📚 İLK KİTABIM ULUSLARARASI KİTAP KATALOGLARINDA!
Kaleme aldığım “VATANIN ÖTEKİ YARISI RUMELİ”, uluslararası kitap satış ve dağıtım ağı üzerinden dünya kitap pazarında yerini almaya başladı. 10 Eylül 2026 olarak belirlediğim yayın tarihi nedeniyle şu anda Orell Füssli platformunda yayın ve ön sipariş bağlantısı aktif durumdadır. Bunun yanında kitabım; Booktopia, Libristo, Eurobooks, Donner, Amazon, Kitapyurdu, D&R, BKM Kitap, Kidega, Amazon Türkiye
ve Google Books platformlarında da uluslararası kitap kataloglarına alınmıştır. Diğer platformlardaki satış ve yayın bağlantılarını da katalog süreçleri tamamlandıkça ayrıca paylaşacağım. Bir kitabın yalnızca yazılması değil, sınırları aşarak okuruna ulaşması da ayrı bir heyecan… 📖🌍
https://t.co/OyFSkai6x8
Ekranların o r, s, z harflerini yuvarlayan şovmenini hepimiz biliriz; onun bu artikülasyon bozukluğu, sahne dünyasında bir nükte, bir sempati unsuru, hatta bir "farkındalık" markası haline gelebilir.
Sanat dünyası bu kusuru bir tebessümle bağrına basabilir. Ancak hayatın ve devletin ciddiyeti, bir şov sahnesinin hoşgörüsüyle yürümez.
Bir haber spikerinin mikrofon başında peltekleşmesi nasıl imkânsızsa; disiplinin, mutlak itaatin ve hayati kararların merci olan Türk Silahlı Kuvvetleri’nde de durum aynı sertlikte bir duvara çarpar.
TSK Sağlık Yeteneği Yönetmeliği’nin hükümleri açık, katı ve tavizsizdir: Telsizden, telefondan yükselecek tek bir kelimenin, emir-komuta zincirinde telafisi imkânsız yaralar açmaması için; artikülasyon bozukluğu olan, sesleri tam çıkaramayan adaylar daha ilk aşamada elenir.
Çünkü askerlik, harflerin arkasına gizlenerek yapılacak bir iş değildir.
Fakat gelin görün ki, sistemin bu aşılmaz denilen kale kapılarından geçmişte bir şekilde sızmayı başarmış olanlar var.
Eğer bir kişi, mülakatları ve sağlık raporu aşamalarını hileyle, sahte belgeyle ya da kasıtlı yalan beyanla manipüle edip içeri sızmışsa, hukuk bunu er ya da geç "ilişik kesme" soruşturmasıyla taçlandırır.
Ancak geçmişin boşluklarında, 1980’li yılların o bulanık sularında, amiyane tabirle "torpilin" ve hilenin arkasına sığınarak astsubaylık ceketini sırtına geçirmiş ilköğretim mezunu bir zat-ı muhterem, bugün ne yazık ki karşımıza bir "enkaz" olarak dikilmiştir.
Tam 20 yıl boyunca bu şerefli mesleği kendi şımarıklığına alet eden bu şahıs, şimdilerde emekli astsubay camiasının sözde "duayeni", "idari işler genel komutanı" ve "platform genel başkanı" sıfatlarıyla ortalıkta arz-ı endam etmektedir.
Meydanı her boş bulduğunda, kristal cam dükkanına girmiş bir filden farksız olan bu kontrolsüz ego ve kibir abidesi, bastığı her yerde camiaya telafisi güç zararlar vermeye devam ediyor.
Bu kibir kulesinin gerçek yüzü ise cuma geceleri kurulan o dijital kahvehanelerde, yani Twitter Spaces odalarında iyice ayyuka çıkmaktadır.
İçki masasında, alkolün arkasına sığınarak aldığı o sahte cesaretle manipülasyonun dibine vuran, egosunun şehvetiyle sarhoş olmuş bu zat, etrafına topladığı birkaç şakşakçıyla birlikte adeta bir narsisizm ayini düzenlemektedir.
Dijital kıraathanelerden aldığı o bir haftalık zevkin keyfiyle, "Önümüzdeki hafta yeni mecraları nasıl karıştırırım, hangi fitne tohumunu nereye ekerim?" planları peşinde koşmaktadır.
