Manisa Turgutlu’da bir okulumuzda yaşanan şiddet olayı, yalnızca bir asayiş sorunu veya münferit bir disiplin vakası değildir.
HİÇBİR ÇOCUK BİR SABAH ANİDEN ŞİDDET FAİLİNE DÖNÜŞMEZ.
Bu tür olayların arkasında;
- Genellikle uzun süredir biriken yalnızlık,
- Akran zorbalığı,
- Çözülemeyen ailevi/sosyal travmalar,
- Aidiyet hissinin kaybı yatar.
Okullarımızda çocuklarımız birer birey olarak değil, kâğıt üzerindeki birer istatistik olarak görülüyor.
Okullardaki rehberlik servisleri, çocukların ruhsal durumunu ve gelişimini takip eden merkezler olmaktan çıkmış; kırtasiyecilik ve evrak doldurma bürolarına dönüştürülmüştür.
- Çocuğun riskli davranışları, okul idaresi ve öğretmenler tarafından daha önce fark edilmiş midir?
- Fark edildiyse hangi bürokratik engeller veya ilgisizlikler nedeniyle önlem alınmamıştır?
Okulların etrafını yüksek duvarlarla örmek veya kapıya kilit vurmak güvenlik sağlamaz.
GERÇEK GÜVENLİK; SORUMLU, ŞEFFAF VE HESAP VEREBİLİR BİR İDARİ YAPIYLA MÜMKÜNDÜR.
#saldırı #manisa #sondakika
KRİZ VAR, PROBLEM YOK!
19 Eylül 2026 Basın Açıklaması
Değerli vatandaşlarım, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Bugün Türkiye'nin karşı karşıya olduğu tabloyu tek bir cümleyle anlatmak istiyorum:
Kriz var, problem yok!
Çünkü Türkiye'de artık ne kadar büyük bir kriz çıkarsa çıksın, iktidarın cevabı hazır:
“Problem yok.”
Ekonomide problem yok,
Fonlarda problem yok,
Adalette problem yok,
Devlet kurumlarında problem yok,
Seçimlerde problem yok,
Ama vatandaşın cebinde para yok, güven yok, adalet duygusu yok!
VATANDAŞIN BİRİKİMİNE NE OLDU?
Türkiye bugün ciddi bir fon krizini tartışıyor. SPK'nın 7 portföy yönetim şirketinin işlettiği 131 fonu tasfiye sürecine alması, yüz binlerce yatırımcının ve yüz milyarlarca liralık birikimin risk altında olduğu tartışmasını beraberinde getirdi. Kamuoyuna yansıyan rakamlara göre fonlarda 500 binin üzerinde vatandaşın ve 850 milyar liranın üzerinde birikimin bulunduğu ifade ediliyor.
Ben bugün parasını bu fonlara yatırmış genç bir vatandaşımızla konuştum.
18 yaşında, garsonluk yapıyor, okul masraflarını kendi emeğiyle karşılıyor. Biriktirdiği parasını bu fonlara yatırıyor. Çünkü reklamlarına, anlatılan hikâyelere ve kendisine sunulan güven görüntüsüne inanıyor.
Şimdi soruyorum:
Bu gencin kaybettiği yalnızca para mıdır?
Hayır!
Onun emeğini, geleceğe dair umudunu ve devlete duyduğu güveni de kaybediyorsunuz.
Bir gencin alın teriyle biriktirdiği parasının hesabını sormak zorundayız.
“YAPISAL SORUN YOK” ÖYLE Mİ?
Hazine ve Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek, yaşanan gelişmelerin sınırlı sayıdaki fondaki kredi ve likidite probleminden kaynaklandığını, “genele yayılmış sistemik risk” bulunmadığını ve borsa ile fon piyasasında yapısal sorun olmadığını söyledi.
Sayın Bakan'a soruyorum:
- Sizin için yapısal sorun nedir?
- Vatandaşın parasını emanet ettiği kurumlara güvenememesi yapısal sorun değil midir?
- Yüz binlerce insanın birikiminin tehlikeye girmesi yapısal sorun değil midir?
- Denetim mekanizmalarının zamanında çalışıp çalışmadığının sorgulanması yapısal sorun değil midir?
