Etrafımız o kadar çirkefle dolu ki, temiz kalmak için bir tek çare kendi dünyamıza çekilmek ve muhitle, hiç olmazsa manen, alakamızı kesmektir.
Sabahattin Ali
Futbol programlarında yorumcular voleyboldaki başarının nasıl oluştuğunu incelemek lazım diyorlar. Hiç incelemeyin ben size söyleyeyim: Siyaseti teknik konulardan uzak tutun her alanda başarı gelecektir.
Adam dünyanın her yerinde konser vermiş, yakında da Arabistan’da tekrar konser verecek ama dini sebeplerle iptal edilip, açıklama yaptığı tek ülke Türkiye.
Akıl hastanesini arayın abi.
Nagehan Alçı Medrese eğitimi iyidir diyor. Şu an kendi çocuklarının okulunda halis Fransız birinin çocuğu bile eşi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı ise okuyamıyor.
Anne Baba çocukların hiçbirinin TC vatandaşı olmaması gerekiyor.
Geçen sene itibari ile okuyan çocukların okuldan alınması ya da TC vatandaşlıklarından çıkması istendi. 2 yıl ile Nagehan grubu muaf kaldı.
O kadar Fransız okulda yani.
Yarı fransızlar bile gidemiyor.
Meb'e bağlı Türk-Fransız okulu filan değil.
Ama diğerleri için Medrese iyidir diyor, oh la la Madame 😅
🔴 "İslam dünyası uyanıyor" diyen AKP'li Öznur Küçüker Sirene'nin bir Fransızla kilisede evlendiği öğrenildi.
Kendisini ifşa eden içerik üreticisi Distaste (@Gozaltina_31)'i ise engelledi.
Mazluma tokat atmak için yarışan “Veyis Ateş : Uyuşturucu temin etmekten,
Mehmet Akif Ersoy: Fuhuşa aracılık etmek, uyuşturucu temin etmekten,
Rasim Ozan Kütahyalı: Yasa dışı kumar ve kara paradan YUTUKLANDI
Cem Küçük: İş adamlarına şantajdan GÖZALTINA ALINDI.
Sırada galiba Melih Gökçek var
Yahu şu görüntülerde ne var Allah aşkına? Burası Afganistan mı?
Neymiş efendim “vali tayt giymezmiş!” Öncelikle bu tayt değil, “bisiklet kıyafeti!”
Yani Ardahan valisi Mehmet Fatih Çiçekli, bisiklet kıyafetiyle bisiklet sürerek Ardahan’ın reklamı çok güzel bir şekilde yaptığı için görevden alınıyor.
Dünya üzerinde böylesine yanlış ve hukuk dışı bir karar görülmemiştir. Liyakatin ve sözün tükendiği yerdeyiz!
Al��n size halkın nasıl kandırıldığına yeni bir örnek;
Oğluma @Migros_Turkiye den @AlgidaTurkiye dondurma aldık. "Çubuklarda bedava kampanyası" yazıyordu. Gerçekten bedava çıktı. Tekrar gittik Migros'a, biz veremeyiz dediler. Bölge sorumsunu aradık, "yok öyle bir şey" dedi. Dolandırıldık o halde deyince "ben vereyim 50 lira, kes sesini" dedi. Mesele 50 liralık dondurma değil, milleti böyle kandıracak cesareti nereden buluyorlar? Biz 50 lirada boğulduk, konu 50 bin olsa kapıya mafya gelecek her halde. Üç kuruşluk adam bize "kes sesini" dedi ya bir de. Umarım bir açıklamanız vardır @AlgidaTurkiye
BİR DAHA ASLA ALAÇATIYA GİTMEYECEĞİM
Geçen hafta arkadaşlarla Alaçatı'ya gitmiştik. Herkesin önünde fotoğraf çekildiği, dışarıdan bakınca aşırı şık görünen bir kafeye oturduk. Daha menüye bakarken fiyatlar biraz garip gelmişti ama "Abartıyor olamam." dedim. Sonuçta Alaçatı, pahalıdır diye düşündüm.
İki kahve ve bir dilim cheesecake söyledik. Yaklaşık yarım saat bekledik. Sipariş geldiğinde her şey normaldi. Kahveler küçüktü ama tadı güzeldi. Hiçbir problem yoktu.
Asıl olay hesap gelince başladı.
Garson küçük siyah hesabı masaya bıraktı. Açtım. Bir an gerçekten yanlış masanın hesabını getirdiğini sandım. Tekrar tekrar baktım. İki kahve ve bir tatlı için yazan rakam aklıma yatmıyordu.
Garsonu çağırıp kibarca, "Sanırım bir karışıklık oldu." dedim.
Adam gayet rahat bir şekilde, "Yok efendim, doğru hesap." dedi.
Menüyü tekrar istedim. Fiyatlara baktım. Kahvenin yanında küçücük puntolarla ekstra servis ücreti, masa hizmeti ve başka kalemler eklenmişti. Sipariş verirken bunlardan hiç bahsedilmemişti.
Ben de bunun doğru olmadığını söyledim. "Madem böyle ek ücretler var, sipariş verirken söylenmesi gerekmez miydi?" dedim.
Sesimi yükseltmedim. Sadece açıklama istedim.
Bu sırada yan masalardaki insanlar bize bakmaya başladı.
Garson bu sefer, "Burası Alaçatı, fiyatlarımız normal." dedi.
Ben de, "Normal olması başka, müşteriye önceden bilgi verilmemesi başka." diye cevap verdim.
O anda içeride tuhaf bir sessizlik oluştu.
Kasadaki görevli de konuşmaya dahil oldu. "Beğenmediyseniz bir daha gelmezsiniz." dedi.
Bu cümleyi duyunca gerçekten sinirlendim.
"Bir işletmenin müşteriye vereceği cevap bu mu?" diye sordum.
Yan masada oturan orta yaşlı bir adam dönüp, "Haklı çocuk, bize de aynı şey oldu." dedi.
Sonra başka bir masa da konuşmaya başladı. Meğer benzer durumu yaşayan sadece biz değilmişiz.
Birkaç dakika içinde konu bütün kafeye yayıldı.
İşletme çalışanları ortamı yumuşatmaya çalıştı ama artık herkes fiyatları konuşuyordu. Kimisi "Turistik yer." diyordu, kimisi de "Fiyat ayrı, bilgilendirme ayrı." diye itiraz ediyordu.
En sonunda müdür geldi. Daha sakin bir şekilde konuştu. Bazı ücretlerin yanlış anlaşıldığını söyledi ve hesapta düzenleme yapabileceklerini belirtti.
Biz de tartışmayı uzatmadan ödememizi yaptık ve çıktık.
Arabaya bindiğimizde kimsenin konuşası yoktu.
O gün anladım ki mesele pahalı olması değildi. İnsan, ne ödeyeceğini baştan bilirse ona göre karar verir. Ama hesap masaya geldikten sonra sürprizle karşılaşınca, içtiğin kahvenin tadı da, oturduğun yerin manzarası da hiçbir anlam ifade etmiyor.