Kelimeleri ve harfleri aslına uygun telaffuz etmekten aciz bir geçmişin, bugün koca bir camianın geleceğine ipotek koymaya çalışması tam bir trajikomedidir.
Şovmenlerin sempatik kaldığı bu kusur, hileyle tırmanılan koltuklarda sadece bir zavallılık ve kibir vesikası olarak sırıtmaktadır.
#Divitzade #DivitimdenDamlayan
#babadantorpilli
Sanma ki hakkın kalır ademde,
Kağıt da şahittir yazan kalem de,
Bırak ertelensin tüm duruşmalar,
Şaşmaz adalet, ilahi alemde.
"Allah'ın değirmeni ağır döner ama ununu ince eler."
📘 ASTSUBAY AKADEMİK ÇALIŞMALARI – Stratejik İnceleme Raporları
Yayına hazır!
Uzun ve titiz bir çalışmanın ürünü olan Astsubay Akademik Çalışmaları – Stratejik İnceleme Raporları, çok yakında astsubay camiasıyla buluşuyor.
Bu çalışma; astsubayların mesleki statüsünün güçlendirilmesine katkı sunmak, mevcut sorunlara bilimsel ve stratejik bir bakış açısı kazandırmak, karar vericilere ve yetkili makamlara iletilecek talep ve öneriler için güçlü bir başvuru kaynağı oluşturmak amacıyla hazırlanmıştır.
Temennimiz; bu eserin camiamızın ortak hafızasına ve hak arama mücadelesine kalıcı bir katkı sağlamasıdır.
📩 Kitap hakkında ayrıntılı bilgi almak veya talepte bulunmak için DM yoluyla ya da bu paylaşımın yorumlar bölümünden benimle iletişime geçebilirsiniz.
İlginiz ve desteğiniz için teşekkür ederim.
Yaşar Koç
#AstsubaylarİçinAdalet #EmekliAstsubaylar #AstsubayÖzlükHakları #Divitzade #DivitimdenDamlayan
Türk Ceza Kanunu'nun 86'ncı maddesi, kasten yaralama suçunu düzenlemektedir. Bir kimsenin vücuduna acı verilmesi veya sağlığının bozulması suç teşkil eder.
Bunun yanında Askerî Ceza Kanunu'nun 117 ve 118'inci maddeleri, askerî hizmet ve hiyerarşi içerisinde meydana gelen kötü muamele ve astın şahsına yönelik hukuka aykırı davranışlar bakımından önemini koruyan hükümler arasında yer almaktadır.
Bu hükümler, disiplin adı altında keyfî muamele yapılmasının önüne geçmek amacıyla ihdas edilmiştir.
Bugün sorulması gereken soru şudur:
Bu hükümler hâlâ yürürlükte midir?
Eğer yürürlükteyse neden etkin uygulanmamaktadır?
Eğer uygulanıyorsa mağdur personelin hakkını araması nedeniyle disiplin soruşturmasına uğradığı iddiaları nasıl açıklanacaktır?
Devletin gücü, makam sahiplerini korumak için değil; haklıyı korumak için vardır.
Askerî disiplin, korkudan değil; adaletten beslenir.
Rütbe, hukukun üstünde bir zırh değildir.
General olmak, suç işleme ayrıcalığı vermez.
Astsubay olmak da haksızlığa uğrama mecburiyeti doğurmaz.
Çünkü hukuk devletlerinde esas olan gücün haklılığı değil, haklılığın gücüdür.
Bir ordunun gerçek kudreti tankında, topunda, füzesinde değil; mensuplarının adalete olan inancında saklıdır.
Eğer bir asker, hakkını aradığında cezalandırılacağını düşünüyorsa; eğer bir astsubay, amirine karşı hukuk yoluna başvurduğunda yalnız bırakılacağını hissediyorsa; eğer tanıklar makam korkusuyla susuyorsa;
orada yalnızca bir personel değil, kurumsal güven duygusu da yara almış demektir.
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin asıl ihtiyacı daha fazla korku değil, daha fazla adalettir.
Çünkü korku itaati sağlar.
Adalet ise aidiyet yaratır.
