Sabah 08.10’da, hapishanede, mahkeme heyetinin İBB duruşmasına katılmamı engelleyen keyfî kararı tarafıma bildirildi.
Benim ismimle kurulan iddianamenin görüşüldüğü mahkemeye katılmamın engellenmesi çok ağır bir hak ihlalidir, düşman hukukunun zirvesidir.
Mahkeme iddianamede en fazla suç isnat edilen kişilerin ve avukatlarının savunmalarını kısıtlamakta, yok saymaktadır.
Bu durum, “asrın hukuksuzluğu” İBB davasının tümüyle çökmüş, bir yargısız infaz yığınına döndüğünün ispatıdır.
Dava açıldıktan sonra doğal yargıç ilkesi hiçe sayılarak dizayn edilen, bu sebeple bağımsızlığı ve tarafsızlığından asla söz edilemeyecek mahkeme heyeti, bugün itibarıyla görünürde bile olsa yargılama faaliyetinden tümden vazgeçmiştir.
Bu hukuksuzluğu ifşa ediyorum. Milletimiz duysun.
Danimarkalı gazeteciden NATO Genel Sekreteri Rutte'ye soğuk duş:
"Trump, Grönland'ı işgal etmekten, İspanya'ya saldırmaktan bahsederken siz de yanında oturuyorsunuz.
Orada oturup hiçbir şey söylemediğinizde kendinize olan saygınızı yitiriyor musunuz?"
AB Türkiye Raportörü Nacho Sánchez Amor, Silivri'de açıklama yaptı:
"AK Parti, belediye başkanı adayları ile yapamadığı şeyi, yani Ekrem İmamoğlu'nu yenmeyi, şu anda savcılarla ve yargıçlarla yapmaya çalışıyor."
Almanya’nın en çok takdir ettiğim çalışan haklarından biriydi. Kaldırılmasını geçtim önce bütün Avrupa’ya sonra da bütün Dünya’ya yayılmasını isterdim.
Şunu anlamıyoruz, biz köle veya robot değiliz. Bütün bir yıl boyunca durmadan çalışmak normal bir şey değil.
Başım ağrıdığında, o gün midem bulanıyorsa veya sadece moralim bozuksa ve mental olarak çalışmak bünyemi/zihnimi zorlayacaksa o gün çalışmama özgürlüğüm olmalı ya.
Böyle bir hakkımızın olmaması bana çok üzücü geliyor.
Çorumlu Alevi bir işçi ailesinin çocuğu olarak, Madımak Katliamı'nın yıl dönümünde gözaltına alınacağını bilerek ülkeye döndü. Al sana 'ofansif mizah' Cemile!
İnsanları diri diri yakan katliam hükümlülerini cumhurbaşkanlığı affıyla salıvermek Alevilerin dini değerlerini aşağılamak, adalete olan inancını sarsmak değil ama bir komedyenin mizahı suç sayılabiliyor. #DenizGöktaşYalnızDeğildir
6 yaşındaki H.K.G’yi, 29 yaşındaki mürit Kadir İstekli ile evlendirdiler. Tarikat dışına çıkarılmayan çocuk 7 yaşından itibaren cinsel istimara maruz bırakıldı. Çocuğa yıllarca bunun oyun olduğunu söylediler. H.K.G. bunu bütün kız çocuklarının yaşadığını zannediyordu. 14 yaşında annesinin götürdüğü doktor istismarı fark etti, polise haber verdi. Tarikat kemik yaşı testine 22 yaşındaki kadını soktu. Sapıklar kurtarıldı. 17 yaşında götürüldüğü
psikiyatrist ‘Sana 7 yaşından beri tecavüz etmiş’ dedi. H.K.G. Kadir İstekli’yi konuşturup istismarı itiraf ettirdi ve konuşmayı kaydetti. Bu kayıtla savcılığa suç duyurusunda bulundu. İki yıl dava açılmadı. Sapıklar medreselerde çocukların yanındaydı. H.K.G.’yi çok tehdit ettiler, şikayetini geri almaya zorladılar. Ama bir adım geri atmadı. Davasında direndi. Bizim haberimizden sonra kadın örgütlerinin, baroların mücadelesiyle davada baba Yusuf Ziya Gümüşel 19 yıl, Kadir İstekli 30 yıl hapis cezası aldı. Yeni Şafak, Akit, Cübbeli Ahmet bu sapıkları savunup H.K.G.’ye iftiralar attı. Suçlu bulunan Yusuf Ziya Gümüşel serbest bırakıldı.
