MÜJDE!
MTO’DA YENİ DÖNEM BAŞVURULARI BAŞLIYOR…
Geleceğimizi
şikâyet edenler değil
bir hikâye inşa etmek için
kendilerini seferber edenler belirleyecek…
*
MTO, İslâm’ı da, dünyayı da iyi tanıyan, her alanda önümüzü açacak öncü kuşakları yetiştirecek sessiz bir devrime öncülük ediyor…
Yeni Gazâlî’lerin, İbn Haldun’ların, İbn Arabî’lerin, Sinan’ların, Itrî’lerin tohumlarını ekiyor…
*
81 vilayetimiz ve 60 küsûr ülkede çıktığımız #MedeniyetTasavvuruYolculuğu'muzda yeni döneme kardeşlerimizi bekliyoruz…
*
İlk 20 kitabımızı okuyan veya okuma sözü veren kardeşlerimizin başvuruları dikkate alınacaktır…
Şimdiden okumaya başlayın…
*
#MTOdaYeniDönem
@mtokurumsal
MÜJDE!
MTO’DA YENİ DÖNEM BAŞVURULARI BAŞLIYOR…
Geleceğimizi
şikâyet edenler değil
bir hikâye inşa etmek için
kendilerini seferber edenler belirleyecek…
*
MTO, İslâm’ı da, dünyayı da iyi tanıyan, her alanda önümüzü açacak öncü kuşakları yetiştirecek sessiz bir devrime öncülük ediyor…
Yeni Gazâlî’lerin, İbn Haldun’ların, İbn Arabî’lerin, Sinan’ların, Itrî’lerin tohumlarını ekiyor…
*
81 vilayetimiz ve 60 küsûr ülkede çıktığımız #MedeniyetTasavvuruYolculuğu'muzda yeni döneme kardeşlerimizi bekliyoruz…
*
İlk 20 kitabımızı okuyan veya okuma sözü veren kardeşlerimizin başvuruları dikkate alınacaktır…
Şimdiden okumaya başlayın…
*
#MTOdaYeniDönem
@mtokurumsal
Bilimde “acı”nın bir karşılığı vardır; ölçülür, incelenir, açıklanır.
Peki ya “acıma”?
İnsanın insana duyduğu merhamet, hangi aletle ölçülür?
İster geçmişin eğitim anlayışından, ister güncel Maarif Modelimizden söz edelim…
İnsana acımayı, yani merhameti kazandıramayan hiçbir eğitim; bireyi, toplumu ve nihayetinde bütün insanlığı gerçek anlamda huzur ve refaha kavuşturamaz.
BUGÜNKÜ YAZIM
BULUT UYGARLIĞI VE ONTO-EPİSTEMİK ARKEOLOJİSİ
Batı uygarlığı moderniteyle birlikte sadece fiilî bir saldırı (tecavüz, işgal, yıkım) gerçekleştirmedi; aynı zamanda zihnî işgal de üretti. Zihnî işgalin fiili işgalden daha tehlikeli olduğunu henüz farkedemedi insanlık.
Farkedemezdi çünkü ortada görünür bir düşman yoktu, Adam Smith’in kapitalizmin varoluş mantığı için sözünü ettiği “gizli el” burada bambaşka bir niteliğe ve şekle büründü; bütün dünyayı epistemik olarak kuşatarak bütün medeniyetlerin, toplumların kendi kendilerini sömürgeleştirme, zihnen teslim alma ve içeriden çökertme biçimlerine dönüştü.
Adam Smith’in “gizli el”i, şimdi “bulut”a dönüştü. Batı uygarlığı, gelinen aşamada, “bulut uygarlığı” olup çıktı. Her şey bulut’ta artık. Bulut nerede, bilinmiyor.
https://t.co/UogoL9pWvU
Çocuklarımızı tatlı tatlı güle oynaya ateşe atıyoruz, farkında mısınız?
Nasıl mı?
Bisküvi kılığındaki plastikle!
Böbrek, karaciğer ve kanser vakalarındaki alarm verici artışın nedeni bu!
Form, norm’unu dayatır.
Form,
Norm’un hem ifadesi, hem de ifade edicisidir.
Normlarımızı yitirmemişseniz, başka kültürlerden aldığınız formları kendinize maleder, re-form yapar (yeniden-şekillendirir) ve dönüştürürsünüz.
Normlarınızı yitirmişseniz, dışarıdan aldığınız bütün formlar, sizin normlarınızı tarumar eder, formlarınızı da deforme eder, tanınamaz hâle getirir, yok eder.
Kolesterol emperyalizmi…
ABD’de yılda 22 milyar dolarlık bir kolesterol pazarı var.
Sağlık terörü bu!
Kapitalizm insanlık düşmanıdır!
Sağlık sektörü tastamam hasta!
Bunları tedavi etmek lazım önce!
#MTO2026AkademikYazKampları’mız afişte ayrıntılı olarak veriliyor… İnceleyebilirsiniz…
Hesaplarımızı da inceleyebilirsiniz.