Ve orduları ayakta tutan şey korku değil, aidiyettir.
YAŞAR KOÇ
EMEKLİ KIDEMLİ BAŞÇAVUŞ
@MuyesserYildiz #AstsubaylarİçinAdalet #EmekliAstsubaylar #AstsubayÖzlükHakları #Divitzade #DivitimdenDamlayan
@RTErdogan@TBMMGenelKurulu@TBMMresmi@Akparti@herkesicinCHP@iyiparti@MHP_Bilgi@devapartisi@SaadetPartisi@GelecekPartiTR@eczozgurozel@dbdevletbahceli@_cevdetyilmaz@memetsimsek@tcsavunma@YasarGulermsb@csgbakanligi@HMBakanligi@tcailesosyal@TSKGnkur@msuedutr@eafyoncu@omerrcelik@avabdullahguler@YankiBagcioglu@mansuryavas06@isikhanvedat@AliYerlikaya@CHPMuratBakan@SalihUzunDr@DursunATAS38@cahitKoca20@BY@Hurriyet@gazetesozcu@nowhaber@Haberturk@sabah@milliyet@stargazete@milligazetecom@namko54@cuneytozdemir@TesudMerkez@temadankara@sert_bayramali@Ayhan08247745@celebimehmeta@MuratSariaslann
GÜCÜN HAKLILIĞI MI, HAKLILIĞIN GÜCÜ MÜ?
Türk Silahlı Kuvvetleri'nden emekli oluşumun üzerinden yaklaşık onsekiz yıl geçmiş olmasına rağmen, bazı hadiselerin hâlâ aynı zihniyet kalıpları içerisinde yaşanıyor olması insanı derinden düşündürmektedir.
Mesele yalnızca bir personelin uğradığı mağduriyet değildir. Mesele; komutanlık anlayışının, hukuk devletinin, askeri disiplinin ve silah arkadaşlığı ruhunun hangi noktada durduğunun sorgulanmasıdır.
Son günlerde basına yansıyan ve kamuoyunun dikkatine sunulan olayda, bir tugay komutanının emrinde görev yapan bir Astsubay Üstçavuşa yönelik hakaret, tehdit ve fiziksel müdahalede bulunduğu iddiaları yer almaktadır.
İddialara göre olay, kamera kayıtlarına yansımış, mağdur personel tarafından darp raporu alınmış ve konu adli sürece taşınmıştır.
Olayın hangi tugayda, hangi şehirde veya hangi garnizonda yaşandığı ikinci plandadır.
Esas mesele şudur:
Bir tuğgeneral, emrinde bulunan bir astsubaya fiziksel müdahalede bulunabilir mi?
Bir komutan, makamının verdiği yetkiyi kişisel öfkesinin aracı hâline getirebilir mi?
Bir askerî birlik içerisinde disiplin, hakaret ve tokatla mı sağlanır; yoksa hukuk ve liderlikle mi?
Bu soruların cevabı yalnızca mağdur astsubayı değil, üniforma taşıyan her askeri personeli ilgilendirmektedir.
Türk Silahlı Kuvvetleri; aşiret düzeniyle yönetilen bir silahlı yapı değildir. Kişisel öfkenin, makam gücünün veya rütbe kibirinin hukukun önüne geçtiği bir sistem hiç değildir.
Bu ordu; Çanakkale'de süngü hücumuna kalkanların,
Sakarya'da son nefesine kadar direnenlerin, 15 Temmuz gecesi vatanı için canını ortaya koyanların ordusudur.
Bu ordu, gerektiğinde aldığı emri sorgulamadan ölümün üzerine yürüyen kahramanların ordusudur.
Bu ordu, vatanı birkaç dolara satmaya kalkışan hainlerin karşısına dikilip, milletin iradesi uğruna canını veren Ömer Halisdemir gibi kahramanların ordusudur.
Dolayısıyla bir astsubaya atılan tokat yalnızca bir kişiye vurulmuş değildir.
O tokat, temsil edilen kurumsal aidiyete; o tokat, askeri meslek onuruna; o tokat, silah arkadaşlığı hukukuna vurulmuş demektir.
Komutanlık makamı; korku salma makamı değildir.
Komutanlık; öfkesini kontrol edebilme sanatıdır.
