Malatya Büyükşehir Belediyesi Ampute Futbol Takımı Antrenörü ve geçmiş dönem Milli Takım Kalecisi Selim Karadağ, Ampute Futbol takımı Antrenörü Suat Canlı, Ampute Futbolcu ve teşkilatımızın göz bebeği Özkan Koç’a ziyaretleri ve hediyeleri için teşekkür ediyoruz.
MİLLÎ DEĞERLER ÜZERİNDEN POLİTİK AYRIŞMA VE ERGEN DEVRİMCİLİK
Özgür Özel’in Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Anıtkabir yürüyüşleri Türk siyasetinde gerilimli fay hatlarını tetikleyici bir harekete yöneliktir.
Zira Gazi Meclis ve Anıtkabir, siyasetin aktüel tartışmalarının dışında, Türk milletinin birlik ve beraberliğini temsil eden millî hafıza mekânlarıdır.
Türk milletinin müşterek değerlerini ifade eden millî hafıza mekânlarında yaptığı politik açıklamalarla Özel, demokrasinin, hukuk devletinin ve Atatürk mirasının yegâne temsilcisi olarak kendisini göstermeyi amaçlamaktadır.
Zira bütün Türk gençliğinin kalbine nakşettiği Atatürk’ün Gençliğe Hitabesini, Anıtkabir’de okutması Atatürk üzerinden toplumu ayrıştırma politikasının ve mizanseninin tehlikeli bir parçası olmuştur.
Politik amaçlar uğruna millî hafıza mekanlarının ve millî kahramanların suistimali, bunlar üzerinden “ya bizdensiniz ya da onlardan” mealinde toplumu ayrıştırıcı dil ve üslup, iç cepheyi tahkim etmeye çalıştığımız bu dönemde, bölgemizdeki ülkeleri istikrarsızlaştırmaya dayalı emperyalist oyunun Türkiye’deki izdüşümünü teşkil etmektedir.
Özgür Özel ayrıştırıcı dil ve üslubuyla, Türkiye’nin istikrar ve güven ortamına mugayir hareketleriyle ve saatlerce sufle aldığı odaklardan gelen istekleri sorgusuz uygulama iradesiyle ne Anıtkabir’in bekçisi, ne Atatürk’ün mirasçısı, ne de Türk gençliğinin lideri olma potansiyeline sahiptir.
Bir dönem yönettiği CHP’de ortaya çıkan ve her biri ahlak ve etik sorunu olan meselelere karşı güçlü bir şekilde tavır almaktan imtina eden, partisine yönelik iddiaların üzerine gitmektense üstünü örtmeyi yeğleyen birisi Atatürk’ün mirasçısı ve Türk gençliğinin öncüsü olamaz.
Milletvekilliği, grup başkan vekilliği, grup başkanlığı ve genel başkanlık yapan Özgür Özel’in; devlet adabından, CHP’nin tarihî ve kurumsal kimliğinden kopuk; Türk siyasî hayatının hafızasını doğru okuyamayan ve Türk milletini politik ajandasındaki gündem maddeleri doğrultusunda provoke eden görünüşte “ergen devrimciliği” ne CHP, ne de Türkiye için sorumlu bir siyaset anlayışını barındırmamaktadır.
“İstanbul’un fethi; bir çağın kapanışı, Türk’ün ve İslam’ın şanlı yürüyüşünün dünyaya vurduğu mühürdür.
Ezanla yükselen surlarda, ecdadın imanını ve milletin kudretini görmek mümkündür.
Ne mutlu Fatih’in izinden yürüyene, ne mutlu bu kutlu mirasa sahip çıkana.”
İzmir'de görevi esnasında geçirmiş olduğu trafik kazası sonucu şehit olan Polis Memuru Serkan HIZLI'ya Allah’tan rahmet, yakınlarına ve aziz milletimize başsağlığı diliyoruz.
Devlet BAHÇELİ:
Buradan açıkça ifade ediyorum:
Avrupa Türkiye’siz yapamaz.
Güvenlikte yapamaz.
Enerjide yapamaz.
Göç yönetiminde yapamaz.
Ulaştırmada yapamaz.
Bölgesel dengeyi kurarken yapamaz.
Fakat Türkiye de Avrupa’nın tasniflerine mahkûm bir ülke hüviyetinde görülemez. Türkiye, Avrupa’sız da tarihtir, devlettir, hafızadır, coğrafyadır, merkezdir, hakikattir.
