını" diyerek çocuklarıyla tehdit ettiğini anlatıyor.
Fatoş Pınar Türker'in Silivri Cezaevi'ndeki savunmasını, herkese duyurmak gerekir ki bu ülkede adalet sisteminin ne hale getirildiğini herkes görsün.
"Sabah 5.30- 6.00'da. Ben iki kızımla dediğim gibi yalnız yaşıyorum. ��ok ilginç. İşte polisler eve geldi. Tam polisler gelmeden yani onlar kapıyı çaldılar, ben hemen onları görünce şeyde ekranda, Allah'tan avukatımı arayabilmiştim, çünkü girince polisler hemen telefonumu aldılar. "Hiçbir şeye dokunmayın" dediler.
POLİSLER 'CİNAYET MASASINDAN GELİYORUZ" DEDİ, KIZLARIM AVAZ AVAZ AĞLIYORDU
İşte çocuklarım ağlıyor, işte diyorum ki, "Bir su vereyim". "Hayır". İşte küçük kızım okula gidecek, "Hayır, kimse kımıldamasın, delil karartmayın" diyor sürekli şey. Polis bey, komiser herhalde. O çok yani onun gözlerindeki bakışı hiç unutmayacağım. Bir tane kadın memur vardı en sonunda kızlarımla birlikte o da ağlıyordu. Dedim ki "Kaşe var mı" dedim. "Ne kaşesi" dedi. "Şirket kaşesi" dedim. "Yoo" dedim ben şirketin genel müdürüyüm kaşeyi ne yapayım? "Arayın evi" dedim, neyse evi arıyorlar filan. "Kimse yerinden kımıldamasın" filan dedi bize. Biz de böyle salonun ortasında pijamalarla duruyoruz. Kızlarım da haliyle ağlıyorlar ve ben yani bana sarılmak istiyorlar. "Sakın kimse birbirine dokunmasın" filan dedi. Dedim "Siz dedim mali suçlar için gelmediniz mi? Biz ne delili karartacağız?" Şey dedi polis; "Biz cinayet masadan geliyoruz" dedi. Öyle olunca benim kızlarım avaz avaz ağlamaya başladılar. Ben dedim "Ne cinayeti" dedim. Hayır dedim; "Şu an operasyon oluyor, polis kalmadı, biz geldik" dedi.
'ÇOCUĞUMA BİR BARDAK SU BİLE VEREMEDİM'
Yani hani delil karartma meselesi ve hani çocuğuma bir bardak su bile veremedim gerçekten ama o kadar hani tiyatro mu ya da kabus mu gibi desem o gerçekten polislerin gözlerindeki o şeyi hiç göremeyeceğim ama çok insani olan bir yanında polis memuru daha vardı. O hatta sonra beni sağlık kontrolüne götürdüğünde başına bir şey gelmeyecekse, annemi aradı iki kere, benim konuşmama izin verdi, "kızınız iyi" dedi, sonra tekrar aradı. Allah razı olsun kendisinden. Ben o şekilde çıktım evden. Küçük kızım da son kez okuluna uğramış oldum. O döneceğimi düşündü tabi akşam. 15 ay geçti üstünden. Vatan'a girdik, emniyete. Hakikaten ben oradan çıkamayacağ��m diye düşündüm ama sonra ben 2. girdim herhalde nezarete. Asistanım vardı. "Sen niye buradasın Canan" dedim.
EMNİYETTE ÇIPLAK ARAMA
“Beni de aldılar Pınar Hanım” dedi. Zaten sonra gerisi yağmur gibi yağdı, işte Fatoş geldi, Ceyda geldi. Tanımadığım bir sürü insan geldi. Sonra artık orada tabi hiç görmemişsinizdir muhtemelen görmeyin de inşallah nezarethaneyi ama zaman mefhumunuzu yitiriyorsunuz çünkü şeyin altında olduğu için Bodrum katı olduğu için hiç cam, pencere yok. Müthiş bir pislik var her tarafta. Artık kaçıncı gün ne şeyde, bir bilmiyorum. Bir kadın memur geldi, "Arama yapacağız" dedi. Sırayla götürüyorlar bizi. Geriye getiriyorlar. Ben de gittim. Böyle arşiv odası gibi bir yere aldı kadın memur beni. "Soyun" dedi. "Nasıl yani" dedim. Eldiven taktı eline. Arkada böyle klasörler, çok küçük bir oda. "Üstünü çıkar" dedi, "Üstünü çıkardım". Ama üstünü çıkarmanın hani zaten çıplaksın, ne kontrol edeceksin ama kontrol yaptı, "Tamam" dedi. "Üstünü giyebilirsin."