Hükümetin görevi, kriz çıktıktan sonra “tedbir aldık” demek değildir. Maliye Bakanının ve iktidarın görevi, vatandaşın parasını korumaktır.
Biz Liberal Parti olarak açıkça söylüyoruz:
Piyasa ekonomisi başıboşluk değildir.
Özgür piyasa;
- Güçlü hukuk,
- Bağımsız denetim,
- Şeffaflık,
- Hesap verebilirlik ister.
Hükümet ekonomiye patron olmak için değil, kuralları koymak, uygulamak ve vatandaşın hakkını korumak için müdahale eder.
DEVLETİN KURUMLARI NEREDEYDİ?
Kamuoyunda çok ciddi iddialar dolaşıyor. Fonlarla ilişkili olduğu ileri sürülen kişiler arasında kamu görevlileri, siyaset çevreleri ve çeşitli itibarlı unvanlara sahip insanların bulunduğu iddia ediliyor. Eğer bu iddialar doğruysa mesele yalnızca bir finansal dolandırıcılık meselesi değildir.
O zaman mesele şudur:
- Devletin kurumları neden zamanında harekete geçmedi?
- Kim denetledi?
- Kim görmedi?
- Kim bildi?
- Kim sustu?
- Kim müdahale etmedi?
Ve en önemlisi:
- Vatandaşın parasını korumakla görevli kurumlar görevlerini neden yapmadı?
Bunların tamamı bağımsız ve şeffaf biçimde soruşturulmalıdır. Devlet, güçlülerin değil, hakkı yenen vatandaşın yanında olmak zorundadır.
SOYGUN DÜZENİ VATANDAŞIN EKMEĞİNE DE UZANIYOR
Bu mesele yalnızca fonlardan ibaret değildir. Vatandaşın günlük hayatına baktığınızda da aynı tabloyu görüyorsunuz. Akaryakıt fiyatlarına bakın. İktidarın ilk yıllarında yaklaşık 1 lira seviyesinde olan mazotun fiyatı bugün 100 liranın üzerine çıkmış durumda. Eylül 2026 itibarıyla mazot fiyatlarında 102 lira seviyeleri görülüyor.
Vatandaşa “Türkiye Yüzyılı” dediniz. Vatandaşın gördüğü ise : 100 liralık mazot!
- Kamyoncunun maliyeti artıyor.
- Çiftçinin maliyeti artıyor.
- Esnafın maliyeti artıyor.
- Nakliyenin maliyeti artıyor.
- Sonunda marketteki ekmeğin, sütün, sebzenin, meyvenin fiyatı artıyor.
- Yani iktidarın ekonomik başarısızlığının faturasını yine vatandaş ödüyor.
Biz Liberal Parti olarak şunu söylüyoruz:
Türkiye'nin ihtiyacı daha fazla devlet müdahalesi değil; daha güçlü hukuk, daha bağımsız kurumlar, gerçek rekabet ve hesap verebilir bir devlet düzenidir.
ADALET HERKESE AYNI UYGULANMAZSA ADALET DEĞİLDİR
Bir başka temel meselemiz adalettir. Devletin hukuk düzeni kişiye göre değişemez. Bir vatandaşın malına, maaşına, hesabına hukuk yoluyla müdahale ediyorsanız bunun açık, objektif ve eşit bir hukuki temeli olmalıdır.
Bir kişiye uygulanan hukuk, diğer kişiye uygulanmıyorsa orada hukuk devleti değil, hukukun siyasallaşması vardır. Bizim itirazımız tam olarak bunadır.
- Kim suç işlemişse,
- Kim kamu zararına sebep olmuşsa,
- Kim vatandaşın hakkını gasp etmişse; kimliğine, siyasi görüşüne, cemaatine, tarikatına, partisine bakılmaksızın hukuk önünde hesap vermelidir.
Adaletin ��lçüsü kişinin iktidara yakınlığı olamaz.
PKK'LILARA BAŞKA, KHK'LILARA BAŞKA HUKUK OLAMAZ!
Hükümet yeni bir düzenleme hazırlıyorsa;
- Bu düzenlemenin temel ilkesi açık olmalıdır,
- Kanunlar kişiye özel değil, genel ve kapsayıcı olmalıdır.
