@haskologlu Yarın Balıkesir, Kütahya veya Manisa yıkılsa siz İstanbulu konuşursunuz. Bu ağızı ne zaman bırakacaksınız. İstanbul bu ülkenin tek önemli şehiri değil
Fitne nedir, nasıl saçılır... İddiaya göre Atatürk, Karabekir'e Kur’an için "Arap oğlunun yaveleri" demiş. Yavuz Bülent Bakiler de sancak yapıp elinde dolaştırmış
Biraz uzun bir açıklama olacak. Konunun meraklısı olmayanlar okumayı burada bırakabilir..
Geçen hafta başka bir iftiraya uzun bir açıklama yapmış ve bağlamın öneminden bahsetmiştim. Evet, bağlam çok önemlidir. Bir manipülasyonu deşifre etmenin en kestirme yolu söylenen sözün, yapılan eylemin bağlamına odaklanmaktır.
Araştırmayan, incelemeyen ve bilmeyen insanlar manipülasyona kolay kapılır. Çünkü insan zihni, karşısındaki hadiseye en kısa sürede hüküm vermek, karara bağlamak ister. Hele manzara çarpıcıysa, gerçekçi görünüyorsa hemen inanır. Hükmü verir. Ama gerçeğe ulaşmak sadece tembel olmayan zihinlerin yapacağı iştir.
Neymiş, Atatürk, dine dil uzatmış. Hemde çarpıcı bir cümleyle. Üstelik bunu aktaran da Karabekir'miş. Bir anti-Kemalist için bundan iyisi, Şam'da kayısı... Adeta çifte kavrulmuş bir argüman gibi... Ama gerçek? Biz tembellik etmeyip araştıralım.
Bakiler'in delil diye dayandığı kaynak, Karabekir'in damadı tarafından derlenip toparlanan ve yıllar sonra yazılan bir kitap. Gerçi Karabekir notlarında bu konuda gerçekten bir şeyler yazmış olabilir. Ama bu durum bir gerçeği değiştirmez. Notlar, iddia konusu hadiseden yıllar sonra, mevzuda ismi geçen şahsiyetlerle yaşanan husumetin ardından yazılmış ve isnat edilen iddialar muhataplarına doğrudan yöneltilmemiş, yani cevap hakkı tanınmamış.
Neyse... Bu kitaba göre hadise 15 Ağustos 1923 akşamı Ankara'da cereyan ediyor.
Karabekir ve Atatürk arasında Kuran'ın Türkçeye çevrilmesi hakkında bir diyalog yaşanıyor. Karabekir buna itiraz edince Atatürk "Araoğlu'nun yavelerini Türk oğullarına öğretmek için Kuran'ı Türkçeye tercüme ettireceğim" diyor(!)
Peki damadının Karabekir'den aktardığı bu derlenmiş notlarda bahsi geçen 15 Ağustos 1923'e dair başka ne biliyoruz? Pek çok şey...
Dönemin Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi, eğitim öğretim hakkında konuşmak üzere bir Heyet-i İlmiye toplantısı düzenliyor. Toplantıya pek çok kimse katılıyor. Aynı akşam Türk Ocağı'nda verilen çay partiyle sohbet devam ediyor.
Hamdullah Suphi, Atatürk ve Karabekir dışında Fuat Köprülü, İsmail Hakkı Baltacıoğlu gibi pek çok akademisyen de davetliler arasında.
Dönemin Vakit Gazetesi, toplantı hakkında uzun bir haber yapmış. Çayın yanında pasta, bisküvi falan ikram edilmiş. Yani haberde detaylar da mevcut. Saat geç olmasına rağmen Gazi, sohbetin tatlılığını bisküviden fazla bulup konuşmaya devam etmiş. Fakat ne haberde ne de o gece sohbete katılanların hatıralarında Karabekir'in damadının yıllar sonra derlediği notlarında iddia edildiği gibi kavga, tartışma, dine hakaret yahut polemik gibi bir bahis var. Yani onca insanın bulunduğu ortamda Atatürk'ün Kuran'a hakaret ettiğini dile getiren tek argüman, Karabekir'in damadının yıllar sonra derlediği notlar...