“Peki” dedim, “gidebilir miyim?” “Hayır” dedi. “Eşofmanını da indir” dedi. İndirdim. “Çamaşırını da”. “Nasıl yani” dedim? “İndireceksin” dedi. Dolayısıyla ikisini de ayak bileklerime kadar indirdim. “Şimdi yere çömel” dedi. Ondan sonra, o tutanlar varsa çıkabilir, ben utanmıyorum ama yani hani bu onurunu gururunu insanların belki şeyini yıkmak için yapılıyormuş ama hani yapan utansın, ben utanmıyorum. “Cinsel organını aç” dedi. Başını, arkanı dön, eğil filan. “Tamam” dedi. Halbuki ben şimdi biz ne olduğunu anlamıyoruz hani, bu arada ben kendi deneyimimi anlatıyorum. Diğer arkadaşlarımızın farklı polis memurları varmış, daha farklı uygulamalar olmuş olabilir. Ben kendi deneyimimi anlatıyorum. Bir de bunun biz şey olduğunu da anlamadık yani hani eldiven taktı ya eline, eldiveni kullanmadığı için biz mutlu olduk. Çünkü ben böyle jinekolojik muayene filan gibi bir şey olacak zannettim. Hani eldiven takınca biz sevindik nezarette sonra, tutuklandıktan sonra Fatoş'un çığlıklarıyla Elif'in ağlamasını hi�� unutmuyorum. Çünkü şimdi biz tutuklandık her şey film gibi.
'FATOŞ ÇOK ÇIĞLIK ATIYORDU'
O an bir avukatın telefonuyla annemi aradım, kızlarımla konuştu. Hepsi ağlıyorlar filan. Sonra biz Silivri'ye geldik akşam vakti. Hakikaten film gibi. Çünkü insan cezaevine düşeceğini hani bir de böyle yedi sülalesinde böyle bir şey olmayınca, hiç suça bulaşmayınca filan hiç insanın aklının ucundan geçmiyor ama olabiliyormuş. Her şey insana dairmiş. Geldik, bize dediler ki sizi dediler merak etmeyin biz 5 kadınız. Bir de dışarıdan bir firma temsilcisinin eşiymiş o var. Siz dediler 6 kişilik koğuşa koyacağız. A biz çok sevindik filan. Sonra müdür hanım dedi ki Adalet Bakanlığı'ndan dedi talimat işte talimat geldi dedi. Sizi ayrı ayrı koyacağız dedi. Bizi götürdüler böyle ilk biz el eleydik Elif'le zaten. Elif de İtalya'da tatildeydi, sonra ona hani firar filan dediler de Elif kendi ayağıyla geldi duruşma salonuna ve sürekli şey diye ağlıyor kendisi, hatırlamıyorum. "Ama ben gelmek zorundaydım Pınar Hanım, kaçamazdım" diyor. El ele tutuşuyoruz biz Elif'le, ilk koğuşun kapısına geldik, "Burası sen" dediler. Açtılar koğuşu, koydular beni içine. Kapı kapandı. Ben hemen cama koştum. Cama koştum çünkü bir yanımdaki koğuşa "Elif, Fatoş seni koydular mı?" Sonra Fatoş'u sonra seni sonra Elif'i. Fakat biz sırayla Fatoş çok çığlık atıyordu.
