yavaş yavaş vaktinde namaz kıldın, yavaş yavaş pazartesi ve perşembe günleri oruç tutmaya başladın, yavaş yavaş teheccüd ve duha namazları kılmaya başladın, yavaş yavaş dilini korudun, yavaş yavaş Allah da hayatını iyileştirdi ruhunda çiçekler açtı..
bayram duasıdır;gönlümüzü yeşertecek, bayramı hakikaten bayram edecek "o insana" denk düşmeyi,çoktan affettiğimiz o tanıdık dost sesine yeniden kavuşmayı, kördüğüm olmuş işlerimizin su gibi yoluna girmesini,hep iyi insanlarla ve merhametli yüreklerle karşılaşmayı nasip et Rabbim
Allah, kalbimizin sızısını dindirme işini bir başkasının insafına bırakmıyor. rabbimiz, bizi bizzat kendi merhametiyle teselli edecek kadar çok seviyor.
"Nefret olan her yere sevgi ekebilmemi sağla. Şüphe olan her yere inanç, ümitsizlik olan her yere umut, karanlık olan her yere ışık, üzüntü olan her yere neşe götüreyim. Sevgi aramaktansa sevebileyim. Çünkü biz ne verirsek onu alırız. "
- Anne With An E-
insanın kendini geliştirmesi büyük adımlar atmakla değil, hayatının temel alanlarını düzenlemekle başlar. önce zihnini güçlendirirsin: okuduğun şeyleri seçersin, dikkatini dağıtan her şeyi azaltırsın, seni besleyen fikirlerle kendine yeni bir bakış açısı kazandırırsın. sonra bedenini güçlendirirsin: düzenli uyku, temiz beslenme, biraz spor… çünkü zihin yorgun bir bedende gelişemez. ardından duygularını yönetmeyi öğrenirsin; tetikleyicilerini fark eder, sağlıksız ilişkilerden uzak durur, kendine daha dürüst bakarsın. günlük küçük alışkanlıklar da büyük fark yaratır: her gün 20 dakika okuma, 10 dakika yürüyüş, 5 dakika hedef planlama bile zihnini disipline sokar. sosyal çevreni de gözden geçirirsin; seni aşağı çekenleri azaltır, ilham veren insanlara yer açarsın. ve en önemlisi, sürekli tüketen değil üreten biri olmaya başlarsın: yazarsın, bir şey öğrenirsin, bir beceri geliştirirsin, bir hedef koyup takip edersin. kendini geliştirmek aslında tek bir şeye dayanır: her gün kendinin bir önceki hâlinden biraz daha iyi olmayı seçmek. bu seçim sürdükçe gelişim otomatikleşir
umutlanıyorsun. olacağına bütün kalbinle inanıyorsun ama olmuyor. bu olmayış senin dünyanda birtakım yıkımlara sebep oluyor. kalbin buruluyor. gönlüne bir sızı, boğazına bir yumru gelip konuyor. ama işte ne yapacaksın canımın yongası; burası dünya. insana yumrularla yaşamayı öğreten yer. hem sen de iyi biliyorsun, sınanmaklığımızı. oluşa da olmayışa da boynumuzun kıldan ince olduğunu. imtihanı sen de iyi biliyorsun. ayrılığın da kavuşmanın da kallavi bir sınanış olduğunu sen de çok iyi biliyorsun. üzülme ne olursun. geçecek hepsi. o bahar mevsimi, elbet bize de uğrayacak. o ılık meltemler bizim hayatımızın üstünde de esecek. insana dünyayı dar kılan bu günlerde de, gelecek o aydınlık günlerde de ben yanında olacağım. bunu çok iyi bildiğini biliyorum. eh, ne diyelim... şimdilik kederli kalbinden öptüm. o gün geldiğinde neşeyle dolup taşan kalbinden de öpeceğim, can��mın yongası.
gördüğüm her güzel manzaranın içerisinde, yanımda seni de hayal ediyorum. bütün gün doğumlarına ve gün batımlarına, okuduğum güzel kitaplara, yaşadığım ve yaşamaktan keyif aldığım her âna senin de şahitlik etmeni istiyorum. çünkü sevmek bana biraz böyle bir şey gibi geliyor; "rastladığın her güzelliğe onu da tanık kılmak istemek."
Her şeyin fırtınası dindikten sonra tek dileğim, yeniden kendim olabilmek. Gücümü, sabrımı ve inancımı geri kazanmak. Çünkü insan bazen ne kadar düştüğünü, ancak ayağa kalkabildiğinde anlıyor. Bir ben kaldıysa başaracağım.