Rubai
Eğer gönlünde aşk olmuşsa onu görebilirsin sevgilin sana kolayca görünebilir. Mutlaka gölgesini görmekle yetin. Görebildiğini de gölgeden başka bir şey sanma.
|Nasruddin Mahmud [Ahi Evren, metailül İman]
Erciyes Üniversitesi, Abdullah Gül Üniversitesi ve Kayseri Üniversitesinden 17 İslami kulübün birlikteliğiyle "Ümmetin Gençleri İftarda Buluşuyor" programımızı gerçekleştirdik. Katkı sağlayan tüm kulüplerimize ve kıymetli misafirlerimize teşekkür ediyoruz.
#erüümmetiftarı
İslami hassasiyet sahibi 16 Üniversite Kulübüyle birlikte düzenlediğimiz "Ümmetin Gençleri Sabah Namazında Buluşuyor " başlıklı sabah namazı buluşmamızı 500'ü aşkın genç kardeşimizle gerçekleştirdik..
Akım dediğin böyle olur!
Kayseri'de üniversite öğrencileri, 16 öğrenci kulübün katılımıyla sabah namazı buluşması düzenlenlendi.
Bu anlamlı akımın tüm üniversite öğrencileri arasında yayılması dileğiyle...
Erciyes, Nuh Naci Yazgan, Kayseri ve Abdullah Gül Üniversite’lerinde okuyan gençlerimizle Hunat Camii’nde sabah namazı sonrası bir araya gelip muhabbet ettik. Bu anlamlı program vesilesiyle Mehmet Emin Han kardeşimize teşekkür ederiz.
#gençlikdeğerlerinikeşfediyor
Her hafta salı günleri 12.04 de Erciyes Üniversitesi Diyanet Gençlik Merkezinde yapılan muhabbetlerin sonuncusunu yapacağız inşaallah. Mehmet Emin HAN'ın anlatılmıyla Beden Dili ve İlmi sima üzerine olacak sohbetimize davetlisiniz.
İslami Camia da ümmet birleşsin birlik olunsun ifadeleri ile ümmetçi görünenler kendi STK veya Cemaatlerinin arka bahçelerinde bir ümmet birliği kurulması hayalinden çıkıp gerçekçi ve yapıcı ümmet şuuru inşa etmek için çabalamalıdır.
#müslümanlarbirleşin
Bir Güneş Doğuyor Kayseride
Akademimiz Hadis, Fıkıh, Tefsir, Ümmet coğrafyası, İslam tarihi, Tebliğde dil ve üslup, Şahsiyet ve Beden Dili Eğitimlerini içermektedir.
Son başvuru tarihi 16 Mayıs(Cuma )
Kontenjanımız Sınırlıdır!
BaşvuruFormumuz:https://t.co/ovbdlo6cBc
Tehlikeli Müslümanlar Olmak Zorundayız!
İslam coğrafyasında kadınlarımızın namusunu, çocuklarımızın canını, erkeklerimizin şerefini, topraklarımızı ve özgürlüğümüzü korumak için tehlikeli Müslümanlar olmak zorundayız.
Rahmetli Aytunç Altındal, Erbakan Hoca ile ilgili anılarını anlatırken 1996 yılında Amerika’ya yaptığı bir seyahatten bahseder. O seyahatte Siyonist İsrail’in güvenliğinden sorumlu JİNSA örgütüne bağlı ajanların kendisine Erbakan’dan uzak durması gerektiğini söylemişlerdi. Aytunç Altındal bunun sebebini sorduğunda ise verdikleri cevap şudur: “Çünkü Erbakan çok tehlikeli bir Müslüman’dır.”
Evet, tehlikeli Müslüman!
Peki, kimin için? Küresel Siyonizm ve emperyalizm için. Peki Neden? Çünkü Erbakan, Siyonizm’in ve emperyalizmin bütün ekonomik sistemlerini yerle bir edecek, bankalarını ve borsalarını başlarına geçirecek, AB’lerini, BM’lerini ve NATO’larını etkisiz kılacak ekonomik, siyasi, askeri ve teknolojik projeler üretmekteydi…
Evet, tehlikeli Müslümanlar olmak zorundayız!