- PKK meselesinde yapılacak düzenlemelerin kapsamı, içeriği ve hukuki sonuçları kamuoyuna açıkça anlatılmalıdır.
- Ancak aynı zamanda devletin geçmiş yıllardaki uygulamaları nedeniyle ağır mağduriyetler yaşamış vatandaşların durumu da hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde ele alınmalıdır.
Bizim önerimiz nettir :
- “Sadece şu gruba uygulanacak bir düzenleme” yerine, devlete karşı işlenmiş suçlar bakımından açık, genel, objektif ve eşit bir hukuki çerçeve oluşturulsun.
- Suçun niteliğine göre hukuk uygulansın.
- Kişiye göre hukuk uygulanmasın.
Çünkü hukuk devletinde, aynı hukuki durumda bulunan insanlar arasında siyasi tercih nedeniyle ayrım yapılamaz.
İMRALI'DA NE OLUYOR?
Şimdi başka bir çelişkiyle karşı karşıyayız. Yıllarca muhalefeti PKK ile işbirliği yapmakla suçlayan iktidar çevreleri, bugün İmralı sürecini yürütüyor. MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli, İmralı'da Abdullah Öcalan için “villa” değil, cezaevi yerleşkesi içinde 250 metrekarelik Bahçeli bir konut yapıldığını açıkladı. Bahçeli, yapının görüşmelerin ve mesajların yürütülmesi amacıyla kullanılacağını söyledi.
Bizim sorumuz şudur :
- Bu hükümet politikasının hukuki çerçevesi nedir?
- Meclis bunun neresindedir?
- Millet bunun neresindedir?
- Şeffaflık nerededir?
Türkiye'nin geleceğini ilgilendiren böylesine önemli bir süreç kapalı kapılar ardında yürütülemez. Üstelik bu ülke terör nedeniyle on binlerce insanını kaybetti. Şehit ailelerinin acısı vardır. Gazilerin yaraları vardır. Bu insanların vicdanını yok sayan hiçbir siyaset başarılı olamaz.
- Barış istiyorsanız hukukla yapın.
- Silahların susmasını istiyorsanız demokratik meşruiyetle yapın.
- Türkiye'nin geleceğini kurmak istiyorsanız milleti sürecin içine dâhil edin.
GAZİLERİ PARKLARDAN KOVUP, TERÖR SÜRECİNİ KAPALI KAPILAR ARDINDA YÜRÜTEMEZSİNİZ
Gazilerin ve şehit ailelerinin itirazlarını dinlemeyen bir devlet anlayışını kabul etmiyoruz. Terörle mücadele etmiş vatandaşın sesini kısmak, buna karşılık terör örgütünün geleceğine ilişkin müzakereleri kapalı kapılar ardında yürütmek toplumdaki adalet duygusunu daha da zedeler. Türkiye'nin ihtiyacı çifte standart değil, hukukta eşitliktir.
Biz Liberal Parti olarak bunun için varız.
SEÇİMİ KİM İÇİN YAPIYORSUNUZ?
Ve gelelim demokrasinin en temel meselesine : Seçimlere...
Adalet Bakanı Sayın Akın Gürlek, 2028'de Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yeniden seçilmesi için seçim düzenleneceğini söyledi. Yani, düzenlenmiş bir seçim yapacaklarmış.
- Trafoya kedi girmesi,
- Yasal olmayan mühürsüz oyların son anda yasal sayılması,
- “Bir şey olmadığını ispat edemiyorlarsa da bir şeyler olmuştur” diye seçimlerin yok sayılması kesmemiş sayın bakanı.
Tek Parti dönemindeki gibi düzenlenmiş, BAAS tarzı seçimler düzenleyeceklermiş.
Sayın Bakan!
Adalet Bakanlığı'nın görevi herhangi bir adayın yeniden seçilmesi için siyaset yapmak değildir. Adalet Bakanı'nın görevi;
- Seçimin adil olmasını sağlamak,
- Hukukun üstünlüğünü savunmak,
- Yargının bağımsızlığını korumak,
- Her vatandaşın hukuk önünde eşitliğini güvence altına almaktır.