Tabi insan ister istemez merak ediyor, bu hadiseden sonra Karabekir'in Atatürk'le ters düşmesi, İzmir Suikasti davasında yargılanıp tutuklanması ve Karabekir'in Atatürk çevresiyle arasının açılması gibi "husumetler" bu derlenen notlara sirayet etmiş midir? Bilhassa İzmir Suikasti yargılaması sırasında güya askerlerin devreye girip Karabekir'i korumaya alması, uçakların bildiri atması gibi ne dönemin kaynaklarında ne de dönemin şahsiyetlerinin hatıralarında gram yer almayan ütopik zırvaların da bu notları derleyen damat tarafından uydurulmasını dikkate alırsak, şüphenin seviyesi daha da artıyor.
Falih Rıfkı'nın o geceye dair yazdıklarına bakacak olursak, Karabekir, Atatürk'e tercüme meselesini açmış, o da tercüme yapılacağını söylemiş. Buraya kadar anlatı doğal. Zaten güdümüzde hemen herkes Kuran'ın tercümesini alır, okur. Buna kimsenin karşı çıktığı yok. Asıl anormal olan, Karabekir'in bu fikre karşı olmasıdır. Neyse... Falih Rıfkı'nın anlattığına göre Karabekir "Peki o zaman elif, lam, mim ne olacak" diye sormuş, Atatürk de "Ne olacak, elim, lam, mim yine eli, lam, mim olarak kalacak" demiş.
Dönemin kaynağı olan bir gazete, yaşananları çaylı bisküvili tatlı bir sohbet olarak ele alırken, dönemin bir başka kaynağı dine diyanete hakaret içermeyen rutin bir tercüme sohbetinden bahsediyor.
Karabekir'in damadının derlediği notlarda ileri sürülen "Kuran'a hakaret" iddiasını doğrulayan hiçbir kaynak yok, Karabekir'in damadının husumet nedeniyle çarpıttığı çok örnek var (birini yukarıda yazdım) ve en önemlisi, damadın iddiasıyla çelişen üstelik döneme ait iki kaynak var. Yani mesele en iyi ihtimalle "tartışmalı" sayılır.
Acaba, Bakiler, bu zırvayı meşale yapıp sallarken benim yazdığım bu hususları hiç araştırmış mıdır? Hiç incelemiş midir? Halbuki basiretli bir Müslüman olarak, bunu yapmalıydı ve canlı yayında fitne saçarken hiç değilse, "böyle de kaynaklar" var diyerek kararı izleyenlere bırakmalıydı.
Ama öyle yapmadı? Niye... Buna kısaca, Atatürk'e iftira atmanın dayanılmaz hafifliği diyebiliriz. Farkındaysanız, bu tartışmada bir insan öyle de inansa, böyle de insansa, karakterin gereği olarak meselenin hakkını vermeli ve "araştırma" görevini yerine getirmeliydi. Bakiler, bunu yapmayarak seciyesini göstermiş oluyor.
Öyle ya, belki de Atatürk'e düşman bir nesil yetiştirmek için iftirayı makbul görüyor. Şimdi, buraya kadar sabırla okuyan meraklı arkadaşlara sormak isterim:
Bakiler'in tavrında basiret görebiliyor muyuz? Hamiyet görebiliyor muyuz? Bir Müslümanın iftiradan çekinmesi gereken o hassas tavrı görebiliyor muyuz? Hayır.
Eh, sümüklü terörist Gülen'i televizyonlarda överken de aynı karakteri(!) göstermişti. O vakit de yalayıp yuttuğu herifi izleyenlere makbul gösterirken ardını araştırmamış, işine geldiği gibi, çıkarı üzere hareket etmişti.
Bunlar böyledir.
Neyse, meseleye dönelim. En son demiştik ki:
Yani mesele en iyi ihtimalle "tartışmalı" sayılır...
Şimdi de meseleyi tartışmalı olmaktan çıkarıp iftiranın tabutuna çivi çakalım.
Şimdiye kadar Karabekir'in damadının derlediği notlardan, döneme ait gazeteden, döneme ait Falih Rıfkı'nın anlatısından bahsetmiş, o akşam toplantıya katılan diğer kimselerin Atatürk'ün Kuran'a hakaret ettiği yönünde herhangi bir şey yazıp çizmediğini söylemiştik.