Kimin gibi? İlk karikatürünü hücrede çizmeye başlayan ve öldürüldüğü güne kadar İsrail’in ve işbirlikçi Arap rejimlerinin bağrına kırk bin füze yollar gibi tam kırk bin karikatür çizen Naci el-Ali gibi. Çizdiği sırtı dönük Hanzala karakteri için, “O hep on yaşındadır. Çünkü ben de on yaşında sürgün edildim Filistin’den” diyen Naci el-Ali de Siyonizm için tehlikelidir. Çünkü o, “Haklarını talep eden herkes, güçlülerin gözünde bir tehdittir” diyerek bir kalem ve bir kâğıtla emperyalizmin milyar dolarlar harcadığı sanat ve kültürünü yerle bir edecek ve Filistin davasını tek başına 57 İslam ülkelisinden daha etkili bir şekilde savunabilecek bir güce sahipti.
Tehlikeli Müslümanlar olmak zorundayız!
Tıpkı bundan elli yıl önce çektiği “Çağrı” ve “Çöl Aslanı” filmleriyle yüz binlerce vaaz ve nasihatten daha etkili bir tebliğ gerçekleştiren Mustafa Akkad gibi. Evet, o da Siyonizm için tehlikeliydi. Çünkü o çektiği filmlerle emperyalizmin Hollywood ve Warner Bros film sektörünün canına ot tıkayabilecek bir güce sahipti. Bombalı saldırıda can vermeden önce en büyük hayalinin Selahaddin Eyyubi ve Fatih Sultan Mehmet’in hayatlarını çekmek olduğunu söylemişti. Onu Siyonizm’in gözünde tehlikeli kılan şey ise; “Sinema silahını kuşanmak Müslümanlar için son şanstır” diyerek kamerasının namlusunu Batı medeniyetinin tam alnına doğrultmasıydı…
Tehlikeli Müslümanlar olmak zorundayız!
Tıpkı İsrail eski Savunma Bakanı Moşe Dayan’ın, “Filistinli şairlerin şiirleri bizim için on suikasttan daha yıkıcı ve tehlikelidir” sözünde olduğu gibi yazdığı şiirler ve yaptığı akademik çalışmalarla Siyonist İsrail’i tehdit eden ve 2023 yılında Gazze’de kardeşleri ve üç çocuğu ile birlikte katledilen şair ve akademisyen Prof. Dr. Rıfat el-Arir gibi… Oda Siyonist İsrail için tehlikeliydi. Çünkü o, bir yandan şiirleriyle bir yandan da kuruculuğunu yaptığı “Biz Sayı Değiliz” hareketiyle her kelimesini bir kurşun gibi Siyonist İsrail’in kalbine sıkıyordu. İsrail bombardımanına hedef olmadan önce, “Evimdeki en tehlikeli şey bir kalem. Ve ölmeden önce yapabileceğim son şey de olsa onu mutlaka İsrail askerlerine fırlatacağım” diyecek kadar güçlüydü…
Tehlikeli Müslümanlar olmak zorundayız!
“İslâm korkakların değil cesur ve atılgan Müslümanların omuzlarında yükselecektir” diyerek tüm Avrupa’ya kafa tutan Aliya İzzetbegoviç gibi, “Eğer direnişe silahla destek olamazsam kalemim ve mürekkebim direniş yolunda silahımdır” diyen yoldaki mühendis Abdullah Galib Bergusi gibi ve emperyalizmin tüm sahte kahramanlarını çöpe çeviren Ebu Ubeyde gibi…
Evet, sanatta, sinemada, şiirde, siyasette, ekonomide, teknolojide, akademide ve her alanda Siyonizm’e karşı tehlikeli ve güçlü Müslümanlar olmak zorundayız ki, kadınlarımız ve çocuklarımız katledilmesin. İzzet ve şerefimiz yerle bir edilmesin. İffetimiz kirletilmesin. Topraklarımız işgal edilmesin.
