izlerken en sevdiğim cümle şu olmuştu;
“Sen bana, gerçekten sevilmeye değer bir kadının sevgisini kazanabilmek için, daha başka erdemlere sahip olmam gerektiğini öğrettin.”
Hep böyle minik şeylerin hayalini kuruyorum. Beraber bisiklet sürmek, sahilde oturmak, vapurda aynı manzaraya bakmak… Bütün basit şeyleri en sevdiğim kişiyle yapıp mükemmelleştirmek, ufak şeylerde huzuru bulmak. Allah hepimize nasip etsin zira yaşamak buna denir.
“eger bir sey size aitse, tamamen sizin icinse, yonunu bir sekilde hep size cevirir. kimse kendine ait olanla vedalasamaz. kimse kendisinin olani arkasinda birakamaz. sizin icin olan hep sizinle kalacaktir.”
6 siddetindeki depremde bile binaların yıkılması politiktir. baska ülkelerde insanlar depremi “dogal” karsılayıp hayatına oldugu gibi devam edebiliyorken bizim her depremde bir öncekinden daha da korkmamız politiktir. evet. bu ülkede her sey “politik” aldıgınız nefes bile
bu berbat eğitim ve sınav sisteminde; bin bir emekle yüksek puanlarla üniversiteye giren, okul kantininde çalışan, bursla okuyan, memleketten gelen salçayı iki sömestr ekmeğine süren gençlere, sırf muhalifler diye utanmadan kaymak tabaka dediler bir de yıllarca. arsız hırsızlar.
bu şehirlerin yanışı afet degil acizliktir. kravat rengiyle devlet olunmuyor. gel traktörüyle elinde bidonla evini ailesini korumaya çalışan adama anlat şöyle büyük devletiz diye. çarçur ettiğiniz her kuruşumuz haram olsun
anlamsız iki ve üç nokta bağımlılığından nasıl kurtulurum.. her cümlemi böyle bitirmek... herkese anlamsızca geliyor.. ama bunun tadını yalnızca alan bilir...