SAVCI: FATOŞ ŞİMDİ AĞLARSIN BÖYLE KARŞIMDA
Fatoş çok çığlık atınca, ben ona bir şey olacak diye ben bari susayım dedim yani bütün gece şey diye geçti o gecemiz. Çünkü birimiz susuyoruz, birimiz ağlıyoruz. Bir de daha fenası ses gelmezse birbirimizi görmüyoruz, camdan konuşuyoruz. Orası da ağırlaştırılmış müebbet arkadaşlar yatıyormuş. Alt katta da cama çıktı başka kadınlar, dedi ki İBB geldiniz mi dedi. Bizim için hazırlık yapılmış, o koridor boşaltılmış, biz de sizi bekliyorduk dedi. Öyle ilk geceyi geçirdik. Sonra ertesi gün mazgal açıldı, şey dedi ki bana, infaz koruma memuru, "Fatoş" dedi. "Efendim" dedim. "SEGBİS" dedi. Dedim ki "O ne?" "Mahkemeye çıkacaksın" dedi. "Ben daha yeni tutuklandım" dedim. "Dün çıktım mahkemeye" dedim. "Yine çıkacaksın" dedi. Dedim ben herhalde idam edecekler ya da şey, müebbet verecekler hemen hüküm giyiyorum. Yine ağlamaya başladım. "Dur" dedi, "mahkemeden niye ağlıyorsun?" Dedim ki "Ben bilmiyorum, bu ne SEGBİS ne?" İşte dedi böyle online ekrana bağlanıyorsunuz. Ben gittim oturdum, karşımda bir ekran açık ama "Adalet mülkün temelidir" yazmıyor, bir ofis orası. Böyle gözüm de ısırıyor Allah Allah diyorum, en sonunda kırmızı espresso makinesi vardı çünkü Savcı Bey bana o makinede kahve ikram etmişti. İfademi alan savcı, başkanım. Savcım, size soracağım şimdi. Siz tabii ki şey, sizin şahsınızla hiç alakası yok konunun ama hani meslektaşınız ya böyle bir uygulama var mı, yok mu? Dedi ki: "Ya" dedi, "Fatoş şimdi ağlarsın böyle karşımda" dedi, "ben sana ne dedim" dedi.
SAVCI: Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını
"Ben sana ne dedim" dedi, "ben senin ne olduğunu biliyorum ama sen bu adamlar sana" dedi "kumpas kuracak demedim mi" dedi. "Niye konuşmadın sen" dedi. "Verecektin ifadeni gidecektin" dedi. "Ama" dedim, "Sayın Savcım ben bildiğim her şeyi anlattım." "Bak şimdi" dedi, "sen git" dedi, "eşyalarını topla. Ben "dedi, "sana Çağlayan'dan araba göndereceğim" dedi. "Geleceksin" dedi, "burada" dedi, "bana" dedi "ifadeyi vereceksin, buradan" dedi "çocuklarına gidersin." Ben de dedim ki: "Savcım" dedim, "ben yeniden ifade veririm, vermemi istiyorsanız" dedim. "Bir avukatıma sorayım." Şimdi karşımdaki savcı ya, "Yok efendim" diyecek halim yok, ben bilmiyorum bir de hakikaten, ilk kez tutuklanmışız. Dedi, dedim ki "Tamam" dedim, "ben avukatıma bir danışayım" dedim. Böyle yaptı: "Hâlâ" dedi, "avukat diyorsun bana" dedi. "Sen" dedi, "bu kafayla bir daha" dedi "çocuklarını asla göremeyeceksin" dedi. "Sen bekârsın, değil mi?" dedi. Evet. "Velayetleri de sende?" Evet. "Senin çocukların" dedi, "reşit de değildi, değil mi?" dedi. Değil dedim. "Eh, artık Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını" dedi. Ha, bir anneye böyle denir mi? Çocuklarıyla tehdit ettiler. Az evvel şeyle söyledim ya size hani mal varlığı, "Sen bakıyordun, değil mi?" dedi. Evet. "Bak" dedi, "mal varlığı tedbiri için" dedi, "karar var benim elimde" dedi. "Ama ben" dedi, "28 Mart Cuma günü mesai bitimine kadar sana süre" dedi. Savcım bunu dedi. Ve o gün tebliğ edildi. "Ya bana gelir konuşursun" dedi, "ya da" dedi "malını mülkünü de alacağım" dedi.
'BEN HİÇ KİMSEYE HAKKIMI HELAL ETMİYORUM'
Yani bir şey söyleyeceğim. Şeyi anlayamıyorum. Hani mesela birisinin birisiyle husumeti olur... Hiç beni tanımıyor ki. Tanımadığı bir insandan insan nasıl nefret eder ki? Hani nasıl bunu söyle... Mesela annesi yok mu bu insanların? Hepimiz zıbın giymedik mi? Ben hiç kimseye hakkımı helal etmiyorum. "
Doktorun çocuk kurtardığı tabiki hikaye çıktı. Köpek düşmanı sadist doktor zevk ala ala çekiçle köpeği öldürüp, 13 yaşındaki kızın elini kırdı.
Bu cani doktor hala çalışacak mı hala serbest kalacak mı? @ttborgtr@saglikbakanligi
İstanbul’a gelen bir turist, bir adamın kediye elleriyle su içirdiği anları paylaştı:
“Bir Türk, bir kedinin susadığını fark edip elleriyle su içirdi. Bu büyüleyici an hiçbir kitapta olmaz.”