Dr. Abdulaziz KIRANŞAL
Müslüman Şahsiyet Akademisi
https://t.co/Kd3EO8RAna
LUCİFERİANİZM
Abdurrahman Dilipak
26.10.2024
Ülkemizde, bölgemizde ve dünyada olan olaylara bakınca, şeytanın son zamanlarda fazla mesai yaptığını söylemek sürpriz olmasa gerek. Sinan Ateş, Narin, Sıla derken nerelere geldik. Hastanelerde öldürülen bebekler, Fetullah Gülen’in ölümü ardından Bahçelinin açıklaması derken TUSAŞ yönelik terör saldırısı…
İnsanlar yarın endişesine kapılmaya başladı. Sosyal medyaya erişim yasağı geldi. İnsanlar olağanüstü hal, sokağa çıkma yasağı getirilmesinden korkuyorlar. Peki, bu olaylar böyle devam ederse ne olur, onun cevabını arıyor birçok kişi. Ve bir yandan da insanlar şeytana tapmaya başladılar. VIP ve CIP birçok kişi şeytana tapıyor, pedefoli ve kan içici. Bugün bu işin, din, mitolojideki yerini yazacağım.
Eskiden yok idi, iş bu tanım yeni çıktı. Şeytan, Satan, Melek-i Tavus, Azazil, İblis, hepsi aynı kişiden söz etse de onun farklı anlamlara gelen farklı yüzlerine işaret eder.
Şeytan farklı din, geleneklerde farklı isimlerle de anılır. Mesela, Diaboli", "Belial", "Mephisto" ya da "Lucifer", "Satana", eski Türkçede "Yek" ya da 'Albız 'olarak geçer. Yahudilikte "Samael" olarak geçer. Ayrıca Satan, Zohak, Satir, Devil, Beelzebub, Nefilim, Ehriman, bunlardan bazılarıdır.
Bu Tanrıları birbirinden ayıran farklı öncelikleri vardı. Devil “iftiracı”, iblis “ümitsizlik aşılayan”, demon “kötü nefs”, Azazel “Tanrının kuvvet verdiği mühlet verdiği”, Belial “Faydasız, Malayani, boş işler peşinde koşturan”, Baal-zebub “uçan varlıklar kıralı”, Lucifer “ışık taşıyıcı”, Mastima “suçlayıcı”, Şamael “Tanrının zehiri”, Mephistopheles “yok edici/yalancı”, Şemyaza “güç sahibi” demek.
Latinler Lucifer’e yani. "Karanlıkların Efendisi"ne "Diaboli" dedi, İspanyollar Diablo”, Yunanlar "Diabolos" Beelzebub" (Sinek Kral), "Belial", "Mephisto" ya da "Lucifer", Rusçada "Satana", Kur’an-ı Kerim’de “Azazil” olarak geçer. Hindler “Ehrimen” der. Şeytan, Satan, Lucifer, İblis, Eden, Azazil, Evil, Devil, Hades, Hannas, Daevas sahte tanrı, Mara öldürücü, Ravana , Hindu mitolojisinde Lanka'nın efsanevi çok başlı şeytan kralıdır. 10 kafası ve 20 koluyla dilediği şekle dönüşebilirdi. Ne derseniz deyin, kim ona ne isim verirse versin, ne anlam yüklerse yüklesin aynı şeytandan söz ediyoruz.
Mesela bizdeki Ezdi’lere göre, “Melek-i Tavus”, insanların imtihanı için onları denemek üzere gönderilen bir melektir. Nasıl Azrail can almaktan dolayı sorumlu tutulamazsa, Melek-i Tavus da bu görevinden dolayı sorumlu tutulamaz, onun kendilerini sınarken çok zorlamaması için onu da anlam ve selamlamak gerekir.
Luciferianizmde tanım çok daha farklı. Tanrı insanı ve cinleri yarattı, onları cennet vaadi ve cehennem korkusu ile yanına alarak, aslında kendisi de bir tanrı olan şeytanı kıskandığı için onu kötüledi ve insanların ve Cinlerin yardımı ile onu farklı bir boyuta hapsetti. Oysa o insanlara yeryüzünde bir cennet ve ebedi bir hayat vaat ediyordu. O cehennem olsun istemiyordu. Ona göre, ayıp, günah, suç da olmamalı idi. İnsan tanrılaşma yolunda evrilirken, bu duygularını sanal alemde gerçekmiş gibi deneyimleyebilirdi. Zengin-Fakir de olmayacak, ama sisteme uyum performansına göre, aynı şeyleri farklı boyutlarla deneyimleyebilecekti. Mülkiyet ve paranın olmadığı bir dünya bugün GlobalReset’te, MetaVerse alemini ya da LucidDream ve Astrol yolculuğu hatırlatıyor. TransHumanizm projesinde de ölüm yok.
