@frekanstr_ Mehmet Şimşek demişti
savaş olmasa enflasyon düşer
İyide savaş yok ikende enflasyon yüksekti ki inşallah o bahsedilen savaş son buluncada göreceğiz
Ben sadece bir barınaktan köpek sahipleneceğimi sanıyordum.
Evrakları imzalayacaktım.
Tavsiyeleri dinleyecektim.
Onu arabaya bindirip eve götürecektim.
Evde yatağı hazırdı.
Mama ve su kapları, tasması, birkaç oyuncağı…
Her şeye hazır olduğumu sanıyordum.
Ama onun, kafes kapısının sıradan bir yürüyüş için açılmadığını anladığı anda bana nasıl baktığına hazır değildim.
O kapı onun için açılıyordu.
Barınak çalışanının yanında duruyordu.
Hareketsizdi.
Neredeyse donmuş gibiydi.
Siyah tüyleri, küçük beyaz patileri, yorgun gözleri vardı.
Ve içimi sıkan kadar temkinli bir bekleyişi…
Zıplamıyordu.
Tasmayı çekmiyordu.
Havlamıyordu.
Sanki o gün sonunda seçildiğine inanmaktan korkuyordu.
O.
Tasma bana uzatıldığında önce barınak çalışanının eline baktı.
Sonra bana baktı.
Ardından bana doğru küçük bir adım attı ve bedenini bacağıma yasladı.
Çok yavaşça.
Sanki izin ister gibi.
Eğildim ve ona fısıldadım:
“Eve gidiyoruz.”
Kelimeleri anladı mı bilmiyorum.
Ama sesimi anladı.
Arabada ilk başta arka koltuğa çıktı ve hareketsiz kaldı.
Pencereye baktı.
Kapılara baktı.
Direksiyondaki ellerime baktı.
Dikiz aynasından onu görebiliyordum.
Rahatsız etmemeye çalışıyordu.
Fazla yer kaplamamaya çalışıyordu.
Yanlış bir şey yapmamaya çalışıyordu.
Beni en çok kıran da buydu.
Bir köpek, eve götürüldüğü gün rahatsızlık vermekten korkmamalıydı.
Arabayı sürmeye başlar başlamaz usulca ayağa kalktı.
Dikkatlice yanıma yaklaştı.
Bir patisini omzuma koydu.
Sonra diğerini.
Başını yanağıma yakın bir yere yasladı.
Ağırdı.
Sıcaktı.
Güveniyordu.
Nefesini kulağımın yanında hissediyordum.
Ve ağlamaya başladım.
Sevinçten titremiyordu.
Arabada zıplamıyordu.
Yüzümü yalamaya çalışmıyordu.
Sadece bütün bedeniyle bana tutunuyordu.
Sanki beni bırakırsa araba tekrar barınağa dönecekmiş gibi.
Yavaş sürdüm.
Neredeyse nefes almadan.
Bir elim direksiyondaydı, diğer elimle omzumdaki patisini usulca okşuyordum.
O da orada kalıyordu.
Gözlerini kapatıyor, sonra tekrar açıyordu.
Sanki bütün bunların gerçek olup olmadığını kontrol eder gibi.
Camdan sokaklar, trafik ışıkları, yabancı arabalar akıp gidiyordu.
Diğer herkes için sıradan bir gündü.
Onun içinse kapalı bir kapının ardında geçen bütün bir hayat sona eriyordu.
Barınakta insanları kaç kez izlediğini düşündüm.
Birinin kafesinin önünde durmasını kaç kez umduğunu…
Birinin başka bir köpekle çıkıp gidişini kaç kez gördüğün��…
İnce bir battaniyenin üzerinde, havlamaların arasında, bir gün kendisine ait bir insanı olup olmayacağını bilmeden geçirdiği geceleri düşündüm.
Ve şimdi, sanki beni çoktan sonsuza kadar seçmiş gibi bana yaslanıyordu.
Oysa birbirimizi daha sadece birkaç saattir tanıyorduk.
Eve vardığımızda hemen arabadan inmedim.
Orada kaldım ve ağladım.
O hâlâ patilerini omzumda tutuyordu.
Sonra burnunu yanağıma sürttü.
Sanki bu kez o beni teselli etmeye çalışıyordu.
O anda anladım:
Ben sadece bir köpeği kurtarmamıştım.
O da benim içimde bir şeyi kurtarmıştı.
Güçlü olmaktan yorulmuş tarafımı.
Koşulsuz seçilmenin nasıl bir şey olduğunu unutmuş tarafımı.
Çekincesiz sevilmenin nasıl hissettirdiğini unutan yanımı.
Bugün evde, yumuşak bir yatakta uyuyor.
Gerçi çoğu zaman yanıma yakın olmayı tercih ediyor.
Yürürken beni gözleriyle takip ediyor.
Oturduğumda başını dizlerime koyuyor.
Bazen uykusunda irkiliyor.
Ben de sakinleşene kadar onu okşuyorum.