Ayrıca asistan kardeşlerimiz her daim sorularınıza cevap vermek üzere hazırda bekliyorlar…
Bu sene #MTOYazKampları’mızda çok güzel sürprizler MTO ailelerini (!) bekliyor…
Kamplara katılmayan, kardeşlik havasını soluyamayan, akademik ve entelektüel çapı göremeyen, MTO’yu anlayamaz…
MTO, anlatılmaz, yaşanır.
MTO sadece bir okul değildir, bir okuldan daha fazlasıdır; bir umut ve ufuktur; bir ekoldür: İstanbul Ekolü / İstanbul Okulu.
@mtokurumsal@safakyagmurlari
Hepimizin onurunu kurtaran Rize’den Dr. Kemal Sağlam, Gazze’nin sembolü ve vicdanı Dr. Hussam Abu Safiye’nin siy@nist ruhsuzlar tarafından ölüme gönderilmesini durdurmak için inanılmaz Performans Sanatları örnekleri icra ediyor.
Yoğun yağmur altında Kadıköy Rıhtım İskelesi’nde muhteşem bir eylem yaptı.
Yürek ülkesinin çocuğu bu işte!
#FreeDrHussamAbuSafiya @Kemalsaglamart1
@yenisafakwriter@mtokurumsal MTO, cari eğitim sistemini bypass etmez, içinden geçer.
Bu milletin kalbinden pompalanan temiz kanı beyne ve tüm vücuda taşır, oralara oksijen götürür.
O, bu milletin nazif ve deli kanlılarını sistemin içinden geçirir.
Unutmayın…unutturmayın…
Kardeşlerimiz deprem gecesi daha hava aydınlanmadan kendi canını tehlikeye atarak enkazlarda çalışma yaparken, birileri, sıcak bir ofiste bilgisayara bakan insanların fotoğraflarını, kahraman bir ordu gibi servis edip, başta devlet kurumları olmak üzere tüm İslami STK‘ları aşağılıyorlardı.
NATO 3.0: TÜRKİYE’YE ELMA ŞEKERİ!
Adam general.
Bir başkası profesör!
NATO’yu yere göğe sığdıramıyorlar!
Bir yandan, “NATO, Türkiye’deki darbelerin gerisindeki aktördü” diyorlar! Öte yandan da, “NATO olmasa Türkiye olmazdı, Türk ordusu olmazdı,” diyorlar!
Celladına âşık olmak böyle bir şey olsa gerek!
TÜRKİYE NEDEN NATO ÜYESİ OLDU?
Şunu söyleseler anlarım: Türkiye, Cumhuriyet’le birlikte medeniyet iddialarını benimsemediğini, hatta terkettiğini dünya âleme ilan etti; İkinci Paylaşım Savaşı’ndan sonra liderliğin İngilizlerden Amerika’ya (siz bunu “Yahudilere” diye okuyun) geçtiği küresel sistemin önünde bir takoz / engel olmayacağını ilan etti Türkiye; Türkiye’ye teritoryal (toprağa dayalı) bağımsızlık verdiler.
Özellikle de Lozan Antlaşması ile, daha sonra da NATO üyesi yaparak. Türkiye, önce Lozan’la, ardında da NATO üyeliğiyle (sürekli “dayak” / darbe yese de) bedenini yok olmaktan kurtardı ama ruhunu kaybetti.
Sonuçta, bizi, Anadolu Yarımadası’na hapsettiler ama “iddialarınızı bütünüyle terk ederseniz size dokunmayacağız” dediler.
Dediler demesine de, 15 Temmuz darbe ve işgal girişimi de dâhil, Türkiye kendine gelmeye, ayakları üzerinde durmaya, tarihî ve kültürel derinliğini keşfedip harekete ve hayata geçirerek az biraz da olsa medeniyet iddialarından bahsetmeye başladıkça darbe üstüne darbe yaptılar.
Bütün askerî darbeler, NATO’nun eseridir! Bunu gözardı ederseniz, NATO’nun, bizim için ne anlam ifade ettiğini, düşmanımız mı, dostumuz mu, dost görünümlü düşmanımız mı olduğunu anlayamayız.
Biz de, elimizi kolumuzu hatta ruhumuzu bile Batı’ya / NATO’ya kaptırdığımız için bütünüyle yok olmamak ve zaman kazanmak kaygısıyla genelde Batı ittifakının, özelde NATO’nun üyesi olduk.
Böylelikle NATO üyeliğimizle biz Batı’yı tehdit etmeyecek kadar eli kolu bağlanmış bir ülke derekesine düştük.
Ama öte yandan da, Batı’nın ve NATO’nun Türkiye’ye doğrudan saldırıp işgal etmesini önlemiş olduk ama geçici olarak.
NATO 3.0: NATO’YU BİZİM ŞEKİLLENDİRECEĞİMİZ YANILSAMASI
Türkiye, henüz tam olarak bağımsız değildir.