Bugün bizim Pedefolik Satanistler olarak tanımladığımız topluluklar aslında bu yeni Lüciferianizmin ilk örnekleridir. “Uluslararası Sistem” dedikleri. Aslında bu hedefe doğru yürümenin bir adıdır. Bu yoldan yürüyerek “Tek dünya, tek aile ve tek gelecek”e (One Earth, One Family, One Future) uzanacaklar. O gün Tek devlet ve tek para olacak, Mülkiyet olmayacak Suç, günah, ayıp, haram olmayacak. NeuraLink ile insanların hepsi aynı sistemin bir parçası olacaklar. Aslında “Dijitalizm” dedikleri, bu NeuraLink, Nesnelerarası iletişim, 5-6G, StarLink, Endüstri 4.0, Human 2.0, Humanoid, Avatar, Klonoid, Siborg, MetaVerse’den oluşan bir dünyanın alt ideolojilerden biri.
Biz bu yolculuğa “Yerli ve Milli” sloganları ile çıktık. Lokalleşme, yerelleşme, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve özerkleşmesi. Önce atomize edilmemiz, ayrıştırılmamız gerekiyordu. Coğrafi markalar ve işaretler üretildi. Bir yandan da uluslararası standartlar, kodlar üretiliyordu tabi. Sonra Glokalist olduk, yerelden evrensele geçtik. Yerel kültür ve markalar evrensel kültürü oluşturacak, evrensel markalara dönüştürülecekti. Bunun içinde evrensel normlar, standartlar ve fonlar gerekli idi. Atomizasyondan Nötralizasyona geçtik. Rekabet şartlari, Moda, media ve sinama, Tv üzerinden “çok kültürlü dünya”da hızlı ve sert bir rekabet başladı. Herşey emek, navlun, kredi, hammadde, enerji maliyetlerine bağlı idi. Ve 3. Aşamaya geçildi. Globalizm.. Sosyal media bilgi toplumuna geçişin lokomotifi olacak diye beklerken, herkes agnostik oldu. İnsanlar, neye ve kime inanacaklarını şaşırırken, bir yandan de geleneksel inanç ve hayat tarzından hızla uzaklaştılar. İnsanlar, din, ahlak, gelenekten v e biyolojik cinsiyetler dinden bağımsız bir GENOM a dönüşmüştü.
Porno, Feminizm, Toplumsal cinsiyet, 5G, Nesnelerarası iletişim ve İnsanın nesneleşmesi ve din, ahlak, gelenek ve biyolojik cinsiyetten bağ��msız, GENDER diye tanımlanan bir GENOM’a dönüştürülmesi projesi de bu Şeytani oyunun bir parçası. İklim krizi, Karbon ayak izi, Modern tefecilik, sınırları aşmak, Kültürel çürüme, cinsiyetsizleştirme, kısırlaştırma, vasayat, rüşvet, nefret suçu yasaları, aslı hepsi bir yerde bir şekilde Şeytanla ilgili, ilişkili. Ama hemen hatırlatalım ki, Şeytan’ın varlığı günah işlememizin bahanesi değildir. Evet Şeytan da Allah’ın iradesi içindedir ama biz Allah’ın rızasını aramalı ve ona tabi olmalıyız.
📷 3 ayrı9 imaj için bakınız https://t.co/5h8Mvksmqt
Yukarıda Siyonist bir politikacı ve sözlerini ve modern Satanistler tarafından kullanılan Lucifer sembolünün bir versiyonunu görüyorsunuz. G.Geefs’in bir eseri olan Lucifer heykeli günümüzde Belçika’nın Liege kentindeki St. Paul Katedralindedir. Mabed’de Lucifer’in yeri ne derseniz, Kiliselerde genellikle Şeytan ve/veya İblis’i tanımlamak için kullanılır. Onlara göre Lucifer “cehennem’in efendisi”dir, “Şeytan” ise sadece onun hizmetindeki bir görevlidir. "Gün Yıldızı" ya da "Sabah Yıldızı" olarak bahsedilen gezegenin ve o gezegenin meleğinin Latincedeki adıdır.
