yakın zamanda tanıştığım biri bana "hayatı yaşamayı seviyorsun" dedi. bir ev olsaydım şehrin ortasında, bahçesinde meyve ağaçları, çiçekler, kediler olan iki katlı müstakil o ev olurmuşum 🫠 ilk izlenim olarak yaşama sevinci vermek ne güzel bir şey 🌼
@doakozmetik@aslinovemqt Sabah 6-7 gibi kullandığımız güneş kreminin öğleden sonra 14.30-15.00 gibi saatlere kadar su geçirmezlik konusunda etkinliği devam ediyor mu? Gün içerisinde sürekli kapalı alanda olduğum için güneş kremini yenilemek aklıma gelmiyor ama su geçirmiyorsa o şekil kullanamayız🙄
@muratonderman Bizde normal olduğuna göre acayip olan İsveçlinin alıyor olması olmuyor mu neden kendimize İsveç normalinden bakıyoruz? Diğer alanlarda da kültürel, sosyoekonomik benzerliklerimiz yok verdiğiniz örnekle
@_liberiangirl_ Ben küçük bir ilçede olmama rağmen kendi sınavıma bir saat önce orada olacak şekilde gitmiştim. Kimse kimsenin bir yıllık emeğini ve zamanını düşünmez herkes kendisini düşünmek zorunda. Düşünmüyorsa ya alternatifi vardır ya da diğerlerinin önemsediği kadar öncelikli değildir 🤷♀️
Pazarlamanın NAIDAS aşamalarından ilki N (Need) potansiyel bir ihtiyacı tespit edip (uydurup) oradan yürümek. Bu saçmalıklar birileri "ne yapıyoruz yahu"demedikçe normal bir ihtiyaca dönüşecek istemeyenlere karşı motivasyon bile "içinde kalmasın" olacak. Sistem bu şekil işliyor🤷♀️
"Seni gerçekten anlamayı denememiş biri için söyleyeceklerin hep fazla gelir" demişti
Filibeli Ahmed Hilmi.
Trajik bir tezatla... İnsan konuştukça, izah ettikçe daha da anlaşılmaz. Her ikna çabası ve ısrarı anlaşılmama direncini kışkırtır. Tam bu eşikte susmak en âlâ cevaptır.
Dev ateşler yakıp hayvanları diri diri içine atsalar içi ancak o zaman rahat edecek insanlar var ve bu tür paylaşımların altında toplanıyorlar. Bunlar da "Müslüman" profiller. Biri de peygamberin, sahabenin hayvan sevgisine şu laflarım uygun düşer mi diye sorgulamıyor.
80 yaşındaki bir insanı, en temel haklarını kullanabilmek için akıllı telefon kullanmaya mecbur bırakan bir ülke modern değildir.
O, kendisini inşa eden insanlara sırtını dönmüş bir ülkedir.
2026’da her hak bir uygulamaya, her hizmet bir şifreye, her ihtiyaç ise ekrana bakarak ilerleyen soğuk bir prosedüre dönüştü.
Bir yaşlıyı elinde telefonla izleyin.
Bir zamanlar taş kıran o eller şimdi doğru tuşa basmakta zorlanıyor.
Savaş görmüş gözler artık ekrandaki küçücük yazıları okuyamıyor.
Peki biz ne yapıyoruz?
Onları sessizce yalnız bırakıyoruz.
Bir cihazın karşısında pes etmelerini izliyoruz.
Bu bize gerçekten insani geliyor mu?
Bizi büyüten insanlara böyle davranmak doğru mu?
Doktor randevusu için torununu arıyor.
Emekli maaşı işlemi için oğlunu bekliyor.
Fatura ödemek için komşusunun kapısını çalıyor.
Bir tahlil sonucunu anlamak için birinden yardım istemek zorunda kalıyor.
Çünkü günlük hayat artık onların hiç öğrenemediği bir dili konuşuyor.
Peki torun işteyse?
Çocuklar başka şehirdeyse?
Evde sadece sessizlik varsa?
İşte o zaman hak da ortadan kayboluyor.
Tren gişesi yok artık.
Uygulama var.
Market kasası insan değil.
Makine var.
Kimlik bile elektronik oldu.
Ama onu aktif etmek için gereken dijital doğrulama sistemi yine aynı ekrandan geçiyor.
Yani zaten zorlanan bir insanın önüne yeni bir engel daha konuyor.
Günlük yaşamın içindeki insan temasını tek tek sildiler.
Sonra da bunu bize gülümseyerek anlattılar:
“Bu sizin için bir kolaylık.”
Kimin için kolaylık?
Bir masanın arkasında oturup bu sistemleri tasarlayanlar kendilerini yenilik dahisi sanıyor.
Ama çoğu, babasını bir devlet dairesine götürmemiş insanlar.
Çoğu, annesinin bir gün sessizce:
“Ben artık hiçbir işe yaramıyorum galiba…”
dediğini duymamış insanlar.
O cümle, bizi büyüten bir ağızdan çıktığında, her yasadan daha ağır olmalı.
Ama kimse duymuyor.
Ve bu sırada binlerce yaşlı insan sağlık hakkından, emeklilik işlemlerinden, vatandaş gibi hissedebilme onurundan vazgeçiyor.
Çünkü önlerine dijital bir kapı koyuldu.
Ve onlar o kapıyı açamıyor.
Bizden önce gelenleri geride bırakmak ilerleme değildir.
Teknoloji destek olmak için vardı.İnsanların sağlık, saygınlık ve temel haklara ulaşabilmek için geçmek zorunda olduğu bir sınav olsun diye değil.
Ama sistem başka bir şeyi seçti:
İnsanlığı değil verimliliği…
İnsanı değil algoritmayı…
Ve en çok dinlenmesi gereken insanlar şimdi sessizce bir köşede kaldı.
Bir şifreyi hatırlayamadıkları için.
Bir gün sıra bize de gelecek.
Bir gün biz de geride kalacağız.
Ve o zaman şunu geç fark edeceğiz:
Hiçbir uygulama, uzatılmış bir insan eli kadar değerli değildir.
Bahar Meir