Bir Adalet Bakanı'nın seçim sonucunu veya seçim amacını belirli bir aday üzerinden tarif etmesi, doğal olarak seçimlerin tarafsızlığı konusunda soru işaretleri yaratır. Bu nedenle Sayın Cumhurbaşkanı'na açık çağrımızdır:
- Adalet Bakanlığı makamı siyasi kampanyanın parçası haline getirilemez.
- Türkiye'de seçimler bir kişinin yeniden seçilmesi için değil, milletin iradesini ortaya çıkarmak için yapılır.
- Seçimin meşruiyetini iktidar belirlemez.
- Seçimin meşruiyetini dışarıdaki hiçbir güç de vermez.
- Seçimin meşruiyetini Türk milleti verir.
- Meşruiyetin adresi Saray değil, Anadolu'dur.
LİBERAL PARTİ'NİN SÖZÜ
Değerli vatandaşlarım,
Türkiye'nin temel problemi yalnızca ekonomik değildir. Türkiye'nin temel problemi;
- Kurumların zayıflaması,
- Hukukun siyasallaşması,
- Denetimin etkisizleşmesi,
- Devlet gücünün kişiselleşmesi
- Vatandaşın devlete karşı kendisini güvende hissedememesidir.
Biz bunun için “Kriz var, problem yok” anlayışına itiraz ediyoruz.
Problem var!
Hem de büyük problem var.
Ama Türkiye'nin çözümü de var. Ç��züm;
- Hukuk devletidir.
- Özgürlüktür.
- Şeffaflıktır.
- Hesap verebilirliktir.
- Bağımsız kurumlardır.
- Serbest ve adil seçimlerdir.
- Mülkiyet hakkının korunmasıdır.
- İfade özgürlüğüdür.
- Hükümetin vatandaşa hesap vermesidir.
Biz Liberal Parti olarak;
- Hiç kimsenin malına, özgürlüğüne, emeğine veya siyasi görüşüne bakarak hukuk uygulamayacağız.
- Hırsızın kim olduğuna değil, hukukun ne söylediğine bakacağız.
- Hükümetin görevi vatandaşı yönetmek değil, vatandaşın hakkını korumaktır.
- Fon mağdurlarının parasının peşinde olacağız.
- Hukuksuzluğa uğrayanların adaletinin peşinde olacağız.
- Şehit ailelerinin hakkının peşinde olacağız.
- Gazilerimizin onurunun peşinde olacağız.
- Türkiye'de yeniden herkesin hukuk önünde eşit olduğu bir sistemi kuracağız.
Çünkü bizim siyasetimizin temelinde bir tek anlayış vardır :
- Hükümet güçlü olsun diye vatandaş özgürlüğünden vazgeçmeyecek.
- Vatandaş özgür olsun diye iktidar hukukla sınırlandırılacak.
İşte Liberal Parti'nin Türkiye'ye önerdiği yeni siyaset budur.
Kriz var.
Problem var.
Ama çözüm de var.
Çözüm :
Özgürlük, hukuk ve güçlü kurumlarla yeniden inşa edilmiş demokratik Türkiye'dir.
Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.
Zübeyir Gülabi
Liberal Parti Genel Başkanı
Ahmet Davutoğlu hakkında Cumhurbaşkanına hakaret suçlamasıyla soruşturma açılması, hukukun üstünlüğü ve ifade özgürlüğü ilkeleriyle asla bağdaşmaz.
Demokrasilerde kişilere özel koruma kanunları olamaz; ne Cumhurbaşkanı’nı koruyan düzenlemeler ne de 5816 sayılı Atatürk’ü Koruma Kanunu bu anlayışla uyuşmaktadır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün fikirleri ve mirası, yasaların veya cezaların korumasına ihtiyaç duymayacak kadar güçlüdür. Onu korumanın gerçek yolu, emanet ettiği cumhuriyet değerlerini, özgürlükleri ve adaleti yaşatmaktır.
İktidara geldiğimizde, kişileri veya makamları dokunulmaz kılan bu tür kanunları kaldıracak; yasalar önünde herkesin eşit olduğu, kimsenin düşüncesinden dolayı yargılanmadığı tam demokratik bir hukuk düzenini kuracağız.
