Derslerimde çokça bahsettiğim, Batı dünyasının modern temel taşlarının üzerine kurulduğu birkaç sosyal tezden birisi. Günümüz dünyasını anlayabilmek ve İslam dünya görüşü ile kıyas edebilmek için okunmasını tavsiye ederim mühim bir eser.
Bu benim küçücük bir yavrudan yetiştirdiğim kaktüsüm. Dikenleri o kadar serttir ki dokunamazsınız. Ama görün bakın ki yerleri ve gökleri yaratan Allah, o dikenlerin içinden ne kadar güzel çiçekler çıkarıyor, güzellikler var ediyor. Sertlik ve zorluk, güzellik ile iç içe geliyor.
Çok şükür Endülüs Tarihi serisini bugün itibarıyla başlattık. Muvaffakiyeti yüce Allah'tan istiyoruz.
Endülüs Tarihi - 1 - Mukaddime - Tarih Öğrenmenin Önemi, Sünnetullah Konusu...
https://t.co/vANb0RIPd4
Muhammed Elikçi hocamız da bundan sonra Maruf kanalımda olacak inşallah.
Hocamızın ilk videosu:
Çemberin Dışına İtilenler: Molla Lütfi Örneği
https://t.co/4alTmCEL2i
Siyonist işgalcıyı yarın Tebük’te, ya da Taif'te ve çevresindeki bölgelerde çocuklarımızı öldürmekten ne alıkoyacaktır?
Kendi zalim, haksız ve sahte kitaplarında çizdikleri sözde sınırları genişletip,
“Sınırlarımız Medine’ye kadardır”
derlerse yöneticiler ne yapacaktır?
Amerikan-Siyonist lobisine boyun eğmiş durumdayken ne yapabileceklerdir?
Akıl sahiplerinin artık mutlaka uyanması gerekir. Gazse’li çcukların başına gelenler yarın onların çocuklarının ve kadınlarının başına da gelebilir. Güç ve kuvvet ancak Allah’tandır.
Tarih boyunca çocukları öldürenler çok nadirdir ve bu Firavun’un yoludur. Allah Teâlâ İsrailoğullarına lütufta bulunarak onları Firavun’dan kurtarmıştır.
Nitekim şöyle buyurmuştur:
“Size Firavun ailesinden kurtuluş verdiğimiz zamanı hatırlayın; onlar size en kötü azabı tattırıyor, oğullarınızı boğazlıyor, kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı.”
Çocukları boğazlamak, zulmün, küfrün ve saldırganlığın başı olan Firavun’un tanınmış yöntemiydi. Fakat İsrailoğulları aynı yöntemi Filistin’deki çocuklarımıza karşı kullandılar. Doğudaki ve batıdaki bütün dünya, siyonist askerlerin Gazzedeki çocukları nasıl öldürdüğünü gördü.
İnsanlar hangi dine mensup olurlarsa olsunlar, sadece insan oldukları için bu davranışı kınadılar. Fakat Amerika, azgınlığı içerisinde bu zalimleri ve Filistin’deki çocuklarımıza saldıranları desteklemeye devam etti.
Allah Te��lâ açıklamıştır ki bir insanın haksız yere bir cana kıyması son derece çirkin bir iştir. Fakat bundan daha çirkini masum çocukların öldürülmesidir.
Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Bundan dolayı İsrailoğullarına şunu yazdık: Kim bir cana karşılık olmaksızın veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaksızın bir kimseyi öldürürse bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir canı yaşatırsa bütün insanları yaşatmış gibi olur.”
Gerçekte onlar, siyonistler ve onun arkasındaki Amerika, bütün dünya çocuklarını öldürmüş gibidirler.
Gelmiş geçmiş en iyi istihbarat tarihçilerinden birisinin kaleme aldığı son derece önemli bir eser. Tarihten bu yana tüm büyük devletlerin uyguladıkları yöntemlerin detaylıca kaleme alındığı bu eseri mutlaka tavsiye ediyorum.
