Topladım ucu kırık hayallerimi yerden. Başımı göğe çevirdim. Sonsuzluğa baktım ve gördüm ki, orada da onlara yer vardı.
Bu gece, her bir yıldızın yanına ışık saçan hayallerimden birini bıraktım.
Sonra hepsini Allah’a emanet ettim.
Biliyorum…
Bir gün hepsi gerçek olacak.
Ve biliyorum ki, vermeyi istemeseydi, istemeyi vermezdi.
Sonra döndüm ona baktım. Gökyüzüne değil, yere bakıyordu ve ağlıyordu…
Sessizce yanına oturdum.
Saçlarını okşadım.
Gözyaşlarını sildim.
Ama tek bir öğüt bile vermedim.
O konuştu…
Ben ise sadece dinledim.
Kalbinde ve sırtında derin yara izleri vardı…
“Yaraların bugün değil belki…
Ama bir gün kapanacak.” dedim.
O ise içli içli ağlayıp anlatmaya devam etti.
Meğer ne çok acı çekmiş…
Sözünü hiç kesmedim.
Aklımın almadığı, kalbimin kabul edemediği bir hikâyesi vardı…
“Beni anlıyor musun?” diye defalarca sordu.
Yüzüne acı bir tebessümle baktım.
Ve o an fark ettim…
İnsanın en temel ihtiyacı anlaşılmaktı.
“Anlıyorum.” dedim.
“Artık yanındayım.”
Gözyaşlarını silerken anlamıştım.
Korkuyordu.
Savunmasız ve tek başınaydı…
Konuşurken elleri titriyordu.
Gözleri korkusunu ele veriyordu.
Zarar gördüğü için sevmekten de sevilmekten de korkuyordu.
Sanki herkes o naif kalbine zarar verecekmiş gibi…Belki de bu yüzden insanlardan sebepli veya sebepsiz uzaklaşıyordu.
Ben ise sadece yanında kaldım.
“Buradayım.
Gitmeyeceğim.” dedim.
İnanmayan gözlerle baktı bana.
Kim bilir…
Kaç gece…
Kaç sene…
Ve kaç baharı kış olarak geçirmişti.
Bir ömrü devirmişti..
Dua etmeyi seviyordu.
O anlarda sanki oturduğu yerden başka yerlere gidip geliyordu.
Karanlığı da seviyordu…
Sessizliği de …
Ve uzun uzun yazmayı seviyordu..
Yine bir şeyler yazdı.
Okudum ve her satır çok tanıdıktı.
Acısını yazıyordu.
Yaşadıklarını satırlara akıtıyordu.
Hayal kırıklıklarını…
Gözyaşlarını…
Yazdıkça temizleniyordu.
Temizlendikçe şifalanıyordu.
Bir süre sonra yanıma yaklaştı.
Aramızdaki mesafe yavaş yavaş kapanmaya başladı.
Sonra her şeyin sonsuz ve kudret sahibi Yaratıcısından bahsetti.
Bu kısmı diğerlerinden çok daha farklı ve daha uzundu…
Konuştukça gözleri ışıldadı.
Yüzüne adeta gökkuşağı açtı.
Sanki sevdiğinden bahsediyordu.
Bir ara durdu ve gülümsedi.
“ Biliyormusun aslında kimsemde yok değil benim.Ben O’nun mülküyüm.O da mülkünü asla sahipsiz bırakmadı ,bırakmazda hiçbir zaman .”dedi.
Şaşkınlıkla baktım.
Sonra bana döndü.
“Seni tanıdım, geleceğini biliyordum.” dedi.
“Nasıl olur? Ben sadece yanında durdum.” dedim.
“Gözlerindeki yaşayan ölülerden tanıdım seni” dedi.
Uzun uzun baktık birbirimize.
Bir süre sonra fark ettim…
Artık birbirimize değil,
birbirimizden bakıyorduk.
Hayatımıza…
Kayıplarımıza..
Yaşadıklarımıza…
Meğer bütün hikaye boyunca yanında oturduğum kişi, yıllar önce karanlıkta bıraktığım benmişim.
Ve gördük ki, yaşadığımız her şey zamanın büküldüğü bu yerde bir araya gelmemiz içindi.
“Birlikte daha güçlüyüz hikayemizin vakti geldi artık dedi…
“Söyle ne dersen yazacağım.” dedim.
Gülümsedi yazmayı seviyorum ama bu ancak bir dua ile olacak dedi..Sonra başını gökyüzüne çevirdi ve ellerini açtı..
“Allah’ım…
Bugün geriye dönüp baktığımda
Bana acı veren her şeyin beni Sana getirdiğini, uzayan yollarımın ise Sende derinleştiğini görüyorum…
Hayal ettiğimden de öte…
Hayal ettiğimden de güzel…
Bir son diliyorum Senden…
Dönüp baktığımda, “Meğer yaşadığım her şey bunun içinmiş.” diyebileceğim bir son istiyorum…
Sen dilemedikçe ben isteyemem…
İstemek bana, vermek ise en çok Sana yakışır…
Ne zaman kendinizi kimsesiz ve güçsüz hissederseniz bu ayet-i kerimeyi hatırlayın…
“Onlar tuzak kurdular. Allah da onların tuzaklarını boşa çıkardı. Allah, tuzakları boşa çıkaranların en hayırlısıdır.”