Elbette bitecek.
10 yılı aşkın süredir ne ayrıcalık istiyoruz ne de lütuf.
İstediğimiz yalnızca hukukun herkese eşit uygulanması, masumiyet karinesinin yeniden esas alınması ve adaletin gecikmeden tecelli etmesi.
Yıllar geçti ama adalet talebimizden vazgeçmedik.
Bugün de aynı kararlılıkla söylüyoruz:
Hukuksuzluk son bulsun, adalet herkes için işlesin.
#KHKHukuksuzluğuBitsin
HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ, SİYASİ DENGELERİN VEYA SEÇMENCİ HESAPLARIN MALZEMESİ YAPILAMAZ.
Çerçeve Yasa’daki eşitliğe aykırılıkları bitirmek ve siyasi suçları kapsama aldırmak ile ilgili Yeni Parti'nin Anayasa Mahkemesi'ne (AYM) başvurmaktan ısrarla kaçınması ve DİĞER MUHALEFET PARTİLERİNİN DE bu adımı atması için Yeni Parti’ye (@yenipartiyiz ) baskı uygulamaması, bu pasifliğe ve sessizliğe seyirci kalması adaletsizliği meşrulaştıran ağır bir vebaldir.
HUKUKSUZLUK KARŞISINDA AYM'YE GİTMEMEK BİR TERCİH DEĞİL, ADALET ARAYIŞINDAN VAZGEÇMEKTİR.
Amasız ve fakatsız bir hukuk düzeni tesis edilmediği sürece bu topraklar hak ettiği huzura kavuşamayacak. Kendi ellerimizle yarınlarımızı karartmaya, bu ülkenin çocuklarına belirsiz ve adaletsiz bir gelecek bırakmaya kimsenin hakkı yok.
Bu kötülüğü bu ülkeye, bu ülkenin çocuklarına yapmayın; bu ülke hepimizin.
@Akparti@herkesicinCHP@MHP_Bilgi@bbpgenelmerkez@rprefahpartisi@DEMGenelMerkezi@iyiparti@zaferpartisi@devapartisi@SaadetPartisi@tipgenelmerkez@solpartibilgi@emekpartisi@liberaLDP@anahtarparti@HurDavaPartisi@Vatan_Partisi
İlkesel olarak özelleştirmeye karşı değiliz; ancak mevcut iktidarın geçmiş uygulamalarının, gelecekte atacağı adımların teminatı olduğunu hatırlatmak isteriz.
Daha önce yaşanan kapalı kapılar ardındaki süreçler, rant odaklı ihaleler ve millete yüklenen ağır maliyetler tedirginliğimizin asıl sebebidir.
2 boğaz köprüsü ve 8 otoyolun "Kime, kaça ve hangi şartlarla" verileceği tam bir şeffaflıkla kamuoyuna açıklanmalıdır. Aksi halde bu adım bir özelleştirme değil, kamu kaynaklarının belli odaklara usulsüzce aktarılması olacaktır.
Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu'na açılan soruşturma, yargının siyasallaştığının göstergesidir. Sn. Davutoğlu, "konuşursam yer yerinden oynar"demişti. Artık bir yerleri oynatma fırsatı savcılar eliyle geldi. Bu fırsatı değerlendirmeli. @Liberalparti_TR
PERİNÇEK VE CEMAATLERE OPERASYON,
ÇERÇEVE YASA
AK Partili siyasetçilere soruyorum:
- Perinçek'in din düşmanı planlarını uygulamaktan mutlu musunuz?
- Perinçek'in mutlu olduğu görülüyor, size cemaat ve tarikatların kökünü kazımaya başladığınız için teşekkür etti mi?
- Süleymanlılar Cemaati lideri Kuriş hakkında adam öldürdüğü iddiasını dile getirmekten utanmadınız mı?
Gerçi bunun cevabını grup başkanvekiliniz verdi:
"UTANMIYORUZ” dedi.
Bilirkişi ünvanlı biri aldığı para karşılığında suçlamanın doğruluğu hakkında kanaat oluşturmak için, Adli Tıbbın raporunu görmeden rapor yazdı. Besleme medyanız da bunu alıp kullandı.