Peki, geriye ne kalıyor? Bir günlük... Üstelik Karabekir'in günlüğü...
Yani yıllar sonra, husumetler biriktikten sonra tutulup derlenen notlar gibi "tartışmalı" kağıtlardan bahsetmiyorum. Karabekir'in günbegün tuttuğu satırlardan bahsediyorum.
Şahsen, Karabekir'in günlüğünü çok defa okudum. İçinde Japonya'da yaşanan hadiselerden, dünyanın uzak yerlerinde yaşanan depremlerden, döviz kurundan ve daha pek çok bilgiden bahsedilen Karabekir'in günlüğü...
Hakkını vermek lazım. Karabekir güzel günlük tutmuş. Hiç aksatmamış. Peki 15 Ağustos 1923 günü katıldığı toplantının ardından ne yazmış?
Yani, o gece toplantıdan ayrıldıktan hemen sonra veya belki bir iki gün içinde, hadise henüz canlı iken kağıda hangi cümleleri dökmüş. Bakalım...
15 Ağustos 1923, Çarşamba... Heyet-i İlmiyenin son müzakeresinde bulundum. Kitap bayramı teklifimi kabul ettiler. Akşam Maarifin ziyafetine beni çağırdılar. Terbiye mütehassısı İsmail Hakkı ve Köprülü Fuat Beylerle din, ahlak ve terbiye hususunda görüştük. Mütalaamı kabul ettiler.
Göze çarpan ilk husus, Karabekir'in günlüğünün diğer kaynaklarla uyumu. Gerçekten de heyet toplantısı olmuş. Ardından da ziyafet... Üstelik gazetede söylendiği gibi İsmail Hakkı ve Köprülü de katılmış. Din, eğitim vs konuları konuşulmuş. Buraya kadar her şey tutarlı. Belli ki Karabekir'in bu satırları doğal ve olağan. Üstelik mütalaasını kabul de etmişler.
Peki Atatürk'le tartışma? Kuran'a hakaret? Bu konu hakkında tek kelime yok. Bırakın kelimeyi, ima dahi yok. Koca bir hiç var.
Şimdi düşünelim, günlüğüne her şeyi yazan Karabekir, olay yaşandıktan sonra hiçbir şey yazmıyor. Ama damat, yıllar sonra, notları derlerken bir şeyler anlatıyor. Bu normal mi?
Bakiler de zırvayı bulduğu gibi meşale yapıp canlı yayında milleti zehirliyor. Üstelik kendinden de emin.
Hadi kaynak araştırmazsın, niyetin de bozuk... Atatürk'e düşman olduğun için iftirayı meşru görürsün. Hiç değilse, şahit gösterdiğin Karabekir'in günlüğüne bir bakaydın.
Ama bakar mı? Mümkün mü?
Acaba baktı da bir şey bulamayınca ne olursa olsun iftira caizdir mi dedi, yoksa bakacak kadar tarih şuurundan mı yoksundu veya Karabekir'in günlüğünden mi habersizdi?
İlkine göre karaktersizlik, ikincisine göre basiretsizlik, üçüncüsüne göre cahillik... Seçin, beğenin...
ARE WE CRAZY, 360 WINNERS? 🤯
We're giving away $35,000 USDT and 10 RG Byte NFTs.
@Revolving_Games is getting ready to launch $RCADE and we want to show everyone the power of the community.
To participate, simply:
1️⃣ Comment with the hashtag #RCADE
2️⃣ RT and LIKE this post
⚡️ We will randomly pick from those who comment the most to win the RG Byte NFTs.
🎟 The more comments you make, the more chances you have to win. There's no limit!
👨👨👦👦 Total 360 Winners.
🇹🇷 Arkadaşlar amacımız global trendlerde zirveye çıkmak. #RCADE etiketiyle ne kadar çok yorum ve post atarsanız o kadar çok kazanma şansınız olur. Herkese bol şans!
Good luck!
@haskologlu Galericiler, Emlakçılar ve Turizm sektoru yıllarca fahiş fiyatlarla insanların belini buktuler. Hak ettiklerini yaşıyorlar. Utanmadan simdide halkın ucuza ve kaliteli tatil yapmasına engel olmaya çalışıyorlar. Kan emici bunlar.