Eğer gerçekten araç çalıştırılması konusunda verilmiş bir emir ihlali söz konusuysa, bunun hukukî ve idarî yolları bellidir.
Bir komutanın yapması gereken;
"Bu personelin kim olduğunu tespit edin."
"Birlik komutanını çağırın."
"Savunmasını alın."
"Disiplin hükümlerini işletin."
demektir.
Ancak makamından kalkıp garaja giderek bir personele hakaret etmek, tokat atmak ve boğazını sıkmak; disiplin değil, otoritenin şahsileştirilmesidir.
Daha da vahimi, olayın ardından mağdur personelin hukuki haklarını kullanmaya çalışması üzerine çeşitli baskı iddialarının gündeme gelmesidir.
Bir askerin avukatıyla görüşmesi nasıl "ketum davranmamak" olarak değerlendirilebilir?
Savunma hakkı, Anayasal bir hak değil midir?
Bir personelin vekâlet verdiği avukata bilgi aktarması hangi hukuk sisteminde disiplin suçu sayılabilir?
Bu noktada ortaya çıkan tablo, yalnızca bir disiplin tartışması olmaktan çıkmakta; doğrudan doğruya mobbing, nüfuz kullanımı ve kurumsal baskı iddialarını gündeme taşımaktadır.
Yüksek lisans çalışmasını mobbing üzerine yapmış biri olarak ifade etmek gerekir ki;
Mobbingin en tehlikeli biçimi, hiyerarşik gücün hukuk denetiminden uzaklaştığı yapılarda ortaya çıkar.
Çünkü mağdur yalnız bırakılır.
Tanıklar susar.
Alt kademeler korkar.
Üst makamlar sessizleşir.
Ve sonunda haklı olan değil, güçlü olan kazanır.
İşte tam da burada şu soruyu sormak gerekir:
Kolordu komutanı olayın tüm yönlerini araştırmış mıdır?
Mağdur astsubayı çağırıp dinlemiş midir?
Haklıyı mı korumuştur?
Yoksa yalnızca kurumsal refleksle hareket ederek güçlü makamın yanında mı durmuştur?
Bu soruların cevabı yalnızca bir personelin değil, kurumsal adalet anlayışının da ölçüsü olacaktır.
Hukuk açısından bakıldığında ise konu son derece nettir.
++++
👇👇👇👇
Türk Ceza Kanunu'nun 86'ncı maddesi, kasten yaralama suçunu düzenlemektedir. Bir kimsenin vücuduna acı verilmesi veya sağlığının bozulması suç teşkil eder.
Bunun yanında Askerî Ceza Kanunu'nun 117 ve 118'inci maddeleri, askerî hizmet ve hiyerarşi içerisinde meydana gelen kötü muamele ve astın şahsına yönelik hukuka aykırı davranışlar bakımından önemini koruyan hükümler arasında yer almaktadır.
Bu hükümler, disiplin adı altında keyfî muamele yapılmasının önüne geçmek amacıyla ihdas edilmiştir.
Bugün sorulması gereken soru şudur:
Bu hükümler hâlâ yürürlükte midir?
Eğer yürürlükteyse neden etkin uygulanmamaktadır?
Eğer uygulanıyorsa mağdur personelin hakkını araması nedeniyle disiplin soruşturmasına uğradığı iddiaları nasıl açıklanacaktır?
Devletin gücü, makam sahiplerini korumak için değil; haklıyı korumak için vardır.
Askerî disiplin, korkudan değil; adaletten beslenir.
Rütbe, hukukun üstünde bir zırh değildir.
General olmak, suç işleme ayrıcalığı vermez.
Astsubay olmak da haksızlığa uğrama mecburiyeti doğurmaz.
Çünkü hukuk devletlerinde esas olan gücün haklılığı değil, haklılığın gücüdür.
Bir ordunun gerçek kudreti tankında, topunda, füzesinde değil; mensuplarının adalete olan inancında saklıdır.
Eğer bir asker, hakkını aradığında cezalandırılacağını düşünüyorsa; eğer bir astsubay, amirine karşı hukuk yoluna başvurduğunda yalnız bırakılacağını hissediyorsa; eğer tanıklar makam korkusuyla susuyorsa;
orada yalnızca bir personel değil, kurumsal güven duygusu da yara almış demektir.