Alpaslan Kuytul ve eşi Semra Kuytul’u tutukladınız. Mahkeme Adana’da ama Alpaslan Kuytul Erzurum’a; Semra Kuytul Diyarbakır’a gönderilmişken, oradan Samsun’a gönderilmiş. Suçsuz olduğunu bildiğiniz insanlar boyun eğmeyince, nakil ile eziyet ediliyor.
Daha önce de böyle başlamıştı : “Altı ibadet, ortası ticaret” dendi, “ibadet” kısmı cezaevine atıldı”. “Ticaret” kısmının da malına mülküne çöküldü. Ellerindeki paraları almak için adliyelerde “adalet borsası” kuruldu. Bu borsadaki paraları paylaşma kavgasında bir savcıyı HSK ihraç etti. Bir il başkan yardımcısı öldürüldü. Tetikçi Arjantin’den getirildi.
Siz bunu yaparken, uyuşturucu kullanımı halk arasında yaygınlaştı. Keçiören belediyesinde 213 kişiye uyuşturucu testi yapıldı. 213 kişiden 171’i pozitif çıktı. Cezaevlerinde uyuşturucu ile ilgili suçlardan 200 bin kişiden fazla insan var. Ama hiç baron yok.
Türkiye insanının;
- Umudunu çaldınız,
- Mutluluğunu yok ettiniz,
- Uyuşturucuya mahkum ettiniz.
AK Partili siyasetçiler, sizin sayenizde Türkiye’nin en mutlu siyasetçisi Perinçek oldu.
Nasıl olmasın ki;
- Adam 28 Şubat’ta “Devrim Kanunları uygulansın” dedi: Uyguladınız!
- “Tarikat ve Cemaatlerin kökünü kazıyacağız” dedi: Kazıma işini siz yapıyorsunuz.
Daha birkaç ay önce Milli Eğitim Bakanı’nın “Sivil Toplum” dediği cemaatlere savaş açtınız. Perinçek’in yayın organlarına kamu bankalarının reklamları ile kaynak da aktarıyorsunuz; Perinçek’ten daha mutlu kim olabilir ki. Siz onu mutlu ettiniz ya…
Sadece Öcalan ve PKK’lılar için çıkarılan Çerçeve Yasanın kapsamını genişletmek için hiçbir gayret göstermeyen DEM Parti yetkilileri, sürece destek isterken, gelen eleştirilere karşı çok sert ve ayrımcı ifadelerle tepki göstermektedir.
BİR TERÖR ÖRGÜTÜ LİDERİNE İRADESİNİ TESLİM EDEN BİR PARTİDEN DEMOKRATİK BİR TUTUM DA BEKLENEMEZDİ.
Otoriter Üçlü;
AK Parti, MHP ve Öcalan daha otoriter bir sistem için elele verdiler.
Şimdi DEM Parti yetkilileri eleştirenleri aşağılayan bir üstenci dile sahip oldu. Öcalan’ı eleştirmeye karşıymışlar. Örgütüne zorla köylerden aldığı çocuk yaştaki 27 bin Kürt gencinin, 14 bini polis ve askerin şehit olmak üzere 50 bin kişinin ölümüne sebep olmuş bir narsisti eleştirmek herkesin hakkıdır.
Gerçek bir demokrasiyi talep etmeden, konjontürün getirdiği fırsatları kullanmanın demokrasi ve insan hakları getirmediğini gördük.
Biz gerçek barışın hukukun üstünlüğünün tesis edildiği liberal bir demokraside olacağına inanıyoruz.
Ben gerçekten çok safım... Büyük politikacılar ve büyük gazeteciler NATO toplantıları gerekçesiyle 17 milyar liranın neden harcandığını tartışıyorlar, gereksizliği konusundaki değerli fikirlerini ortaya seviyorlar. Ben ise kıt zekamla "ortada harcanmış bir 17 milyar lira varsa bunu bir de harcayan olmalı ... Yahu Allah aşkınıza bu 17 milyar lirayı kimin harcadığına yani ihalenin kime kaldığını tartışın araştırın" diye soruyorum... Çok önemsiz bir soru olmalı ki hiç kimsenin umurunda değil����😂😂😂