Temennimiz şudur: Avrupa, zihin altına sinmiş bu hadsizliklerle yüzleşsin. Muhasebesini sloganla değil gerçeklikle yapsın. Türkiye’ye karşı kurduğu dili çıkar hesabıyla değil rasyonaliteyle yenilesin. Çünkü bu çağ, birbirini küçük gören merkezlerin çağı değildir; bu çağ, hakikati okuyabilen devletlerin çağıdır. Çünkü bu çağ, alışkanlıkların değil, aklın çağıdır. Çünkü bu çağ, ezberlerin değil, yeni denge arayışlarının çağıdır.
Devlet BAHÇELİ:
Bir kez daha haykırarak ifade ediyorum ki: Türkiye Cumhuriyeti başkalarının yazdığı senaryoda figüran olmayacaktır.
Kefesini başkalarının koyduğu terazide tartılmayacaktır.
Başkalarının buyurduğu yollarda yürümeyecektir.
Bize yer göstermeye kalkışanlara yerini hatırlatacak kudretimiz vardır.
Bize sınır çizmeye yeltenenlere ufuk gösterecek hafızamız vardır. Bize had bildirmeye kalkışanlara tarih, coğrafya ve devlet aklı üzerinden cevap verecek irademiz ziyadesiyle mevcuttur.
Devlet BAHÇELİ:
Ursula Hanım’ın şahsında tüm Avrupa efkarına buradan sesleniyorum;
Biz, kökleri Asya’nın derinliklerine inen, dalları Avrupa ufkuna uzanan, gölgesi Afrika’ya düşen büyük bir medeniyetin tecessüm etmiş devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’yiz. Bize dar bir yer göstermeye çalışanlar, büyük milletlerin harita cetvelleriyle anlaşılamayacağını hâlâ idrak edememiş olanlardır. Türkiye, gel denildiğinde gelen, git denildiğinde giden bir unsur gibi görülemez.
Türkiye dosttur; fakat dostluğu tahkire açık bir mahiyette değildir. Türkiye ile ilişki kurmak isteyen herkes, önce bu milletin onurunu, bu devletin vakarını ve bu tarihin ağırlığını hesaba katmak zorundadır.
Devlet BAHÇELİ:
Ve herkes şunu çok iyi bilmelidir: Türkiye yalnız rahat günlerin devleti değildir. Bu milletin acı eşiği yüksektir. Bu devletin kriz hafızası derindir. Türkiye, sarsıntı anlarında savrulmayan, yüksek basınç anlarında paniğe kapılmayan, tahrik karşısında öfkesini akla, gerilimi stratejiye, tehdidi iradeye tahvil eden köklü bir devlet geleneğinin bugünkü adıdır.
Tansiyon yükseldiğinde yönünü şaşıran nice devletler görülmüştür. Türkiye ise en çetin zamanlarda dahi istikamet duygusunu muhafaza eden, soğukkanlılığı kuvvetle mezceden, sabrı kudretle tamamlayan bir devlettir.
Devlet BAHÇELİ:
Türk milliyetçiliği, günü kurtarmaya memur dar kadroların değil; asırları inşa etmeye namzet olanların mirasıdır.
Tarihine yaslanan, töresiyle yaşayan, terbiyesini köklerinde bulanların yegâne sancağıdır.
İşte bu nedenle 3 Mayıs, Türk milliyetçiliğinin şerefli bir hatırası olmanın da üstünde bir manaya sahiptir. 3 Mayıs, Milliyetçi Hareket Partisi’ni bugüne taşıyan iradenin hangi ateşlerle sınandığının, hangi zincirlerle kuşatıldığının, hangi tertiplerle yolundan koparılmak istendiğinin başlıca timsalidir.
Devlet BAHÇELİ:
3 Mayıs, Türk milliyetçiliğinin karakter mayasıdır.
3 Mayıs, şahsiyet ve aidiyet iradesinin tarihî ilanıdır.
3 Mayıs, Türk milliyetçilerinin silkinişi, doğrulup kendine gelişi ve derin uykulardan uyanışıdır.
3 Mayıs, hak bildiği yoldan sapmayan, karanlık çoğaldıkça korkuya kapılmayan, mahrumiyet arttıkça metanetini çoğaltanların yadigarıdır.
3 Mayıs 1944’te ayağa kalkan millî ruh, zaman içinde siyasi bir mecraya kavuşmuş, çok çetin yollardan geçmiş, çok çileler çekmiş, nice ülkücü genç acıyı bal eylemiş, nice Türk milliyetçisi sıratı yol eylemiştir.