(Âl-i İmrân, 3/54)
Eskiden “Bir ateşde yanıyorum? Nasıl da yandığımı kayıtsız seyrediyorlar diye feryat eder gözyaşlarımla o yangını söndürmeye çalışır ağıtlar yakar şiirler yazardım…
Sonra “Ben bir şey yapmadım, onlar yaptı.” der; hem üzülür hem de nefsimi temize çıkarmaya çalışırdım.
Ama sonra şunu anladım:
“Ben nefsimi temize çıkarmam.
Çünkü nefis, Rabbimin merhamet ettiği müstesna, daima kötülüğü emreder.”
(Yusuf Suresi 53)
Daha sonra tüm kusurları kendimde aramaya başladım.
İşte o zaman rahatladım.Ama bundan da razı olmayanlar oldu.
Oysa Abdülkadir Geylani der ki:
“Kalp huzuru istiyorsan insanların ne dediğine aldırış etme.
Zira insanlar, yaratıcısından razı olmamışlar.
Senden nasıl razı olacaklar?”
İşte o zaman insanların sözleri zihnimdeki ağırlığını kaybetti.
Çünkü O’nun vaadi tek gerçekti.Çünkü Cenab-ı Hak buyuruyor ki:“Size gelen iyilik Allah’tandır, başınıza gelen kötülük ise kendi nefsinizdendir.”
(Nisa Suresi 79)
Sonra hatalarımla yüzleştim.
Kendimi düzeltmeye gayret ettim.
Bir kilimi dokur gibi…
Kendimi yeniden dokudum.
Öyle güzel desenler ortaya çıktı ki
daha güzelleri için çabalamaya başladım.
Anladım ki;
Sonsuz sanat sahibi olan Rabbim bu desenleri görmek istedi.
Beni kilim tezgahında görmek istedi…
Nedenler tezgahında değil!…
Yeni desenleri görenlerden bazıları ise sürekli eski desenleri önüme sermeye çalıştı.Ben buna da aldırış etmedim.
Çünkü Peygamber Efendimiz (asm) “İki günü eşit olan ziyandadır.” buyurmamış mıydı?
Ben ziyanımdan dönmüşken, geriye dönüp bakmanın da bir faydası yoktu.
Benim payıma düşen sadece dokumaya devam etmekti.
Doğru desenleri dokuyunca ilahi sistem tıpkı bir kilimi dokur gibi gerekmeyen iplikleri benim yerime atıyordu ve gerisi kendiliğinden tamamlanıyordu benim ise artık hiçbir şey yapmama gerek kalmıyordu..
Nihayet bir vakit geldi ki;
Bunlara rağmen kilimin üstüne kirli ayakkabılarıyla basmak isteyenleri gördüm.
Bazılarının önünden hiçbir şey demeden kilimimi topladım.
“Sopayla kilime vuranın gayesi, kilimi dövmek değil, tozunu almaktır” demişti Mevlana.
Artık zihnim susmuştu…
Neden yoktu, niçin yoktu, hiçkimse yoktu…
Hayatımın sessizce seyretme dönemindeyim…
Tozu giden kilimi temiz tutma vakti gelmişti…
Aşık, sevdiğini yitirmiş kişi değildir.
Aşık, aşkı ararken O’ndan başka her şeyi yitirip
Aşkı bulandır…
Aşk gölge gibidir;
Hem yakın, hem dokunamayacağın kadar uzak…
Ve Aşk, şah damarından daha yakın olandır…
Aşk, kalbimizde atan değil;
kalbimizi attırandır.
Herkes bir yere gider,
birine gider…
Bense her şeye rağmen,
ve herkese aykırı,
ellerimde bir demet karanfil,
yine sana geliyorum…
yine sana…
✍️ Son dizeler Mustafa Özçelik’e aittir.
🎵 Müzik: Selçuk Küpçük – “Ellerimde Bir Demet Karanfil”
✨“Kadir” kelimesi; kıymet, itibar, değer anlamına gelir.Kadir Gecesi’ni idrak etmek, kendi özümüze ve maneviyatımıza yolculuk yaparak kıymet kazanmamızdır.
✨Cenab-ı Hak: “Şüphesiz, biz onu (Kur’an’ı) Kadir Gecesi’nde indirdik.” buyurmuştur.(Kadir suresi~97/1)
💫Tüm ömre bedel olan bu gece Kuran-ı Kerim’in inmesiyle anlam kazanan selamet ve kurtuluş gecesidir.Aynı zamanda bizlerin anlamlarımızı ve kurtuluşumuzu aradığımız gecedir.