Ansiklopedilere baktığınızda onlar hakkında şöyle bir tanım göreceksiniz: “Lusiferizm, Lucifer'e atfedilen özelliklere saygı duyan bir inanç sistemidir. Luciferianlar genellikle Lucifer'e şeytan olarak değil, yok edici, koruyucu, kurtarıcı, ışık getiren ve/veya karanlığa rehberlik eden bir ruh olarak, hatta Yehova'nın aksine gerçek tanrı olarak saygı gösterirler. “Luciferianlar”ın bir grubu olan Neo-Luciferian Kilisesi'ndekiler Gnostisizm’den etkilenmiştir”. Olimpiyat’lar, Aydınlanma felsefesi, Eğitimin logosundaki meşale, hepsi aslında bu konuyla ilgilidir. Şeytan ademoğlunu “yeryüzünde bir cennet ve ebedi hayat yaşayacakları bir dünya” hakkındaki yalan bilgisi ile aldatmıştı. İlginç değil mi? İşte geldiğimiz yer!? “Mor derili Kadın Lilith” de bu konuyla ilgili. Feminizm de aynı Yahudi mitolojisinin bir karakteri değil mi? Leyla, sadece bir aşk hikayesinin kahramanı değil. Ya da “Mor çatı” sadece bir dernek ad�� değil!
İsrail’in 6. Başbakanı Menahem Begin, Bir çok Siyonist Yahudi gibi şuna inanıyor: “bizim ırkımız üstün bir ırktır. Bizler bu gezegendeki kutsal varlıklarız. Aslında bizim ırkımızla karşılaştırıldığında diğer ırklar hayvan gibidir ve en iyi ihtimalle kurbanlık bir sığırdır”. Bunları 1982’de Knesset deki konuşmasında söylemiş. Evet, zalimler, bu satanist, pedefolik Siyonistler, hayvan gibi hatta ondan da aşağı “Belhum adal” olabilir, ama tüm insanlığa karşı düşman bir ideolojiyi, inancı meşru görmek mümkün değildir. Bu gün Siyonistler buna inanıyorlar. Bu Allah’ın dini değil, Şeytana iman edenlerin, ins’in ve cin’nin şeytanlarının inancıdır. Bu konuyu onun için bugünkü yazım için konu seçtim. “Sınır tanımayan bir kötülük”ten söz ediyorlar. 10 Emir’deki “öldürmeyeceksin” emrini görmezden geliyorlar. Komşuluk hukukunu da dikkate almıyorlar.
Bakın Katolik kiliselerinde “Demonnizm”, “L’exorcisme” bölümleri vardır. Şeytanla yüzleşme ve cin çıkartma işi ile meşgul olanlar. Bu konu Masonlarla da ilgili. Tapınak Şovalyeleri de, Hz. Süleyman zamanında Mabedin İnşasında çalışan bukağılı Şeytan ve Cinlerle ilgiliydiler, Babil sürgününde yaşanan Harut ve Marut olayı da bu konuyla ilgiliydi. Birileri Şeytanları kullanmak isterken, Şeytan onları esir aldı.
Uluslararası sistemin peşine takılanların bu politikaları, politik pragmatizmin zirvesi olan oportünist bir politika. Algı yöneterek, hayal tacirliği ile zaman kazanayım derken aslında zaman kaybediyorlar. Stalin de, Hitler de halkı böyle peşinden sürüklemişti. İktidar oldular, ama sonları kendileri için de halkları için de, insanlık içinde hüsran oldu. Bu popülizm politikaları, toplum mühendisliğine soyunan, artırılmış sanal gerçeklik ve kitlesel illizyonlarla algı operasyonlarını kendileri için bir çözüm olanlar da kendileri ile birlikte ülkelerini bitirecek gibi gözüküyor, tüm dünyada. Ülkemizde de, Amerika’da da, İran da, Arab dünyasında, İsrail’de yaşanan da bu değil mi? GlobalReset böyle bir şey değil mi?
Başta söylemiştik, Latincede "Lucifer" kelimesi "Işık Getiren" (lüx,"ışık", ferre, "getirmek") demek. Aynı zamanda bu isim "Sabah Yıldızı"na yani Venüs’e verilen isimdir. Size daha ilginç bir bilgi daha; Venüs aslında Yunan mitolojisinde aşk tanrıçası Afrodit’dir.. 2 Afrodit vardır, bunlardan biri, "beden aşkı"nı diğeri platonik aşkı, manevi aşkı ifade eder.. Venüs’ün Roma mitolojisindeki ismi “Venüs”, Etrüsk mitolojisindeki ismi “Turan”dır. (“Turan” bizde Etrüsk mitolojisinden tamamen ayrı bir anlamda erkek adıdır. Türk dünyasında ise “Türk dünyasının birliği”ni ifade eder, adeta bir “Kızılelma”dır!)