NATO’ya bağımlıdır mesela.
NATO 3.0 ile birlikte NATO’yu bizim şekillendireceğimiz şeklinde bir algı oluşturulmaya çalışılıyor.
Bu bir masaldır.
Büyük bir ayartıdır ve yanılsamadır.
NATO’yu bizim şekillendirmemize izin verilebileceğini düşünenler, ya salaktır ya da asalak.
Doğru: NATO içinde Türkiye’nin konumu ve gücü artıyor. Ama
adamlar şunu yapmak istiyorlar: Türkiye gü��lendikçe, bölgenin geleceğini Türkiye şekillendirmesin, Türkiye eksen ülke olarak yeniden emperyal güç konumuna yükselmesin diye NATO’da Türkiye’ye elma şekeri vererek Türkiye’nin kendi medeniyet iddialarını benimsemesini ve yeniden köklü, esaslı bir medeniyet yürüyüşüne öncülük etmesini önlemeye çalışmak istiyorlar.
O yüzden Türkiye’nin NATO içindeki konumunu görece artırarak ve bizi ayartmaya çalışarak kuşatmaya ve durdurmaya çalışıyorlar.
Şunu iyi bilelim:
Dün Osmanlı hangi gerekçelerle durdurulmuşsa, bugün de Türkiye aynı gerekçelerle kuşatılmaya ve durdurulmaya çalışılıyor.
Ama başaramayacaklar bunu.
Türkiye, eninde sonunda kendi medeniyet eksenini inşa edecek.
Ancak bir sorunumuz var: Dış cephede çok güçlendik ama iç cephe çöküyor.
İç cepheye çeki düzen veremezsek dış cephede hiçbir şey yapamayız. Vesselâm.
"Paylaştığım İncil ayetindeki o antisemit tonu fark etmemişim. Tüm Yahudilerden özür dilerim" yazan Nevşin Mengü aslında çok temel bir şey yapıyor. Fark etmediği (aslında fark etmesini de doğal olarak beklemediğimiz) bir hususun bir insan topluluğunu kırdığını, bunun o insan topluluğuna bir hakaret anlamına geldiğini düşünüp özür diliyor. Aynı Nevşin'in başka durumlarda başka insan topluluklarına duyarsız kalmasından bağımsız olarak söyleyebilim ki insani bir şey günün sonunda bu.
Buradan devam edelim.
Müslüman olup olmamanız, Kur'an'a, Peygamber'e, Allah'a saygı duyup duymamanız sizin bileceğiniz bir şey. Şahsi tercihiniz. Fakat gördünüz ki komşunuz, tanıdığınız, arkadaşınız olan milyonlarca insan bir zırtapozun Allah'a, Peygamber'e, Kur'an'a yönelik sözlerini "hakaret" olarak değerlendiriyor. Yahu bir tane mi aklı başında insan yok aranızda? Biriniz de çıkıp "milyonlarca insan kendisini hakarete uğramış sayıyor, buna ne gerek vardı?" diyemiyor mu? Hepiniz birleşmiş ve neredeyse kudurmuş şekilde "burada hakaret yok ki" cümlesine ikna etmeye çalışıyorsunuz bizi.
Sizi bir cümlede bir inanç grubuna hakaret olup olmadığı konusunda kim otorite ilan etti lan?
Yahu bu memlekette tavşan üzerinden, mumsöndü üzerinden, Kızılbaş üzerinden bir dünya hakaret edildi Alevi kardeşlerimize. Bizim mahalleden bazıları bu hakaretleri ya görmezden geldi ya destekledi ama binlerce aklı başında insan "bu çirkin" dedi. Tek bir akıllınız kalmadı mı lan? Biriniz bile mi "yahu herif dini hassasiyet yüzünden denize haşema ile giren kadınlara sinli kaflı sövüyor, ayıptır be" diyemiyor? Bu kadar mı aptallaştınız?
Rahmi Koç'un çirkin Kürt fıkrasına "anlatana lanet dinleyene yuh olsun" diye tepki verdim lan ben. Duruyor işte orada. Gülen adam da Binali Yıldırım idi ha.
Denize haşema ile giren eşimize, kızımıza, anamıza ağız dolusu küfür ediyor lan o bilmem ne çocuğu. Ve siz bize "bunda hakaret yok ki" diyorsunuz.
"Denize mayo ile girenin...." desem bu cümlede de hakaret aramayacak mısınız mesela? Delirmişsiniz hepiniz. Siyasal iktidara olan öfkeniz komşunuza, tanışınıza, arkadaşınıza hakaret edilip sövülmesini destekleyecek kadar delirtmiş sizi. Size yazıklar olsun.
Âlîcenabane affetmek ise yalnız kendine karşı cinayetini affedebilir. Kendi hakkından vazgeçse hakkı var; yoksa başkaların hukukunu çiğneyen canilere afuvkârane bakmaya hakkı yoktur, zulme şerik olur.