Şimdi sapıklar ve onları savunanlar kutlama yapıyor. Yazıklar olsun.
Adamın tüm yol arkadaşları cezaevinde. Sadece şunu bilin. Aşağıdaki isimlerin hiç birisi 1 gün dahi cezaevinde olmamalı idi. Tutuklu olmaları için tek sebep yok.
🇬🇧 Statement on the developments affecting CHP in Türkiye
🇪🇸 Declaración sobre los acontecimientos que afectan al CHP en Turquía
🇫🇷 Déclaration sur les développements concernant le CHP en Turquie
Konuşulmayan bir konu daha var.
CHP 2018 Tüzüğü'ne döndü. 2018 Tüzüğü'nde kurultayın 2 yılda bir toplanacağı en fazla 1 sene erteleme yapılabileceği yazıyor.
37. Kurultay 28-29 Mart 2020'de yapıldı. İptal edilen kurultay ( 4-5 Kasım 2023 ) dahi 3 sene sınırını aştı.
Eğer konu PM kararı veya imza toplamak vs. suretiyle kurultay toplamaksa bunlara zaten gerek yok.
Kılıçdaroğlu mevcut süreleri halihazırda aştığı için "45 GÜN DEĞİL, 30 GÜN İÇİNDE" kurultay toplamak zorundadır.
Yüksek Seçim Kurulu Sn. Özgür Özel’in mazbatasını iptal ETMEDİ.
Sn. Kılıçdaroğlu’na Genel Başkanlık mazbatası VERMEDİ.
YSK bu konudaki TEK yetkili makam.
CHP kurultayının iptali meselesinde ortaya çıkan tablo artık çok daha net görülüyor.
Bir taraftan
“kurultay iptal edildi, yönetim değişti”
algısı oluşturulmaya çalışılıyor.
Ama ortadaki resmi belgeler başka bir şey söylüyor.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın siyasi parti sicil kayıtlarında Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı olarak hâlâ Özgür Özel görünüyor.
YSK kayıtlarında da
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı olarak hâlâ Özgür Özel görünüyor.
Mevcut yönetimin mazbatası duruyor.
Yani seçim hukukunda en önemli belge olan mazbata geri alınmış değil.
İptal edilmiş değil.
Yerine başka bir isim adına yeni mazbata düzenlenmiş değil.
Üstelik YSK’nın resmi yazısında çok açık bir ifade var:
“Kurulumuzun Anayasa ve yasalar gereği mahkeme kararlarını uygulamak gibi bir görevi ve yetkisi bulunmamaktadır.”
Yani halkın anlayacağı şekilde konuşalım:
Ortada tartışılan bir mahkeme kararı olabilir.
Ama seçim hukukunda bir yönetimin değişmesi için resmi kayıtların değişmesi gerekir.
Mazbatanın iptal edilmesi gerekir.
Yeni mazbata düzenlenmesi gerekir.
Bunların hiçbiri yapılmadan,
“CHP yönetimi değişti” demek hukuken de siyaseten de havada kalır.
Çünkü seçim hukukunda esas olan yorum değil,
resmi kayıttır.
Yetkiyi belirleyen şey dedikodu değil,
mazbatadır.
Bugün görünen gerçek şudur:
YSK kayıtlarında değişiklik yok.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı kayıtlarında değişiklik yok.
Mazbata iptali yok.
Yeni mazbata yok.
O halde ortaya çıkan bu tartışmanın temelinde hukuki belirsizlik olduğu açıktır.
Bu mesele sadece CHP’nin iç meselesi değildir.
Bu mesele;
demokratik siyasetin nasıl işleyeceğiyle ilgilidir.
Çünkü bir siyasi partinin kurultay iradesi,
delegelerin oyuyla oluşur.
Eğer seçim kurullarının verdiği mazbatalar yok sayılarak,
mahkeme koridorlarında siyasi sonuç üretilmeye çalışılırsa,
yarın hiçbir partinin kongresi,
hiçbir seçimin sonucu,
hiçbir demokratik irade güvende olmaz.
Mesele tam da budur.
Sandıkla gelen iradenin,
hukuki tartışmalar üzerinden etkisiz hale getirilmek istenmesidir.
Ama unutulmamalıdır:
Cumhuriyet Halk Partisi’nin geleceğine;
kapalı kapılar ardında yapılan hesaplar değil,
delegeler,
partililer
ve millet karar verir.
CHP sahipsiz değildir.
Millet iradesi de sahipsiz değildir.