Dini metinlerde anlatılan anlatılan şekliyle, “… Lucifer cennette iken kibrine ve hırsına yenik düştü. insan oğlunu kıskandı ve ona itaat etmeyeceğini söyleyerek, Tanrılığa özendi. Lanetlendi ve Cennetten kovuldu. İslam geleneğinde ve “Elestü bezmi” / “Galu bela zamanı” başlığı altında anlatılır. Yahudi metinlerinde ise bu dönem şöyle anlatılır: “Seni ‘Tanrı’nın dağı’ndan men ettim’ ve seni ‘bekçilik ettiğin ateş tarlaları’ndan sürgün ettim. Güzelliğin yüzünden için kibirle doldu ve bilgeliğini kendi ünün için harcadın. Seni içine hapsettiğim ateşle beraber dünyaya attım. Seni takip edenlerle beraber sonunuz ateşler içinde küle dönecek. Çok feci bir sona geldin." Bundan sonra da Şeytan cennetten kovuldu. Ve başımıza bela oldu. Ve düşman olduğu kimi Ademoğulları tarafından maalesef İlah ve Rab kabul edildi. Biz elhamdülillah Müslümanlardanız ve her işimize besmele ile başlar, taşlanmış Şeytanın şerrinden Allaha sığınırız.
Selam ve dua ile.
Fikret Hocam GİMDES hakkındaki ifadelerini şimdi gördüm. Tam bir fecaat, rezalet, skandal.
Hocam evvela konuştuğun kurum hakkında ya yeterli bilgiye sahip olacaksın ya da mevcut bilgin neyse haddi aşmadan mevzuyu karikatürize etmeden konuşacaksın. Kurum hakkındaki ifadelerin neredeyse iftira düzeyinde ve kurumun çalışma usulüne dair hiçbir şey bilmiyorsun.
Şahsen GİMDES'in Denetçi eğitimlerine katılmış, standartları, çalışma prensipleri ve usulüne dair teorik ve pratik eğitim almış ayrıca bir dönem de aktif olarak denetimlere katılarak sertifikalama faaliyetlerinde rol almış biriyim. Kurum temsilcisi olarak değilim ama bu garip sözleri duyup vefa gereği müdahale etme ihtiyacı hissettim.
1. Ayran kısaca sütün mayalanmasıyla elde edilen bir ürün, ülkemizde domuz şırdanı kullanılarak mayalama yapılıyor. Sığır şırdanı vb mayalar kullananlar da bu mayaların ekserisini yurtdışından alıyor, yurtdışında hayvan kesimlerinin İslami usulllere göre yapılmadığı malum. "Ya ayran içsen haram olacak nerdeyse" diye karikatürize etmeye çalıştığınız vaka küçümsediğiniz gibi değil.
2. GİMDES sertifika verdiği hiçbir ürünü bu helaldir, bu haramdır diye ayırmaz. "Helal Sertifikalı Ürün" "Sertifikasız Ürün ya da Şüpheli Ürün" olarak değerlendirir. Yani GİMDES helal haram belirlemez, her kurumun olduğu gibi GİMDES'in de Standartları vardır. Bu standartlarda neredeyse her şeye sertifika verebilmektedir. GİMDES Helal hassasiyeti konusunda ilgililere standartları doğrultusunda garanti verir. Yani garantör bir rol üstlenir. Bu kapsamda lojistik firmasına dahi GİMDES sertifika verir. Gıda, kozmetik, temizlik vb pek çok alanda özel standartları vardır. GİMDES logosunu gördüğünüzde ürün ve hizmetin o standartları taşıdığını görürsünüz. Ayrıca küçümseyerek anlatıp örnek verdiğin ıslak mendil vb ürünlerin proseslerinde ne var nasıl üretiliyor eminim bu bilgiye sahip değilsin ve küçümsüyorsun. Bu gibi ürünlere kanserojen pek çok madde giriyor. Her neyse uzamasın.