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin asıl ihtiyacı daha fazla korku değil, daha fazla adalettir.
Çünkü korku itaati sağlar.
Adalet ise aidiyet yaratır.
Ve orduları ayakta tutan şey korku değil, aidiyettir.
YAŞAR KOÇ
EMEKLİ KIDEMLİ BAŞÇAVUŞ
#AstsubaylarİçinAdalet #EmekliAstsubaylar #AstsubayÖzlükHakları #Divitzade #DivitimdenDamlayan
@RTErdogan@TBMMGenelKurulu@TBMMresmi@Akparti@herkesicinCHP@iyiparti@MHP_Bilgi@devapartisi@SaadetPartisi@GelecekPartiTR@eczozgurozel@dbdevletbahceli@_cevdetyilmaz@memetsimsek@tcsavunma@YasarGulermsb@csgbakanligi@HMBakanligi@tcailesosyal@TSKGnkur@msuedutr@eafyoncu@omerrcelik@avabdullahguler@YankiBagcioglu@mansuryavas06@isikhanvedat@AliYerlikaya@CHPMuratBakan@SalihUzunDr@DursunATAS38@cahitKoca20@BY@Hurriyet@gazetesozcu@nowhaber@Haberturk@sabah@milliyet@stargazete@milligazetecom@namko54@cuneytozdemir@TesudMerkez@temadankara@sert_bayramali@Ayhan08247745@celebimehmeta@MuratSariaslann
GÜCÜN HAKLILIĞI MI, HAKLILIĞIN GÜCÜ MÜ?
Türk Silahlı Kuvvetleri'nden emekli oluşumun üzerinden yaklaşık onsekiz yıl geçmiş olmasına rağmen, bazı hadiselerin hâlâ aynı zihniyet kalıpları içerisinde yaşanıyor olması insanı derinden düşündürmektedir.
Mesele yalnızca bir personelin uğradığı mağduriyet değildir. Mesele; komutanlık anlayışının, hukuk devletinin, askeri disiplinin ve silah arkadaşlığı ruhunun hangi noktada durduğunun sorgulanmasıdır.
Son günlerde basına yansıyan ve kamuoyunun dikkatine sunulan olayda, bir tugay komutanının emrinde görev yapan bir Astsubay Üstçavuşa yönelik hakaret, tehdit ve fiziksel müdahalede bulunduğu iddiaları yer almaktadır.
İddialara göre olay, kamera kayıtlarına yansımış, mağdur personel tarafından darp raporu alınmış ve konu adli sürece taşınmıştır.
Olayın hangi tugayda, hangi şehirde veya hangi garnizonda yaşandığı ikinci plandadır.
Esas mesele şudur:
Bir tuğgeneral, emrinde bulunan bir astsubaya fiziksel müdahalede bulunabilir mi?
Bir komutan, makamının verdiği yetkiyi kişisel öfkesinin aracı hâline getirebilir mi?
Bir askerî birlik içerisinde disiplin, hakaret ve tokatla mı sağlanır; yoksa hukuk ve liderlikle mi?
Bu soruların cevabı yalnızca mağdur astsubayı değil, üniforma taşıyan her askeri personeli ilgilendirmektedir.
Türk Silahlı Kuvvetleri; aşiret düzeniyle yönetilen bir silahlı yapı değildir. Kişisel öfkenin, makam gücünün veya rütbe kibirinin hukukun önüne geçtiği bir sistem hiç değildir.
Bu ordu; Çanakkale'de süngü hücumuna kalkanların,
Sakarya'da son nefesine kadar direnenlerin, 15 Temmuz gecesi vatanı için canını ortaya koyanların ordusudur.
Bu ordu, gerektiğinde aldığı emri sorgulamadan ölümün üzerine yürüyen kahramanların ordusudur.
Bu ordu, vatanı birkaç dolara satmaya kalkışan hainlerin karşısına dikilip, milletin iradesi uğruna canını veren Ömer Halisdemir gibi kahramanların ordusudur.
Dolayısıyla bir astsubaya atılan tokat yaln��zca bir kişiye vurulmuş değildir.