Devlet BAHÇELİ:
Milliyetçi Hareket Partisi, Türk milliyetçiliğinin siyasetteki yegâne kalesidir.
Milliyetçi Hareket Partisi, devletin ve milletin varlığında kendi varlığını eritenlerin burcudur.
Milliyetçi Hareket Partisi, mayası bozulmamışların, tuzu kokmamışların, çizgisi eğrilmemişlerin, hedeften sapmamışların, yoldan çıkmamışların son sığınağıdır.
Milliyetçi Hareket Partisi, Türklük gurur ve şuurunu İslam ahlâk ve faziletiyle ruhunda buluşturan dava arkadaşlarımızın tek yuvasıdır.
Devlet BAHÇELİ:
Dün Türklüğü ve Türk milliyetçiliğini mahkûm etmeye kalkışanlarla bugün Milliyetçi Hareket Partisi’ne saldıranlar aynı habasetin, aynı husumetin, aynı hesaplaşma hırsının peşindedir. Sonuç yine değişmeyecektir.
Çünkü bu hareketin kökleri Türk’ün binlerce yıllık ülküsündedir,
bu hareketin mazisi ülkücü şehitlerimizin aziz hatıralarıyla yazılmıştır,
bu hareketin dayanağı büyük Türk milletidir.
Milliyetçi Hareket Partisi ayaktaysa Türk milletinin geçmişi çiğnenemeyecek, şehidinin kanla suladığı toprağı kirletilemeyecek, bayrağı indirilemeyecek, ezanı susturulamayacaktır.
Devlet BAHÇELİ:
Gökte güneş kararmadıkça, ay yere düşmedikçe, sular toprakları kaplamadıkça Milliyetçi Hareket Partisi’nin Türk milletine adanmış çizgisi değişmeyecek, değiştirtilemeyecektir.
Bu vesileyle başta Başbuğumuz Alparslan Türkeş olmak üzere Türk milliyetçiliğinin merhum ve muhterem abide şahsiyetlerini, 3 Mayıs 1944 davasının fedakâr ve ölümsüz kahramanlarını rahmet, minnet ve hasretle anıyor; 82 sene öncesinin aynı ruh ve heyecanıyla Türk ve Türkiye Yüzyılına yürüyüşümüze omuz veren dava arkadaşlarımın 3 Mayıs Milliyetçiler Günü’nü kutluyorum.
Devlet BAHÇELİ:
Türkmenlerin yıllardır süren yalnızlığını biliyoruz. Çektikleri ıstırabı kalbimizde hissediyor, feryatlarına kulak veriyoruz.
Kerkük’teki yangının ateşini Ankara’dan görüyoruz.
Türkmen’in ağıtını Ankara’dan duyuyoruz.
Bunu da Türk olmanın, Müslüman olmanın, Selçuklu olmanın, Osmanlı olmanın, insan olmanın bir gereği olarak idrak ediyoruz.
Devlet BAHÇELİ:
Biz ne Kerkük’ü unuturuz ne Musul’u zihnimizden çıkarırız ne de soydaşlarımızı sahipsiz bırakırız.
Kerkük’ten Doğu Türkistan’a; Karabağ’dan Kıbrıs’a kadar ahde vefanın adı olan bütün kardeşlerimizin yanındayız.
Çizgimizden sapmayız, yolumuzdan şaşmayız, hedefi şaşırmayız.
Çünkü Milliyetçi – Ülkücü Hareket; zamana göre renk değiştirmez, konuma göre biçim değiştirmez, rüzgâra göre yön değiştirmez, menfaate göre söz değiştirmez.
Milliyetçi – Ülkücü Hareket; tehdit karşısında eğilmeyenlerin, tasallut karşısında çözülmeyenlerin, taarruz karşısında kaçmayanların, tahakküm karşısında korkmayanların, nerede bir Türk varsa kardeşi bilip kucaklayanların, soydaşının hukukunu sonuna kadar savunanların kutlu ve köklü duruşudur.
Kerkük işte bu duruşun turnusolü olmuştur.
Büyük devlet adamı, Atatürk'ten sonra ikinci mareşalimiz, İstiklal Harbi Kahramanı, Milliyetçi Hareket Partisi'nin siyasi kökü olan Millet Partisi'nin kurucusu Fevzi ÇAKMAK'ı vefatının yıl dönümünde rahmet ve dualarla anıyoruz.