Benden önce neler yaşadığını bilmiyorum.
Ama bir şeyi kesin olarak biliyorum:
Arabada patilerini omzuma koyduğu gün, onun barınak hayatı sona erdi.
Ve benim hayatım biraz daha yumuşadı.
Bazen bir hayvan teşekkürünü kelimelerle söylemez.
Sadece size öyle sıkı tutunur ki, konuşmaya gerek kalmadan her şey anlaşılır olur.
Bu hikâye kalbinize dokunduysa bir ❤️ bırakın ve kurtarılmış bir köpek için gerçek eve dönüş yolunun, birinin artık fikrini değiştirmediği gün başladığına inananlarla paylaşın.
#ALINTIVEŞİİRSEL ..
@cenginyurt52 Dilsiz , sağır ve kör olanı bile
sen çok konuşuyorsun, dinliyorsun, görüyorsun diye sorgulayan zihniyetler
Hak Hukuk Adalete susamış bir ülke yönetimi içindeyiz
Ya sabır
HER ŞEY ÇOK AMA
ÇOK GÜZEL OLACAK
Rahmi Koç’a ‘anlattığı bir fıkra’ sebebiyle hızla soruşturma başlatılırken;
👉🏻Türk milletine küfür ve hakaretler yağdıran AKP’li Rümeysa Eker hakkında hala hiçbir hukuki işlem yapılmadı.
İneklerin sayıldığı, kadınların sayılmadığı bir düzende hiçbir hakkı olmadan maraba gibi yaşayacakken;
Mustafa Kemal’in sağladığı tüm nimetlerden faydalanıp Meclis üyesi seçilen birinin, yediği kaba nasıl pislediğini de ibretle izliyoruz !
Pazartesi günü gerekli tüm kurumlara şikayet ve başvuruları şahsen yapacağım. @TC_icisleri@adalet_bakanlik
Timur Soykan'dan Kılıçdaroğlu'na tarihi füze
*Yaptığınız ihaneti anlatacak kelime arıyoruz
*Siz tek adam rejiminin en büyük hamlesinin piyonusunuz
*Siz Türk demokrasinin kalbine saplanmış bir hançersiniz
*Sizi ve yanınızdaki hainleri tarih yazacak
*Bunları kimse unutmaz
#neyaşadık -ABD ile tlf. Görüşmesi
- Kılıçdaroğlu video yayınlaması
-CHP ye Butlan kararı ve destekli koltuk sevdalısı birinin yaşattıkları
son söz milletin olacak bugünü unutmayacak
@eczozgurozel Genel başkanlık yapmış birinin CHP böyle sokak raconu ile girmeye çalışması başından beri utanç vericidir utanan yine Kılıçdaroğlu kazanan Özgür Özel olacak
İzmir Buca’da yerde uyuyan yaşlı bir adama yapılan hain saldırı, insanlık adına utanç verici bir olaydır. Savunmasız bir insana yönelen bu şiddetin hiçbir açıklaması ya da mazereti olamaz.
Peki, hayvanlara karşı oluşturulan algı üzerinden sokak hayvanları toplatılıp adeta ölüm hapsine mahkûm edilirken, gerçekten sokaklar daha güvenli hâle geldi mi?
Görünen o ki cevap açık: Hayır.
Çünkü asıl mesele hayvanlar değil; şiddeti üreten, normalleştiren ve yeterince engelleyemeyen insan ve sistem sorunudur. Sorunun kaynağı doğru tespit edilmeden alınan her karar, çözüm üretmek yerine yeni adaletsizlikler doğurur.
Siz kendinizi ne sanıyorsunuz?
Az önce bir Burger King şubesinde durumu olmayan bir anne kız için makine üzerinden yemek siparişi ettim. Fişi aileye verdim.
Kendi yemeğimin siparişini de ödedikten sonra beraber sıraya girdik. Benim için bir tepsi hazırlanırken aile için hazırlanmadı. Sebebini sorduğumda ise 'onlar restoranda yiyemez, onlara paket hazırlayabiliriz' cevabını aldım.
Bu rezalet üzerine yöneticiyi çağırdım. Ben yiyebiliyorken bu aile neden restorana alınmıyor diye sorduğum da yüksek bir sesle 'kurallarımız var öyle herkesi içeri alamayız' cevabını aldım.
Diğer müşterilerin de tepki göstermesi üzerine en sonunda aileye servis yapıldı. Durumu haberleştireceğimi söylediğimde ise yönetici benimle konuşmak istedi. Tek kelime özür dilemeden haklılığını savundu.
Daha önce bu şubeye hiç girmeyen, hiçbir vukuatı olmayan, sadece FAKİR oldukları için bu muameleye maruz kalan ailenin iletişim bilgilerini aldım ve yemekleri bitene kadar restorandan ayrılmadım.
Küçücük bir kızın yüzüne 'sen burda oturup yemek yiyemezsin' diyecek kadar aşağılık olan bu zihniyeti sizlerin takdirine bırakıyorum.