O tokat, temsil edilen kurumsal aidiyete; o tokat, askeri meslek onuruna; o tokat, silah arkadaşlığı hukukuna vurulmuş demektir.
Komutanlık makamı; korku salma makamı değildir.
Komutanlık; öfkesini kontrol edebilme sanatıdır.
Eğer gerçekten araç çalıştırılması konusunda verilmiş bir emir ihlali söz konusuysa, bunun hukukî ve idarî yolları bellidir.
Bir komutanın yapması gereken;
"Bu personelin kim olduğunu tespit edin."
"Birlik komutanını çağırın."
"Savunmasını alın."
"Disiplin hükümlerini işletin."
demektir.
Ancak makamından kalkıp garaja giderek bir personele hakaret etmek, tokat atmak ve boğazını sıkmak; disiplin değil, otoritenin şahsileştirilmesidir.
Daha da vahimi, olayın ardından mağdur personelin hukuki haklarını kullanmaya çalışması üzerine çeşitli baskı iddialarının gündeme gelmesidir.
Bir askerin avukatıyla görüşmesi nasıl "ketum davranmamak" olarak değerlendirilebilir?
Savunma hakkı, Anayasal bir hak değil midir?
Bir personelin vekâlet verdiği avukata bilgi aktarması hangi hukuk sisteminde disiplin suçu sayılabilir?
Bu noktada ortaya çıkan tablo, yalnızca bir disiplin tartışması olmaktan çıkmakta; doğrudan doğruya mobbing, nüfuz kullanımı ve kurumsal baskı iddialarını gündeme taşımaktadır.
Yüksek lisans çalışmasını mobbing üzerine yapmış biri olarak ifade etmek gerekir ki;
Mobbingin en tehlikeli biçimi, hiyerarşik gücün hukuk denetiminden uzaklaştığı yapılarda ortaya çıkar.
Çünkü mağdur yalnız bırakılır.
Tanıklar susar.
Alt kademeler korkar.
Üst makamlar sessizleşir.
Ve sonunda haklı olan değil, güçlü olan kazanır.
İşte tam da burada şu soruyu sormak gerekir:
Kolordu komutanı olayın tüm yönlerini araştırmış mıdır?
Mağdur astsubayı çağırıp dinlemiş midir?
Haklıyı mı korumuştur?
Yoksa yalnızca kurumsal refleksle hareket ederek güçlü makamın yanında mı durmuştur?
Bu soruların cevabı yalnızca bir personelin değil, kurumsal adalet anlayışının da ölçüsü olacaktır.
Hukuk açısından bakıldığında ise konu son derece nettir.
++++
👇👇👇👇
Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği tarafından 18 Nisan 2026’da düzenlenecek TEMAD’2026 Astsubay Çalıştayı’nın Oturumlarına ilişkin; GÖRÜŞ , ÖNERİ , BİLDİRİ ve SUNUM katkılarınızı bekliyoruz.
KATILIM ve KAYIT İÇİN
📩 [email protected]
Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği tarafından 18 Nisan 2026’da düzenlenecek TEMAD’2026 Astsubay Çalıştayının Birinci Oturum ve Alt Başlıkları.
Görüş, öneri, bildiri ve sunum katkılarınızı bekliyoruz.
[email protected]
Birlikte düşünelim, birlikte güçlenelim.
Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği tarafından 18 Nisan 2026’da düzenlenecek TEMAD’2026 Astsubay Çalıştayının İkinci Oturum ve Alt Başlıkları.
Görüş, öneri, bildiri ve sunum katkılarınızı bekliyoruz.
[email protected]
Birlikte düşünelim, birlikte güçlenelim.
Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği tarafından 18 Nisan 2026’da düzenlenecek TEMAD’2026 Astsubay Çalıştayının Üçüncü Oturum ve Alt Başlıkları.
Görüş, öneri, bildiri ve sunum katkılarınızı bekliyoruz.
[email protected]
Birlikte düşünelim, birlikte güçlenelim.
Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği tarafından 18 Nisan 2026’da düzenlenecek TEMAD’2026 Astsubay Çalıştayının Dördüncü Oturum ve Alt Başlıkları
Görüş, öneri, bildiri ve sunum katkılarınızı bekliyoruz.
[email protected]
Birlikte düşünelim, birlikte güçlenelim.