Ka‘b bin Malik radıyallahu anh… Buhârî ve Müslim’de geçen uzun hadisinde şöyle der:
“Tebük günü geri kaldım. O gün kadar imkân sahibi olduğum başka bir zaman olmamıştı. O gazve dışında hiçbir zaman iki bineğe birden sahip olmamıştım. Kendi kendime: ‘Bugün hazırlanırım’ dedim. Fakat gün geçti ve hazırlıklarımdan hiçbir şey tamamlanmadı.”
Yine şöyle der:
“Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem cihad çağrısını meyvelerin olgunlaştığı bir zamanda yaptı. Ben de meyvelere meylediyordum.”
İnsan sonuçta beşerdir; dünya onu kendine çeker. Oysa Ka‘b radıyallahu anh kimdir? Medine’de İslam Devleti’nin doğmasına vesile olan mübarek Akabe Biatı’na katılmış öncülerdendir. Buna rağmen bir gazveden geri kaldı. Uzun hadisinde anlatıldığı üzere, Kur’an’da zikredilen üç kişiden biriydi:
“Geri bırakılan üç kişiye de…”
Siyer rivayetlerine göre Tebük’e çıkanların sayısı otuz bindi. Otuz bin kişi içindeki üç kişi ne kadardır? Bugün bir askerî komutana:
“Otuz bin kişiden üç kişi eksik kaldı.” deseniz, bunun önemsiz bir sayı olduğunu söyler. Fakat günahın büyüklüğünden dolayı Allah Teâlâ, onlar hakkında kıyamete kadar okunacak ayetler indirmiştir.
Ka‘b bin Malik şöyle der:
“Yeryüzü bütün genişliğine rağmen bana dar geldi. Bunun üzerine amcamın oğlu olan ve insanların bana en sevgilisi bulunan Ebu Katade’nin bahçesine duvardan atlayarak girdim ve şöyle dedim:
‘Ey Ebu Katade! Allah adına sana soruyorum; benim Allah’ı ve Resûlü’nü sevdiğimi biliyor musun?’”
Bu çok ciddi bir meseleydi. İmanından emin olmak istiyordu. İnsanın sahip olduğu en büyük şey olan Allah ve Resûl sevgisini sorguluyordu. Çünkü Allah ve Resûl sevgisi olmadan varlığımızın hiçbir anlamı yoktur.
Ka‘b şöyle der:
“Bana cevap vermedi.”
İkinci kez sordum. Yine cevap vermedi. Üçüncü kez sordum. Yine cevap vermedi.
Ebu Katade radıyallahu anh, onun Allah ve Resûlü’nü sevdiğine şahitlik edemedi. Nasıl etsin?
Sen geri kalanlarla birlikte oturuyorsun; Allah’ın dini yardım bekliyor; Rumların Tebük’te saldırıya hazırlandığı haberleri gelmiş bulunuyor.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem dinin yardımına koşmak için kavurucu sıcakta yola çıkmışken sen oturuyorsun. Bu yüzden ona Allah ve Resûlü sevgisini ispat edemedi. Fakat onu inkâr da etmedi. Sadece şöyle dedi:
“Allah ve Resûlü daha iyi bilir.”
Ka‘b şöyle der:
“Arkamı dönüp gittim ve gözlerimden yaşlar boşandı.”
Buna hakkı vardı. Kendisine insanların en sevgilisi olan kişi, bu büyük hususta ona şahitlik edememişti.
Hazırlan, savaş ehli bir yiğit gibi hazırlan,
Çünkü bu mesele çekişmelerden çok daha büyük bir meydan.
Kuşanacağım onun elbisesini, koruyacağım onu ben,
Mızrak uçlarıyla, kılıçlarla her yerden.
Bırakılır mı hiç yalnız başına bu ümmet böyle,
Küfür kurtları saldırırken dört bir yönden üstüne?
O küfür kurtları durmadan kışkırtıyor yine,
Her diyardan kötülük ehli toplansın diye.
Nerede dinimin hür evlatları, nerede?
Silahla savunsunlar iffetli kadınları tehlikede.
Çünkü zillet içinde yaşamaktansa ölüm daha yücedir,
Bazı utançlar vardır ki hiçbir şey onları silemezdir.