✨Kadir Gecesine “Bin aylık” yaklaşık 83 yıl 4 aylık, bir ömürlük bir derinlik yüklenmesinin bir sebebi de tüm ömrümüzü günahlar içinde geçirsek bile bu gecede samimi bir dua ile bağışlanma fırsatımızın olmasıdır…
✨Buyurun o kutlu zamanlara beraber gidelim ; Uhud savaşında tepeden tırnağa silahlanmış bir halde Allah Resulünün yanına gelip, önce şehadet kelimesi getirip sonra savaşa giren ve şehit olan bir sahabi için Rasulullah Efendimiz “Az çalıştı, çok kazandı” diyordu ya, tıpkı onun gibi…
🔑Bir gecede affın kapılarını gün ağarana kadar ısrarlar çalma..
Ya açılırsa umudu ile kapının önünden ayrılmadan açılmasını bekleme…
Samimi bir dua ile tevbe etme…
Af deryasına acz ile dalma…
Kuran-ı Kerim’i daha çok okuma…
Rahmet sularında arınma…
Dualarda buluşma gecesidir Kadir gecesi…
✨Zamanın değeri, o zamanın yüklediği değerlerden kaynaklanmakta ve Allah dostları zamanın ve insanın kadrini ve kıymetini bilmenin sırrını asırlar öncesinden bize bildirmişlerdir; “Her geceyi Kadir, her geleni Hızır bil.”
✨Peygamberimizin (asm) bu mübarek gece ile ilgili olarak buyurmuştur ki ;“Kim faziletine inanarak ve sevabını umarak Kadir gecesini ibadetle geçirirse, geçmiş günahları bağışlanır.”
✨Hz. Aişe (radıyallâhu anhâ)
anlatıyor: Ey Allah'ın Resûlü! Arayıp Kadir Gecesi'ni bulursam, o gece nasıl dua edeyim? diye sordum. O da bana şu duayı öğretti: "Allahümme inneke afuvvun, kerîmun tuhibbu'l-afve, fa'fu annî .
Allahım! Sen çok affedicisin, çok kerîmsin, affetmeyi seversin, beni de affet !"
Affedilenlerden olma duasıyla Kadir gecemize mübarek olsun ✨🤍✨
Miraç, göklerden gelen yüce bir davet ile başlayan bir aşk yolculuğu…
Mirac gecesinde Peygamber Efendimiz (asm) ilahî aşk ile kendinden geçti ve tüm zamanları ve mekanları aştı.
Miraç geriye hediyelerini bıraktı…
Peygamber Efendimiz (asm) bizlerin de gelebilmesi için açık bıraktığı kutlu kapı…
Miraç namazın doğum günü…
Bizlerin doğduğu gün…
Aşkın yolculuğunda
hediye edildi bizlere namaz…
Miraç, düştüğümüz yerlerden çıkalım diye bize göklerden uzatılan bir merdiven adeta…
Alvarlı İmam, “Sefine-i dini namaz yürütür, namaz cümle ibadetin pîridir.” buyurur.
Cenab-ı Hakkın rahmetinin yeryüzüne hediyesi bizlere …
Eğildikçe yükselmemizdir Miraç…
Eğilip hatalarımızı yerde görüp avuçlarımıza toplayıp yakarmamızdır Miraç…
Miraç bu yönüyle Rabbimize vuslat, diğer yönüyle de günahlarımızla yüzleşip aff dilemektir…
Miraç eski benliğimizden sıyrılıp yeni benliğimize kavuşmaktır…
Mehmed Zahid Kotku’nun da dediği gibi; Miracın asıl yüksekliği, insanların kötü huyları bırakıp iyi huylara sahip olmasıyla olur. İyi huylara sahip oldun muydu, miraca nail olursun.
Son sözü Bediüzzaman söylesin;
“Kainat bu gecelere hürmet eder, neden siz etmiyorsunuz?”
Dua eder dua beklerim gecemiz mübarek olsun…
✨🤍✨
Yunus gibi dolandım kalbimin ormanlarında
Nefsimin odunlarını topladım yeryüzü dergâhında…
Kalmayınca suçlayacak bir Molla Kasım,
Bak ne eğri bir odun kaldı, ne de bir orman…
Yaktım kendimi de, ormanı da en sonunda;
Isıttım üşüyen kalbimi kendi yangınımda.
Bak kalmadı bende hiçbir şey
Hakk’tan başka…
Dünya dediğin,
nefsin odunlarını topladığın bir ormandı;
Bu garip Yunus da bunu
ömrünün sonbaharında anladı.
Orman yandı, gül yandı;
Ne yanan kaldı, ne de yakan…
“Bülbül sükût etti” dediler,
Ötmez oldu vakti seher…
Bilmediler ki bülbül de yandı,
Ormanı etti terk-i diyar.
Var mıydı ki âlemde aşktan gayrısı?
Can sonunda Canan’a dayandı;
Hakk’tan gayrısına gelmedi razı.
Yunus gibi aşka vardı, aşk’a daldı.
Dünya bir handı;
ne giden kaldı ne kalan…
Ne Tapduk Emre vardı ,
Ne Molla Kasım kaldı,
Ne Yunus kaldı bu dünyada,
Ne de Sultan Süleyman��