İnsan, zihnini bir araç olarak kullanmayı öğrendiğinde onun esiri olmaktan kurtulur
Zihnin ötesinde bir idrak kapısı açılır. Her şeyin üstünde bir farkındalıktır
İnsan anlar ki; özgürlük, zeki olmak veya çok düşünmekle ilgili değil; düşüncenin de ötesine olduğunu idrak etmektir
İnsan, nasıl ki dış dünyada olup bitenleri hiçbir şekilde etkilenmeden seyredebilirse, kendi zihnini de aynı tarafsızlıkla izleyebilmelidir
Çünkü insan, varlığı itibarıyla zihninin de ötesindedir
Bu hâl, kişinin kendi düşüncelerini sanki bir başkasına aitmiş gibi seyretmesidir
Arif için "ben" ve "O" ayrımı yoktur. O, kesrette vahdeti, vahdette kesreti müşahede eder
Baktığı her zerrede Sevgili’nin tecellisini görür; işittiği her seste O’nun kelamını duyar
Kalbi Allah'ın tecelligahı olmuştur; artık orada O’ndan başka hiç bir şeye yer yoktur
Arif, bu alemde bir gölge gibi yaşar; yürür ama yürüten O’dur, söyler ama söyleten O’dur
O artık kendi iradesini Hakk’ın iradesinde eritmiş, deryaya düşüp derya olmuş bir su damlasıdır
Damlanın deryada kaybolması gibi, arif de Hakikat-i Muhammediye denizinde gark olmuştur
Aramak, bulamadığının değil; “olanı” henüz tanıyamadığının hasretidir
Denizi arayan damla, aslında ayrılığı vehmeden bir bakışın hikâyesidir
Damla, denizden kopmuş değildir. Ayrılık, kendini ayrı zannetmenin perdesidir
İnsan, aradığını kendinde taşıyan bir sırdan ibarettir
Uyanış, daha farklı bir hayata geçmek değil; rüyada olduğunu fark ederek rüyayı rüya gibi görmektir
Gördüğü her suretin kendi hakikatinin bir yansıması olduğunu bilmektir
Dışarıda sanılan âlemin, bilincin içinde oluşan olaylar akışı olduğunu idrak ederek bakışı değiştirmektir
Vuslat, kavuşmak değil, senin yokluğunu fark etmendir…
Çünkü “sen” sandığın, varlığını örten perdeden ibarettir
Yokluğunu fark ettiğinde anlarsın ki ayrılık da kavuşma da aynı hakikatin iki ismidir
Vuslat, benliğin sustuğu, “bu benim” diyen kişinin kaybolduğu yerdir
@benolanben Vuslatta yok olan, yokluğunu fark etmez; yok olan zaten “O’ndan ayrı bir benlik” zannıdır
Bulut, bulutsuzluğu bilemez; ama gökyüzü, bulutun da bulutsuzluğun da şahididir
Dalga dalgalanmaktan vazgeçmez; fakat bir an gelir, “Ben yalnızca dalga değilim, meğer hep okyanusmuşum” der
Bu âlem baştan başa Hakk’ın zuhurudur. Madde, mananın görünür olma yerinden başka bir şey değildir
Bu âlemde ne varsa, O’nun varlığının bir tecellisinden ibarettir. Kesret denilen, Vahdet’in giydiği bir elbisedir
Gördüğümüz, duyduğumuz ve dokunduğumuz her zerre O’na işarettir
Adını sil ki O’nun adı sende zahir olsun. Gölge çekilsin aradan Hakk aşikâr olsun
Esasen ortada bir kişi yoktur ama zihinde vehimden kaynaklanan bilgisi dolaşır durur
Bir görünüşe aldanma yüzünden zihin tarafından sahte bir kimlik yaratılmıştır
Kişi yokluktan ibarettir
İnsan nefsin perdesiyle perdelendiğinde, O’ndan hiç ayrılamayacağını unutur
Vuslat, iki ayrı varlığın bir araya gelmesi değil, ben zannedilen o gölgenin aradan çekilmesidir
Kul, kendi varlığının yokluktan ibaret olduğunu idrak ettiği an, perdenin arkasındaki Varlık’la yüzleşir
Bu muazzam nizamın sırrına eren arifler için artık iç ve dış ayrımı kalkar
Bakan da O’dur, bakılan da; eseri inşa eden sanatçı da O’dur, eserin ta kendisi de
Suretlerin çokluğu bizi yanıltmasın; her kesret dalgası, hakikatte aynı vahdet denizinin her an yeni bir şen almasıdır
İnsan, görünen alemin özüdür. Kâinatın gerçek anlamı ve varlık sebebidir
Ondandır ki kâinat kitabını okumak isteyen, satırları semada değil, kendi nefsinde aramalıdır
Zira insan, alemin içindeki bir parça değil; alemi içine alan boyutsuz gönüldür
Kalpte benlik ve dünyevi arzular hüküm sürdüğü müddetçe, orada tevhide yer kalmaz
Kul kendi varlık iddiasından vazgeçtiğinde, kalbi tamamen Hakk'ın tecelligâhı olur
Kulun kendi hiçliğini idrak etmesi, mutlak varlığın zuhurunun aşikar olmasının yegâne şartıdır
Tevhid erişme değildir senin yok olmandır; Allah, benlik perdesi kalkmadan zuhur etmez.
Sen kendini gördükçe O’nu göremezsin; kendinden geçtikçe O’nun varlığı ayan olur
Benlik davasını bırakmadan vuslatan bahsetmek olmaz. Çünkü iki varlık bir kalpte olmaz; ya sen kalırsın ya O
Alem, Allah’ın varlığı yanında gölge hükmündedir
Kul bu sırrı idrak ettikçe, eşyaya bağımlılığı azalır; sebeplerin arkasındaki Allah’ı müşahede etmeye başlar
Çokluk içinde Bir’i, kesret içinde vahdeti müşahede eder
Bilir ki, görünen her şey fanidir; baki olan yalnız Allah’tır
Alem dediğimiz bütün eşya ve mahlukatın, kendilerine ait müstakil bir varlıkları yoktur
Görünür, bilinir, müşahede edilir; lakin kendi başına kaim değildir
Onların varlığı, Allah’ın var etmesiyle zahir olan izafi ve gölge bir varlıktır
Mevcud (var olan) yalnızca O’dur
Bir gün derviş, üstadına sordu:
“Üstadım… En büyük pişmanlık nedir?”
Üstad bir an sustu.
Sonra sakin bir sesle dedi ki:
“İnsan��n kendini başkası sanarak ömrünü tüketmesidir.”