3. GİMDES dini oyuncak edip cılkını çıkartmak için değil bilakis modern kapitalist seküler ne mal olduğu belli olmayan devletlerde Müslümanların yeyip içtikleri temizlendikleri ürünler üzerinde zannı galipleri artsın, her şeyin endüstiriye dönüştüğü dünyada helal haram hassasiyeti daha rahat yaşansın diye faaliyet yürüten bir kurumdur. Bünyesinde Türkiye'nin önemli ve değerli hocalarıyla oluşturduğu bir FIKIH HEYETİ vardır. (Heyetteki hocaların adını yorumlarda vereceğim.)
4. Videonun 50ç saniyesinde GİMDES'e büyük bir iftira atıyorsun. GİMDES hiçbir zaman bizim size saydıklarımız dışında haramdır dememiştir, demez, diyemez. Eğitimlerinde eşyada aslolanın ibaha olduğunu, emir ve nehiylerle ancak bir şeyin yenilmesi, kullanılmasını yasak olacağını anlatır. Neden iftira ediyorsun? Neden bu şekilde abartılı bir üslup kullanıyorsun? Ekranın şehvetine kapılmayasın aman ha!
5. Bu adamlar helalin haramın ne anlama geldiğini bilmiyorlar diyerek büyük bir camiayı ve seni katlayıp üst üste koyacak hocaları hedef alıyorsun. Kurum hakkındaki cehaletin seni böyle büyük ve hadsiz ifadeler kullanmaya sevk ediyor. Yazık.
6. Saçma sapan bir kasap örneği veriyorsun ve algı yapıyorsun. Türkiye'de koca koca markalar giyotinle kesim yapıyordu, koca koca firmaların elle kesim yapan kasapları arasında ateistler inançsızlar vardı. Kasapların pek çoğu namaz kılmıyor vb sıkıntılar mevcut. GİMDES ya da hiçbir Mmüslüman yeyip içtiğimiz şeylerde klinik analiz yapmalıyız demiyor zaten, konuyu böylesine abartıp sunman sözün şehvetinden başka bir şey değil.
7. GİMDES, denetleyip standartların ıuygulattığı ve sonunda sertifika verdiği kurumla arasında günün sonunda bir yemin metni imzalar ve kurum temsilcisi de GİMDES görevlisi de Allah adına yemin ederek üretilen şeyin dört mezhep içinde fıkhi ölçülerle GİMDES standartlarında olduğuna yemin eder. Neticede GİMDES sertifka verdiği hiçbir ürüne Helal demez, zannı galiple ve edilen yeminlerle şahitlik yaptığını beyan eder.
8. Konuşmanın geri kalanında GİMDES'in külliyyen yanlış bir sunum yaptığını söylüyorsun. Çok açık söyleyeyim yetersiz bilginle, cahilane tavrınla bir kuruma buhtanda bulunuyorsun. Külliyyen yanlış dediğin şeyin cüzünden bile haberin yok. Bazı konularda güzel işler çıkarıyorsun ama bu videon tam bir rezillik. Yaptığın bu rezil videoyu silmeli ve kurumdan özür dilemelisin.
9. Ayrıca bir söz uydurup GİMDES Hadisine mi uyuyorsunuz diyorsun. Bu çok terbiyesizce bir şey. Bir ilim talebesi olduğunu, ilimle iştiğal ettiğini ve hassasiyet sahibi Müslümanlara hitap ettiğini unutma. Bu ne biçim bir üslup. Birçok ilim sahibi hocamızın denetiminde fetvalarıyla adım atan iş üreten ve Müslümanlara hizmet eden bir kurumu bu şekilde aşağılamana müsaade edemem.
10. Son olarak, bozuk üslubun, hakkında bilgin olmadan konuşarak iftira attığın, karikatürize ederek küçümsediğin bu üslubunu terk etmeni, bu rezalet videoyu kaldırmanı, GİMDES'ten özür dilemeni ve bir ilim talebesine yakışmayacak bu kötü üslubu terk etmeni tavsiye ederim. @fikretcetinorg
11. GİMDES'e dair daha pek çok şey söyleyebilirim ama çok uzadı. Bu kadarı yeterli gelecektir. Açıp detaylandırmamı istediğiniz bir husus olursa yorumlardan ya da dm den yazabilirsiniz.